banner27

Rusya'da Müslüman nüfus problemi

Devlet eski bakanı Vilademir Zorin 2002 de yapılan nüfus sayımına göre Müslüman nüfusun 14,5 milyon olduğunu ilan ediyordu, Putin 20 milyon Müslüman’ı delil göstererek İKÖ ye üye olmak istedi.

Rusya'da Müslüman nüfus problemi

Müslüman nüfusun Rusya’nın önemli bir bölümünü oluşturduğunu artık herkes kabul ediyor ancak, toplam nüfusla ilgili hiç kimsenin kesin malumatı yok.

Devlet eski bakanı Vilademir Zorin 2002 de yapılan nüfus sayımına göre Müslüman nüfusun 14,5 milyon olduğunu ilan ediyordu, Putin 20 milyon Müslüman’ı delil göstererek İKÖ ye üye olmak istedi.

Rusya Federasyonu Avrupa Bölümü Müftüsü Ravil Gaynüddin de 1994’te Müslüman nüfusun 19 milyon olduğunu söylüyordu. “Müslüman Komitesi” temsilcisi Gaydar Cemal ise, günümüz Rusya Federasyonunda yaşayan Müslüman nüfusun 30 milyon olduğunu kanaatinde.

Rusya’da Müslüman nüfusun artmasının en önemli sebeplerinden birisinin azımsanmayacak kadar çok olan sezonluk işçilerden kaynaklandığı bir gerçek. Her ne kadar seçme ve seçilme gibi bazı anayasal haklardan istifade edemeseler de, iktisadi ve sosyal hayatta önemli bir alanı işgal ediyor bu işçiler.

Mesela Moskova’nın kuzey doğusunda yer alan Çerkez Pazarın (AST) sahipleri Azeri Musevileri. Pazarda çalışanların ve işyeri sahiplerinin yaklaşık yüzde sekseni Azeriler. Rusya’nın hangi şehrine giderseniz gidin, pazarların Azerilerin elinde olduğunu görürsünüz.

Rusya’da Pazar deyince akla Azeriler gelir. Hatta “Haydar Aliyev’e Azerbaycan ne zaman aya çıkacak? diye sorulduğu zaman: ‘Oraya Pazar kurulduğunda” şeklinde bir cevap verdiği tebessümlerle anlatılır. 

  

Rusya’da Müslüman nüfusun artmasının en önemli sebeplerinden birisinin azımsanmayacak kadar çok olan sezonluk işçilerden kaynaklandığı bir gerçek. Her ne kadar seçme ve seçilme gibi bazı anayasal haklardan istifade edemeseler de, iktisadi ve sosyal hayatta önemli bir alanı işgal ediyor bu işçiler.

Mesela Moskova’nın kuzey doğusunda yer alan Çerkez Pazarın (AST) sahipleri Azeri Musevileri. Pazarda çalışanların ve işyeri sahiplerinin yaklaşık yüzde sekseni Azeriler. Rusya’nın hangi şehrine giderseniz gidin, pazarların Azerilerin elinde olduğunu görürsünüz.

Rusya’da Pazar deyince akla Azeriler gelir. Hatta “Haydar Aliyev’e Azerbaycan ne zaman aya çıkacak? diye sorulduğu zaman: ‘Oraya Pazar kurulduğunda” şeklinde bir cevap verdiği tebessümlerle anlatılır.   

 

Rusya’da en az 2 milyon Azeri, 1 milyon Kazak, yüz binlerce Özbek, Tacik ve Kırgız’ın sezonluk işçi olarak bulunduğu ve İslâm geleneklerine uygun olarak yaşamaya çalıştıkları resmi ağızlar tarafından ifade ediliyor.

Moskova’da yaşadığım altı yıl boyunca konunun ekonomi ve ırkçılıkla daha fazla ilintili olduğunu gördüm. Çünkü Türk Cumhuriyetlerden gelen halklarda –Cuma namazı dışında -dikkati üzerlerine toplayacak kadar İslâmi bir hayat tarzı göze çarpmıyor.

Bence nüfusun azlığı veya çokluğundan ziyade ülke anayasasının dini vecibelerin yerine getirilmesi konusunda Müslüman azınlığa tanıdığı haklar daha önemli.

Türkiye’de yıllardır çözülemeyen başörtüsü problemi 2004 de Rusya’da da tartışılmaya başlanmıştı. Bir bayanın pasaportuna başörtülü fotoğraf koydurmak istemesiyle gündeme gelen konu, müftülerden getirilecek bir yazıyla konulabileceği gibi hikmetli bir kararla sona erdirildi. Önyargı olmadığı zaman çözülmeyecek problem yok demek ki.

