banner15

QIZ: Nitelikli Sanayi Bölgeleri ve Israil’in Ekonomik Entegrasyonu

QIZ modeli, ekonomik bir anlaşma gibi görünmesine rağmen; daha ziyade önemli siyasi sonuçları olan ve stratejik işbirliğini gerektiren üçlü bir ittifaktır. Bölgesel ticareti geliştirerek Ortadoğu’daki barış sürecine katkı sağlama iddiasıyla oluşturulan

QIZ: Nitelikli Sanayi Bölgeleri ve Israil’in Ekonomik Entegrasyonu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MUSTAFA EĞİLLİ

 

  • Giriş
  • QIZ: Nitelikli Sanayi Bölgeleri
  • QIZ Kapsamında Ürdün-İsrail-ABD Anlaşması
  • QIZ Kapsamında Mısır-İsrail-ABD Anlaşması

  • Mısır’da QIZ Tartışmaları
  •  Türkiye-İsrail-ABD QIZ Belirlemesi

  • Türkiye ABD QIZ’inde İhtilaf Noktaları
  • Türkiye’nin Filistin, Ürdün ve Mısır QIZ’lerine İlgisi
  • Filistin, Türkiye Ve İsrail Ekonomik İşbirliği İçin
  • İsrail’in Ekonomik Entegrasyonu
  • QIZ’in Barış Sürecine Etkisi
  • Sonuç

 

Giriş:

 

İsrail’in Ekonomik Durumu

 

İsrail, Filistin toprakları üzerinde 1948’de bir devlet olarak kurulduğu andan itibaren, komşularıyla giriştiği savaşlardan ve işgalci bir devlet olmasından dolayı 50 yılı aşkın bir süre boyunca hep meşruiyet sorunu yaşamıştır. Bu meşruiyet sorunu İsrail’in uluslararası ilişkilerde ciddi siyasal problemler yaşamasına ve ekonomik anlamda bölgeden soyutlanmasına sebep olmuştur.

 

Bu nedenle İsrail, ticarî işbirliği hedefini ağırlıklı olarak Amerika ve Avrupa ülkelerine yöneltmiştir. İsrail ekonomisinde 1980’li yıllarda yaşanan durgunluktan sonra, 1990’lı yıllarda hızlı büyüme gözlenmiş; eski SSCB’den gelen göçler ile Ortadoğu barış sürecinde sağlanan görece olumlu gelişmeler sonucu, 1990’lı yıllarda İsrail ekonomisi ortalama yüzde 4,8 büyümüştür.

 

İsrail’de, son yıllarda sıkı para politikaları uygulanmakta, para politikalarının temelini ise yurt içi ve dışı faiz oranları arasındaki fark dikkate alınarak enflasyon hedefinin belirlenmesi oluşturmaktadır. 1990’lı yılların başında yüzde 15’ler civarında olan enflasyon 1999 yılında yüzde 1,3’e düşmüştür. Kişi başına düşen millî gelir 1986 yılında 8 bin dolar civarındayken, 2002 yılına gelindiğinde bu rakam 17 bin dolara ulaşmıştır.

 

1948 yılından itibaren İsrail’e karşı “Arap Boykotu” (Mukataa) başlatılmıştır. Arap ülkeleri, İsrail menşeli ürün ve hizmet ithalatını engellemiş; İsrail’in askerî ve ekonomik gelişimine katkısı olan firmalarla iş ilişkisi kurulmasını yasaklamıştır.

 

Arap ülkeleri ile ticaret yapan ülkelerin İsrail ile ticaret yapmaları da engellenmeye çalışılmıştır. Arap ülkeleri tarafından İsrail’e uygulanan bu boykot, Orta Doğu Barış Süreci’nin başlangıcı addedilen, 1991 Madrid Konferansı sonrasında kısmen kalkmış, Aksa İntifadası’ndan sonra Arap ülkeleri arasında tekrar uygulanmış, son olarak 8 Şubat 2005 tarihinde yapılan Şermu’ş-Şeyh zirvesinde alınan kararlarla bu boykot büyük ölçüde delinmiştir.

