banner15

Safahat'ı yeni baştan okumalıyız

Şiir ve düşünce dünyamızda benzerine çok nadir rastladığımız bir insan tipi olan Mehmet Âkif Ersoy, ölümünün üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen daha da büyüyen bir sevgi ve ilgiye mazhar oluyor.

Safahat'ı yeni baştan okumalıyız

İstiklâl Marşımızın şairi Mehmet Âkif Ersoy, 27 Aralık 1936'da, yani bundan 70 yıl önce bugün Hakk'a yürüdü. Halkın içinde, kalabalıklar arasında, bu milletin fertleriyle beraber, onların derdiyle yüklü, inandığı değerler için mücadele eden bir insandı Âkif. Şiirini ve sanatını halkına adayan Mehmet Âkif hakkında yazılmış bütün biyografiler; yakınlarının ve hasımlarının yazıları; ona şairdir, değildir diyenler; ortak bir noktada birleşir: Akif, hayatı boyunca, belli ahlaki prensiplerle yaşamış bir karakter adamıdır. Şiir ve düşünce dünyamızda benzerine çok nadir rastladığımız bir insan tipi olan Mehmet Âkif Ersoy, ölümünün üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen daha da büyüyen bir sevgi ve ilgiye mazhar oluyor. 'Mehmet Âkif: Bir Karakter Heykelinin Anatomisi' kitabının izinde, Prof. Dr. Orhan Okay ile Mehmet Âkif'i konuştuk.

Millet olarak Mehmet Âkif'i ve düşüncesini bir şiire mi sıkıştırdık?

Evet haklısınız. Mehmet Âkif, çoğunlukla İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitlerine şiirleriyle bilinir. Safahat, Türkiye'de hiçbir şiir kitabına hatta hiçbir kitaba nasip olmayacak şekilde büyük tirajlarla baskılar yapıyor, herhangi bir zorlama olmadan herhangi bir pazarlamaya ihtiyaç duymadan kendiliğinden yayılıyor. Fakat buna rağmen, Âkif bütünüyle okunmuyor. Bu iki şiirinin dışında okunan şiirlere birkaç şiir daha ilave edebiliriz; ama Safahat'ın başından sonuna kadar okunması ve her mısra üzerinde ve her mısranın her kelimesi üzerinde durulması gerek.

Âkif'e bakış ve onu değerlendirme ölçümüz nasıl olmalı?

Bir insanı tanımak için onu ne göklere çıkarmak ne de yerin dibine sokmak lazımdır. İnsanların zaafları ve güçleri vardır. Hepimiz topraktan yaratıldık. Âkif olağanüstü karaktere sahip bir insan; ama yanılmış olabilir. Onun bütün fikirlerine sahip olmamız şart değil. Herhangi bir şiirini okurken 'Âkif'in şu şiiri Tevfik Fikret'in bu şiiri kadar güzel değil' diyebiliriz. Bunun mahzuru yok. İnsanı bütün olarak tanımamız lazım. Onlardan nasıl faydalanabiliriz? Bunu sormalıyız kendimize.

Safahat'ın dilini gençlerin anlayamadığından yakınılıyor...

Eğer Safahat'ı anlama noktasında dili yüzünden sıkıntı çekiliyorsa bunu aşmak o kadar zor değil. Bir süre sonra "Biz Peyami Safa'nın dilini de anlamıyoruz, Halide Edip'in de anlamıyoruz, yirmi sene sonra da korkarım biz Orhan Pamuk'u da anlamıyoruz." demeye başlayacaklar. Bir neslin üzerinden yirmi sene geçince onun dili yabancı geliyor. Bu dil fukarılığından gelen bir şeydir, başka bir şey değildir.

Karakteri ve eserleri arasında nasıl bir ilişki var?

Hani meşhur bir söz vardır: "Hocanın dediklerini yap, yaptıklarını yapma" diye. Âkif dedikleri de yaptıkları da yapılacak örnek insanlardan birisi. Ben hayatında onun kadar eseri ile sanatı arasında hayatında ilişki olabilecek ikinci bir şahsiyet tanımıyorum. Âkif fikirleri ile hayatı arasında hiçbir çelişki olmayan bir insandır. O bakımdan şiiri ile hayatı arasındaki ilişki aynı zamanda onun hayata gerçekçi bir bakışla bakmasına sebep olmuştur. Gerçeğe bütün gücü ile bağlı bir insan. Ama hayatında da anlattığı ideale sonuna kadar bağlı kalmış bir insan.

Onun şair olmadığını iddia edenler var...

