Sultanüşşuara Necip Fazıl yâd ediliyor...

Yakın dönem Türk şiirinin güçlü kalemi Necip Fazıl Kısakürek, vefatının 27. yıldönümünde sevenleri tarafından yad ediliyor

Sultanüşşuara Necip Fazıl yâd ediliyor...

 

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

Yakın dönem Türk şiirinin “Sultanüşşuara” unvanlı şairi Necip Fazıl Kısakürek vefatının 27’inci yıldönümü vesilesiyle düzenlenen etkinliklerle sevenleri tarafından bir kez daha yâd ediliyor. Necip Fazıl Kısakürek, eğer vefat etmeseydi, yazdığı 'Sultan Vahidüddin Han' kitabından dolayı hapse girecekti.

Ünlü şairin avukatı Muhammet Emin Özkan, Üstad'ın 79 yaşında hasta hasta cezaevine konulmaya çalışıldığını anlattı. Zaman gazetesine konuşan avukat Özkan, bilirkişi raporuna rağmen mahkemenin Necip Fazıl'ı 'Sultan Vahidüddin' adlı kitabından dolayı 1,5 yıl hapse çarptırdığını, cezanın ise alınan bir doktor raporuyla sekiz ay erteletildiğini, bu sırada da şairin vefat ettiğini söyledi.

Necip Fazıl'ın 6 yıl avukatlığını yapan Özkan, büyük şairin ömrünün mahkemelerde geçtiğini söylüyor. Hayatı boyunca birçok hastalık ve davayla mücadele eden Kısakürek, ölmeden önce oturduğu evin tahliyesi için ev sahibinin, işyeri ve Büyük Doğu Yayınları'nın tahliyesi için işyeri sahibinin açtığı davalarla uğraşmış. Ünlü şairi en çok sarsan ise İstanbul Toplu Basın Mahkemesi'nde Sultan Vahidüddin adlı kitabı sebebiyle açılan ceza davası olmuş. Bilirkişi raporu kitapta "Atatürk'e hakaret yoktur." dediği halde 1,5 yıl hapse çarptırılan Necip Fazıl, 8 aylık ceza erteleme süresinde vefat etmiş.

Özkan, Kısakürek'in, ölümüne kadar serencamı devam eden Sultan Vahidüddin kitabı sebebiyle açılan davaya büyük önem verdiğini anlatıyor. Mahkemenin bilirkişinin aleyhine karar çıkarabilmek için 25 sayfa rapor yazdığını ve bunu Yargıtay'ın onadığını belirten Özkan, 79 yaşındaki şairin bu davadan yargılandığı sıralar çok hasta olduğunu, savcının ise "Hapishanenin de reviri var, orada yatar." dediğini aktarıyor. Özkan, hastalık durumu olduğu için cezayı 8 ay ertelettiklerini, bu sürede Üstad'ın vefat ettiğini söylüyor.

Necip Fazıl'ın son dönemlerinde çevresi tarafından yalnız bırakıldığına dikkat çeken avukat, "Benim gibi 30 yaşında birine üstadın avukatlığını yapmak düşmüşse ne denebilir siz düşünün" diye konuşuyor. Ünlü şairin, çok cömert olduğu için elinde hiç para tutmadığını belirterek, kirasını bile zor ödediğinden bahsediyor. Devam eden davaları için avukat olarak gösterdiği gayretin maddeten karşılanmasını mümkün görmediği için, "Bu millete hizmetimden dolayı Allah bana eğer tırnak ucu kadar sevap yazmışsa tamamı senin olsun" dediğini aktarıyor. Karşılık beklemek olur diye Necip Fazıl'dan yan yana fotoğraf çektirmeyi bile isteyemediğine değinen Özkan, ondan maddi olarak aldığı tek şeyin el yazısıyla yazdığı savunması olduğunu vurguluyor.

