banner39

Silahlı kuvvetler kadar güçlü STK'lar

Sivil Toplum Kuruluşları dosyası: Türkiye'de Sivil Toplum Kuruluşlarının gücü giderek artıyor.

Arşiv 14.12.2009, 04:43 14.12.2009, 07:45
Silahlı  kuvvetler kadar güçlü STK'lar

Fahri Sarrafoğlu / Dünya Bülteni

ATO'nun raporuna göre Türkiye'de 80 bin 757 adet dernek faaliyet gösteriyor. Buna göre her 866 kişiye bir dernek düşüyor. Avrupa Birliği ülkelerinde ise dernek sayıları milyonlarla ifade edilirken, bu ülkelerdeki nüfusun büyük bir çoğunluğu sivil toplum örgütlerinde görev alarak devletin işini kolaylaştırıyor.

Almanya'da 2 milyon 100 bin, Fransa'da 1 milyon 470 bin dernek bulunuyor. Fransa ve Almanya'da her 40 kişiye 1 dernek düşüyor. Ancak her 10 Fransız'dan 4'ü en az bir derneğin faaliyetine katılıyor. Nüfusun beşte biri ise en az iki derneğe üye bulunuyor. ABD'de 1 milyon 200 bin dernek bulunuyor. Bu ülkede her 15 Amerikalıdan bir tanesi bu tür kuruluşlarda çalışıyor. Bu sektör ABD'de bankacılık, teknoloji ve hatta kamu sektörü kadar ağırlığa sahip.

Sivil Toplum Örgütleri Nedir ve Ne Yaparlar?

Sivil Toplum Kuruluşu şudur diye söylenip, herkesinde kabul edebileceği herhangi bir tanımlama yok. Ancak 1945 yılında Birleşmiş Milletler Teşkilatının kuruluşunda ilk olarak Sivil Toplum Kuruluşu tanımı yapılmıştır.

"Resmi kurumlardan tamamen bağımsız, hukuki, soysal, toplumsal ve çevresel değerleri için lobi faaliyeti yürüten, çalışanlarını ve üyelerini tamamen gönüllülerden seçen, ticari kaygısı olmayan, kar amacı gütmeyen kuruluşlardır" denebilir. Yapılanması ise sanıldığı gibi sadece derneklerden oluşmamaktadır. Vakıf, Birlik, Komite, Platform, Meslek Kuruluşları ve Sendikalarda Sivil Toplum Kuruluşu kapsamına girmektedir. STK'ların toplumsal yaşamın her alanında karşımıza çıkması mümkündür. 

NEDEN SİVİL TOPLUM KURULUŞU?

Sivil toplum kuruluşları, kar amacı gütmeyen, belirli bir amaç doğrultusunda bir araya gelmiş insanlardan oluşan örgütlenmelerdir. Bu tanımı biraz daha açacak olursak, sivil toplum kuruluşları,  toplum yararına çalışan ve bu yönde kamuoyu oluşturan, kar amacı gütmeyen, sorunların çözümüne katkı sağlayarak çoğulculuk ve katılımcılık kültürünü geliştiren, demokratik işleyişe sahip, bürokratik donanımdan yoksun ve gönüllü olarak bir araya gelen bireylerden oluşan oluşumlardır. Sivil toplum kuruluşlarının ve aslında sivil toplumun en büyük özelliği ise, devletle bir çıkar birliğinin ya da herhangi ilişkisinin bulunmamasıdır. Çünkü aslında "sivil" kelimesini tanımlayan en büyük özellik budur; devletin dışında olması... 

Gönüllülük esas

STK'lar denilince akla ilk olarak dernek, vakıf, yurttaş inisiyatifi/girişimi, sendika gibi gönüllü ve ara örgütlenmeler gelir. STK'ların örgütlenme biçimi ve etkinlik alanları farklılık gösterebilmektedir.

STK'lar yerel/lokal boyutta örgütlenebilecekleri gibi, ulusal ve uluslararası bir örgütsel yapılanmaya da gidebilirler. STK'ların etkinlik alanları eğitim, çevre, kentsel-kırsal kalkınma, sağlık, sosyal hizmetler, teknik yardım ve danışmanlık, barışın sağlanması ve insan haklarının korunması gibi geniş bir yelpazeye yayılırlar.