Âkif''in bir sözü vardır; "Ben kendimi milletimin huzurunda gördüğüm andan itibaren, kendimi ona verdim, sanatımı ona verdim. Sanat sanat içindir felsefesi bizim toplumumuzun şu anki durumu için değildir." diyor ve kendini cemiyete adıyor. Onun çağdaşı olan M. Emin Yurdakul ve Ziya Gökalp de memleket meselelerini dile getirmiştir. Fakat Âkif'in farklı bir tarafı var. Ziya Gökalp ve Mehmet Emin şair değil. Onların yazdıkları, fikirlerini nazım şeklinde anlatmaktan ibaret. Âkif'in, pek çok şiiri fikri ve ideali uğrunda didaktik bir hale getirdiği muhakkak. Pek çok şiirinde de o sanatkâr tarafı ortaya çıkıyor. O, şair ve sanatkâr yaratılışlı bir insan fakat toplum uğruna bu vasfını boğuyor, yok etmeye çalışıyor ve bu tarafını reddediyor. Fakat reddetmesi bir noktadan sonra işe yaramıyor, lirik tarafları içinden fışkırıyor adeta. Nitekim Milli Mücadele sonrası yazdığı Safahat'ın Gölgeler bölümündeki şiirlerde onun sanatını daha iyi kavrayabiliriz.

Âkif'i yeniden anlamaya çalışmak bize ne kazandırır ya da ne kaybettirir?

Âkif'in zamanında cemiyetin ve insanlarımızın meselesi neyse bugün bunların çoğu aynen devam etmektedir. Safahat'ta onun Avrupa'ya bakışı, Avrupa medeniyetine bakışı, tekniğe hayran oluşu, onu elde etmemiz lazım gelir, fakat bunun dışında onların ahlaki davranışlarını, Türkiye'ye karşı olumsuz tutumlarını bütün bunları dikkate aldığımızda bu meselelerin aynen bugünkü Türkiye'de yaşanmakta olduğunu görürüz. Türkiye'nin meseleleri değişmemiş. Ama Âkif onların her birine kendi dönemine göre bir çözüm yolu getirmeye çalışıyor. O bir sosyal doktor. Teşhis koyup tedavi yöntemi gösteriyor.

Mehmet Âkif için yapılan çalışmalar yeterli mi?

Yeterli değil. Zaman zaman aklıma geldi; bir Mehmet Âkif enstitüsü kurulsun, bütünüyle Âkif'i objektif altına alsın, incelesin. Eserlerini, mektuplarını, hayatını incelesin. Yalnız bizde enstitü fikri pek muteber değil. Enstitü kurulunca kurumlaşıyor, kurum olunca da iş bürokrasiye dönüyor. Ama gerçekten onu sevenler hasbî olarak bu konunun üzerine eğilirse çok iyi olur. Onun için yapılan çalışmalar bir noktadan sonra tekrarlanmaya başladı. Kaldı ki hayat hikâyesinde bile birçok bilinmeyen çıkıyor ortaya.


D. Mehmet Doğan:


Topluma yön veren şahsiyetlerin milletin hafızasında yaşatılması çok önemli. Gerçek bir örnek şahsiyet, gerçek bir milli değer olan Mehmet Âkif'in hatırlanması ve toplum hafızasında yaşamaya devam etmesi konusunu önemseyen gönüllü kuruluşlar ve kişiler var elbette. Bunlar, birtakım vesilelerle bu hatırlatma vazifesini yerine getirmeye çalışıyorlar. Bu faaliyetlerin sistemli hale getirilmesi, resmî kesimin de işin içine girmesi gerekiyor. Halkın Mehmet Akif'e sevgi ve saygısı, bilgiyle de güçlendirilmelidir.

M. Fatih Andı:


Âkif'i yeterince anlayabildiğimizi söyleyemem. Ya hamasî söylemlere hapsediyoruz yahut da yalnızca dinî mev'izeler söyleyen bir adam gibi değerlendiriyoruz. Toplumun bir kesimi de bu iki baskın ve kategorize edici söyleme tepki olarak, toptan reddediyor. Üçüncüsü hepten tehlikeli, ama ilk ikisi de bünyelerinde daraltıcı bir bakış açısı barındırdığı için çok olumlu yaklaşımlar olmasa gerek. İlk iki bakışın savunmacı yaklaşımlar oluşunu anlamak mümkün. Ama üçüncüsünün temelindeki kör inkâr, hatta düşmanlık esef verici.

 

Kaynak: Zaman

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35