Ölümü anında da Necip Fazıl'ın yanında olan avukat Özkan, o dakikaları anlatırken duygulanıyor: "O kadar zor ki bunu söylemek benim için. Üstadın hâlâ öldüğüne inanamıyorum. Ruhunu asla incitmek istemem. Doldurulamayacak bir boşluk bırakmıştır bende. Ama benim ona olan saygım sevgim o kadar sahiciymiş ki vefat ettiği gün oradaydım. Cesedine dokundum, sakalını okşadım." Özkan, o acı güne ait bir anısını şöyle aktarıyor: "Rizeli İlyas Ketenci amca, Bolu'da Necip Fazıl'ın çok samimi olduğu doktor Ahmet Abi, benim yanımda staj yapan genç avukat ve ben, bu 4 kişi cenazeyi evden aldık, ambulansa yerleştirdik. Bolu'daki doktor marketten alışveriş yaparken Tercüman gazetesine bakmış, Necip Fazıl'ın bir şiirini görmüş. Şiir şöyle: 'Son gün olmasın dostum, çelengim, top arabam/ Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam'. Cenaze kalabalıktı ama evden bu 4 kişi çıkarmıştık. Bu kendimi bir yere koymak değil. Onu taşıyan tabut neyse, o tabutu taşıyan bizler de ancak tabut kadar değerli olabiliriz."

Muhammet Emin Özkan, avukatlık hayatının en onurlu yerini Necip Fazıl'ın teşkil ettiğinin altını çiziyor. Üstadın düşüncelerinin şimdiki Müslüman entelektüeller için bile lüks olduğuna işaret ederken, onun 1930'lu yıllarda çıkardığı Ağaç Dergisi'ni örnek gösteriyor. Özkan, hâlâ tam anlamıyla Necip Fazıl'ın düşüncelerinden konuşulamadığını söylüyor:

"Üstad şehirli biriydi. Halkın içinden gelmiş bizler şehirlileşemedik. Avukatlığa başladığım yıllarda bana ilk "Sokrates'in Savunması'nı okudun mu?" demişti. Vefatından sonra okudum ve yüz kere okumuşumdur. Ne demek istediğini daha sonra anladım. Okumayan bir milletiz. Gelecek nesiller yapacak bu tahlilleri."

Van’dan Gaziantep’e; Adana’dan Edirne’ye kadar Türkiye'nin dört bir tarafında düzenlenen konferans, panel, şiir dinletisi, anma toplantısı gibi etkinliklerle genç nesillere anlatılacak Türk şiirinin “Sultanüşşuara”sı Necip Fazıl, sevenlerinin arasından ayrılışının 27. yıldönümünde Kocaeli'nde gerçekleştirilecek “anlamlı” bir tiyatro gösterisiyle yâd ediliyor. Kocaelili Necip Fazıl okuyucuları, meşhur şairin unutulmaz tiyatro eseri “Bir Adam Yaratmak” isimli oyununu ücretsiz izleme imkanına sahip olacak. Şair’in sanat ve edebiyat dünyasında “hamle çapında bir eser” olarak tavsif edilen tiyatro eseri, Kenan Korkmaz yönetiminde Alternatif Sanat Tiyatro Grubu’nun 12 kişilik oyuncu kadrosuyla Kocaeli Harikalar Sahili Gösteri Merkezi’nde 25 Mayıs Salı günü tiyatro severlerle buluşacak.

Aramızdan ayrıları 27 yıl oldu

Sultanüşşuara’nın doğumunun üzerinden 106; vefatının üzerinden 27 yıl geçmiş. Şair Kısakürek, yazımızın giriş cümlesinde de belirttiğimiz gibi daha yaşarken “Şairlerin Sultanı” unvanına layık görüymüş. Vefatından sonra da –ki pek çok zaman böyle olur- kıymeti daha fazla anlaşılmaya başlamış, ona duyulan özlem ve sevgi yüreklerde katlanarak büyümüş.

Necip Fazıl, hemen hemen tüm şiir otoriteleri tarafından Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en önemli şair, yazar ve mütefekkirlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu bir tesbit, bir vakıa…