Türkiye'de  Sivil Toplum  Kuruluşlarının Gelişmesi

Türkiye'de STK tarihine baktığımızda ilk yapılanmanın 1980 sonlarına doğru olduğunu görürüz. O tarihte yaşanılan olumsuz olaylara rağmen, merkeziyetçi, otoriter devlet yapısının toplum üzerindeki baskısının azalmasıyla siyasal katılım alanı yeniden hareketli bir görünüm kazanmaya başlamıştır. Bu dönemde, önemli bir siyasal katılım biçimi olarak STK'ların öne çıktığı görülüyor. STK'ların gelişim seyri üzerindeki en önemli unsur, temsili demokrasinin içinde bulunduğu güven krizidir.

Özellikle son on yılda gerek Türkiye'de gerekse de Batıda yurttaşlar, siyasal karar mekanizmaları üzerinde daha etkili olmaya yönelmişlerdir. Temsili demokrasinin yaşadığı krizin bir yansıması olan bu süreç, çoğulcu ve katılımcı örgütlenmelerin önünü açmıştır. Nitekim, etkili bir siyasal katılım biçimi olan STK'ların bu bağlamda öne çıktığı görülmektedir. Kısacası, Türkiye'de 1980 sonrasında siyasal sistemin tıkanmasına bağlı olarak hızla kurumasallaşan STK'lar, katılımcı demokrasinin önemli bir unsuru olarak, toplumda önemli işlevleri yerine getirmeye adaydırlar.

VAKIFLAR VE DERNEKLER

Türk tarihinde vakıflar Selçuklu döneminde (1071–1293) gelişmiş, Osmanlı döneminde (1299–1920) kurumsallaşarak en görkemli dönemini yaşamıştır. Kayıtlara göre, Anadolu'da kurulan ilk vakıf 1048 tarihlidir. Osmanlı döneminde sayıları yüz binlere yaklaşan Türk-İslam vakıfları sanat yönüyle de zirveye ulaşmış, toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına geniş ölçüde katkıda bulunmuştur. 

Cumhuriyet döneminde her türlü vakıf işleri Başbakanlığa bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne devredilmiş ve 1935 yılında yürürlüğe giren Vakıflar Kanunu, 1956'da kabul edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü Teşkilat Kanunu ve 1984'te kabul edilen 227 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile vakıflar idaresinde köklü değişiklikler yapılmıştır. Anadolu'daki tescilli 15.910 adet abidevi eski vakıf eseri ile 57.219 vakıf emlakı bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün kontrolü altındadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne bağlı Osmanlı döneminden kalan ve kendi yöneticileri tarafından idare edilen 307 mülhak vakıf, Genel Müdürlük tarafından idare edilen 31.000 civarında mazbut vakıf, Rum, Ermeni, Musevi gibi gayrimüslim vatandaşlar tarafından kurulmuş 162 cemaat ve esnafa mahsus vakıf, ayrıca Cumhuriyet döneminde kurulup faaliyette olan 4.568 adet yeni vakıf mevcuttur. 

İzin Almadan Dernek Kurulabiliyor  

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre her Türk vatandaşı önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir. Toplumun sosyo-ekonomik gelişmesinin ürünü  olarak kabul edilen dernekler, Cumhuriyet'in ilk yıllarında özellikle devletin özendirmesi ve önderliği altında kurulmuştur. Daha sonraları ekonomik alanda hareketliliğin artması, toplumsal ve kültürel alanda görülen gelişmeler sayesinde kişilerin gönüllü girişimleriyle kurulan dernekler ve üye sayılarında da önemli artışlar meydana gelmiştir. Türkiye'de şimdiye kadar kurulan dernek sayısı 163.875'dir. Ülkede bugün spor, kültür, sağlık, sosyal yardım, kadın ve esnaf dernekleri gibi daha pek çok alanda faaliyet gösteren sosyal amaçlı 32.352, kültürel amaçlı 21.140, hayrı amaçlı 16.378 ve sportif amaçlı 9.882 olmak üzere toplam 79.752 dernek mevcuttur. 