 

Amerika, İsrail’in Arap komşularıyla ekonomik ilişkilerini geliştirmesini teşvik amacıyla birtakım girişimlerde bulunmuştur. Bu girişimler sonucu Kazablanka (1994), Amman (1995), Kahire (1996) ve Doha (1997) Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ekonomi Zirveleri düzenlenmiştir. 21 Haziran 2003 tarihinde Dünya Ekonomik Forumu (DEF) Ürdün’de toplanmış, toplantının ana gündem maddesini Arap-İsrail ekonomik ilişkilerinin normalleştirilmesi oluşturmuştur. “Yol Haritası Planı”nın ekonomik boyutu olarak işlev gören DEF’in bu toplantısında Arap-İsrail Serbest Ticaret Bölgesi Girişimi, Arap İş Konseyi, Su Konseyi, Kadınlar Girişimi ve Eğitim Konseyi gibi ABD’nin bölgeyle ilgili hedeflerini gerçekleştirecek çeşitli girişimler ortaya konmuştur. Neticede söz konusu girişimler, İsrail açısından yeterince verimli sayılmamış, ABD’nin bölgede ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi hedefi bakımından istenilen açılımı sağlamamıştır.

 

İsrail’in Filistin Özerk Yönetimi ile ekonomik ilişkileri, Nisan 1994 Paris Anlaşması sonrasında ivme kazanmış; bu anlaşmayla Filistin Özerk Yönetimi, İsrail ile gümrük birliğinin bir parçası olmuştur. Filistin Özerk Yönetimi ile ekonomik ilişkiler Paris Anlaşması çerçevesinde yürütülmektedir.[1] Bu anlaşmadaki temel unsur, iki taraf arasında armonize gümrük ve standart prensipleridir. Özerk yönetimin Arap ülkeleriyle ticaretine belirli kotalar dâhilinde bazı ayrıcalıklar da getirilmiştir. Diğer taraftan, Filistin Özerk Yönetimi ile barış müzakerelerine bağlı olarak ayrı bir komite, ekonomik ve ticarî ilişkileri düzenleyecek anlaşma üzerinde çalışmakta, barış görüşmelerinin kesilmesi bu komitenin çalışmalarını da sekteye uğratmaktadır.

 

2000 yılında başlayan Aksa İntifadası, turizm ve inşaat sektörü başta olmak üzere İsrail ekonomisini olumsuz yönde etkilemiş; 2002 yılında imalat sanayi yüzde 3,1 daralmış, ihracat gelirleri azalmış, yatırım harcamaları düşmüştür. Özellikle şiddet olayları nedeniyle ülkede yaşanan istikrarsızlık ve güvenlik sorunları, İsrail’e gelen turist sayısını büyük ölçüde azaltmıştır. Somutlaştırmak gerekirse, 2001 yılında turist sayısı bir önceki yıla göre yüzde 50 civarında gerilemiştir. Turizmin ardından ekonomik sorunların en çok hissedildiği diğer sektörlerin başında ise, tarım ve inşaat sektörü gelmektedir.

 

İsrail’in Ekonomi Politikası

 

İsrail'in bugünkü ekonomik yapısını belirleyen üç önemli unsur vardır:

 

—    İç pazarın darlığı nedeniyle ihracata yönelme

—    Su kaynaklarının yetersizliği sebebiyle tarım teknolojisini geliştirme

—    Dış göçlerle kazanılan kalifiye Yahudi işgücü[2]

 

Arka planda stratejik hedeflerin büyük rol oynadığı bu üç unsur, İsrail ekonomisini yönlendirmiş ve teknoloji alanında önemli gelişmeler kaydetmesini sağlamıştır. Bunların dışında İsrail ekonomisine yön veren en önemli etken güvenlik kaygısı olmuştur. Bu nedenle stratejik alanlara yönelmiş, silah sanayini geliştirmiş ve nükleer teknolojiye sahip olan dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmiştir. Tüm bunların yanı sıra ABD’nin İsrail’e verdiği siyasî desteği, sağladığı imkânları, milyar dolarlara varan ekonomik yardımları ve teknolojik desteği de unutmamak gerekir.