Peki, Necip Fazıl Kısakürek niçin bu kadar sevilmiş? İsmi yüceltilerek sokaklara, caddelere, mahallelere, eğitim-öğretim kurumlarına verilmiş, adına paneller, konferanslar, sempozyumlar düzenlenmiş; şiiri, doktora ve doçentlik tezlerine konu edilmiş? Necip Fazıl Kısakürek’i döneminin ve günümüz şairlerinden farklı kılan bir özellik olmalı değil mi? Bu salt şairlikle, yazarlıkla açıklanabilecek bir olgu değil. Kuvvetli bir şiir ve fikir örgüsünün yanında aşka şeylere de bakmak lazım. Bir kere Necip Fazıl her şeyden önce içinden çıktığı, yetiştiği milletine sevdalı; daha geniş bir ifadeyle de ümmetine damardan bağlı bir hakikat sevdalısıdır… Onu farklı kılan, yılmaz bir hakikat sevdalısı olmasıdır. Dava adamlığıdır, mefkûresidir, mücadele azmidir… Eserlerinin içeriğinden ötürü defalarca tevkif edilir, hapis yatar. Mahpus damlarında çile çeker…

Demokrasi denen şeyin henüz pek yeni olduğu, yerli yerine oturamadığı; parti teşkilat reislerinin aynı zamanda vali olduğu Milli Şef döneminde eli kalem tutanların havadan sudan, tabiattan, börtü böcekten bahsettiği bir dönemde hakikatleri korkmadan dillendirmesi, Büyük Doğu’da neredeyse bir başına hak mücadelesi vererek, şiirlerinde kalabalıklara çıkmaz sokaklarda olduğunu haykırması, Türkiye bazında bir ümmetin makûs talihine şerhler düştüğü Sakarya Destanı’nda milletine ayağa kalk diye seslenmesi/seslenebilmesi onu döneminin şair ve mütefekkirlerinden farklı kılan unsurlardan sadece birkaçıdır.

Muarızlarının gözünde uslanmaz muhalif!

Necip Fazıl, muhalifleri nezdinde “uslanmaz” bir muhaliftir. Doğruları canı bahasına da dile getiren, zalimlerin zulmünü yüzlerine karşı korkmadan haykırabilen bir muhalif; medeniyetinin kökleriyle ilişiğini kesen zihniyete karşı, sisteme karşı bir muhalif...

Gazetelerin, dergilerin mekânları hala Cağaloğlu’yken, 1990’lı yılların başında bir edebiyat mecmuası yayınlıyorduk. Mecmuanın yeni sayısıyla birlikte soluğu, matbaa mürekkeplerinin hoş kokusunun sokaklar arasında dolaşıp durduğu Cağaloğlu’nda alırdım. O dönemlerde Necip Fazıl’ın arkadaşları, Büyük Doğu’da yazan-çizen ekipten hayatta olanlar vardı. Bir Gürbüz Azak ziyaretimizde Türkiye gazetesinin yaşı 70’leri aşmış karikatüristlerinden Nezih Bey, Üstad’a ait hatıralarını nakletmişti. “O dönemde genç bir karikatüristtim. Necip Fazıl, Milli Şef’ten hiç korkmaz, var gücüyle mücadele ederdi… Bir gün yolsuzluklardan kinaye olarak kahkaha atan bir çuval resmetmemi istemişti… Açıkça yazmak tehlikeli bir durumdu. Bir başka gün de ağlayan, inleyen bir koltuk resmetmemi istemişti. Malum, hükümet çevreleri yazıları sansürlüyor, karikatür diliyle hakikatlere işaret etmeye çalışıyorduk…” 

İnsanımızın sevgisine mahzar oldu

Bu toprağın insanları Necip Fazıl Kısakürek’i sevmiş benimsemiş… Sevgi, aidiyetle ilgili bir husus. İnsanlarımız, Necip Fazıl’da kendilerini bulmuş, onda, davalarını, hasretlerini görmüş, kendilerini bulmuşlar. Bunda mütefekkirin halk adamı olmasının da yeri var. Fildişi kulesinden inerek, halkla bütünleşmiş, Maraş’a, Konya’ya, Erzurum’a gitmiş. Halkla sohbet etmiş, hasret gidermiş, kaynaşmış, konferans vermiş. Böylelikle halka; kitlelere mâl olmuş… Namı, köylere, kasabalara kadar ulaşarak, çiftinin, mahallelinin, kahvehanedeki insanın gündeminde yer almış…

Hamle çapında işler yaptı

NFK, 79 yıllık hayatında hamle çapında işler yaptı... Geriye 70 eser; amel-i saliha bıraktı. Şiiri, nesriyle yarış halindeydi. Necip Fazıl için nesri şiirinin gölgesinde kaldı şeklinde bir tesbitte bulunulsa sezadır. Çünkü edebiyatçının içtimai hayata yönelik fikirleri şiirinin gölgesi altında kalmıştır. O sadece şiire değil düz yazıya da estetik bir ruh katmıştır. “Laf var ki laftır, laf var ki iştir, iş var ki laftır. Bize iş kadrosunda laf, hamle çapında iş lazım”.

