banner15

TESEV: İrtica tehlikesi yok

TESEV’in araştırmasına göre, Türkiye'de din devleti isteyenler ve laiklik endişesi taşıyan-ların oranı düştü, kendini Müslüman olarak tanımlayanlar ise arttı. İşte çarpıcı sonuçlar:

TESEV: İrtica tehlikesi yok

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV), “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” başlıklı araştırmasına göre, Türkiye’de şeriat düzeni isteyenlerin sayısı azalırken, laikliğin tehdit altında olmadığını düşünenlerin sayısı artıyor.

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) desteği ile Boğaziçi Üniversitesi Siyasal Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Binnaz Toprak ve Sabancı Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ali Çarkoğlu'nun hazırladığı “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” başlıklı araştırma, Conrad Otel’de düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

Toplantının açılışında konuşan TESEV Başkanı Can Paker, ilkini 1999 yılında yaptıkları araştırmanın 2006 yılında yeni sorular eklenerek tekrarlandığını belirterek, “Amacımız, Türkiye’nin dogmatik, kalıplaşmış konularını ele alarak tartışılmasını ve irdelenmesini sağlamak” dedi.

MAHÇUPYAN: “YENİ BİR ORTA SINIF OLUŞUYOR”

TESEV Demokratikleşme Programı Direktörü gazeteci Etyen Mahçupyan da, araştırmanın ortaya çıkardığı en önemli bulgunun Türkiye’de dindarlığın artarken, dinsel bağnazlığın düşmesi olduğunu ifade ederek, “Türkiye’de birbirinden farklı kesimler yaşayış biçimi olarak birbirine yaklaşıyor. Yeni bir orta sınıf oluşuyor” diye konuştu. Türkiye’de, alışılmışın dışında bir şekilde, modernleşmenin dindarlığın içinden oluştuğunu kaydeden Mahçupyan, mevcut sosyal bilim formülleri ile Türkiye’yi okumanın mümkün olmadığını, disiplin dışı yeni yöntemlere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

ÇANKAYA'DA BAŞÖRTÜSÜ OLSMASIN DİYENLER YÜZDE 51

Boğaziçi Üniversitesi Siyasal Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Binnaz Toprak da, araştırmanın Türkiye’de kendini “dindar” olarak tanımlayanların arttığını gösterdiğini, öte yandan yüzde 25-30 civarında bir kesiminin ise şeriat konusunda çok duyarlı olduğunu belirtti. Toprak, bu duruma rağmen, “Cumhurbaşkanı’nın eşi türbanlı olsun mu?” sorusuna yanıt verenlerin yüzde 51’inin “Hayır” dediğini hatırlatarak, “Ülkedeki istikrarın ve gerilimin tırmanmaması için, bu iki kesim kimi durumlarda aynı fikri de paylaşıyorlar” diye konuştu.

“TÜRKİYE’DE İKİLİ BİR YAPI VAR”

Doç. Dr. Ali Çarkoğlu ise araştırmanın Türkiye genelinde 23 ilde, 18 yaş ve üzeri toplam 1492 kişi ile yüz yüze yapılan görüşmeler sonucunda gerçekleştirildiğini belirtti. Araştırma sonuçlarından beklenen hata payının +/-2.5 olduğunu ifade eden Çarkoğlu, “Aynı araştırmayı 100 bin defa yapsaydık, yapacağımız hata payı yüzde 5 olacaktı. Araştırma sonuçlarına güveniyoruz” diye konuştu. Çarkoğlu, araştırma sonuçlarının Türkiye’de ikili bir yapının olduğunu gözler önüne serdiğine dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Bir tarafta kendini solda gören, gelir seviyesi ortanın üzerinde, iyi eğitim almış, kendini laik diye tanımlayan bir grup var. Bu grup, AKP veya sağ partilere oy vermiyor. Öte tarafta ise, gelir seviyesi daha düşük, daha az eğitim almış, kırsal kökenli, kendini İslamcı veya Sağcı olarak tanımlayan bir grup var. Bu iki grup, belli konularda anlaşmazlık yaşıyor olsa da, hayatın pek çok alanında çatışma yerine uzlaşmayı tercih ediyor.”

