Rilke'yi görmeyi denemek

Bu ay Kitaplık'ın kapak dosyası modern şiirin önemli yazarlarından Alman şair Rainer Maria Rilke oldu.

Rilke'yi görmeyi denemek

 

Asım  Öz/Dünya Bülteni

Kitap-lık dergisi 137.sayısında kendine has bir bakış açısı ile yeni bir şiir dünyası oluşturan Çek asıllı Alman şairi Rainer Maria Rilke’ye(1875-1926) odaklanan bir dosya hazırlamış. Dosyanın kısa süre önce YKY arasında çıkan Orpheus’a Soneler adlı eserden sonra yapıldığını da belirtelim.Dosyada yer alan yazılar şunlar: Ahmet Cemal “Şair Rilke’den Hayata, Sanata ve Sanatçıya Dair...,” Yüksel Özoğuz “Rilke’de ‘Gül’”,Oğuz Demiralp “Rilke Üzerine Yazamamak”, Nevzat Kaya “Rilke: Metropol ve Dekadans”, Hikmet Asutay “Modern Malte’nin Kentsoylu Acıları”. Yazılar hem deneme hem de inceleme havasında. Bundan dolayı bazı yazılar sadece isimlerinin hatırına okunabilirken bazıları ise edebi inceleme formunda izlenimcilikten uzak duran oylumlu yazılar niteliğinde.

Görmeyi Öğrenmek

Ahmet Cemal yazısının girişinde Stefan Zweig imzalı üç kelimelik bir cümleyi aktarır: “Dilin şarkısı sustu” Arkadaşı Rilke öldüğünde söylemiştir bunu Zweig.O yüzden fazla göze batmayan  kalabalık bir yalnızlığın sessiz şarkıcısı olarak anar Cemal onu. Ardından katıksız şairin yaşadığı dönemin genel bir tasvirini yapar: “Siyasal-kurumsal bağlamda içine büyük çöküşlerin ve bir dünya savaşının sığdığı bu dönem, sanatsal, düşünsel ve genel olarak kültürel anlamda neredeyse eşsiz bir yükselişe sahne olur. Sanki dönem,bir yanındaki çöküşlerin acısını bir başka yanında eşsiz düzeydeki hesaplaşmalarla ve çözümlemelerle çıkartmaktadır.” Ahmet Cemal yazısında Rilke’nin Rodin’le ilişkisine de değinir. Ama bunu sadece bir mektup özelinde yapar.Oysa başka konulara da değinilebilirdi.

Rilke’nin genel anlamda heykel, özel anlamda Rodin'in heykelleri üzerine görüş ve yorumlarını içeren ünlü kitabıyla (Rodin, Yankı Yay. 1968) Türkçe kültür dünyasının tanışması, Rilke adıyla özdeşleşmiş olan ve beş yıl süren bir çalışmanın sonunda ortaya çıkan 1909 tarihli romanı Malte Laurids Brigge'nin  Türkçeye aktarılmasından (1966) hemen sonradır. Rilke'nin bir dönemde sekreterliğini de üstlendiği Rodin'in sanatı üzerine derinlikli olarak düşünen çözümlemelerini içeren kitabı şiiriyle birlikte düşünülmelidir. Şairin şiirindeki ana izleğin, dış dünyaya bakış ilkesi olarak ''görmeyi öğrenmek'' çabası çerçevesinde biçimlenmiş olduğu göz önüne alınırsa şairin düzyazıdaki yürüyüşüne Rodin’le başlamış olması doğal karşılanmalıdır. Roman kahramanı Danimarkalı şair Malte’nin üç hafta Paris’te kaldıktan sonra yepyeni biçimde “görmeyi öğrendiğini” keşfetmesi de anımsanmalı. Son eseri Orpheus’a Soneler’de  müzik için heykellerin nefesi deyişi de önemlidir böyle bir derinlik göstergesi için.

Dosyadaki “Rilke’de Gül” yazısı da kısmen buna değinir: “Rilke nesnelere veya varlıklara yöneldiği zaman,onların dış görünümünden çok,onların derinlerinde gizlenen ‘öz’le ilgilenir.” Bundan dolayı onu bir çırpıda bitirmek mümkün değil. Hele hele onu anladım demek olsa olsa anlamamanın göstergesi olur.Oğuz Demiralp buna değinmiş yazısının girişinde ve şöyle açıklamış bunu: “Onun dünyasına girmek,en azından girdiğinizi sanmak,okuduklarınızı damıtmak,okurluk imbiğinden geçirmek gerek.Bütün gün yazınla yatıp kalkan biri değilseniz bunu yapabilmek için günlük yaşamdan çalmak gerek.Günlük yaşam izin verir mi buna?”