Edebiyatın tüm türlerinde eser verdi

Necip Fazıl, edebiyatın tüm türlerinde eser vermiştir. Şiir, hatıra, makale, inceleme, roman, hikâye, tiyatro, piyes… Hemen hemen tüm eserlerinde içten içe büyüyen bir öfkenin hâkim olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte az önce de işaret ettiğimiz gibi Necip Fazıl’ın şirinin nesriyle, nesrinin şiiriyle yarış halinde olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Üstad’ın içtimai hayata yönelik fikirleri şiirinin gölgesi altında kalmıştır.

Büyük ideal/Büyük Doğu

Necip Fazıl Kısakürek 1945 yılında Büyük Doğu dergisini çıkarmaya başlayarak, uzun yıllar yayın hayatını sürdüren bu mecmuada, fikir ve aksiyon zemini kurmuş; Büyük Doğu aracılığıyla Türk halkına seslenmiş; tasavvuf felsefesini, dini duygu ve düşüncelerini bu dergide okurlarıyla paylaşmıştır. Anadolu'nun pek çok yerinde konferanslar veren şairin Büyük Doğu mecmuası aynı zamanda bir mektep hüviyetine bürünerek pek çok yazarın yetişmesine zemin teşkil etmiştir.

Kökü maziye uzanan güçlü şair

Necip Fazıl Kısakürek’in şiirinde hüdainabit, güçlü bir yön; üstün bir şairlik kumaşı vardır. Şair, şiirini üstün bir algılama sorunu ve mutlak gerçeği, yani Allah'ı arama yolunda sonsuz bir uğraş olarak görmüştür. O, kökü mazide olan güçlü bir dil yapısına sahiptir.

Çile sahibi şair, içtimai konuları referans olan mistisizm temayüllü şiirlerinde arayış içerisinde bocalayan günümüz insanın bunalımlarını konu edinmiş; Türk şiir iklimine gizem rüzgarı taşımıştır. Pek çok şiiri, sevenlerinin hafızalarında olan Kısakürek, Kaldırımlar serlevhalı şiirinde sanatının zirvesindedir. Gençlik yıllarında Fransa’da eğitim için bulunduğu dönemde kaleme aldığı bu şiirinde kaldırımları şekle, surete büründürmüştür.

Aşkın bir muhayyile gücüne sahipti

Necip Fazıl, tüm şiirlerinde olduğu gibi Kaldırımlar şiirinde de muhayyilesinin, hayal gücünün zirvesine çıkmıştır. O, soyut kavramları rahatça ete kemiğe büründürmüş, somutlaştırmıştır. Hayal dünyasının genişliğini anlamak için, sadece Kaldırımlar başlıklı şiirine göz atmak yeterli olacaktır.

Memleketinden uzakta, kimsesiz bir sokak ortasında, ardına bakmadan yürüyen Necip Fazıl, karanlığın derinleştiği noktalarda kendini bekleyen bir hayal görmektedir.

Şair, sokakları, kaldırımları öylesine güzel bir üslupta anlatmış tasvir etmiştir ki, şiiri okuduğumuzda kendimizi birden kaldırımların, kimsesiz sokakların içinde buluruz. Necip Fazıl'ın şiirlerinde Kaldırımlar şiirinin “İn-cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık” dizesinde olduğu gibi, cinlerle, perilerle, destansı yaratıklarla her an karşılaşmak mümkündür. Çocukluk döneminde aile içi sohbetlerde anlatılan hikâyeleri, efsaneleri, “Ne derlerse desinler,-Yakın dostlarım cinler/Havanın ve alevin/Kemiksiz çocukları/Yüz bir odalı evin-Haşmetli konukları/Kum gibi kalabalık/Bin şekil ve bin kılık...” dizeleriyle şiirleştirmiştir.