 

Yarım yüzyılı aşkın bir süredir, gerek siyasî nedenlerden dolayı, gerekse de bölge ülkeleri ve halkları tarafından uygulanan ambargo nedeniyle İsrail, bulunduğu coğrafyayla dış ticaretini geliştirememiş; denizaşırı ülkelere yönelmiş ve ekonomisindeki büyüme planlarını büyük ölçüde ihracat üzerine yoğunlaştırmıştır. Bu çerçevede, temel hedefi Avrupa ve Amerika olmuştur. 1980’li yıllarda ABD ve Avrupa Birliği ile Serbest Ticaret Anlaşmaları imzalaması ile İsrail’in dış ticaret politikasında bu tür anlaşmalar önem kazanmaya başlamış ve zamanla bu anlaşmaların sayısı artmıştır. Bu bağlamda İsrail, hem ABD ve hem de AB ile serbest ticaret anlaşmaları imzalamış olan yegâne ülkedir.

 

İsrail'in en önemli endüstriyel ihraç malı işlenmiş ve parlatılmış elmastır. İsrail dünyanın en büyük elmas ihracatçılarından biri durumundadır. İsrail, geleneksel endüstrilerin yanı sıra elektronik gibi ileri teknoloji gerektiren alanlarda da önemli başarılar göstermiştir. Söz konusu başarının kaynağı, askerî amaçlı AR-GE faaliyetlerine yapılan büyük yatırımlardır. En büyük sanayi dallarından biri de uçak sanayi olup savaş ve çok fonksiyonlu uçaklar ile denizden denize güdümlü silahlar üretilmektedir. Hizmet sektörü, özellikle de finans ve turizm sektörü İsrail ekonomisinde önemli yer tutan diğer alanlardır. Ancak ülkede yaşanan istikrarsızlık turizm açısından olumsuz etkilere neden olmuştur. İsrail endüstrisi elektronik, havacılık, iletişim, gıda üretimi, bilgisayar, güneş enerjisi, bioteknoloji, kimyasallar ve tarım endüstrisini içeren ileri teknolojiye dayanmaktadır.

 

Firmalar uluslararası standartlara göre küçük ölçekli olmalarına rağmen, kendi alanlarında dünya teknoloji liderleri arasındadırlar. Yazılım firmaları; veri tabanı yönetimi, eğitim yazılımları, anti-virus koruma ve güvenlik sistemleri alanlarında rekabet gücü oldukça yüksek olan İsrail, fiber-optik, elektro-optik kontrol sistemlerinde dünya lideridir. Elektronik sanayi daha ziyade; askerî bilgisayarlar, havacılıkta kullanılan bilgisayarlar, elektro-optik sistemleri ve kızıl ötesi kameralar, askerî haberleşme sistemleri, data güvenlik sistemleri, radar sistemleri, uçuş sistemlerinde ve elektronik ekipmanlarda kullanılan otomatik test cihazları vb. askerî alanlarda faaliyet göstermektedir.[3]

 

ABD-İsrail Ekonomik İşbirliği

 

İsrail, ABD ile olan ticaretinde çok özel bir konuma sahiptir. İsrail, dünyada hem Avrupa Birliği, hem Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA), hem de ABD ve Kanada ile Serbest Ticaret Anlaşması (STA) bulunan tek ülkedir.[4] İsrail, ABD Ticaret ve Gümrük Anlaşması’na (GATT) 1962’de dâhil edilmiş, 1995 yılında Uruguay Round Müzakereleri’yle formüle edilen anlaşmayla da Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) üye olmuştur.

 

İsrail, ABD ile 22 Nisan 1985 tarihinde bir Serbest Ticaret Alanı Anlaşması (STA)  imzalamıştır. Kademeli olarak uygulamaya konulan anlaşmanın tamamı 1 Ocak 1995 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Anlaşmaya bağlı olarak 1985–1995 döneminde iki ülke arasındaki ticaret hacmi yüzde 200 oranında artmıştır. 1996 yılında ABD-İsrail Uygulama Yasası’nda yapılan bir değişiklikle ABD Başkanı’na, STA çerçevesinde İsrail’e sağlanan gümrük vergisi ve kota muafiyetinin kapsamına, QIZ’lerde (Qualified Industrial Zones-Nitelikli Sanayi Bölgeleri) üretilen malların da dâhil edilmesi konusunda yetki verilmiştir. 21 Kasım 1996'da yayımlanması ile QIZ Anlaşması yürürlüğe girmiştir. İsrail ve ABD arasında high-tech konusunda işbirliğini geliştirmek amacıyla Sanayi Araştırma ve Geliştirme Vakfı (BIRD) 1977 yılında kurulmuştur. Diğer taraftan Ocak 1994’te İsrail ve ABD’nin ortak girişimiyle İsrail Bilim ve Teknoloji Komisyonu kurulmuş, komisyonun eş başkanlığı ABD Devlet Bakanlığı ve İsrail Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca üstlenilmiştir.

