banner39

Sait Halim Paşa'nın yargılanması

Said Halim Paşa I. dünya savaşında Ermeni meselesiyle ilgili ağı suçlamalara muhatap olup yargılanmıştı.

Arşiv 16.06.2010, 15:23 16.06.2010, 15:50
Sait Halim Paşa'nın yargılanması


Kübra Demiray-Dünya Bülteni / Tarih Servisi 

1.Dünya Savaşı’nı Almanlar kaybedince Osmanlı Devleti, bir oldu bittiyle girdiği bu savaşı kaybetmiş olur. Yıllar sonra savaşa girmemize sebep olan kişiler, olaylar, dönemin hükümetinde görevli Divaniye Mebusu Fuat Bey tarafından Meclisi Mebusan’a verilen bir önerge üzerine, Meclisin beşinci şubesinde görüşülür.

Önergede Sait Halim Paşa ve Talat Paşalarla onların kabinelerinde görev alan kişilerin, Osmanlı Devletini sebepsiz ve zamansız savaşa sokmak başta olmak üzere, savaş sırasındaki bazı olay ve gelişmelerden dolayı Divanı Âlî’de yargılanmaları istenir. Ancak adı geçen kişiler Divanı Âlî’de değil Divanı Harbi Örfi’de yargılanırlar. Bazıları da mahkum edilir.

18 Kasım 1918’de Meclisi Mebusan Beşinci Şubesi, Şeyhülislam Hayri ve Musa Kazım Efendilerle, Türkiye’den ayrılan Talat, Enver, Cemal Paşalar, eski iaşe bakanı Kemal Bey dışındaki bütün kişileri sorguya çeker.Talat Paşa, hatıralarında bu yargılamayı değerlendir. Sadece kendilerinin değil; İtalyan Savasına sebep olan Hakkı Paşa kabinesinin, onun hariciye nazırının; Bulgaristan, Bosna, Hersek olaylarından dolayı Kamil Paşa kabinesinin ve Bulgar savaşından dolayı da Gazi Muhtar Paşa kabine üyelerinin de tutuklanması, yargılanması gerekirdi açıklamasını yapar. Ayrıca Kanuni Esasi’ye göre kabine üyelerini(nazırları) ancak Divanı Âli’nin yargılayabileceğini, bu konularda araştırma, soruşturma yapacak, hüküm verecek olan mahkemenin Ayan Meclisi’nin, Temyiz Mahkemesi’nin ve Şurayı Devlet’in en yüksek üyelerinden oluşması gerektiğini ömrü top tüfek fabrikasında geçen bir generalin, binbaşının bu yargılamayı yapamayacağını sertçe eleştirir.

Ne var ki, Sait Halim Paşa, Talat Paşa’nın sert eleştirilerde bulunduğu bu mahkemede yargılanır.

Sorgulama sırasında Sait Halim Paşa’ya yöneltilen bazı sualler ve Sait Halim Paşa’nın cevapları üzerine:

Abdullah Azmi Bey, Halim Paşa’dan “sebepsiz ve vakitsiz” savaşa girmeleri üzerine açıklama ister.

Halim Paşa, hiçbir zaman savaşa girmekten yana olmadıklarını, devletin silahlı tarafsızlık oluşturarak gayet iyi bir politika izlediğini bunun da Balkanları idare etmemizde etkili olduğunu, bizim bu politikamızla Balkanların da tarafsız durabildiklerini bildirir. Halim Paşa’nın özellikle vurguladığı şey, zamana göre nasıl hareket edilmesi gerekiyorsa öyle hareket ettikleridir. Çünkü ancak bu şekilde ülkeyi felaketten koruyabilmişlerdir.

Şartlar gereği ittifakı olduğumuz Almanya’nın, Osmanlı’yı sürekli savaşa sürüklemek arzusunda olduğunu, bu sebeple kendisinin tehdit edildiğini, bu tehditlere rağmen zorluklarla uzun süre tarafsızlığı koruyabildiğini ancak bir oldu bittiyle GOBEN ve BRESLAU’ın Çanakkale Boğazını geçtiklerini, hiçbir şekilde bundan haberdar olmadığını hatta gerekli açıklamayı itilaf devletlerine yaptığını bildirmektedir. Oldu bittilerin arkası kesilmeyince Halim Paşa, “Ben sorumlu olduğum bu ülkede üç aydan beri nasıl bir siyaset izlediğim belliyken, mesele artık böyle bir şekil aldığından duramadım, hemen istifa ettim.” der.