KENDİNE “İSLAMCI” DİYENLERİN ORANI YÜZDE 48.5

TESEV raporuna göre, Türkiye’de kendini “Laik” diye tanımlayanların oranı yüzde 20.3 iken, kendini “İslamcı” diye tanımlayanların oranı yüzde 48.5 olarak gerçekleşti. Kendini “Dindar” olarak tanımlayanların oranı 1999’da yüzde 25 iken, bu oran 2006 yılında yüzde 46.5’e çıktı.

MÜSLÜMAN OLMAK ÖNCELİKLİ DEĞER

Kendine “Solcu” diyenlerin oranı yüzde 15.7, “Sağcı” diyenlerin oranı ise yüzde 37.2 olarak gerçekleşti. Araştırmaya göre, kendini “Öncelikle Müslüman” olarak tanımlayanların oranı 1999’da 35.7 iken, bu oran 2006 yılında yüzde 44.6’ya yükseldi. Kendini “Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak tanımların” diyenlerin oranı ise, aynı dönemde, yüzde 34.1’den yüzde 29.9’a geriledi.

Araştırmaya katılanların yüzde 25’i, 1999 yılında “Türkiye’de din temelli politika yapan partiler olmalı mı?” sorusuna “Evet” yanıtını verirken, bu oran 2006 yılında yüzde 41’e çıktı. Kendini “Laik” olarak tanımlayanlar içinde bu soruya “Hayır” diyenlerin oranı ise yüzde 79’a yükseldi.

ŞERİAT DÜZENİ İSTEYENLERİN ORANI YÜZDE 9

Araştırmaya göre, 1999 yılında “Türkiye’de şeriata dayalı bir din devleti ister miydiniz?” sorusuna “Evet” yanıtını verenlerin oranı yüzde 21 iken, bu rakam 2006 yılında yüzde 9’a geriledi. Aynı dönemde, “Türkiye’de son 10-15 yıl içinde köktendinciliğin yükseldiği görüşüne katılıyor musunuz?” sorusuna “Hayır” diyenlerin oranı ise yüzde 61.3 olarak belirlendi. Araştırmada, Türkiye’de köktendinciliğin yükseldiği görüşüne sahip olanların, bu görüşlerini iki temel nedene dayandırdığı da ortaya çıktı. Bu nedenler ise, yüzde 35 oranında “Örtünen kadınların sayısının artması” ve yüzde 30 oranında İslamcıların siyasetteki gücünün artması” olarak belirlendi.

'LAİKLİK TEHDİT ALTINDA DEĞİL' DİYENLERİN ORANI YÜZDE 73.1

Araştırmada, çok tartışılan Laiklik konusunda da çarpıcı sonuçlara ulaşıldı. Araştırmaya katılanların yüzde 73.1’i Türkiye’de Laikliğin tehdit altında olmadığını belrtirken, yüzde 22.1’i Laikliğin tehdit altında olduğunu söyledi.

Araştırmaya göre, 1999’da Türkiye’de dindar insanlara baskı yapıldığını düşünenlerin oranı yüzde 42.4 iken, bu oran 2006 yılında yüzde 17’ye geriledi. Araştırmada, “AKP iktidarında değişim oldu mu? Olduysa iyiye doğru mu, kötüye doğru mu oldu?” sorusuna ise kişisel ibadetlerini yerine getirme konusunda “İyiye doğru” cevabını verenlerin oranı yüzde 62 olarak gerçekleşirken, dindar kişilerin devlet kurumlarında karşı karşıya kaldıkları tavırlar konusunda ise “İyiye doğru” cevabını verenlerin oranı yüzde 60 olarak belirlendi. Araştırmaya katılanların yüzde 83’ü ise Türkiye’de dindar çevrelerin Laik çevrelere baskı yapmadığı görüşünde birleşti.

EN ÖNEMLİ SORUNU İŞSİZLİK VE ENFLASYON

TESEV araştırmasına göre, Türkiye’nin en önemli sorunlarının işsizlik ve enflasyon olduğu saptaması yapıldı. Katılımcıların yüzde 50.3’ü Türkiye’nin en büyük sorununun işsizlik ve hayat pahalılığı olduğunu belirtirken, en önemli sorunun türban sorunu olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 3.7, Kürt sorunu olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 2.7 olarak gerçekleşti. Buna karşın, araştırmaya katılanların yüzde 43’ü hükümetin öncelikli olarak türbanlı öğrencilerin üniversiteye devam etmesini sağlaması gerektiğini belirtirken, İmam Hatiplilere ilişkin sorunların bir an önce çözülmesini isteyenlerin oranı ise yüzde 17.6 oldu.