Malte Laurids Brigge'ye odaklanan Nevzat Kaya “Rilke: Metropol ve Dekadans” başlıklı yazı Ahmet Cemal’in kısmen betimlemeye çalıştığı toplumsal ortamı ve bu toplumsallıkta biçimlenen zihinsel durumu masaya yatırıyor.Yazısını  Rilke’nin romanının edebiyat tarihi açısından  ele alan Silvio Vietta ile şöylece bağlıyor: “Aidiyetsizlik, anlamsızlık, amorf tehdit ve korku deneyimlerinin ışığında roman figürü Malte’nin-yazarak- yaratıcı ben’inin gelişerek ayakta kalması, Rilke’nin büyükşehir deneyiminin tipik modern olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla modernite bu bağlamda sadece deneyimlerin sonsuzluğu ve bireyin yok edilmesi anlamında sadece olumsuz değil,yaratıcı biçimde buna karşı koyabilme, ben’in kimlik sorunsalının ortadan kalkışı ve metnin yapıcılığı yönleriyle de olumludur.Modernitede yaratıcı üretkenlik ve metin üretiminin koşulu deneyimlenen olumsuzluk uçurumudur adeta.” Hikmet Asutay “Modern Malte’nin Kentsoylu Acıları” yazısında aynı biçimde roman ve otobiyografik anlatı üzerinden modern kent yaşamının yarattığı tinsel/manevi sorunları derinden duyumsayan Rilke’yi görmeyi denemektedir.

Unutulmayan Mektup

Şiirin işlevi ve niteliği hele genç şairin şiirinin nasıllığı eskimeyen güncellikte Türkiye'de her daim yeniden sorgulanıyor. Yazılan şiirde bir yenilik, bir özgünlük yoksa, bu tür irdeleme ve tartışmalar, el kol hareketleriyle, dehşet münafık edalarla denize  delik kovayla su taşımaktan öteye geçmez. Şiire şair ya da okur olarak yönelen gençler, bu tartışmalarda çoğu zamana bıkkınlık ve aşılamaz bir kibir bulacaklardır.

Genç şaire en özlü sözleri, bundan yüz yıl önce Rainer Maria Rilke yazdı. Kâmuran Şipal'in Türkçeye çevirdiği Genç Bir Şaire Mektuplar (Cem Yayınevi) bugün de eksiksiz geçerli, bir genç şaire söylenebilecek en alçakgönüllü ve en can alıcı sözlerdir. Bunu niçin andım? Kitap-lık dergisi Rilke hakkında hazırlamış olduğu dosyanın sunuşuna Rainer Maria Rilke’nin, 17 Şubat 1903 tarihli mektubunu koyarak yazıya ve elbette şiire giden yolu şöyle açımlıyor: “Şiirlerinizin iyi olup olmadığını soruyorsunuz. Bana yöneltiyorsunuz bu soruyu. Daha önce de başkalarına yönelttiniz. Dergilere yolluyorsunuz şiirlerinizi. Onları başka şiirlerle karşılaştırıyorsunuz ve kimi dergilerin yazı işleri kurullarının şiirlerinizi geri çevirmeleri sizi tedirgin ediyor. Mademki bir öğüt için başvurdunuz bana, size bu tür girişimlerden tümüyle el çekmenizi salık vereceğim. Gözlerinizi dışarı çevirmişsiniz; ama işte en başta vazgeçmeniz gereken şey. Kimse akıl veremez, yardım elini uzatamaz size, hiç kimse. Tek çıkar yol, gözlerinizi kendi üzerinize çevirmenizdir. Size yazmanızı buyuran nedeni araştırıp ele geçirmeye bakınız.

