banner39

Savaş Karşıtlarının Kahire Raporu

Geçen hafta Kahire’de düzenlenen ve iç reform çağrılarının yapıldığı 'Uluslararası Savaş Karşıtları Konferansına' ilişkin Al Ahram Weekly'den Cihan Şahin'nin raporunu sunuyoruz.

Arşiv 06.07.2018, 09:30 06.07.2018, 09:31
Savaş Karşıtlarının Kahire Raporu

 

Tam da Üçüncü Uluslararası Kahire Savaş Karşıtları Konfransı’nın bittiği gün; düzenledikleri barışçı gösteride  bir anayasa  reformu talep eden ve Mısır’da 24 yıldır süren olağanüstü halin kaldırılması çağrısı yapan yasadışı Müslüman Kardeşler üyesi onlarca kişinin tutuklanması, belki tam olarak ironik değildi.

 

Dört gün boyunca, savaş ve küreselleşme karşıtı hareketleri temsil eden neredeyse bin Mısırlı, Arap ve uluslararası aktivist, Filistin ve Irak’ın özgürlüklerine kavuşmalarının yolunun, Arap dünyasındaki antidemokratik rejimlerin değişmesinden geçtiğini anlattılar. Yapılan saygı duruşları, Irak ve Filistin’deki şehitler kadar, aralarında Sarandu’nun Delta köyünde hapisten çıkışından iki gün sonra ölen Naffisa El-Marakbi’nin de bulunduğu hapishane işkencesi kurbanlarının da anısına ithaf edildi.

 

Konferans pazar günü, Basın Sendikası’nın önündeki barışçı bir protestoyla noktalandı. Burada göstericiler polisin dikkatli bakışları arasında,  ABD ve İngiltere’yi protesto ettiler ve  mevcut rejim aleyhtarı “Kifaye” (Yeter) hareketinin sloganlarını attılar. Bu hareket Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in beşinci kez cumhurbaşkanı seçilmesine ya da yerine oğlu Cemal’ın geçmesine karşı kampanyalar yürütüyor.

 

Ulusal gündemle uluslararası gündemin bu şekilde bütünleşmesi, the International Campaign Against American and Zionist Occupations (Uluslarası Amerikan ve Siyonist İşgalleri Karşıtı Kampanya) tarafından organize edilen bu yılki konferansı, Kahire’de 2002 ve 2003’te düzenlenen benzer konferanslardan farklı kılan belki de en önemli özellikti.

 

Konferans sırasında,  25 ülkeden, savaş karşıtı ve küreselleşme karşıtı çeşitli hareketleri temsil eden yüzlerce aktivist Kahire’deki Basın Sendikası’nda bir araya gelerek, Irak ve Filistin direnişlerine destek verdiklerini, küreselleşmenin, emperyalizmin ve Siyonizm’in bütün biçimlerine karşı olduklarını dile getirdikleri bir gösteri yaptılar.

 

Dünyanın her yerinden İslamcı, seküler, komünist ve sosyalist akımlara mensup çeşitli aktivistler, birlikte oturup düşüncelerini paylaştılar ve uzun uzun sohbet ettiler.

 

Ürdün’de Siyonizm ve ırkçılıkla mücadeleyi hedefleyen bir sivil toplum örgütünün başkanı olan  Leyis Şubeylat,  Al-Ahram Weekly’ye verdiği demeçte, bu birlik olma durumunun, “Sömürgecilik, Siyonizm ve emperyalizmin, aynı madalyonun farklı yüzlerinden başka bir şey olmadığının dünya çapında giderek daha açıkça anlaşıldığının bir göstergesi” olduğunu söyledi. hobailat şöyle devam etti: "Küreselleşme karşıtı hareketlere mensup aktivistler şimdi Filistin ve Irak direnişlerini destekleyenlerle güçlerini birleştiriyor çünkü iki grup da anladı ki, bir muharebe kazanılmadan diğer bir muharebe de kazanılmış olmaz.”

