Saltanat kayıkları

Saltanat Kayıklarının tarihsel serüveni ve estetiği ele alınıyor.

Saltanat kayıkları


Kübra Demiray-Dünya Bülteni / Tarih Servisi 


Öyle kelimeler var ki zahiriyle batınıyla dile gelişi ihtişamlı. Sureti sıreti bir şölen.

Şehrayin gibi… Saltanat gibi.

Saltanat:Arapça isim.1.Sultanlık, padişahlık, hükümdarlık.2.Bolluk ve zenginlik

Ez cümle… Mevzu, adı kadar varlığı da bir ahenk, bir hayal, bir hayat dile getirmiş olan “saltanat kayıkları”.

İstanbul gibi bir saltanat şehrinde yaşıyorsanız, bir baştan bir başa suyla kuşatılmış bir güzelliğe sahipseniz zevki selim, kalbi selim ve aklı selim olmanız elzemdir.

Bu şuurda değilseniz bile şehir bu şuur halini size mecbur kılar.

Geçmişten günümüze estetik ve tarihi bir iz sürersek bu şehrin, dile gelişi imtinalı, imtiyazlı; varlığı nazlı, bir o kadar güzel, bir o kadar vakur şahitleri de saltanat kayıklarıdır. Bunlar zaman sahnesinde varlık buldukça kimi zaman sefirlerin, seyyahların anılarıyla edebiyata, estetik malzeme olurken kimi zaman arşivlerde, padişah buyruklarında yer aldığınca dönemin sosyolojik-psikolojik okumalarına kaynak olmuştur.

İstanbul’un fethinden sonra Boğaziçi ve Marmara sularında Osmanlı padişahlarının bindikleri tenezzüh teknelerine “saltanat kayığı” denilmiş. Bunlar deniz seferlerinde kullanılan donanma gemilerinden, teknelerinden farklı olarak techiz ve tezyin edilmiştir.İnşasında güzellik, ihtişam vazgeçilmez ölçü olurken sadelik korunmuştur. Denizcilik tarihimize göre İstanbul kayıkları ölçü, şekil ve tezyin bakımından diğer Akdeniz teknelerinden farklıdır. Saltanat kayıkları bunların içinde en ihtişamlı olanıdır.”Köşklü, Kuşlu” gibi isimlerle anılan bu saltanat kayıkları genellikle 13 çifte kürekli, 31-32m uzunluğunda, yaklaşık 3m genişliğinde ve yüksekliğindedir. Arka kısımda padişahın oturduğu “köşk” bulunur. Köşklerin süslemelerinde özellikle altın, gümüş, sedef, inci ve atlas kullanılır.Kayığın ön ve arka başlarında altın yaldızlı oymalar yer alır; ön başta, tahtadan veya gümüşten “kartal veya farklı deniz kuşları” figürleri kullanılır. Kayıklara çekilen fenerler de gümüştendir. Kayık modelleri, süslemeleri, özellikle padişaha ait köşk bölümü zamanla yüzyıllara ve padişahın zevkine göre tamamen değişmiştir. Mesela tarihi kaynaklara göre; önceleri çift yelkenli saltanat kayıkları gözde iken 16. ve 17. yüzyılda köşk süslemeleri ön plana çıkan kayıklar vardır.

Döneminin sanat üsluplarına göre değişen ama imparatorluğun her döneminde var olan bu saltanat kayıkları “Cuma selamlığı, şehir gezileri, kılıç kuşanma, tahta çıkma, ava çıkış, eski saraya nakledilme, ramazan eğlenceleri, harem kadınlarının ziyaretleri” gibi pek çok tören ve teşrifatta kullanılmıştır.

Sultanın annesi, eşleri, çocukları bu kayıklarla dolaşırken mahremiyete dikkat edilmiş bu sebeple onlara ait kayıklar kafesli inşa edilmiştir.

Saltanat kayıklarının kürekçilerine “hamlacı” denir. Hamlacıların kuvvetçe ve fiziki güzellikçe seçilmiş olmaları saltanat adına kaçınılmazdır.

Saltanat kayıklarına duydukları hayranlığı kendi hatıralarına taşıyan birkaç sefirin notuna göre, bu hamlacıların sayısı seksen olup kıyafetleri beyaz mintan ve kırmızı serpuştan oluşurmuş.

Hanımlar kayığa binerken ve kayıktan inerken hamlacı (kürekçi), hanıma elini değil omzunu verir, hanımlar da omuzdan kuvvet alarak kayıktan inerlermiş.



Saltanat kayıklarının asıl sahibi elbette sultanlar…

Sultan, saltanat kayığına binip suya açılınca bu haber şehre Kız Kulesinden top atışlarıyla duyurulurmuş. Padişah kayığının önünde “sandalya” denilen altı büyük kayık bulunur bunlar sultanın kayığına yol açarlarmış.Bunların yanı sıra mabeyincileri taşıyan altı kayık kafileyi tamamlarmış.