Rus Müslümanlar

Rus Müslümanların sayısı ve özellikle de erkeklerden İslâm’ı kabul edenlerin oranı hakkında kesin bir malumat bulunmamakla beraber, sayıları binlerle ifade ediliyor. Ayrıca Rusya’da Slav Müslüman organizasyonlarının gün geçtikçe daha da arttığı medyaya yansıyan haberler arasında.

Hatta Rus Müslümanlardan bazı gruplar, Putin’in iş başına gelmesiyle faşizmin nüksettiği 2000’li yılların başında, camilerin Tatarların kontrolünden çıkartılması gerektiğini dahi ifade ediyorlardı.

Bir Rus gazetesinin kendisiyle yaptığı röportajda Moskova Müftüler Komisyonu üyesi Şeyh Ferid Asadullin “Rus, Ukraynalı ve Beyaz Rusyalı gençlerin İslâm’la yakından ilgilendiklerini, bize sıklıkla müracaat ederek soru sormalarından anlıyoruz.” diyor.

Moskova Bilimsel İstişare Derneği üyesi Aleksander Malaşanko ise konu ile alâkalı “Rusya’da dini ve sosyal problem, Müslüman nüfusun çoğalması değil, Müslümanlara göre caminin ifade ettiği mananın, Ruslarda kilisenin ifade edememesinden kaynaklanıyor. Rusya birkaç yıl sonra Müslüman ülkesi olmaz ancak, bir yarım asır sonra ne olacağını Tanrı bilir.” diyor.

Rusya’daki Müslüman nüfusun çoğunluğunu Sünniler oluşturuyor. Tatarlar, Başkurtlar, Karaçaylar ve diğer Türkî ırklar genelde Hanefi mezhebinde. Dağıstan, Çeçenistan, İnguşetya gibi Kafkas ırkları Şafii mezhebini taklit ediyor. Şiiler genellikle Azerilerden oluşuyor. Azerbaycan’ın Şeki, Gah, Zagatala, Balaken gibi Kafkas dağlarının güney eteklerinden gelen Azeriler ise, Sünni Şafii.

Tatarlar

Tatarlar Rusya Federasyonunda yaşayan en büyük azınlık. 2002 de yapılan nüfus sayımına göre 5 milyon 6 yüz binle ülke nüfusunun yüzde 4 ünü oluşturuyorlar.

Tatarlar resmi rakamların gerçeği yansıtmadığını, nüfuslarının 10 milyonun üzerinde olduğunu, Rusçadan sonra ülkede en çok konuşulan dilin de Tatarca olduğunu iddia ediyorlar.

Tatarlar çoğunlukla Tataristan Özerk Cumhuriyetinde yaşıyorlar. Ayrıca, anavatanlarından olan Nijni Novgorod, Tümen, Çelebinsk şehirlerinde de Ruslardan sonra çoğunluğu Tatarlar oluşturuyor. Resmi rakamlara göre Tümen bölgesinde 250 bin den fazla Tatar yaşmaktadır. Başkurdistan’da bile Tatar nüfus Başkurtlardan daha fazla.

Tatarlar ilk devletleri Bulgarya’yı bugün ki Tataristan topraklarında IX. yüzyılın sonları X. yüzyılın başlarında kurdular.

Tatarlar putperest idiler. 922 yılında Bağdat’tan gelen elçiler aracılığı ile İslâm’ı kabul ettiler. Rus kaynakları Bulgar devletinin Tatarlar, Kıpçaklar ve diğer Türkî ırklardan oluşan köleler tarafından kurulduğunu yazar.

Daha sonraları Tatarlar Altun Orda’nın kontrolüne girmişler, 1313 yılında da Özbek Han İslâm’ı devlet dini ilan etmiştir.

Meşhur Tatar tarihçi Rızauddin Fahruddin diyor ki: Tatarlar Cengiz Hanın Torunlarından olan Berke Hanın İslâm’ı kabul ederek Bereke ismini almasıyla beraber, Berke Han’ın ordusuna katılarak Bağdat’a saldıran Hulagu’a karşı savaşmış, Hulagu’yu iki ateş arasında bırakıp Mısır’da durdurulmasına yardım etmiştir.

Kazan’ın İvan Grozni Tarafından ele geçirilmesi ile ilgili ise ‘Eğer Kanuni Sultan Süleyman parmağıyla dahi olsa Rusları uyarsaydı Kazan’ı ele geçiremezlerdi.’ diyor.

Parmağını kaldıracak kadar bile takati olmadığı iddia edilen Kanuni’yi vezirleri, ikinci bir Timur’la korkutarak Kazan Tatarlarına yardım etmesini engellemişlerdir. O dönemde Kanuni, Ruslar ve Osmanlı arasında oyun oynayan, Kazan’a karşı Ruslarla beraber hareket eden Kırım’la daha çok ilgilenmiş Kırım’ı Kazan’a tercih etmiştir.

