banner15

'Türk askerine yönelik tehdit yok'

Seyyid Hüseyin Fadlallah, Lübnan'da görev yapacak Türk askerlerine yönelik bir tehdidin söz konusu olmadığını söyledi.

'Türk askerine yönelik tehdit yok'

Lübnan'daki Hizbullah örgütünün dini lideri Seyyid Hüseyin Fadlallah, Güney Lübnan'da görev yapacak Türk askerlerine yönelik bir tehdidin söz konusu olmadığını söyledi.

CNN TÜRK'te yayınlanan Manşet programında Mithat Bereket'e konuşan Fadlallah, ne Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün ne de Lübnan hükümetinin Hizbullah'ı silahsızlandırmasının söz konusu olamayacağını vurguladı.
 
Hizbullah'ın dini lideri Fadlallah, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının Lübnan'ın iç meselesi olduğuna dikkat çekerek, örgütün 'devlet içerisinde devlet olduğu' yönünde yapılan propagandanın gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
 
Röportajın tam metni:
 
Mithat Bereket: Öncelikle şunu sorarak başlayalım. Türk askerinin Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nde yer almak üzere Lübnan'a gelecek olmasını nasıl karşılıyorsunuz? Sizce Hizbullah Türk askerinin Lübnan'a gelişini nasıl karşılıyor?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Öncelikle ben sorunuza kendi fikirlerimi söyleyerek; kendi yanıtımı vererek başlayacağım. Çünkü bu konuda başkaları ne düşünüyor ben bilemem. Her şeyden önce, Türk askerlerinin Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne katılmasından dolayı biz herhangi bir sorun hissetmiyoruz. Yani,bu konu bizim için hiçbir problem oluşturmuyor. Buraya gelecek askerler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu kararlara saygılı olduktan sonra; bu kararlarda  öngörülen hususlara uyduktan sonra bu bizim hiçbir sorun yaratmaz. Dolayısıyla, bizim Türk askerine de Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne de bu sınırlar çerçevesinde kaldıkları müddetçe hiçbir itirazımız olmaz.

Mithat Bereket: Yani "Türk askerini, Türk birliklerini burada görmek sizi rahatsız etmez öyle mi? Türk askerlerini topraklarına görmek Lübnanlılar, özellikle güney Lübnanlılar ve güney Beyrutlular için de sorun teşkil etmez" mi diyorsunuz?

Seyyid Hüseyin Fadlallah: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu bir karar var, söz konusu kararda Birleşmiş Milletler gücünün neler yapıp neler yapamayacağı açıkça belirtiliyor. Buraya gelip UNIFIL'de; yani Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nde yer alacak bütün askerlerin de bu karara uygun davranmasını bekliyoruz. Bence Lübnan halkı bu kuvvetlerin burada olmasına da karşı gelmez, çünkü bu kuvvetlerin görevi Lübnan halkını İsrail'in saldırganlıklarından korumaktır. UNIFIL'in amacı bizi korumak olacak. Bu yüzden, halkın Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne karşı gelmesi bir yana; bu gücü ve buraya gelecek askerleri destekleyeceğini düşünüyorum. Çünkü, bu askerlerin görevi, Lübnan halkını İsrail'e karşı korumak olacak.

Mithat Bereket:  Türkiye'de buraya asker gönderilmesi konusunda çok fazla tartışma yaşandı. Çünkü pek çoklarına göre Lübnan tehlikeli bir yer ve çok fazla risk var burada. Şimdi sizin ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Sizce burada Türk askeri için ortaya çıkabilecek riskler nelerdir? Askerimizin karşılaşabileceği en kötü durum size göre ne olabilir?

Seyyid Hüseyin Fadlallah: Ben Türk askerlerinin güney Lübnan'da Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne destek verirken herhangi bir tehlikeli durumla ya da bir riskle karşılaşacağını düşünmüyorum. Burada, Lübnan'da yaşayan Ermeniler Türk askerinin buraya gelmesine karşı olsalar da; istemiyoruz deseler de bu durumun Türk askerlerinin buradaki güvenliğini tehlikeye atacak bir boyuta gelebileceğine inanmıyorum. Dolayısıyla, bana göre burada Türk askerleri için korkulacak bir durum ya da bir risk yok.

