banner15

Tarık Ramazan Feshane'de konuştu

Hasan el Benna'nın torunu Tarık Ramazan Feshane'de 'İslami Gelenek, Batı Gerçeği ve Türkiye'nin Rolü' başlığı altında bir konuşma yaptı.

Tarık Ramazan Feshane'de konuştu

Dünya Bülteni Haber Merkezi

 

“Küresel’den Yerel’e Türkiye’yi Konuşuyoruz Toplantıları”nın ellincisi geçtiğimiz Cuma günü Feshane’de düzenlendi.

 

Dünyanın ve Türkiye’nin tanınmış yazar ve düşünürlerinin davet edildiği toplantının bu ayki konuğu, Avrupalı ünlü Müslüman entelektüel Tarık Ramazan idi.

 

Toplantının açılış konuşması, “Türkiye’yi Konuşuyoruz” sivil toplum hareketinin başkanı eski AK Parti il başkan yardımcısı Metin Külünk tarafından yapıldı.

 

Külünk konuşmasında ekseriyetle Batı ve İslam dünyasının nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde dururken, eşyanın yeniden tanımlanmasının zaruretine de vurguda bulundu.

 

Toplantının konuğu Prof. Dr. Tarık Ramazan ise “İslami Gelenek, Batı Gerçeği ve Türkiye’nin Rolü” başlığı altında bir konuşma yaptı.

 

Ramazan konuşmasının girişinde İslam’ın bir olduğunu ancak Müslüman dünyada kültürlerin, renklerin ve geleneklerin farklı olduğuna değindi.

 

Batılıların farklı İslam anlayışlarının yanlışlığına değinen Ramazan, İslam’ın değişik kültür ve geleneklere izin verdiğinin altını çizdi.

 

Tarık Ramazan İslam dünyasında dini prensiplerin aynı olduğunu belirterek buna örnek olarak İslam’ın 5 şartını gösterdi.

 

Arap, Türk, Fars, Malay ve diğer kültürlerinin İslami olarak gösterilmesinin de yanlış olduğunu vurgulayan Ramazan, 'Batıda da farklı kültür ve gelenekler var, fakat bunlar Hıristiyanlık ve Avrupalılık şemsiyesinin altında tutulyor' dedi.

 

Yeni bir vizyona ihtiyacımız var

 

Prof. Dr. Tarık Ramazan konuşmasında, yeni meydan okumaların yeni cevaplara ve yeni görüşlere hararetle ihtiyaç duyduğunu söyledi.

 

Ramazan konuşmasında şunları ifade etti:

“Geçmişi idealize edip, gelecek rüyasına yatmayalım. İslam dünyasının ekonomi, diplomasi, sanat, medya ve bilim gibi birçok alanda yetişmiş uzmanlara ihtiyacı var. Sorunlarımıza çözüm üretelim. Batıyı kınamakla bir yere varılmaz.

Yeni bir vizyonun şart. Tecdid geleneğini yeniden canlandırılması gerekiyor"

 

Radikal reformlar

 

 

Tarık Ramazan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

“Batı karşısında kendimizi ezik hissetmeyelim bilâkis Müslüman olduğumuz için övünelim. İslam’da sabiteler olduğu gibi, değişebilenlerin olduğu bilinmelidir. İslam’da değişemez olanlar kategorisine Tevhid, İslam ve İman esasları gelir. Demokrasi, sekülarizm, kadın, şiddet vb.. bir çok alanda şiddetle yeni içtihadlara ihtiyaç var"

 

 İslam’ın kadınla bir sorununun olmadığını söyleyen Ramazan, farklı Müslüman kültürlerin kadınlarla sorunu olduğunu belirtti.

 

Ramazan, Hz. Peygamber (sav)’in hiçbir zaman eşlerine el kaldırmadığını buna örnek olarak gösterdi. Ramazan bu konularla ile ilgili olarak çok yakın bir zamanda “Radikal reformlar” adı altında bir kitabının yayımlanacağını açıkladı. Reformlar yapılırken batının değil, Allah’ın rızasını kazanmanın da önemini vurguladı.

 

Batının çifte standartlarına karşıyız

 

İngiltere, Fransa, Almanya ve Hollanda’nın Müslüman ülkelere birçok kurallar dayattığını söyleyen Tarık Ramazan, “Biz Batının kurallarına ve değerlerine karşı değiliz, çifte standartlarına karşıyız” dedi.

