Roman türlerin kralı mı?

Edebiyatın önemli sorusu romanın diğer türler arasındaki hiyerarşisini romancı Christine Jordis cevaplıyor.

Roman türlerin kralı mı?

Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Gallimard Yayınları Anglo-Sakson bölümü sorumlusu, editör, romancı Christine Jordis Fransız Kültür Merkezi'nin davetiyle İstanbul'da bir dizi konferans verdi. Ona göre roman anlatı gelenekleri içinde türlerin kralı.

İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nedret Tanyolaç Öztokat'la Batı dünyasında gelişen ve değişen roman anlayışı konusunda söyleşen Christine Jordis jüride yer almasından dolayı Fémina ödülü için her yıl her eylül ayında en az 50 kitap okuduğunu ifade ediyor ve şöyle diyor: “Bunların arasında bir bölümü tamamen Fransız roman geleneğini sürdürüyor. Bunlar, katıksız bir öykülemeden çok, yazarın kendine ait olanı içeren, sorgulayan, içsel ve mahrem olanın üzerine kurulu romanlar. Bu tarz, Fransız edebiyatında her zaman vardı. Biraz düşünsellik, biraz felsefeyle tam bir roman kurgusu denemez buna. Orada anlatı ve roman arasında tereddüt vardır. Romanın alışılmış sınırları aşılmıştır, artık Balzac tarzı romanlar yok, şimdi daha çok kurgu içinde kurgular var, roman daha parçalı bir anlatım kullanıyor. Bazı eleştirmenler romanın anlatı ya da öz-kurmaca (auto-fiction) ile karıştırılmasına karşı. Öz-kurgulamayı kadın yazarlar çok kullanıyor, kişisel deneyim, anlatının temel malzemesini oluşturuyor.” İçe bakan, öz-deneyimi aktaran romanlara bazı eleştirmenlerin  'göbek bağı tarzı'  dediğini aktaran Christine Jordis  bu alandaki adlandırmalara yeni bir boyut kattı. En azından Türkçe roman ve eleştiri dünyası bağlamında.

Öznelliğin Karşısında

Yaşanmışlığın yanı sıra romandaki eğilimler hakkında şunları ifade ediyor Christine Jordis  kendi gözlemlerinden, okuma deneyimlerinden özellikle de bu türe karşı 2007 yılında yaşanan büyük karşı çıkıştan hareketle: “Yaşanmış deneyim her yazının temelinde zorunlu olarak yer alır. Oradan sonsuza gidebilir yazı. Yaşanmışlık temeldir ve öz-kurmacayı oluşturur. Ben bu akıma yakın duruyorum. Ancak bu türe karşı 2007 yılında büyük bir karşı çıkış yaşandı. 'Saint-Malo Etonnants Voyageurs' Festivali'ni düzenleyen Michel Le Bris önderliğinde, J.M.G.Le Clézio ve Edouard Glissant'ın da aralarında bulunduğu, Fransız dilinde yapıt üreten kırk beş kadar yazar sert bir manifesto yayımladı; Haiti'den Afrika'ya, Avrupa'dan Amerika'ya kırk beş yazar bu tepki çerçevesinde buluştu. 16 Mart 2007'de Le Monde gazetesinde yayımlanan manifesto çok ses getirdi. Öznel edebiyatın karşısında, 'dünya edebiyatı'ndan yana bir tavır söz konusuydu. Bu sözünü ettiğim akım, dünyayı, evrensel olanı anlatan romanları kapsıyor. En ünlü örneği Nobel ödüllü Le Clézio. Öznelliğe dayalı, kendi üzerine kapanan bir edebiyatın karşısında, dünyayı kucaklayan bir edebiyat...”

Fransız Yerelliği

Fransa'da öznel ve evrensel olan bu iki eğilimin yanında,  çok güçlü olan bir üçüncü roman türünün de varlığına işaret eden Christine Jordis  bunların “Fransız yerelliğinin içine yerleşen romanlar” olduğunu ifade ederek bunlarda anlatılanın “Efsaneleşmiş bir yerellik, yöre” olduğunu bundan dolayı başka dillere çevrilmediğini tespitini yaparken aslında bir yandan dünya edebiyatındaki yersiz yurtsuzlaşma olgusuna da dikkat çekiyor farkında olmadan. Bu çerçevede Fransız edebiyatından Pierre Michon, Richard Millet, P.Bergougnoux gibi yazarları zikrediyor.

Öte yandan türler bağlamında şu cümleyi hiç çekince duymaksızın kurabiliyor: “Bence bugün Fransa'da ve dünyada yazınsal türlerin kralı romandır.” Bu yargıyı doğrulayan istatistiki veriler Türkçe eleştiri dünyasında da geçtiğimiz yıllarda çok konuşulmuştu.
 

Güncelleme Tarihi: 13 Nisan 2010, 15:53
YORUM EKLE

banner33

banner37