Tarihe adanan bir ömür: Mehmet Genç

"Osmanlı imparatorluğunda devlet ve ekonomi" adlı eseriyle bilinen tarihçi Mehmet Genç geleneksel tarih anlayışının dışına çıkmaya zorluyor.

Tarihe adanan bir ömür: Mehmet Genç

Esat Çağlar / Dünya Bülteni

Türkiye’de tarihçilik ideolojik sınırları aşmayıp siyasi yönelimli gelişti. Lise ders kitaplarında okutulan tarih askeri bir tarih olmakla birlikte ulus devlet nizamnamesi çerçevesinde yazıldığı için bağımsız tarih yaklaşımları gelişemedi. Milli sınırlar içerisine hapsedilen bir tarih bilgisiyle çocuklarımız büyüdü. Üniversitelerin tarih bölümünü tercih edenler, hamasi bir şekilde tarih bilgisinden ilham aldıkları için bizim dışımızda bir tarihin de var olduğunu ne yazık ki göremediler.

Ömer Lütfi Balkan, Mustafa Akdağ, Halil İnalcık gibi tarihçilerin çalışmalarıyla, tarihin sosyal alanı keşfedilmeye başlandı. Fransız Annales okulundan etkilenen bu tarihçiler, Türkiye’de sosyal tarih yazımının ilk örneklerini verdiler. Diğer tarafta Edward Carr, İmmanuel Wallerstein gibi yeni marksist çizgide tarihe yaklaşan Çağlar Keyder, Hurcihan islamoğlu gibi tarihçiler ekonomik tarihçilik yapayım derken ön kabulcü yaklaşımlardan kendilerini kurtaramadılar.

Türkiye’de sosyal ve ekonomik tarihçilik alanında iz bırakmış kişilerden biri, şüphesiz Mehmet Genç’tir. Mehmet Genç, yerel ve evrensel tarihçiliğin tam buluştuğu yerde durarak ekonomiyi toplumla birlikte ele almış sosyal tarihçiliğin en önemli isimlerinden biridir.

Tarihi, kronolojik bir çizgiden anlama ve karşılaştırmalı bir anlayışı kaydırılmasında payı olan Mehmet Genç’in tarihçiliği, kaybolduğunuzda yolunuzu bulacağız işaretler sunarak, geleneksek bir tarih yolculuğunun dışına çıkmaya sizi zorlar.

Mehmet Genç, kendini beğenmiş  burnu havalarda soğuk akademisyen tipine hiç benzemez, kapısını  her çalanı aynı mütevazilikle karşılar ve sizinle heyecanını hiç kaybetmemiş bir öğrenci gibi tarihsel gerçeklikleri bulmaya koyulur.

Artvin’in Arhavi ilçesinin Kemerköprü köyünde 1934’te dünyaya gelen Mehmet Genç, yedi çocuklu orta halli bir ailenin en küçük çocuğudur.  Mehmet Genç’in çocukluk döneminde, derin izler bırakan şahsiyetlerden biri babası Ali Rıza Bey’dir. İlk eğitimini de okuma yazma bilen babasından alır. Ortaokula Hopa’da başlar, İkinci Dünya savaşının etkisiyle büyük güçlükler içerisinde okuluna devam eder. Ortaokuldan sonra ailenin ekonomisi bozulduğu için bir yıl eğitimine ara verir. Ertesi yıl, devlet parasız yatılı sınavına girer ve İstanbul Haydarpaşa Lisesini kazanır.

Ortaokul ve lise yıllarında tarihe pek ilgi göstermez, onun favori dersleri matematik ve gramer’dir. Fakat okulun edebiyat öğretmenlerinden Nihal Atsız’la karşılaşınca tarih, felsefe, edebiyat gibi alanlara ilgi duymaya başlar. Bu yıllarda milliyetçilik düşüncesini benimser, üniversitede Mülkiyeye kaydolunca ideolojik olarak milliyetçilikle yetinmez, faklı anlayışları öğrenmek için Fransızca öğrenir, Nitsche, Schophenauer anlamaya çalışır , Osman Yüksel Serdengeçti’nin tavsiyesiyle de Çehov, Gogol gibi yazarları okuyarak dünyaya daha geniş bir perspektifle bakılması gerektiğini öğrenir.