BAŞÖRTÜSÜ TAKANLARIN ORANINDA DÜŞÜŞ VAR

Araştırma, Türkiye’de türban, başörtüsü veya çarşaf kullananların sayısında da bir azalma olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, Türkiye genelinde türban takanların oranı 1999’da yüzde 15.7 iken, bu oran 2006 yılında yüzde 11.4’e geriledi. Aynı dönemde, başını herhangi bir şekilde örtmeyenlerin oranı ise yüzde 27.3’ten yüzde 36.5’e yükseldi. Bununla birlikte, Türkiye genelinde çarşaf giyenlerin oranı 1999’da yüzde 3.4 iken, bu oran 2006’da yüzde 1.1’e geriledi. Araştırmada, özellikle 18-24 yaş arası kadınlar arasında başörtüsü veya türban takma konusundaki eğilimlerin düştüğüne ve baş örtmenin köyden kente gelindikçe azaldığına dikkat çekildi.

BAŞÖRTÜSÜNE HOŞGÖRÜLÜ YAKLAŞIM

Araştırmaya göre, örtünenlerin yüzde 71.5’i İslam emrettiği için başını örttüğünü söylerken, yüzde 8’i ise çevredeki herkes örtünüyor diye örtündüğünü söyledi. “Başımı belli bir siyasi hareketin parçası olduğum için örtüyorum” diyenlerin oranı ise yüzde 0.4 olarak gerçekleşti. Öte yandan, katılımcıların yüzde 65.2’si “Kızınızın üniversiteye girmek için başını açmasını onaylar mıydınız?” sorusuna “Evet” yanıtını verirken, “Kızınız başını örtmeye karar verirse ne düşünürsünüz?” sorusuna “Çok üzülürüm” diyenlerin oranı yüzde 42, “Memnun olurum, desteklerim” diyenlerin oranı ise yüzde 55 olarak belirlendi.

DARBECİLER YÜZDE 4'TE KALDI

Araştırmada, Türkiye toplumunun demokratik değerlere bakış açısı konusunda da ilginç saptamalarda bulunuldu. Katılımcıların yüzde 4’ü “Türkiye’nin sorunlarını seçimle gelmiş hükümetler değil, askeri bir rejim çözebilir” derken, “Türkiye’de halk ordunun desteği olmadan da laikliği ayakta tutabilir” diyenlerin oranı yüzde 54” oldu. Araştırmada, Türkiye’de sivil yönetimin askeri yönetimden daha iyi olduğunu ve askerin her konuda fikir beyan etmesini doğru bulmadığını söyleyenlerin, çoğunlukla kendini Laik ve solcu olarak tanımlayan, kentli ve iyi eğitim almış kişiler olduğuna dikkat çekildi.

İNTİHAR EYLEMLERİ ONAYLANMIYOR

TESEV araştırması, Türkiye toplumunun her ne şartla olursa olsun terör eylemlerini tasvip etmediği de ortaya çıkardı. Araştırmaya katılanların yüzde 65.5’i “Ülkenin işgal edilmesi durumunda işgal güçlerine karşı gerçekleştirilen intihar saldırılarını tasvip ediyor musunuz?” sorusuna “Hayır” yanıtını verirken, yüzde 84.4’ü direniş amacıyla sivillere yönelik intihar saldırılarını doğru bulmadığını söyledi. Katılımcıların yüzde 81.4’ü ise bu tür saldırıların İslamiyet ile bağdaşlaştırılamayacağı yönünde görüş bildirdi.

HOŞGÖRÜSÜZ BİR TOPLUMA DOĞRU

Araştırmada, Türkiye toplumunun başka dinden kişilere olan hoşgörülü tutumunda da az da olsa bir gerileme tespit etti. Araştırmaya katılanların yüzde 89.2’si 1999 yılında “Başka dinlerden oylan insanlar da iyi olabilir” derken, bu oran 2006 yılında yüzde 72.2’ye geriledi. Öte yandan, “Kimin komşunuz olmasına itiraz edersiniz?” sorusuna cevap verenlerin yüzde 66.2’si “Eşcinsellere itiraz ederdim” derken, farklı mezhepten bir aileye itiraz edeceğini söyleyenlerin oranı yüzde 24.4 olarak gerçekleşti.

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35