 

Avrupa’daki Müslümanların karşılaştıkları sıkıntılardan örnekler veren Ramazan, Müslümanların İslam’ın temel prensiplerinden olan “adalet”i istediklerini söyledi. Ramazan, Müslümanların batının çifte standartlarına karşı ortaya koydukları tavırlarıyla Avrupa ülkelerinin daha da demokrat olmalarını sağladıklarını bildirdi.

 

Yaratıcı olalım

 

Kendimizi azınlık olarak olarak görmemiz gerektiğini söyleyen Ramazan, “mağduriyet psikolojisi, bizim psikolojimiz değil” diye konuştu. Geçmişle övünmeyi bırakıp, her alanda yaratıcı olmalıyız diyen Tarık Ramazan, sanatta, edebiyatta, ekonomide, politikada yeni şeylerin söylenmesi gerektiğini belirtti. Müslüman halkları eleştiren, batıdan özür diler pozisyonunda da olunmaması gerektiğini altını çizen Ramazan, “Kurbanlaştırılmış kimliklere sahip olmayın. Birbirinizi ötekileştirmeyin. Semboller üzerinde çatışmayınız” dedi.

 

“Bugün Türkiye’nin rolü ne olmalıdır?” sorusunu soran Tarık Ramazan, Türkiye’nin şu sorulara açık yüreklilikle cevap vermesi gerektiğini söyledi: “Türkiye köprü mü olmak istiyor? Ayrı güçlü bir medeniyet mi? Yoksa batıya tamamen adapte mi olmak istiyor?”

 

 

----------------------------

 

“Küresel’den Yerel’e Türkiye’yi Konuşuyoruz Toplantıları”nda konuşan Metin Külünk’ün konuşmasının tam metni aşağıdadır:

 

 

EŞYA’NIN YENİDEN TANIMLANMASI; BATI VE İSLAM DÜNYASI

 

Saygıdeğer Hanımefendiler ve beyefendiler

 

“Küresel’den Yerel’e Türkiye’yi Konuşuyoruz” Toplantıları olarak son hızla koşmaya devam ediyoruz. Koşmak da zorundayız, çünkü eşyanın niceliğinde başdöndüren bir değişim yaşanıyor. Eğer eşyanın niceliğini şekillendiren aklı inşa edemezsek, nicelik yüzümüze hayatın resmini çizecektir. İşte; eşyanın anlamını asaletine uygun keşfetme çabalarımızın adı olan, bu koşudaki yeni durağımız Time dergisinin 21. yüzyılın en etkin 100 kişisi arasında saydığı, özelde Ortadoğu’ya genelde Müslümanlara ve Dünya’ya Londra’dan bakan Tarık Ramazan. Burada değinmeden geçemeyeceğim, Müslüman Kardeşlerin kurucusu Hasan El-Benna’nın köklerinden beslenmiş bir düşünürü dinlemenin de mutluluğunu yaşayacağız. Burada bir anlamda 20’inci yüzyılda İslami Uyanışın önemli isimlerden Hasan el Benna’nın sesinin, 21’inci yüzyılda İslami Uyanışın diğer bir önemli isimlerinden Tarık Ramazanla gür bir şekilde yeniden ve gelişerek çıkışına kulak misafiri olacağız. Prof. Dr. Tarık Ramazan’a bize bu fırsatı tanıdığı için teşekkürlerimi iletiyor ve sizlerin nezdinde tekrar hoşgeldiniz diyorum.

 

İslam dünyası yaşadığımız çağda uçurum kenarında durmaktadır. Dört yüz yıllık geri kalmışlığın en keskin sonuçları ile karşı karşıya bulunmaktadır. Benim “mağlubiyet” olarak nitelendirdiğim bu sonuçlar karşısında, hepimiz Hz. İbrahim’e “su” taşıyan karınca misali melhem olmaya çalışıyoruz.