Muhteşem bir kafile. Bu kafilede önde bulunan herkesin yüzü padişaha dönük olurmuş. Kaynaklara göre padişah kayığının dümenini “Bostancı başı” tutar.

Bostancı başı, sahil kıyısındaki semtlerin asayişinden, bağ bahçe işlerinden, sarayın bahçe bakımından sorumlu olup kayıklar sefere çıktığında da padişaha rehberlik yaparlarmış.

Eğer padişah mesire yerine gidecekse kayık yedi çifte piyade ile sefer eylerken, padişahın elbiseleri ve kahve takımı taşınıyorsa beş çifte piyade hizmet verirmiş.

Boğaz gezilerinde, kayıkların saraya ait olup olmadığı “kartal” figüründen, ”kürek sayı”sından ve “kırmızı şemsiye”den bilinirmiş. Çünkü kırmızı şemsiye sadece saltanat kayıklarına mahsusmuş. Hatta zengin aileler Boğaz gezisinde şemsiye açmışlarsa saltanat kayığını gördüklerinde şemsiyelerini kapatırlarmış. Zamanla saltanatı temsil eden kırmızı şemsiyeye ve kürek sayısına dair hassasiyetler azalmış, istisnai durumlar görülmüştür.Örneğin; 1885-1886 yılları arasında İstanbul’da görevli bulunan Amerikan elçisi Samuel Cox, kayığının baş tarafına Amerikan kartalının figürünü koyabilmek için dönemin padişahı 2.Abdülhamid’den izin almıştır.

Hatta bu kayığını, Washington’daki Ulusal Müze’de sergilemiştir. Yine 1860’lı yıllarda Fransa’nın Osmanlı’ya borç vermesi üzerine Fransa’nın İstanbul elçisi Marki de la Valette, Sultan Abdülmecid’in izniyle kayığına iki çift daha kürek ilave etmiş böylece elçilik kayıklarına verilen beş çiftelik kürek sayısını aşmış, kayığını saltanat kayığı seviyesine çıkarmıştır. Bir gün gezinti sırasında halk onu Sultan zannedip alkışlar...Bu hadiseden haberdar olan o dönemin Paris elçisi Ahmet Vefik Paşa da tepki olarak, siyah renkli at arabasını, sadece Fransız sarayına özgü olan “beyaz” renge boyatır ve gezintiye çıkar. Halk da onu 3. Napolyon zannederek selamlar. Fransız Sarayından gecikmeden gelen tepkiye “Siz kayığı kaldırdığınız gün ben de arabayı kaldırırım.” der.



Saltanat kayıkları ihtişamın, sultanın taşıyıcısı olmakla beraber zaman zaman hüznün, acının taşıyıcısı olmuştur.

Abdülmecid’in annesi Bezm-i Âlem Valide Sultan’ın naşı, oğlunun saltanat kayığıyla Topkapı Sarayına nakledilmiştir.

Sultan Aziz tahttan indirildiği 30 Mayıs 1876 sabahı beş çifte piyadeyle Topkapı Sarayına götürülmüş.Daha acısı intihar mı cinayet mi olduğu meçhul ölümünden sonra 4 Haziran sabahı naşı bu defa üç çifte saltanat kayığıyla Topkapı Sarayına götürülmüş.

31 Ağustos 1876’da tahta geçen 2. Abdülhamid bugün Deniz Müzesinde sergilenen on üç çifte saltanat kayığıyla Dolmabahçe’den Eyüp’e kılıç merasimi için gitse de amcasının tahttan indirilmesini, beş çifte piyadeyle Topkapı’ya götürülüşünü uğursuz sayarak kayıklardan soğumuştur.

Bundan sonra bu ihtişamlı saltanat kayıkları Kasımpaşa tersanesiyle, Dolmabahçe kayıkhanelerinde çürümeye yüz tutmuştur.

Sonra gelen padişahlar zaman zaman saltanat kayıklarının ihtişamını devam ettirmek istemişlerse de elde sadece zamanda sırlanmış halleriyle yazılanlar ve sergilenenler kalmıştır.

Evliya Çelebi, bir zamanlar yaşamış olan bu masal kahramanlarını, “Kızıltegaç Kayığının kıçında cevahir kubbe, altında mücevher taht, üzerinde sade cura, zurna ve çifte nara faslı ederek Haliç’in tarafeynde olan kat kat yalıları, bağ ve bahçeleri tersaneleri temaşa ederek giderlerdi.” diyerek anlatır. 19. yüzyıl Amerikan sefiri de “insana gerçekten bir cisim değil bir hayal hissi veriyorlardı.” ifadeleriyle hayranlığını dile getirir.

 

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2010, 11:08
banner53
YORUM EKLE

banner39