Necip Fazıl, sokakları, başları kesilmiş devlere benzettiği ve böyle bir sokakta tek başına olduğu için, artık korkmaya başlamıştır. Üstadın muhayyilesi burada sazı eline alır ve tasvirlerini konuşturur. Evleri, gözlerine mil çekilmiş insanlara benzetir Necip Fazıl. Gözlerine mil çekilen insanlar nasıl karanlığa mahkûm edilirlerse, gözlerinin ferini, canlılığını nasıl kaybederlerse, ışıkları söndürülen evler de aynı şekilde gözüne mil çekilmiş insanlar gibi ziyadan, nurdan, aydınlıktan uzak bırakılmışlardır. “Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor-Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.”

”Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi” mısraında üstadın hislerinin, idrak gücünün büyüklüğü ile irkiliriz. Bir sesin duyulması ancak ve ancak o sesin varlığı ile mümkün olur. Ses çıkmalı ki biz de o sesi duyalım. Fakat kaldırımların sesini duymaya gelince iş farklılaşır. Kaldırımların sesini duymak her yiğidin harcı değildir. Tüm sesler kesilince duyulan kaldırımların sesini, ancak Necip Fazıl gibi hisli insanlar duyabilir.

Şiirin ilerleyen bölümlerinde şair, içinde biriken korkulardan kurtulur. Kaldırımlardaki yolculuğunun hiç bitmemesini ister. “Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim/Gündüzler size kalsın verin karanlıkları/Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim/Örtün üstüme örtün serin karanlıkları” dizelerinde dile getirdiği üzere sabahın olmasını istemez, karanlıktan mesuttur. Çünkü sabah olduğunda gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Hâlbuki gecenin karanlığı, kaldırımların şefkati Necip Fazıl'a dertlerini unutturmaktadır.

Nasıl ki âşık sevgilisinin kucağında, sevgilisinin kollarında ölmeyi arzularsa, Necip Fazıl da şiirin son dörtlüğünde kaldırımlar üzerinde, tüm dertlerinden azade bir şekilde can vermek ister. Âşık Veysel'in kara toprağa, Mecnun'un Leyla'ya, Atilla İlhan'ın Pia'ya olan aşkı gibi Necip Fazıl da kaldırımlara sevdalıdır…

Sonsuzluk kervanının peşinde…

Necip Fazıl Kısakürek, 1925'te ilk şiir kitabı olan Örümcek Ağı'nı; 1928 yılında Kaldırımlar'ı ardından da üçüncü şiir kitabı olan Ben ve Ötesi'ni çıkarır. 30 yaşına; yani 1934 yılına kadar kendi ifadesiyle “bohem” hayatı yaşar. Bu dönem içerisinde yazdığı şiirlerinden bazılarını ya tamamıyla reddeder, o şiirleri sahiplenmez ya da şiirleri üzerinde değişikliklere gider.

1934 yılında çalıştığı bankadan Boğaziçi'ndeki evine dönerken vapurda karşısına oturan Hızır tavırlı bir adam, ona Abdülhakim Arvasi Hazretleri'nden söz eder. Şairin, Eyüp sırtlarında Piyer Loti civarında yaşayan bu zatla tanıştıktan sonra hayata bakışı, sanat anlayışı değişir.

“Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum/Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum” mısralarıyla önceki yaşantısının kendisi için hiç bir şey ifade etmediğini, şöhrete ulaşmasını sağlayan, tüm edebiyat çevreleri tarafından övgü dolu sözlere ve yazılara boğulduğu o dönemi boşa geçirdiğini dile getirir.

Bundan sonraki dönemlerinde hayatında din ve tasavvuf felsefesi yer etmeye başlar. Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Reis Bey gibi edebiyat çevrelerince çok bilinen tiyatro eserlerini kaleme alır. Çünkü hayatının artık yepyeni bir yönü vardır. Eserleri ve fikirleri ile gençliğe önder olmak ister. Gençleri, İslami bir hayat tarzı yaşamaya yönlendirme azmindedir.

Şiirlerinde tasavvufi temalar yekûn teşkil eder…

Necip Fazıl 30 yaşından sonra tasavvuf şairi kimliği öne çıkar. Tasavvuf şairleri dil, din, cinsiyet, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi İslam dinine davet eder. Necip Fazıl’ın şiir ikliminde de tebliğ ve uyarı önemli bir yer tutar.