Bolşevik ihtilaline kadar Tatarlar Çarlık Rusya’sının bütün büyük şehirlerine dağılmış ülke mozaiğinin bir parçası haline gelmiştir. Bir Rus atasözü derki: ‘Hangi Rus ailesinin geçmişini eşelerseniz eşeleyin, mutlaka bir Tatara rastlarsınız.’

Rus sosyologlar, Tatarların diğer ırklara nazaran Rus kültürüne en fazla uyum sağlayan halk olduğunu belirtiyorlar.

Slav ırkının üstünlüğünün diğer ırklara kabul ettirildiği, kast sistemine benzer bir kategorileştirmenin gayri resmi hüküm sürdüğü günümüz Rusya Federasyonunda, Türkî ırkların en üst derecesini Tatar ve Başkurtlar oluşturuyor.

Başkurtlar

Rusya’da nüfus bakımndan ikinci sıradaki halk Başkurtlardır. Çoğunluk Başkurdistan Özerk Cumhuriyetinde olmak üzere toplam 1 milyon 7 yüz bin Başkurt olduğunu resmi kaynaklar belirtiyor. Başkurdistan’da 1 milyondan fazla Başkurt nüfusun olduğu biliniyor. Ayrıca Çelbinsk bölgesinde 160 bin, Tataristan’da 15 bin Moskova’da ise 6 bin Başkurt yaşıyor.

Arap gezgin El Belhi (X. asır) Başkurtların biri Güney Urallarda, diğeri ise Bizans sınırında olmak üzere iki ayrı bölgede yerleştiklerini, Urallarda Volga ile Kama ırmakları boyunca yaşadıklarını yazıyor.

Başkurtlar İslam’ı X. Asırda kabul etmeye başladılar. 1219-1220 yıllarında Başkurt toprakları Cengiz Han’ın kontrolüne girdi. XIV. Asırda ise İslam birinci din haline geldi.

Rus tarihi kaynakları Başkurtların Kazan Hanlığının 1552 de yıkılmasının ardından askeri hizmette bulunmak şartıyla XVI. asırda İvan Grozni ile anlaşarak Rus boyunduruğunu kabul ettiklerini yazıyor.

Aynı kaynaklara göre XVII. yüzyılda Çarlık Rusya’sı antlaşma şartlarını bozmaya başlayınca, savaşçı bir millet olan Başkurtlar, ‘Çiftçi Savaşları’ olarak tarihe geçecek olan,  XVII-XVIII. Yüzyıllara damgasını vuran ve Salavat Yulayev’in Başkurt halk kahramanı olarak tarih sayfalarına yazıldığı ayaklanmayı başlattı.

Rusya, önümüzdeki yıl Başkurtların çarlık Rusyasına gönüllü katılmalarının 450. yılını Başkurdistan’ın başkenti Ufa’da büyük bir törenle kutlmayı planlıyor.

Gerçekten de Başkurtlar gibi savaşçı bir halk gönüllü olarak Rusların boyunduruğuna girdi mi?

Tabiki bunlar Rus tarihi kaynaklarından elde ettiğimiz bilgiler. Başkurtlar ise genelde tarihin çarpıtıldığını, kitapların gerçeği yansıtmadığını söylüyorlar.

Gerçekte Başkurtlar XVI asırda 7 büyük kabileden oluşuyordu ve her kabile de kendi arasında bir kaç boya ayrılıyordu ve ortalama 70-80 farklı boy vardı. Başkurtlara göre sadece 3 veya 4 boy beyi (Kabile değil) İvan Grozni ile anlaştı.

Ruslara karşı ilk savaşan, İmam Abdullah Batırşahtır. Batırşah 1755 yılında esir edilerek Sankt-Peterburga götürülüp orada öldürülüyor. Hapishanede iken de 4 Rus gardiyanı öldürdüğü malumatı Başkurtlar arasında yaygın.

Son ve en büyük Başkurt ayaklanmasının komutanı ise Salavat Yulayevdi.


Salavat Yulavev'in Ufa'daki heykeli...

Salavat Yulayev Kimdir?

Ünlü halk Kaharaman Salavat Yulayev, her Başkurdun kalbinde bağımsızlık ve şavaş sembolü olarak yer alır. Başkurdistan’da onun adı şehirlere, mahallelere, köylere, binalara, müzelere, parklara, spor klüplerine aklınıza gelebilecek her yere verilmektedir. Hakkında onlarca bilimsel çalışma yapılmış, kitap, roman yazılmış, opera ve baleye dahi konu olmuştur.

“Ural steplerinde uçar kahraman Başkurt Salavat” diyor Başkurt halk şairleri.