 

İsrail’de Intel ve IBM gibi dev şirketlerin de dâhil olduğu yaklaşık 200 Amerikan ileri teknoloji şirketi faaliyet göstermektedir. İsrail, özellikle yazılım geliştirme, telekomünikasyon ve savunma gibi ileri teknoloji kullanan şirketlerin çekim merkezi haline gelmektedir. İki ülke arasındaki ticarî engellerin kaldırılmasıyla birlikte toplam ticaret hacmi 2000 yılında 20 milyar dolara ulaşmıştır.

 

İsrail’le 1985 yılında imzaladığı STA’nın bir sonucu olarak ABD, İsrail menşeli mallara hiçbir şekilde kota uygulamıyor ve gümrük vergisi almıyor. Bu anlaşma kapsamında İsrail’den ABD’ye ihraç edilecek mallarda üç şart aranmaktadır:

 

1- Ürün, en az yüzde 35 oranında İsrail’de katma değer almalıdır.

2- Ürün, İsrail’de cisimsel değişime (Substantial Transformation) uğramalıdır.

3- Ürün, doğrudan ABD’ye ihraç edilmelidir.[5]

 

ABD, Kanada ve Meksika’nın taraf olduğu NAFTA Anlaşması’nın yarattığı bölgesel ticaret avantajından faydalanabilmesi için İsrail’i de bu anlaşmaya dâhil etmiştir. Ayrıca İsrail ve Kanada hükümetleri arasında AR-GE projelerini teşvik edecek bir ortak fon (CIIRDF) oluşturulmuştur. Meksika ile yapılan STA Anlaşması ise 2000 yılında imzalanmıştır.

 

Bölge Ekonomisinin ABD İçin Önemi

 

Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri, bölge olarak ABD için stratejik ve ekonomik anlamda ciddi öneme sahiptir. ABD, bu ülkelerin kendi aralarında ekonomik entegrasyon ile siyasi işbirliği çalışmalarını geliştirmelerini ve ekonomik reformları sürdürmelerini istemektedir. Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nden müteşekkil Filistin Özerk Bölgesi haricinde 18 ülkeden oluşan ve MENA (Middle East and North Africa) ülkeleri olarak adlandırılan bu ülkeler, 320 milyona varan nüfuslarıyla dünyanın yaklaşık yüzde 5’ini oluşturmakta ve ABD’nin ihracatının yüzde 3,3’ünü, ithalatının da yaklaşık yüzde 3,5’ini karşılamaktadır.

 

MENA ülkeleri arasında yer alan Ürdün’ün, özellikle elektrik iletim hatları ve doğalgaz boru hatlarının uluslararası bağlantıları konusundaki çalışmaları nedeniyle önemi artmaktadır. Ürdün, ABD tarafından yatırımcılarına bir cazibe merkezi olarak sunulmaktadır. Ortadoğu ülkeleri, bilgi teknolojileri için gittikçe artan bir öneme sahiptir. Mısır, Ürdün ve Tunus gibi bölge ülkeleri kendi bilgi teknolojilerini ve sanayilerini geliştirmek için ciddi çalışmalar yapmaktadırlar. İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri, bilgi teknolojileri alanında çok ciddi aşamalar kaydetmiş olduklarından uygun yatırım ortamı oluşturmuşlardır. İsrail’in kurduğu sistem, gelişmiş ülkelerdeki altyapıyla uyumlu ve entegre duruma gelmiştir.