 

Batı Dünyası’nın Rönesans ve Aydınlanma ile despotik, subjektif, kilise merkezli din anlayışı yerine aklı ve bilgiyi koyduğu, eşyanın tanımını yeniden yaparak onu materyalist bir anlayışa sığdırdığı modernite anlayışı da ne yazık ki bulunduğumuz dönemde krize girmiş durumdadır. İnsan, gönül ve sevgi merkezli düşüncenin tamamıyla terk edilerek, aklın ve bilginin materyalist perspektifle tanımlanması, bugün Irak’ta, Afganistan’da hatta Avrupa’da şahit olduğumuz, “yoksunluk, yoksulluk ve şiddet” üçgeninde dünyamızın sıkışması sonucunu doğurmuştur. İslam Dünyası yüzyıllar boyunca alternatif bir yaşam biçiminin; insanların din, dil ve ırk ayrımı olmadan, “Sevgi Medeniyeti” çerçevesinde birlikte yaşamasının mümkün olduğunu gözler önüne sermiştir. Bunun en güzel örneklerini Peygamberimizin ayak izlerinde görebiliyoruz. İşte bu ayak izlerinin günümüzdeki takipçilerinden birisi de Tarık Ramazan’dır.

 

Bugün İslam dünyası derken kastımız neresidir? Avrupa’da yaşayan 30 milyona yaklaşık ve pek çok Avrupa ülkesinden yoğun olan Müslüman nüfusu nereye koyabileceğiz? Ya da İslam Dünyası neresidir? Bugün ne İslam dünyası ne de Avrupa 19. yüzyıl ya da 20 yüzyılın başındaki gibi homojen değildir. İslam’ın bir değer olarak tanımlanmadığı bir Avrupa’dan artık bahsedemeyiz. Aynı şekilde Batı’nın değerlerini tümüyle reddedecek bir İslam Dünyasından da söz etmenin mümkün olmadığı ortadadır. Bugün üzülerek belirtmek isterim ki İslam Dünyasının son 4 yüzyıldır ürettikleri; kan, gözyaşı, diktatörler, işkencehaneler, halkın sesini yansıtmayan iktidarlardır. Ama ne yazık ki Batı medeniyeti de geldiğimiz noktada, sevgi/gönül medeniyetinin temsilcisi olan bu toprakların insanlarını, eli kanlı bir diktatörün ardından yas tutacak duyarlılığa taşıyacak noktaya getirmiştir. Bizim medeniyetimiz geçtiğimiz günlerde gördüğümüz gibi kendi topraklarında yaşayan bir Ermeni vatandaşımızı sahiplenecek yürekliliğe sahiptir.  Ama bu medeniyeti kanlı bir diktatörü sahiplenme noktasına getiren düşüncenin de artık kendi eleştirisini yapma zamanı gelmiştir.

 

Bu eleştirinin başlangıcı Türkiye’nin AB’ye bir an önce üye olarak kabul edilmesiyle başlayacaktır. Hepimiz İslam Dünyası’nın Türkiye’nin AB ile müzakere sürecini nasıl heyecanla karşıladığını biliyoruz. O halde Batı’nın bu kapıyı elinin tersiyle kapatmaması için çalışmaya devam etmeliyiz. Bizim Batı’ya sunacağımız en büyük değer, insan ve gönül merkezli düşünce perspektifidir. Eşya’nın yeniden tanımlanmasının yolu bizim yeniden kendi medeniyetimizi yorumlamamızdır. Ve bu yorumu en doğru şekliyle Batı’ya aktarmamızdır. Eşya’nın kendisiyle ilgili olarak yeni bir şey üretmedikçe Batı’ya katkıda bulunma imkanımız gözükmemektedir. Ama bu gönül ve sevgi medeniyetini Batı’ya iyi tanıtırsak, hem bizim hem de yaşadığımız dünya insanları için en büyük kazanç bu olacaktır.

 

Sözlerime Said Ramadan’ın bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Ahlakımızın, iyiliğin ve kötülüğün bilincinde olmamız, despotların, makam, güç ve para aşıklarının, bize karşı kullandıkları bir silahtır. Onlar bizim kesinlikle yapamayacağımız şeyleri yapıyorlar; bizim yalan söyleyemeyeceğimiz kadar yalan söylüyorlar; bizim ihanet edemeyeceğimiz kadar ihanet ediyorlar; bizim öldüremeyeceğimiz kadar öldürüyorlar. Allah’a karşı sorumluluğumuz: işte onların gözünde bizim zayıf noktamız budur. Oysa görünürdeki bu zaafımız, bizim gerçek gücümüzdür.”

 

Hepinize katılımınızdan dolayı teşekkür ediyor ve bir sonraki toplantımızda görüşmek dileğiyle sözlerime son veriyorum.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35