Mithat Bereket:  Yani sizce buradaki Ermeniler Türk askerlerine karşı bir şey yapmazlar mı? Türkiye'deki en önemli kaygılardan biri de bu. Lübnan'daki Ermenilerin Türk askerlerini hedef almaya çalışabileceği ileri sürülüyor. Sizce böyle bir tehlike var mı? Ermenilerin tepkisi devam ederse nasıl bir durum ortaya çıkar?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Ben Lübnan'daki hiçbir topluluğun; hiçbir dini ya da sosyal topluluğun  buraya gelecek olan Türk askerlerine karşı bir şey yapacağını; ya da bu askerlerin buraya gelmesine karşı çıkacaklarını düşünmüyorum. Aslında, bu sadece Türk askerleri için değil; UNIFIL'in yani Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün içinde yer alacak olan bütün diğer ülkelerin askerleri için de geçerli. Ayrıca, Lübnan'a gelecek olan Türk askerleri buraya geliyorlar, çünkü onların buraya gelişini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi istedi. Onlar buraya kendi kafalarına göre gelmiyorlar. Onlar, diğer ülkelerin askerleri gibi Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu kararları yerine getirmek için geliyorlar.
 
Mithat Bereket:  Sizce Hizbullah'ın da dahil olduğu Güney Lübnan'daki silahlı gruplar nasıl silahsızlandırılacak? Birleşmiş Milletler kararına göre, Lübnan hükümetinin güneyde, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını sağlaması, Lübnan'daki Uluslar arası Güce yardımcı olması gerekiyor. Güney Lübnan'daki bütün grupların, ki buna Hizbullah da dahil, silahsızlandırılmasının beklendiği açık. Sizce bu mümkün mü? Hizbullah'ın kendi isteğiyle silah bırakacağına inanıyor musunuz?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Hizbullah, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kararlarını ve bu kararların detaylarını kabul eden Lübnan'daki gruplardan biridir. Yani, güneydeki müslüman direniş birlikleri UNIFIL'in yani Birleşmiş Milletlerin askerlerine saldırmayacaklardır. Özellikle bu askerler Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu kararları uygularken böyle bir şeyin olması mümkün değildir. Bu konuda Hizbullah dahil bütün gruplar görüş birliğine varmıştır. Bu açıdan bir sorun yok bence. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu hiçbir kararda Hizbullah'ın  silahlarını bırakması ya da silahsızlandırılması diye bir şey yer almamaktadır. Bize göre bu son derece net ve açık bir şekilde ortaya konmuştur. Kaldı ki, bunu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan bile bizzat söyledi. Çünkü, Hizbullah'ın silahsızlandırılması Lübnan'ın bir iç meselesidir. Ve bu mesele yine Lübnan'ın içinde çözülmelidir.

Mithat Bereket: Ama "Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün asıl görevi, Lübnan hükümeti ve ordusuna, Hizbullah'ın ve güney Lübnan'daki tüm milislerin silahsızlandırılması için yardımcı olmaktır" deniyor. Buna ne diyorsunuz?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Bu dediğinizin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu kararlarla uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Bu medyada, basında konuşulan bir şeydir ve gerçeklerle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bu medya'nın, basının yarattığı bir şeydir. Güvenlik Konseyi'nin aldığı karar ve bunun öngördüğü çözüme göre, Lübnan hükümeti Hizbullah'ı silahsızlandıracak ve UNIFIL;  yani Birleşmiş Milletler Barış Gücü de hükümete yardımcı olacak diye bir şey olamaz. Bu İsrail'in görüşüdür ve ne yazık ki, bu görüş basında çok fazla tartışıldığı için adeta doğruymuş gibi konuşulmaktadır. Oysa, dediğim gibi Birleşmiş Milletler kararlarında böyle bir şey yoktur.Yani ne Lübnan hükümeti'nin ne de Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün Hizbullah'ı silahsızlandırmak gibi bir hedefi ya da amacı olamaz.

Mithat Bereket:  Peki o zaman UNIFIL'in asıl görevi nedir? Ne yapacak bu kuvvet?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün asıl görevi, İsrail'in herhangi bir saldırısına karşı Lübnan'ın sınırlarını korumak ve Lübnan içinde İsrail'e karşı huzuru sağlamaktır. Buraya gelip yerleşen bu kuvvet, İsrail ve Lübnan arasında tampon bir güç olacaktır. Yani, İsrail'in ilerde yine Lübnan'a saldırması ihtimaline karşı, Lübnan halkını koruyacaktır. Ayrıca, bu kuvvetler tabii ki Lübnan ordusuna da yardımcı olacaklardır. Böylece, güney Lübnan'da barışın ve huzurun sağlanması için UNIFIL ve Lübnan ordusu ortak çalışacaklardır. İşte, Birleşmiş Milletler kararlarına göre, buradaki kuvvetin görevi budur.