 

ABD tarafından Ortadoğu’ya yönelik olarak gerek ABD Eximbank, OPIC (Overseas Private Investment Corporation) ve TDA (Trade Development Agency) aracılığı ile gerekse Ticaret Bakanlığı Ticaret Hukuku Geliştirme Programı çerçevesinde yoğun bir destek programı sürdürülmektedir.[6] ABD yönetimi MENA ülkeleri ile ekonomik ve ticarî ilişkilerini artırarak geliştirmek için yeni ve etkili ekonomik politikalar uygulamaktadır. Bu ekonomik politikaların başında QIZ (Qualified Industrial Zones) yani Nitelikli Sanayi Bölgeleri (NSB) gelmektedir.

 

QIZ: Nitelikli Sanayi Bölgeleri

 

ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik müttefiklerine, özellikle de İsrail’e ticarî avantajlar sağlayan QIZ’ler, ABD ile İsrail’in 1985 yılında imzaladıkları Serbest Ticaret Anlaşması’nda (STA) yapılan bir düzenleme ile ortaya çıktı. ABD Kongresi, ABD Başkanı’na vergiden muaf statü uygulaması ve ayrıcalıklı sanayi bölgesi oluşturulması yetkisi verdi. QIZ’ler, Batı Şeria ve Gazze Şeridi ile İsrail-Mısır, İsrail-Ürdün bölgelerini içine alacak şekilde 21 Kasım 1996 tarihli bildirge ile kuruldu. 1997’de yapılan bir düzeltme ile QIZ’nin İsrail ve komşuları sınırında olması mecburiyeti kaldırıldı. Ancak herhangi bir sanayi parkının QIZ statüsünde kurulabilmesi kararı İsrail ve Ürdün hükümetleri tarafından verilecek ve United States Trade Representative (USTR-ABD Ticaret Temsilciliği) tarafından ABD Federal Register’da yayınlanan duyuru ile QIZ olarak ilan edilecektir. Bölgelerin tespiti çalışmaları tamamlandıktan sonra, İsrail ve Ürdün hükümetleri bir anlaşma imzaladı ve süreç fiilen başlamış oldu.

 

Belli koşullar kapsamında QIZ’lerde üretilen ürünler, dünyanın en büyük pazarı ABD’ye, kota ve gümrük vergisi olmaksızın serbestçe ihraç edilebiliyor. QIZ’lerin, serbest ticaret anlaşmalarından en büyük farkı, üretilen mallara doğrudan vergi ve kota muafiyeti sağlamasıdır. QIZ’leri STA’dan ayıran bir özellik de tavizlerin tek yanlı olmasıdır. STA’da ilişkiler “karşılık” esasına dayanırken, QIZ’de görünüşte ABD aleyhine tek yanlı bir işleyiş söz konusudur. Ancak ABD’nin QIZ’lerle elde edeceği siyasî ve stratejik çıkarların, İsrail üzerinden verdiği ekonomik tavizlerle kıyaslanmayacak değerde olduğu aşikârdır.  

 

QIZ Nedir?

 

ABD-İsrail Serbest Ticaret Anlaşması Uygulama Yasası’nda ve bu anlaşmaya dayanarak İsrail ile Ürdün arasında QIZ ile ilgili yapılan anlaşmalarda Nitelikli Sanayi Bölgeleri; “Belli oranlarda İsrail ve Ürdün girdisi içermek kaydıyla, üretilen malların ABD pazarına gümrük vergisiz ve kotasız girebileceği, yerel otoriteler tarafından saptanan ve ABD tarafından belirlenen ve kabul edilen bölgeler” [7] olarak tanımlanmaktadır. QIZ olarak ilan edilen bir bölge “gümrüksüz bölge” olarak nitelendirilmekte ve bu nedenle bölgeye mal girişleri Serbest Ticaret Bölgeleri’nde olduğu gibi gümrüksüz olarak gerçekleştirilmektedir.

 

Organize sanayi bölgesi, serbest bölge ve endüstri bölgesi, ülkelerin kendi iç yasalarıyla düzenlediği yerlerdir. QIZ ise, ABD’nin kendi kurallarını tek taraflı işlettiği ticarî bölgelerdir. ABD başkanının, tek taraflı olarak iptal etme, erteleme veya sürdürme konusunda QIZ’ler üzerinde mutlak yetkisi vardır.

QIZ’lerin Sağladığı Avantajlar

QIZ’lerin sunduğu en büyük avantaj, bu bölgelerde üretilen malların AB

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48