banner39

Safahat'i artık gençler kolay anlayacak

Beyan yayınlarından Safahat'in hem orjianal hemde günmüz Türkçesiyle yazılmış hali gençlerin anlayabileceği şekilde yeniden düzenlendi

Arşiv 10.04.2007, 17:53 10.04.2007, 17:53
Safahat'i artık gençler kolay  anlayacak

Arkamda kalırsın, beni rahmetle anarsın. / Derdim, sana baktıkça, a bîçâre kitâbım! / Kim derdi ki: Sen çök de senin arkanda kalsın, / Uğrunda harâb eylediğim ömr-i harâbım!" Mehmed Âkif Ersoy, 'kahraman ordumuza' ithaf ettiği için dışarıda tuttuğu İstiklal Marşı hariç bütün şiirlerini bir araya getiren Safahat'ı, bu dizelerle anlatıyor.

Âkif'in engin tevazuu ile çöktüğünü öne sürdüğü muhteşem eseri Safahat, vefatının 70. yılında yeni kuşakların da anlayabileceği bir tarzda sadeleştirilerek yeniden yayımlandı.

Mehmed Âkif Ersoy, resminin arkasına yazdığı bir dörtlükte kendisi için "Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma, / Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir." ifadelerini kullanmış. Oysa Âkif sessiz yaşamasına rağmen hiçbir zaman unutulmadı. Âkif'e, onun Milli Mücadele'deki gayretlerine, sağlam karakterine, örnek hayatına olan ilgi son yıllarda artarak devam ediyor. Fakat aynı şeyi eserleri için söylemek mümkün değil. Yeni kuşaklar Âkif'in sadece adını, şiirlerinden ise İstiklal Marşı'nı biliyor.

Kişiliğine duyulan saygıdan dolayı Safahat da alınıyor; fakat okunmadan kütüphane raflarına kaldırılıyor. Bunun en büyük sebebi, dilinin günümüzde kullanılan Türkçe'ye göre oldukça ağır oluşu. Oysa Safahat, Osmanlı'nın çöküşünü anlamak, Milli Mücadele ruhunu yakalamak için vazgeçilmez bir kaynak.

Mehmed Âkif'in yazdığı şiirler, önceleri ayrı ayrı kitaplar halinde basılmış ve yoğun ilgiyle karşılanmış. Kurtuluş Savaşı yıllarında ise yurdun dört bir köşesinde heyecanla karşılanan metinler haline gelmiş. Safahat, Süleymaniye Kürsüsü'nde, Hakk'ın Sesleri, Fatih Kürsüsü'nde, Hâtıralar, Âsım, Gölgeler adlarını taşıyan yedi kitap 1943 yılında ilk kez Safahat adı altında bir araya getirilmiş. O tarihten sonra Safahat'ın pek çok baskısı yapıldı. Geçtiğimiz günlerde kaside şeklinde okunurken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı ağlatmasıyla gündeme gelen 'Çanakkale Şehitleri' de Safahat'ın içinde yer alan şiirlerden biri.

Ne yazık ki Türkçenin geçirdiği değişim, yeni nesillerin bu kıymetli eserden istifadesine engel olmaktaydı. Bu yüzden Ömer Faruk Huyugüzel, Rıza Bağcı ve Fazıl Gökçek tarafından sadeleştirilmiş metni daha önce Zaman Gazetesi tarafından okurlarına hediye edilen Safahat'ın, şimdi de A. Vahap Akbaş tarafından yeni bir düzenlemesi hazırlandı. Beyan Yayınları'ndan (0 212 512 76 97) çıkan kitapta, Safahat'ın hem orijinali hem de günümüz Türkçesine uyarlanmış hali karşılıklı sayfalarda yer alıyor. Böylece hem Latin harfleriyle yayınlanmış orijinali hem de aynı metnin yine şiir formatında anlaşılır halinin okunması mümkün oluyor.

En güzeli aslından okumak

Safahat'ın sadeleştirilmesi, Âkif'in gerçekçi tespitlerinden, yol gösterici fikirlerinden, samimi ve coşkun duygularından günümüz insanının da faydalanması için çok önemli bir hizmet. Ancak en güzeli Safahat'ı bizzat kendi dilinden, milli şairin kaleminden çıktığı haliyle okumak.

Ali Ulvi Kurucu'nun geçtiğimiz günlerde Kaynak Yayınları'ndan çıkan hatırlarında bu konuda güzel bir anekdot yer alıyor. Ali Ulvi Kurucu'nun Kahire'de eğitim gördüğü günlerde yine burada okumakta olan Ali Yakup Cenkçiler, hocası Yozgatlı İhsan Efendi'ye Safahat'ı sadeleştirmesini teklif eder. İhsan Efendi, Mehmed Âkif'in en samimi dostlarındandır ve Safahat'ı çok iyi bilmektedir.

Bu teklif üzerine, "Hazret, o zaman sade su olur yahu." der; "Sade su beslemez. Çorbanın içinde tane olmalı. Artık bu millet Safahat'ı anlamayacak hâle gelecekse; gitsin de, Allah yeniden bir millet getirsin. Yeni yeni işitir oldum: Şiiri hiç lügata bakmadan anlayacakmışsınız. Muhakkak her şiirde, lügata bakmanızı icap eden kelimeler olur.

On bin mısradan fazla olan Safahat'ı okuyacaksın; ama lügata bakmayacaksın. Yahu adam ömrünü vermiş, 1400 senelik İslam, 650 yıllık Osmanlı ve bin senelik Müslüman tarihini, yükselişiyle, başına gelen felaketleriyle, her safhası ile yazmış. Sen bunların hepsini lügata bakmadan okuyup anlamak istiyorsun.

Bu sadeleştirme işi milleti câhil bırakmanın bir şekli, bir mazereti ve bir bahanesidir. İnsanlar tembeldir. Kolayı gördükçe gevşer, rahata alışır. Gayret sarf ederek anlaşılacak eserlerden kaçar. Böyle bir zaman sonra, birkaç nesilde millet tamamen câhilliğe mahkûm olur."

Kaynak: Zaman

banner53
Yorumlar (0)
25
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?