Mithat Bereket:  Ama, her zaman söylenen bir şey var; sonunda Lübnan hükümetinin de Birleşmiş Milletler'in de nihai amacı Litani Nehrinden İsrail sınırına kadar olan bölgede Hizbullah da dahil bütün milisleri silahsızlandırmaktadır. Şimdi bu durumda Hizbullah, silahlarını kolayca bırakacak mı? Böyle bir şey mümkün mü?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Bu dediğiniz daha önce de söylediğim gibi Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyi kararında yer almamaktadır. Kaldı ki, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan bile bu konuda gayet açık bir şekilde bizlere bu kararın içeriğini anlattı. Bunun dışında bize hiçbirşey söylemedi. Siz neden hala bu konuda basın dünyasında tartışılan ama gerçeklere dayanmayan farklı bakış açısını soruyorsunuz anlamıyorum. Dediğim gibi bu görüşler İsrail'in görüşleridir ve bizim bunları tasvip etmemiz mümkün değildir.
 
Mithat Bereket: Bunda ısrar ediyorum çünkü, bu konuda belli ki ortada bir yanlış anlama var. Bu konuda Türk hükümeti Meclis'te olsun, kamuoyuna yaptıkları açıklamalarda olsun, diyor ki, " Biz sadece Lübnan hükümetine ve ordusuna yardımcı olacağız". Ancak Lübnan hükümeti ve ordusundan da beklenen Hizbullah ve diğer milislerin silahsızlandırılması. Söylenen aynen bu. Yani, belli ki burada bir yanlış anlama var.
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Ben, Lübnan hükümeti'nin Hizbullah'ı güç kullanarak silahsızlandıracağını konusunda kendi programında herhangi bir madde ya da bildirim olduğunu düşünmüyorum. Burada hükümetin ne böyle bir niyeti ne de bir amacı var.  böyle bir şeyden bahsetmeyi bırakın bu anlama gelecek bir şeyleri ima bile etmediler bize. Dolayısıyla Lübnan iç politikası ya da Lübnan hükümeti açısından böyle bir şey mümkün değil. Birleşmiş Milletler'e gelince... Güvenlik Konseyi'nin kabul ettiği karara göre de Hizbullah'ın zor kullanılarak silahsızlandırılması diye bir şey söz konusu değil. Bunun dışında konuşulan her şey, çok yanlış ve tabii bir o kadar da anlamsızdır.

Mithat Bereket:  Bu gerçekten de çok önemli.Diğer konulara geçersek, İran cumhurbaşkanı Ahmedinecad bir konuşmasında aynen şunları söyledi: "Ortadoğu'daki sorunların çözülebilmesi için İsrail'in elimine edilmesi, bir bakıma etkisiz hale getirilmesi gerekir". Görünen o ki, İran, Amerika'nın ve İsrail'in bölgedeki denklemlerin dışına çıkarılmasını istiyor. Bu da Hizbullah'ın güçlenmesi anlamına geliyor. Siz de aynı görüşleri paylaşıyor musunuz?

Seyyid Hüseyin Fadlallah: Bence, İran'la, Amerika ve İsrail arasında bir çekişme; bir sorun var. İran, bu çekişmede kendi görüşlerini ve pozisyonunu bu şekilde dile getiriyor. Bunu Ahmedinecad böyle yapıyor. Aynı şekilde Amerika ve İsrail de kendi görüşlerini farklı şekillerde gösteriyorlar. Yani, bence burada Ahmedinecad'ın ne dediği yine İranlıları ilgilendirir ve onların meselesidir.

Mithat Bereket:  O zaman, "Burada, Lübnan'da yaşanan savaşın ardında aslında İsrail'le Hizbullah arasında bir savaş, bir mücadele yoktu. "Asıl savaş, burada yaşananların gerisinde; İran'la Amerika arasında yaşandı", diyenler hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Bu düşüncelere katılıyor musunuz? Buradaki savaş aslında İran'ın ve Amerika'nın çekişmesi mi?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Bize göre, bu savaş, Amerika'nın ve İsrail'in Lübnan halkına karşı açtığı bir savaştır. Bu savaş İran'a karşı yürütülen bir mücadele değildir. Burada amaç başkadır. İran'la bir ilgisi yoktur. Çünkü Lübnan, İran değildir. Bize göre burada İsrail'in asıl hedefi Hizbullah'a destek veren Lübnan halkını yıldırmaktır. İsrail askerleri çok denediler ama halkın bu direnişini ve Hizbullah'a yani güneydeki İslami direnişe verdiği desteği kıramadılar.