Yüreğinizin ta en dip köşesinde kök salıp salmadığını araştırınız bu nedenin. Yazmanız diyelim yasaklandı, ölür müydünüz o zaman ya da yaşar mıydınız eskisi gibi, bunu açıklayın kendi kendinize. Özellikle şunu yapın: Gecelerinizin en kuytu saatinde kendinize şu soruyu yöneltin: İlle de yazmam gerekiyor mu? Deşin içinizi, diplere inin, derinlerden bir yanıt ele geçirmeye çalışın. Ve bu yanıt onaylıyıcı nitelik taşıyorsa, sorduğunuz sorunun karşısına, “Evet, yazmam gerekiyor” gibi güçlü ve yalın bir yanıtla çıkabiliyorsanız, o zaman bu zorunluluğa göre kurun yaşamınızı; en sudan, en değersiz saatine varıncaya dek yaşamınızı bu içsel dürtünün simgesi ve kanıtı yapın. O zaman yeryüzündeki ilk insan sizmişsiniz gibi, gördüğünüz ve yaşadığınız, sevdiğiniz ve yitirdiğiniz ne varsa dile getirmeye çalışın. Aşk şiirleri yazmaya özenmeyin, herkesin pek aşinası olduğu, pek alışılmış biçimlerden kaçın, hepsinden zordur bunlar çünkü, geçmişten eli yüzü düzgün, hatta kimisi nefis denecek yığınla şiirin elde bulunduğu bir alanda özgün eserler yaratabilmek büyük bir gücü, olgun bir beceriyi gerektirir. Dolayısıyla, genel temalardan kurtulup kendi günlük yaşamınızın temalarına sığınınız; hüzünlerinizi, isteklerinizi, geçici düşüncelerinizi, herhangi bir güzelliğe karşı duyduğunuz inancı anlatın; içten, çığırtkanlıktan uzak, alçakgönüllü bir yüreklilikle anlatın bütün bunları; ruhunuzdakileri dışa vurabilmek için çevrenizdeki nesnelerden, düşlerinizdeki imgelerden, anımsamalarınızdaki görüntülerden yararlanın. Günlük yaşamınız size yoksul görünüyorsa suçlamayın onu; kendi kendinizi suçlama konusu yapın, günlük yaşamın zenginliklerini sahneye davet edebilecek kadar şair sayılamayacağınızı söyleyin kendinize; çünkü yaratıcı kişiler için sefalet diye bir şeyin, sefil ve üzerinde durulmaya değmez diye bir şeyin sözü edilemez. Diyelim bir tutukevindesiniz de duvarlar dış dünyanın seslerinden hiçbirini içeri koyvermiyor, duygularınız tarafından algılanmasını önlüyor bunun. Böyle bir durumda bile çocukluğunuz, bu olağanüstü; bu krallara yaraşır zenginlik, bu anımsamaların hazinesi hâlâ sizin içinizde değil midir? Dikkatinizi bu hazineye yöneltin. Geçmişin derinliklerine gömülmüş uzak duyumsamaları içinizden çekip çıkarın gün ışığına; böylelikle kişiliğiniz sağlamlaşacak, yalnızlığınız açılıp yayılarak loş bir eve dönüşecek ve başkalarının şamatası bu evin uzağından geçip gidecektir.” Şairin bu metni yüz yaşını çoktan aşmış. İçi geçmiş, işi bitmiş, miadı dolmuş bir yaklaşım sayanlar çıkacaktır ama yazma serüveninin farklı çağ ve kültürlerde dile getirilmiş gerçekliğine ait sözlerin derlenmiş halidir bu sözler.

Ayrıca  Rilke’den Salomé’ye İki El Mektup’ta yer alıyor. Salomé  imzalı “Yahudi İsa"  makalesini kendi "İsa Görüntüleri" şiir dizisine yakın bulan Rilke makaleyi okuduktan sonra Lou'yla ilişkisinin tamamına damgasını vuracak hayranlıkla ona ilk mektubunu yazar. Bu mektupla başlayan tanışıklık, önce aşk ilişkisi, daha sonra dostluk düzeyinde 1897'den Rilke'nin öldüğü yıl olan 1926'ya kadar sürecekti. Rilke’nin, yüzü aşkın şiirini onun için yazdığını da belirtelim.

Gerçek yaşamında da sanatıyla özdeşleşmiş olan Rilke için bir başlangıç ya da giriş olarak görebiliriz Kitap-lık dergisinin bu sayısını.Her giriş metninin taşıdığı eksikliklerin farkında olarak. Hatırlatmak bile önemlidir bazen.

rilke.jpg
 

Güncelleme Tarihi: 20 Nisan 2010, 14:36
YORUM EKLE

banner33

banner37