Tasavvuf ehlinin başlıca temalarından biri de ölümdür. Necip Fazıl da şiirlerinde ölüm gerçeğiyle yüzleşmiştir. “Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber/Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?" dizeleriyle ölümden korkmanın (eğer hazırlıklıysak) yersiz olduğunu ifade eder.

Necip Fazıl “Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var/Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!” dizeleriyle ölümü bayram gününe, tabutu da çocukların oynadıkları tahta ata benzetmiştir. Bir nevi ölümü oyunlaştırmıştır. “Altımda gacır gucur kişner durur cansız at/İşte servili çukur ve ölümsüz hakikat” dizelerinde de aynı benzetmeye rastlamaktayız. “Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir! Mezarda geçer akçe neyse ondan biriktir.” Mısraları da ahirete hazırlık yapmamız gerektiğini çarpıcı bir şekilde vurgulamaktadır.

Mekânı cennet olsun

Yaşadığı dönemdeki şairlerin ve eleştirmenlerin hemen hemen tümü tarafından övgü dolu sözlere ve yazılara mazhar olan Üstad Necip Fazıl Kısakürek'i hayır ve rahmetle yâd ediyoruz. Mekânı cennet olsun.

Hayattan canlı ölüm günahtan baskın rahmet

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet

Necip Fazıl Kısakürek (İstanbul, 1904-1983)

26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğdu. 25 Mayıs 1983’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Çocukluğu büyükbabasının Çemberlitaş'taki konağında geçti. Bahriye Mektebi’nde, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğrenim gördü. Felsefe öğrenimini yarıda bırakarak 1924'te Paris’e gitti. Bu kez Sarbonne Üniversitesi’nde felsefe eğitimi almaya başladı. 1925'te öğrenimini tekrar yarıda bırakıp yurda döndü. 1926–1939 arasında İstanbul'da çeşitli bankalarda çalıştı. 1939–1943 arasında Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuvarı, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde dersler verdi. Yazarlık ve yayıncılık yaptı. İlk şiirleri 1922'de "Yeni Mecmua"da yayınlandı. Milli Mecmua, Hayat ve Varlık dergilerinde yayınlanan şiirleriyle tanındı. 14 Mayıs 1929-Ağustos 1936 yılları arasında 17 sayılık Ağaç dergisini yayınladı. 1943–1971 arasında "Büyük Doğu" dergisini çıkardı. Son Posta ve Yeni İstanbul gazetelerinde yazarlık yaptı.

1928'de basılan "Kaldırımlar" adlı şiir kitabı büyük ilgi gördü. Bu kitabın ardından uzun süre "Kaldırımlar Şairi" olarak anıldı. 1930’lardan sonra şiirinde tasavvuf etkisi görülmeye başladı. "Sonsuzluk Kervanı" isimli şiir kitabını uzunca bir aradan sonra 1955'te yayınladı. Şiiri, üstün bir algılama sorunu ve mutlak gerçeği, yani Allah'ı arama yolunda sonsuz bir uğraş olarak gördü. Sağlam bir dil yapısına ve trajik öğelere dayanan mistik eğilimli şiirlerinde çağdaş insanın bunalımlarını işledi. Türk şiirinde bir gizem rüzgârı estirdi, Fazıl hüsnü Dağlarca ile Cahit Sıtkı Tarancı'nın da aralarında bulunduğu birçok şair üzerinde etkili oldu. Garip akımının ortaya çıkışıyla şiirden uzaklaştı. Güçlü bir yazım tekniğinin görüldüğü tiyatro oyunlarında ise daha çok korku ve kaygı psikolojisini işledi hatıra, makale ve inceleme türü eserlerinde daha çok din mahreçli ve siyasi/içtimai konuları ele aldı.