Mithat Bereket: Bize lütfen savaş sırasında güneyde tam olarak neler olduğunu anlatır mısınız? Hizbullah güney Lübnan'da Hizbullah'a karşı nasıl savaştı? Buradaki İsrail kuvvetleri Hizbullah kuvvetlerini yok edemediler ve bir bakıma prestij kaybettiler. Hizbullah Güney Lübnan'da nasıl savaştı?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Bakın, bu savaşı Hizbullah  başlatmadı. İki İsrail askerini kaçırmaktaki amaç, daha önce yapıldığı gibi İsrail hapishanelerinde bulunan mahkumlarla bu askerleri takas etmekti. Yani, amaç İsrail'le pazarlığa oturmaktı. Çünkü daha önce benzer bir durum olmuş ve pazarlık sonucu bazı esirler serbest bırakılmıştı. Güneydeki İslami direniş; yani Hizbullah İsrail'e ateş etmedi. Asıl saldırıları, bombardımanı ve dolayısıyla savaşı başlatan İsrail'di. İsrail, Hizbullah'ın tesislerini ve evlerinde oturan sivilleri vurunca işte o zaman savaş başladı.
 
İşte, bu yüzden Hizbullah aslında hem kendini hem de Lübnan'ı savunuyordu. Hizbullah savaş istemedi ve bugün de istemiyor. Hizbullah'ın tek isteği daha önce yapıldığı gibi mahkumların serbest bırakılmasını sağlamak yani esir değişimi için İsrail'i zorlamaktı. İşte biz bu yüzden asıl saldırganların; Lübnan'a asıl saldıranların İsrail ve onun arkasındaki Amerika olduğuna inanıyoruz. Bu savaşı Hizbullah başlatmadı. Ayrıca, Hizbullah Lübnan'daki bir ulusal partidir. Müslümanların oluşturduğu ve askeri gücü olan bir siyasi parti. Ve hizbullah'ın Lübnan'ın bağımsızlığına olan inancı tamdır.  bütün bunlar sayesinde Hizbullah pek çok kereler İsrail'e karşı zaferler kazanabilmiştir. Bundan sonra da kazanmaya devam edecektir.

Mithat Bereket:  Evet ama Güney Lübnan'da savaş sırasında tam olarak neler oldu? Bize biraz daha bilgi verebilir misiniz? Mesela Hizbullah ve buradaki köylerde yaşayanlar köylerini nasıl savundular? Hizbullah İsrail saldırılarına karşı bu insanlara nasıl yardım etti?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Her şeyden önce, İsrail savaşı başlatıp sivilleri vuruncaya kadar Hizbullah bir şey yapmadı. Ama, siviller öldürülünce Hizbullah da İsrail'in bu saldırılarına, İsrail'in şehirlerini ve köylerini bombalayarak karşılık verdi. Ayrıca, İsrail ordusunun tesislerine ve kontrol noktalarına da saldırılarda bulundu. Sonra, Hizbullah askerleri İsrail'in en gelişmiş ve en yeni tankları olan Merkava tanklarını yok ettiler. Hizbullah güçleri, 120'ye yakın sayıda Merkava tankını demir yığını haline getirdiler. Ayrıca, çatışma sırasında Hizbullah askerleri İsrail'in en seçkin kuvvetlerine karşı da savaştılar ve bu askerleri de yendiler. Bu özel kuvvetlere karşı önemli zaferler kazandılar. Bunu İsrail'de yetkili yerlerde bulunanlar da kabul ediyor.
 
Yani, bu durumu İsrailliler bizzat kendileri itiraf ediyorlar. İsrail basını da bunu ele aldı. Bu konuda haberler ve yorumlar yazıldı. Tartışmalar yapıldı. İşte bu yüzden biz diyoruz ki, hizbullah'ın gençleri, kendi ülkeleri ve kendi toprakları için savaşan Hizbullah ordusunu; Hizbullah kuvvetlerini temsil etmektedirler. Bu savaşta, Amerika'nın ve İsrail'in planları boşa çıktı. Savaşı biz kazandık. İsrail başarısız oldu. Bu savaşta Amerika'nın asıl amacı, amerikan dışişleri bakanı  Condoleezza Rice'ın dediği gibi yeni bir Ortadoğu yaratmaktı. Amerika bunu istiyordu. Ama, bu olmadı. Yapamadılar. Hizbullah mani oldu. Amerika bunu başaramadı.
 