STK'LARA KATILIM AZ DA OLSA ARTIYOR

Dünyanın 56 ülkesinde eşzamanlı olarak uygulanan STEP kapsamında Türkiye`de gerçekleştirilen araştırma sonuçları açıklandı. İstanbul, Ankara, Denizli, Adana, Trabzon, Van ve Diyarbakır`da 146 sivil toplum kuruluşundan toplam bin 579 kişiyle yüz yüze yapılan görüşmeler sonucu STK raporu hazırlandı. Araştırmalara göre, sivil toplum kuruluşlarına katılım son iki yılda sadece yüzde 2 oranında arttı. 2007`de yüzde 7,8 olan üyelik oranı 2009 yılında ancak yüzde 9,7`ye yükselebildi. Bağış oranı da yüzde 11,5`ten yüzde 7,5`e geriledi. Kadın, genç ve etnik azınlıkların sosyal ve siyasi katılımları genel nüfusa göre daha düşük. STK`lar arası iletişim ve işbirlikleri de yeterince gelişmemiş. 142 sivil toplum kuruluşundan 42`si son üç ayda hiçbir STK ile işbirliği yapmamış. 

STK'LAR NEDEN BAŞARISIZ OLUYORLAR 

  1. STK'ların farklı  görüşleri dikkate alan, değerlendiren ve hatta kapsayan bir anlayışla çalışmaları gerektiği halde, çoğu kez STK'ların kendi görüşlerinde katı bir tutum içinde direndikleri ya da kendi görüşlerini temsil etmekle kendilerini sınırlandırdıkları gözleniyor.
  2. STK'lar kendilerini sivil toplumla özdeşleştirdikleri için sivil toplumu sürece katmak gibi bir çabayı önemsemiyorlar. Halkın desteğini alamadıkları için güç oluşturamıyorlar ve karar süreçlerini etkileyemiyorlar.
  3. STK'larda kurumsal büyüme ve buna bağlı olarak hizmet üretiminde sürdürülebilirlik yok. Bu sorunun temel nedeni olarak, misyonsuzluk, misyona bağlı olamama, amatör ruha profosyonel bakışın entegre edilememesi veya fazla profesyonelleşip STK'ları sivillikten uzaklaştırmak, deneyimsizlik gibi etkenler sayılabilir.
  4. STK'lar diğer aktörlerle, kamu otoritesi ile informel ilişkileri sorgulamıyorlar. Tam tersine kamu ile ilişkilerinde ayrıcalık peşinde koşabiliyorlar. Kendi fikirlerini uygulamak için fırsat elde ettiklerini düşünüyorlar.
  5. STK'lar arası rekabet daha sağlıklı nitelikli ve başarılı hizmet üretmeye yönelik değil. Daha çok kaynakları paylaşmaya yönelik bir rekabet gözleniyor. Çünkü, STK'lar arasında tanımlı, kurallı, gelişmelerini destekleyici bir rekabet ortamı yok. Ne yazık ki, sivil toplum örgütü misyonundan vazgeçerek, "iş yapmak" üzere şirket mantığı ile çalışmayı tercih eden kuruluşlar daha rahat ve hızlı büyüyebiliyorlar.
  6. STK'lar (her zaman) yaratıcı fikirler geliştiremiyor. STK temsilcileri her şeyi kendileri planlayıp, üretebilecekleri yanılgısına düşüyorlar. Bunun da ötesinde bu hakkı kendilerinde görüyorlar. Oysa, yöneticinin bilgiyi nasıl, en verimli kullanabileceğinin farkında olması, çevresindeki yaratıcı/dönüştürücü enerjiyi harekete geçirmesi gerekir.
  7. STK'lar arasında deneyim alışverişi yok. Özellikle ulusal ve uluslararası platformlarda işbirliği ve iletişimin eksikliği görülüyor.  İşbirliklerinin başarıyı artıracağının farkında değiller. Bu konuda gerekli araçlardan ve yaratıcı fikirlerden STK'ların yoksun oldukları gözleniyor.
  8. STK'lar hizmet üretmek için parayı araç olarak görmek yerine, kimi zaman amaç olarak görüyorlar ve paraya ulaşmak için proje hazırlıyorlar. Bunun sonucunda STK'ların gittikçe misyonlarından uzaklaştıkları gözleniyor

 

banner53
Yorumlar (0)
9
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?