Eserleri

Cinnet mustatili (Yılanlı Kuyudan)

Nam-ı Diğer Parmaksız Salih

Bir Adam Yaratmak

Çile

Kafa Kâğıdı

O ve Ben

Yunus Emre - Kanlı Sarık

At'a Senfoni

Para - Mukaddes Emanet

Sahte Kahramanlar - İman Ve Aksiyon - Özlediğimiz Nesil - İslam Ve Öbürleri

Hazret-i Ali

Tanrı Kulundan Dinlediklerim

İhtilal

Moskof

Tohum - Künye

Aynadaki Yalan

Reis Bey - Parmaksız Salih

Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu

Babıali

Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık

Hitabeler

Peygamber Halkası

İbrahim Ethem - Abdülhamid Han - Siyah Pelerinli Adam

Hesaplaşma - Tarihte Yobaz Ve Yobazlık - Türkiye Ve Komünizm

Esselam

Dünya Bir İnkılap Bekliyor - Yolumuz, Halimiz, Çaremiz - Ruh Muvazenesi - Her Cephesiyle Komünizm

Hac

Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar

Türkiye'nin Manzarası

Çerçeve - 1

Nur Harmanı

İman ve İslam Atlası

Müdafaalarım

Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar)

Benim Gözümde Menderes

İdeolocya Örgüsü

Mümin Kâfir - Vecdimin Penceresinden - Bir Pırıltı Binbir Işık

Senaryo Romanlarım: Sen Bana Ölümü Yedirdin - Deprem (Çile) - Kâtibim - Villa Semer - Vatan Şairi Namık Kemal - Canım İstanbul - Ufuk Çizgisi - Son Tövbe - En Kötü Patron

Çöle İnen Nur

Son Devrin Din Mazlumları

Öfke ve Hiciv

Sabır Taşı - Ahşap Konak

Ulu Hakan II. Abdülhamid Han

Başbuğ Velilerden 33 (Altun Halka)

Çerçeve - 2

Konuşmalar

Rabıta-i Şerife

Doğru Yolun Sapık Kolları

Başmakalelerim - 1

Tasavvuf Bahçeleri

Çerçeve - 3

Namık Kemal

Hücum ve Polemik

Rapor - 1 - Rapor - 2 - Rapor - 3

Rapor - 4 - Rapor - 5 - Rapor - 6

Rapor - 7 - Rapor - 8 - Rapor - 9

Rapor - 10 - Rapor - 11 - Rapor - 12 - Rapor - 13

Yeniçeri

Reşahat

Başmakalelerim - 2

Mektubat

Başmakalelerim - 3

Çerçeve - 4

Gönül Nimetleri

Edebiyat Mahkemeleri - Doğu Edebiyatı - Dil Raporları -

Çerçeve - 5

Hadiselerin Muhasebesi. 1

Sakarya Türküsü

Kaldırımlar

Vahdeddin

 

Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2010, 11:08
banner53
YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman Bülent Manav
Osman Bülent Manav - 11 yıl Önce

Karşılaştığımız farklı hadiseler karşısında dilimizin ucuna geliveren onlarca mısranın sahibi...

Haritada deniz görmüş boğulmuş, dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş... Kimsesiz seyyahı meçhuller caddesinin, yankısından kaçan çocuk, kendi sesinin... Sonsuzluk Kervanı'nın peşinde harcanan bir ömür...

Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim.
Bastığınız yeri taş taş öpeyim,
Bir kırıntı yeter kereminizden...

O yolda yürümek elbette kolay olmadı. Birçok yönden gelen taarruzlara karşı, birçok cephede verilen mücadele, Üstad'ı yordu... "Ne icra memuru"nun ne de "Birinci Şube sivil polisi"nin çalamadığı bir kapının ardına yürüdü... "Ölüm güzel şey"di, buydu "perde ardından haber.." Zira, "hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?"

Ve son şiirinde annesine sesleniyor, yanına geleceğini haber veriyodu:

Anne, girdin düşüme,
Yorganın olsun duam,
Mezarında üşüme...

Anlamam, anlatamam,
Düşen düştü peşime,
Artık vadeler tamam...

Abdulhamid
Abdulhamid - 11 yıl Önce

Mehmet Akifi de bi çok yönden geçmiş ve hayata dair görüşleri daha şumulli idi

CAFER VAYNİ
CAFER VAYNİ - 11 yıl Önce

Bugün Türkiye'yi yönetenler ve Türkiye'de faaliyet gösteren sivil toplum örğütleri en fazla Necip Fazıl ırmağından beslenmişlerdir.Acaba ırmağa layık olabilmişler midir? Bunu sorgulamamız lazım...

banner39