Mülkiye yıllarında tarih, iktisat, sosyoloji ekseninde çalışma yapacağına karar verir ve okulu bitirdikten sonra asistanlık için Mülkiye’ye müracaat eder. Fakat Mehmet Genç, akademisyenliğe kabul edilmez, o da, geçimini sağlamak için Ankara’da maiyet memurluğuna girer.  Araştırma arzusu, tarih aşkı, Genç’in kalbine bir kez sızmıştır. Şerflikoçkisar’a kaymakam vekili tayin edilmesine rağmen tesadüf eseri gazetede gördüğü ilan üzerine İstanbul Üniversitesi İktisat tarihi asistanlığına başvurur. Ömer Lütfi Barkan gelecek vaat eden bu öğrenciyi asistanlığa kabul eder, böylelikle Genç’in akademik hayatı başlamış olur. 

İstanbul’a taşındığı yıllar, Erol Güngör’le dostlukları başlar. Bu ikilinin dostlukları Erol Güngör’ün vefatına kadar devam eder. Marmara Kahvesinin müdavimleri arasında mümtaz Turhan, Fethi Gemuhluoğlu, Ziya Nur, Ekrem Hakkı Ayverdi gibi isimler vardır. 

Mehmet Genç, doktorasını zihnini meşgul eden Osmanlı Devleti’nin batı karşısındaki konumu üzerine yapmak ister, bu isteği hocası Ömer Lütfi Barkan tarafından kabul edilir. Genç’e göre, Osmanlı’nın neden sanayi inkılâbı gerçekleştiremediği cevaplandırılması gereken bir sorudur. Çünkü Osmanlı, ekonomik olarak güçlü bir devlet olmadığı halde batıyla askeri ve siyasi alanda rekabet edebiliyordu.

Başlangıçta Mehmet Genç arşiv tarihçiliğine sıcak bakmadığı için arşive gitmek istemez ve tezini kütüphaneden faydalanarak gerçekleştirmek ister. Fakat okuduğu iki yüzün üzerinde Fransızca kitap onu bu eserlerin asıl kaynaklarına arşiv belgelerine girmeye zorlar. Bu arada İngilizceyi de öğrenen Genç, tezini bitiremediği için asistanlık görevinden ayrılmak zorunda kalır. Hocasının yardımıyla üniversitede uzmanlığa başlar ve tezini böylece sona erdirir.

Doktora’yı bitiren Genç, tarihçiliğin daha başında olduğunu farkına varır. Aslında tarih, sürekli bilmeceler içerisinde bir soru yumağıdır. Bir bilmeceyi çözmeden diğerine geçmek zordur ve her bilmece yeni bilmeceler ortaya çıkarmaktadır.

1975’te yayınlanan “Osmanlı  Maliyesinde Malikane Sistemi” tarihçilik açısından bir ilktir. Çünkü bu makale ile iktisat ve tarih bilimleri birbirlerini tamamlar nitelikte iç içe girerek Osmanlı ekonomisi için temel bir paradigmaya dönüşür. Bu makalede, tarihi bir sonuç çıkmakla birlikte aynı zamanda tarihsel bir metod sunulur.

1975’in ortalarında daha kapsamlı araştırmalara giren Genç, Osmanlı’nın genel ekonomisi, devlet-ekonomi ilişkisi üzerinde yoğunlaşır. Osmanlı ekonomisi ve devlet ilişkisiyle ortaya çıkan paradoksal unsurları, üçlü teorik model yani provizyonizm, fiskalinizm ve gelenekçilik yardımıyla açıklanabileceğini gören Genç, çalışmalarını bu bağlamda devam ettirir.

Genç, İstanbul Üniversitesi Türk iktisat Tarihi Enstitüsü, Marmara Üniversitesi ve TRT’de danışman olarak çalıştı. Emekliye ayrıldıktan sonra Bilgi Üniversitesinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Kültür AŞ. Tarafından düzenlenen iktisat tarihi konulu seminerler vermeye devam etmektedir.

Tarih ilminin tadını alan Mehmet Genç, meçhulü anlamak için bir fener yakmaya hala devam ediyor. Osmanlı tarihini insanlığın yaşadığı en büyük tecrübelerden biri olarak gören büyük tarihçimiz, insanlık ile tarih arasındaki köprüyü yıkılmamak adına tekrar inşa ediyor.

 

Güncelleme Tarihi: 07 Şubat 2010, 16:21
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35