banner27

Tarım Müzakereleri zorlu geçecek

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, Avrupa Birliği'nin (AB) kurucu üyeleri hariç 21 ülkenin tarım müzakerelerinin zorlu geçtiğini söyledi.

Tarım Müzakereleri zorlu geçecek

AK Parti Sakarya İl Başkanlığı tarafından düzenlenen "Dış İlişkiler Eğitim ve Bilgilendirme Bölge" toplantısı Sapanca Richmond Otel'de yapıldı.

Toplantıya Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker, AK Parti Genel Başkanı Yardımcısı ve Sakarya Milletvekili Şaban Dişli, AK Parti Sakarya milletvekilleri Erol Aslan Cebeci, Recep Yıldırım, Balıkesir Milletvekili Turan Çömez, Düzce Milletvekili Fahri Çakır, belediye başkanları, bölge illerin il başkanları ve partililer katıldı.

Bakan Eker, tarım sektörünün dünyanın iki ülkesi hariç, Yeni Zellanda ve Avustralya dışında tüm ülkelerde desteklendiğini ifade ederek, herkesin kendi gücüne, kendi imkanına, kendi gelir durumuna, tarımda çalışan nüfusunun azlığına veya çokluğuna göre bir şekilde tarımı desteklediğini kaydetti.

AB'nin kurucu 6 ülkesi dışında sonradan üye olan 21 ülkenin tarım müzakerelerinin zorlu geçtiğini ifade eden Eker, "AB'ye sonradan üye olan 21 ülkenin tarım müzakereleri problemli geçti. Bütün bu süreçte 21 ülkenin tamamı zaman zaman tarımla ilgili engellemeler, zaman zaman 'yahu biz ne yaptık, bu işe girelim mi girmeyelim mi?' diye düşündükleri noktalar oldu.

Ama en nihayet bütün bu ülkeler, bu sıkıntıları aştılar ve o ülkelerin tarım sektörleri de birliğin tarım sektörleriyle uyumlu hale geldi. Sonuçta da bu ülkeler bütünüyle hem refah düzeylerinde, hem gelir düzeylerinde, hem de yaşam standardı yönünde AB'nin benimsediği ortak standartlara çıkma hususunda önemli mesafeler katettiler. Bizimle benzer özelliklere, benzer şartlara sahip olan Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi tarım nüfusu başlangıçta yüksek olan ülkeler kısa bir süre içerisinde Avrupa fonlarından istifade eden hem tarımlarını çok iyi noktaya getirdiler, hem ülkelerinin genel anlamda refah düzeyini arttırdılar" dedi.

AB üyesi toplam 27 ülkenin 182 milyon hektar tarım arazisine sahip olduğunu söyleyen Eker, "Türkiye'nin ise 27 milyon hektar tarım arazisi var. Tarımsal işletme sayısı AB'nin 27 ülkesinde toplam 15 milyon, Türkiye'de 3 milyon 100 bin civarında. AB'de 13 milyon insan tarımda çalışıyor.

Bizim ülkemizde ise halen 6.5 milyon insan tarımda çalışıyor. AB'de ortalama işletme büyüklüğü 17.5 hektardır, yani 175 dönümdür. Türkiye'de ise 6 hektardır, yani 60 dönümdür. Türkiye'deki bu 6 hektar alan işletme tek parçadan ibaret değildir, yani yekpare değildir. 22 milyon parsel Türkiye'de tarım arazisi var.

Bunu işletme sayısına böldüğünüz zaman bunun aslında her bir işletmenin 6-7 parçadan oluştuğunu görürüz.

Yani bu 6 hektar alan 65 dekar, burada 5 dekar öbür tarafta yani birbirinden kopuk, bu da tabi verimliliği etkileyen daha verimsizliğe yol açan en önemli faktördür. Tarımda çalışanların toplam çalışan nüfusa oranını Türkiye'de yüzde 28.4, AB'de ise bu oran yüzde 5'tir ve bu da yine çok önemlidir. Çünkü desteklemelerden bahsettiğimiz zaman destek tarımın dışındaki çalışan insanların tarım kesimine yaptığı destektir.