 

Siyonizm ve Yahudi düşüncesi üzerine birçok kitap yazmış olan karşılaştırmalı edebiyat profesörü Abdulvahab El-Mesiri’ye göre, küreselleşme ABD’nin hegemonya için kullandığı bir dinamikten başka bir şey değil. El Mesiri, Weekly’ye şunları söylüyor: "Küreselleşme, insanları kimliği ve tarihi olmayan tüketici varlıklara indirgiyor. Küreselleşmeyi önerenlerin aynı zamanda Afganistan ve Irak’ı istila eden ve İsrail’in Filistin’i işgalini körü körüne destekleyenler  olması tesadüf değil.”

 

Bu retorik, Filistin ve Irak’taki direnişe yeni bir boyut kazandırdı; emperyalizm ve küreselleşmeyle yapılan mücadelenin “ön cephesi” olma boyutu.

 

Myths of Zionism kitabının yazarı John Rose’a göre “Filistin bayrağı artık dünyanın yoksul halklarının daha da yoksullaştırılmasına gösterilen tepkinin bir simgesi oldu.”

 

Rose,  "Bu bayrak, dünyanın dört bir yanındaki bütün küreselleşme karşıtı ve savaş karşıtı kitle gösterilerini süslüyor,” şeklinde konuştu.

 

Konferansın genel havası bir meydan okuma niteliği taşıyordu. Tutkulu konuşmalar, genel bir umut ve coşku atmosferi yarattı. Britanya merkezli Stop-the-War Coalition’dan John Riss, küresel savaş karşıtı hareketin, Hollanda, Polonya, Macaristan ve İspanya (ve şimdi belki İtalya) da dahil birçok ülkeyi, askerlerini Irak’tan çekmeye zorladığı gerçeğinden övünçle söz etti.

 

Riss şunları söyledi: "Amerikan koalisyonu 30 ülkeyle başlamıştı. Şimdi yalnızca 15 ülke kaldı. Zor durumdalar ve savunmaya çekildiler. Şimdi biz, bu üçüncü Kahire konferansında, birincisinde olduğumuzdan daha güçlü durumdayız.”

 

Ama aynı zamanda, direnişin, Irak ve Filistin’in özgürlüklerine kavuşması için yegane yöntem olduğu yolunda bir görüş birliği de oluştu.  Birçok delege, Britanyalı milletvekili George Galloway’in, Irak’taki ABD birliklerinin, “savaş karşıtlığı çekiciyle direniş örsü arasında” yok edileceği yolundaki görüşünü paylaştılar.

 

Stop-the-War’dan Lindsay German,   "Onlar [ABD başkanı George Bush ve İngiltere Başbakanı Tony Blair], Irak ve Filistin’deki direnişçi grupların terörist olduğunu söylüyorlar ama Nelson Mandela’ya da vaktiyle terörist denmişti,” diyor.

 

El-Mesiri’ye göre bu coşkulu konuşmalar, "direnişin İsrail’i Gazze’den çekilmeye zorladığı şu günlerde, silahlı mücadelenin barış sürecine zarar verdiği yolundaki bozguncu resmi söyleme karşı çok önemli bir perspektif sunuyor.”

 

Rose, Oslo Anlaşması’nın “(Filistinlileri) nasıl bir başka sahte barışa sürüklediğini” açıkladığı konuşmasında, bu anlaşmanın, Batı Kıyısı’ndaki İsrailli yerleşimci sayısının ikiye katlanmasıyla sonuçlandığını,  1993’te 200.000 olan İsrailli yerleşimci sayısının 2000 yılında 400.000’e çıktığını belirtti. Ayrıca Rose’a göre, Filistinli mültecilerin geri dönme hakları da planlı bir biçimde sabote edildi.

 

Filistin ve Lübnan’la Uluslararası Dayanışma Kampanyası üyesi ve eski bakan Essam Noman Irak direnişinin, ABD’nin resmi olarak açıklanandan daha fazla zarar vermesine yol açtığını savundu. Noman şunları söyledi: "ABD Irak’ta barışın sağlanması için 127.000 askere gerek olduğunu söylüyor; bugünse yalnızca 7.000-11.000 asker kalmış durumda. ABD kırılma sürecindedir. Süper güç 'hasta bir deve' dönüşmektedir.”