“İstifa etti ama niçin çekilmedi?” diyenlere de:

“Ülkeyi böyle bir felaket içinde bırakarak çekilmeyi vicdan bakımından uygun görmedim. Hatta istifamı geri almamı teklif ettiklerinde olayı tamir etmek ve ilgililerden özür dilemek şartıyla hükümette kalacağımı söyledim. Bu teklifimi kabul ettiklerinden hemen itilaf devletlerine başvurdum –ki bu resmi işlemlerle sabittir- ve olayın gelişme şekli hakkında Harbiye Nezareti’nden verilen raporu iliştirerek gönderdim. Ancak bu başvurum dinlenmedi. Girişimimiz etkili olmadı.” Şeklinde beyanda bulunur.

Bu ifadelerinin arkasından Kafkasya taarruzundan, Sarıkamış felaketinden, bunların hiç birinden haberdar olmayışından söz eder. Bu felaketlerin eşiğinde hükümetten tamamen çekilirse sadaretin pek emniyetli ellere kalmayacağını düşünür. Bazı dostlarının “çekilme” demelerine rağmen, Talat Paşa’nın sadrazamlık makamını kurup buraya Talat Paşa’nın kendisinin geçmek istemesiyle hadiselerin tümüyle kişisel boyut kazandığını dile getirir. Rahatsızlığını “Oysa ben hayatımda kişiliklerle uğraşmamıştım, dolayısıyla gittikçe fenalıklar ihtimali gördüm. Hatta oluyordu da… Sanırım ki orada bu meselelerden söz açılıyor: Ermeni ve Arap meseleleri. Dolayısıyla sadrazamlık makamından çekilmek zorunda kaldım.” şeklinde ifade eder.

Halim Paşa’ya sorulan ikinci soru, Hukuk ve insanlık kurallarına ve özellikle Kanuni Esasi’nin ruh ve açıklığına tamamen aykırı, geçici kanunlar, emir ve nizamlar çıkararak ülkeyi facia sahnesine dönüştürmesi yolundaki suçlamaya dairdir.

Halim Paşa cevabında, dört yıl süren bir savaşta hiçbir hükümetin Kanuni Esasi’ye harfi harfine uyamayacağını Kanuni Esasilerin savaş için düzenlenmediğini, savaşlarda olağan üstü durumların olabileceğini dile getirir.

Ve bu soruyla asıl kast edilenin Ermeni Rum ve Arap meselesinin olduğunu görür, buna binaen açıklamalarını bu doğrultuda yapar:

Savaşın ilanından sonra Rus Çarının Ortodoks Kilisesi adına kendini Ortodoksların reisi sayarak kendilerine bağlı herkesi savaşa davet ettiği gerçeğini, bizim tutumumuzun bunun yanında pek masum olduğunu ifade eder.

Sorgulamanın devamında, “Osmanlı sadece Rus ordusuyla değil itilaf devletlerinin iş birlikçi Ermenileri kışkırtmasıyla hem ermeni örgütleriyle hem de Ermeni çeteleriyle mücadele ediyordu. Bu mücadelede ordumuz iki ateş arasında kaldığından askeri makamlarca önerilen Meclisi Mebusanca da kabul edilen kanun maddesi, ordu komutanlarına gerektiğinde halkı teker teker veya toplu göç ettirme yetkisi veriyordu. Devletin, ordunun güvenliği söz konusu olunca böyle bir önlem kaçınılmazdı. Hükümet sadece gerekli olanı yaptı, görevini yerine getirdi.” açıklamasında bulunur.

Halim Paşa, kanunların zaman zaman fena uygulandığını, sorumluların takip altına alınması için komisyonlar oluşturduklarını, raporların Dahiliye Nezaretine sunulduğunu, ancak sulan raporların aylarca “düzeltmeler var, tamamlanmamıştır” açıklamalarıyla sadrazamlığa gönderilmediğini açıklar.

Ve Dahiliye Nezareti’nin bazı gerçekleri gizlediğinin anlaşıldığını ancak Talat Bey’i dahiliye nezaretinden indirecek yetkisi olmadığından işi zamana bıraktığını söyler.

Bu soruya dair son cümleleri: “Ancak İstanbul’da gözümün önünde bulunan Ermeni ve Rumların birlikte göç ettirilmelerine şiddetle engel oldum.”şeklindedir.

Bu yargılamadan geçen Sait Halim Paşa da Avrupa’da yaşayan öteki İttihat Terakki ileri gelenleri gibi Ermenilerce öldürüldü.




 

banner53
Yorumlar (0)
30
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?