Çünkü diğer toplumdaki yaşayan bütün insanların vergilerinden topladığımız bir paradan bir gelir var, siz bu ortak fondan tarıma aktarıyorsunuz. Yani 100 tane çalışan insanın 95 tanesi tarım dışında çalışıyor, 5 tanesi tarımda çalışıyor. 5 taneye giden destek 95 kişiden toplanan parayla oluyor. Bu sayı arttığı zaman kişi başına düşen destek miktarı da artıyor. Dolayısıyla Türkiye'de ise yüzde 28.5'u tarımda çalıştığından dolayı geriye kalan yüzde 72'si yüzde 28'i destekliyor" diye konuştu.

Eker, tarım sektörünün gayri safi milli hasılaya oranının AB'de yüzde 1.6, Türkiye'de ise yüzde 10.3 olduğunu belirterek, "Bizim gelirlerimizin yüzde 10.5'i tarımdan geliyor, onların ise bütün gelirlerinin içinde tarımın payı yüzde 1.5. Böyle bir iki sektörün mukayesesini bu şekilde yapmamız lazım. Burada dikkatimizi çekmesi gereken en önemli husus, işletme ölçeğidir. Çünkü verimliği etkileyen temel faktör budur.

AB ile Türkiye arasındaki farklılıkların nereden kaynaklandığını, neye tekabül ettiğini incelediğimizdeyse işletme ölçeğinin yanında tarımsal nüfus yoğunluğu, entegre tarımsal işletmeler, tarımsal örgütlenmeler, verimlilik, maliyet, halka bazlı yani bölgesel üretim sistemi, kalite, standart ve bitki ve hayvan sağlığıyla ilgili standartlardır. Bunların arasında bu tür farklar vardır" dedi.

"TÜRK TARIMI DAHA YÜKSEK BİR VERİMLİLİK DÜZEYİYLE ÇALIŞIYOR"

AB ile Türkiye arasındaki farklılıkları önlemek için hükümet olarak bir takım düzenlemeler yaptıklarını belirten Eker, şunları kaydetti:

"Biz Medeni Hukuk'ta arazinin parçalanmasını önlemeye dönük çalışma yapıyoruz. Bu konuyla ilgili çalışma son noktaya geldi. Yalnız mutlak arazilerin parçalanmasının önüne geçecek toprak koruma kanununda bir düzenleme yaptık. Kırsal alanda yeni iş alanlarının oluşturulması bizim üzerinde durduğumuz bir konu.

Tarımsal kredilerin arttırılması ki ben bunların detaylarını vereceğim. Özel sektörün tarıma yatırım yapmasının özendirilmesi, kooperatif ve üretici birliklerinin kurulması ve desteklenmesi ve örgütlenmeyle ilgili bir sorun bu. Destek ve primlerin üretimi ve kaliteyi arttırmaya yönlendirilmesi, destekleme miktarlarının maliyetler içerisindeki miktarlarının yükseltilmesi ve tarım havzalarına geçişle mevzuatların kalite, hayvan ve bitki sağlığıyla ilişkilendirilip buna göre mevzuatların çıkarılmasıdır.

Tarım strateji belgesi hazırladık, Tarım Kanunu çıkardık, Tarım Sigortaları Kanunu çıkardık, Üretici Birlikleri Kanunu çıkardık, Organik Tarım Kanunu, Gıda Kanunu, Bitki Islahçı Hakları Kanunu, Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu, Tohuo ibaret değildir, yani yekpare değildir. 22 milyon parsel Türkiymculuk Kanunu'nu çıkardık. Bütün bunlar bizim bu süre zarfında tarımla ilgili bu düzenlemeleri farklılıkları oluşturan sebepleri ortadan kaldırmaya dönük olarak attığımız temel adımlar ve temel yasalardır. Bu yasalar olmadan, bu kanunlar çıkmadan herhangi bir olumlu gelişme sağlamak mümkün değildir."

Eker, yaptıkları düzenlemelerle Türk tarımının daha verimli çalışır hale geldiğini ifade ederek, "Tarımsal gayri safi milli hasıla 2002'de 21.8 milyar dolardır. 2006 sonunda 40 milyar dolardır, artış yüzde 80 küsur. 2002 yılında tarım ürünleri ihracatı 4 milyar dolardı, 2006'da yaklaşık 10 milyar dolar. Traktör satışı 2002'de 8 bin 100'dür, 2006'da 39 bin 590.