Salavat 1754 yılıda (Mart - Ekim ayları arasında) Şimdiki Salavat Rayonu (Bölgesi) Sibirya yolu üzerindeki Tekeevo Şaytan-Kudeysk’te dünyaya geldi. Uzun boylu iri yapılı ve yağız bir delikanlıydı, daha 14 yaşındayken hançerini alır ayı avlamaya çıkardı.

Kader, Kafkaslarda İmam Şamil gibi Urallar’da da Salavat’a bağımsızlık savaşçısı misyonunu yükledi. Çarlık Rusyasına karşı çok büyük başarılar elde etti ancak, oransız güç dengeleri onun bağımsızlık hedefine ulaşmasına engel oldu.

Salavat öldüğünde 46 yaşında olmasına rağmen, halkın kalbinde hep - esir alındığı tarihteki yaşı - 20 yaşında bir savaşçı olarak kaldı.

‘Çiftçi Savaşları’ olarak tarihe geçen savaşların asıl çıkış sebebi, Rusların anlaştıkları Başkurt boylarıyla yapmış oldukları antlaşmayı bozarak Urallardaki değerli taşlar, madenler ve ormanları almaya başlamalarıdır.

Urallar uranyum, demir, altın, petrol, doğal gaz gibi yeraltı zenginliklerine sahiptir.

 

Başkurdistan’da başlayan savaş kısa bir zaman sonra Orenburg, Celyabinsk, Güney Sverdlovsk, Udmurtiya, Güney Perm, Dogu Tataristan ve Dogu Samara kadar yayıldı.

 

Salavat’ın esir alınması ve savaşın sona ermesinden sonra 2. Ekaterina Başkurtlara yerden demir çıkarmayı, demirden alet ve silah yapmayı, erkek çocuklara Salavat adını vermeyi yasakladı. Başkurdistan’da Salavatov soyadı o yasaktan dolayı hala bulunmamatadır.

 

2. Ekaterina ayrıca ayaklanmaya katılan bütün köyleri yakma emri veriyor mesela: sadece kuzey-doğu Başkurdistan’da 80 köy ateşe veriliyor.                 

 

Size göre Salavat kim? Baatır mı? Lider mi? Kim? diye sorduğum bir Başkurt bana aynen şunları yazmış: ‘Salavat – bashkort halki icin – azatlik, bagimsizlik simbolu ve ruhumuzdaki hayala birici isaret.’

 

Salavat’ın başlattığı son ayaklanma 1773 yılında gerçekleşti. İki sene süren savaş sonrasında 1775 te esir edildi. 25 yıl süren esir ve sürgün hayatı vatanından çok uzaklarda geçti. 26.09.1800 yılında  Estonya’nın  Paldinsk şehri Rogernik kalesinde öldü. Denize atılarak öldürüldüğü de iddia ediliyor. Türkçe ve Rusçayı iyi biliyordu.

1982 yılında Ufa’da İ.M. Gvozdikov’un ‘Kaynakların Belgelerle Takibi’ adlı çalışması, Yine Ufa şehrinde 1986 yılında V.V. Sideorova’nın : ‘Başkurdistan’da Tehlikesiz Savaşçı’, adlı tarihi romanı,  Mustafa Kerim’in Trajedi, adlı çalışması gibi ilmi araştırmalar, Salavat’la ilgili yazılmış eserlerden sadece bazıları.

Ayrıca, H.Ahmetova ve N. Sabitova’nın bestelemiş oldukları ‘Dağ Arslanı’ adlı opera ve bale de onu anlatmaktadır.

Hakkında yüzlerce şiir yazılan, ağıt yakılan Salavat hakkında yazılmış bir şiirden üç kıtayı sizlerle de paylaşmak isterim.

Başkurtça                                                     Türkçe Tercümesi

Başkurt ilin yau bastı                                     Baskurt ilini savaş bastı

Yılga olup kan aktı                                          Kan ırmak olup aktı

Pugaçeve koşulup                                         Pugaçeve -rus isyancı- katılıp

Salavat tigen ir kalktı.                                     Salavat denilen er kalktı.

 

Koralın kolga alıp                                           Silahını eline alıp

Halk anında ant itti                                         Halk önünde and içti,

Hurzu kından kılıcın                                        Kılıcını kınından çıkarttı

Almas kılıç yal itti                                           Elmas kılıç bayram etti

 

Bar, bar batır yauga bar                                 Git git yiğit savaşa git,

Halkın oson irek al                                         Halkin için bağımsızlık al,

Er Yulayzın balası                                          Er-Yulay’ın, oğlu

Düşmanındı kır za hal.                                   Düşmanını kır da sal.

 

Hatıralardan hiç çıkmayan şiirlerden birinde Salavat: ‘Hayır, ben ölmedim, Başkurtlar!’ diyor.

 

 
Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25