 

Irak’taki Şii Sadr direniş hareketine mensup Şeyh Hasan ez-Zarqani, Weekly’ye, Irak direnişinin “Irak’ın özgürleşmesini sağlamak için daha kat etmesi gereken çok yol olduğunu” söyledi. Ama öte yandan, konferansın “direniş hakkındaki yanlış algılamaları gidermek için bir platform” sağlamasından duyduğu coşkuyu da dile getirdi.

 

Hamas’ın önde gelen üyelerinden Muhammed Nezzal da, benzer bir biçimde, Filistin direnişinin “topraklarımızı özgürleştirmenin tek yolu” olarak sürdürüleceğine yemin etti. Nezzal, grubun geçenlerde Mısır’daki bir Filistinli alt-grup toplantıda ilan ettiği geçici ateşkesin, yalnızca askerlerin aldığı türden bir istirahat molası olduğunu, Filistinlilerin kendi evlerine çeki düzen vermek için biraz durup dinlenmelerinden başka bir  anlama gelmediğini söyledi.

 

Öte yandan Filistin ve Irak, genel olarak ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki ilk adımlar olarak görülüyor. Baskın söylem, Arap dünyasının her santimetre karesinin tehlikeyle karşı karşıya ve Mısır’ın da ABD’nin büyük ödülü durumunda olduğu şeklindeydi. Ve elbette Suriye-Lübnan meselesi de ajandadaki en önemli maddelerden biriydi. Galloway şunları söyledi: "[ABD ve İsrail] zaten Arap dünyasının büyük bir kısmını işgal etmiş durumdalar. Eğer Lübnan ve Suriye’yi de işgal etmeye kalkarlarsa Arap dünyasının elinde hiçbir yer kalmayacak.”

 

Birçok aktivist, “ABD ikiyüzlülüğü” diye adlandırdıkları durumu açık bir dille kınadılar ve Golan Tepeleri’ni 30, Filistin’in de 50 yılı aşkın bir süredir İsrail işgali altında olduğuna işaret ederek,  Suriye’nin Lübnan’daki askeri varlığına son vermesini talep ettiler.

 

Ama Galloway, Arap devlet başkanlarını da sert sözlerle eleştirdi ve “[Başkan] George Bush'un emirlerini yerine getirmek için sıraya girdiklerini” söyledi.

 

Galloway bu konuda şu ifadeleri kullandı: "[Arap egemenler] Suriye’yi yok etmek istiyorlar çünkü Suriye, İsrail’e teslim olmayı reddeden, hala biraz vakarı kalmış bir Arap ülkesi."

 

Katılımcılar bir yandan ABD ve İngiltere’ye, diğer yandan da durumdan memnun mevcut Arap yönetimlerine duydukları öfkeyi dile getirdiler. Gerek ABD ve İngiltere’nin gerekse Arap yönetimlerinin politikaları eleştirilirken demokrasi ortak bağlam olarak dikkat çekti.

 

Galloway, "İngiltere’deki demokrasi ne menem bir demokrasidir ki, İngiliz askerleri Irak’taki tutuklulara işkence ederken hiç kimse onları bu yaptıklarından dolayı yargılamaz? Bu nasıl bir demokrasidir ki İngiliz halkının çoğunluğu  askerlerinin Irak’tan çekilmesini istediği halde hala orada 9.000 İngiliz askeri bulundurulur?” şeklinde konuştu.

 

Arap tarafında da, Şubailat, insanların “despotik ve zorba yönetimleri devirip yerlerine demokratik hükümetler koymadıkça” Irak ve Filistin direnişlerini destekleyemeyeceklerini ısrarla belirtti.

 

Mısır’daki “Kifaye” (Yeter) ve “20 Mart” reform hareketlerinin özünde de bu fikir var. "Bıktık artık, yeter! 24 yıldır süren olağanüstü hal yasalarından, hapishanelerdeki işkencelerden, yoksulluktan, işsizlikten, zorba ve despotça devlet yönetiminden bıktık. Yeter artık!” diyen Kemal Halil, sözlerini şöyle sürdürdü:  "Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşması için, öncelikle buradaki, Kahire’deki insanlar özgürlüklerine kavuşmalıdır.”

 

Al-Ahram Weekly Online

http://weekly.ahram.org.eg/2005/736/eg6.htm

banner53
Yorumlar (0)
12
hafif yağmur
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?
Günün Karikatürü Tümü