Tarımsal kredi faizleri 2002'de yüzde 59'dur, 2006'da yüzde 17.5'tir ve bunun da yüzde 90'ı sübvansiyonlu kredidir. Sübvansiyonlu kredinin manası şudur; yüzde 30 ila 60 arasında faiz indirimi vardır. O aradaki farkı Tarım Bakanlığı olarak biz ödüyoruz. Bu kullandırılan kredilerin yüzde 90'ı yüzde 17.5'la değil yüzde 6, yüzde 13 arasında değişen faiz oranlarıyla kullandırılıyor. Türk çiftçisi 2002 yılında 227 milyon YTL tarımsal kredi kullanılmış, 2006 yılında kullandırılan kredi miktarı 3 milyar 460 milyon YTL'dir. 227 milyondan 3 milyar 460 milyon YTL'ye çıkmış.

Sertifikalı tohumluk kullanımı 80 bin tondan 353 bin tona çıkmış. Türkiye 850 bin ton ayçiçeği üretiyordu 1.1 milyon tona çıktı. 360 bin ton çeltik üretiyordu 680 bin tona çıktı. 2 milyon ton mısır üretiyordu, 2006'da 3 milyon 900 bin tona çıktı. 8 milyon 400 bin ton süt üretiyordu, 11.5 milyon ton süte çıktı. 421 bin ton kırmızı et üretiyordu 2002'de, 490 bin tona çıktı. Türkiye tarım sektörünün üretim değerini arttırdı, ihracatını arttırdı, üretimini arttırdı ama bir şeye dikkatinizi çekiyorum, bu arada Türkiye'nin tarımda çalışan insan sayısı azaldı, Türkiye'de yeni tarım alanları oluşmadı.

Tarım alanları aynı, hayvan popülasyonu aynı, çalışan insan sayısı daha az ama üretim sayısı kat kat fazla, bu verimlilik artışının göstergesidir. Türk tarımı artık daha verimli bir şekilde, daha yüksek bir verimlilik düzeyiyle çalışıyor ve bu da sonuç itibarıyla kaynakların daha verimli kullanıldığı, daha iyi değerlendirildiği bir noktaya gelmiş olmamızı sağlıyor" dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli ise yaptığı konuşmada, AB'nin daha önceki genişlemelerle başarısının kanıtlanmış bir yol olduğunu belirterek, başarısı kanıtlanmış bir yolda Türkiye'nin ilerlemesi gerektiğini söyledi.

AK Parti kurulmadan önce 45 bin gibi çok geniş bir kitleye bir anket yapıldığını belirten Dişli, "Türkiye'nin problemlerinin önceliklerini tespit etmek ve bu önceliklere daha sonra nasıl yaklaşacağımızla ilgili geniş bir anket yaptık. Ve bu anket sonucunda Türkiye'nin öncelikli problemlerini birer cümleyle sloganlaştırma yoluna gittik. Bunlardan bazıları örneğin AB süreci için bu yüzyılın projesi dedik. Kıbrıs konusunda mesela çözümsüzlük çözüm değil dedik.

Halkımızın anlayacağı, hedefimizi net belirleyecek şekilde hem parti programına, hem de seçim beyannamemize koyduk ve hemen yola çıktık'' ifadesinde bulundu.
Dişli, AB'nin Türkiye konusunda çifte standartlara sao ibaret değildir, yani yekpare değildir. 22 milyon parsel Türkiyhip olduğunu belirterek, "AB belki ilk defa Türkiye konusunda ikiye bölünmüştür. En son 25 Aralık AB zirvesinde de bunu gördük. Önümüze bir takım engeller çıkacaktır. Bu yolun uzun engebeli olduğunu zaten biliyorduk. Her aşamasında da gerek Dışişleri Bakanı, gerekse Başbakanımız bu yolun zorluğunu bizlere iletmiştir.

 Buradaki sahiplik çok önemlidir. Türk halkının bu projeye sahip çıkması çok önemliydi. Bunun etkisini yabancı sermayenin girişini örnek verebiliriz. 1980 yılından 2002 yılına kadar yabancı sermaye 10.3 milyar dolar, 2002 ile 2005 yılları arasında 14.2 milyar dolar. 2006 ocak-kasım dönemin de ise 18.6 milyar dolar, ekonominin psikolojini bu sürecin nasıl olumlu etkilediğinin en önemli göstergeleri" diye konuştu.
Konuşmaların ardından Diş İlişkiler Eğitim ve Bilgilendirme Bölge toplantısı, basına kapalı olarak devam etti.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25