Mithat Bereket:  Ama görünen o ki, güney Lübnan'daki İsrail saldırıları yüzünden Hizbullah'ın alt yapısı da ciddi darbeler yedi. Sizce bu Hizbullah'ı zayıflattı mı? Güneydeki etkisini azalttı mı?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Orada olanlar her şeyden önce İsrail'in ne kadar saldırgan ve ne kadar suçlu bir ülke olduğunu göstermektedir. Çünkü, İsrail Hizbullah'ı doğrudan bombalamadı; bombalayamadı. Hizbullah'ın silahlı gücüne; askerlerine karşı bir şey yapamadı. Bunu yapamayınca da onlar sadece, kadınlara ve çocuklara; yani masum insanlara zarar verdiler. Bugünlerde gazetelerde İsrail ordusunun en üst düzeydeki komutanlarının kendi taktikleri için neler söylediğini öğreniyoruz. Dediklerine göre, İsrail güney Lübnan'da köyleri bombalarken Nazilerin kullandığı metotları kullanmış. Köylerin üzerine bir milyondan fazla bomba atılmış. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin köyleri bombaladıkları gibi. İsrail, kaybedeceğini anlayınca daha vahşi yollara başvurdu. Köylere karşı başarılı olamayınca. Oralardaki direnişi kırmadıkça İsrail askerleri adeta çılgına döndüler ve hiçbir fark gözetmeden masum halkın üzerine rasgele bomba yağdırdılar. Ama, bizce bütün bunların asıl sorumlusu Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'dir. Çünkü, onlar İsrail'in yarattığı bu kıyımı önlemek için; daha çok sivilin öldürülmesini durdurmak için ateşkesi daha erken oluşturabilirlerdi. İsrail'i daha önce durdurabilirlerdi. Bu iki ülkenin liderleri de; askerleri de şunu gayet iyi biliyorlardı ki, İsrail'in hedefi Hizbullah'ın askeri gücü değil masum sivillerdi. Ama, buna dur demediler. İsrail'e göz yumdular. Ve bu suça ortak oldular. Bence Bush bir katildir. Çocukları öldüren bir katildir. İngiliz başbakanı Tony Blair de aynı Bush gibi.. Hiçbir farkı yok...  Ateşkes sağlamayan, İsrail'e göz yuman herkes güney Lübnan'daki zavallı çocukların ölümünden sorumludur...

Mithat Bereket: Peki ama sizce İsrail'in böylesine acımasızca saldırmasında gerçek amaç neydi? İsrail böyle saldırarak neye varmayı hedfliyordu?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: İsrail, 2000 yılında hiçbir şarta bağlı olmaksızın güney Lübnan'dan çıkmak zorunda kalınca bundan çok rahatsız oldu. Hizbullah, İsrail'i o yıl güneyden çıkmaya mecbur etti ve buna karşı İsrail hiçbir şart öne süremedi. İsrailliler 2000 yılındaki bu çekilmeden dolayı kendilerini yenik hissettiler. Ve Amerika Birleşik Devletleri de Lübnan'da güçlü bir direniş hareketinin büyüdüğünü ve giderek yayıldığını gördü. Bu hareket Amerika'nın bölgedeki ve tüm Ortadoğu'daki politikalarına; ya da planlarına karşı çıkıyordu. Bu savaşın asıl amacı, işte güney Lübnan'da oluşan bu İslami direnişi; yani Hizbullah'ı yok etmek ve bu hareketin tüm liderlerini öldürerek; altyapısını ortadan kaldırarak bu örgütü tamamen silmekti. Ama, bunda başarılı olamadılar. Bu savaşı kazanamadılar.
 
Mithat Bereket: Hasan Nasrallah Hizbullah'ın siyasi lideri, İsrail saldırısı başladıktan sonra, "Şayet İsrail'in böylesine büyük bir saldırıda bulunacağını bilseydim, iki İsrail askerinin kaçırılması emrini vermezdim" dedi. Siz de bu görüşe katılıyor musunuz?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Bu gayet normal. Çünkü, Nasrallah bu konuşmasını insani duygularla yaptı. İsrail askerlerinin kaçırılışının ilk gününden itibaren Nasrallah sürekli olarak, İsrail'le bir savaş istemediğini söyledi. O'nun tek istediği, İsrail hapishanelerindeki Lübnan esirlerini geri almaktı. Ayrıca yanlış anlaşılmasın; Nasrallah bu açıklamasında herhangi bir şeyden duyduğu pişmanlığı filan anlatmıyordu. O, bu konuşmasında, Lübnan halkına; halkın durumuna önem verdiğini gösteriyordu. Yani, bunlar son derece insani sebeplerle söylenmiş sözlerdi. Nasrallah, Lübnan halkını; masum sivilleri böylesine bir tehlikenin; yıkımın; savaşın içine atmak istemiyordu. Ama, İsrail ve Amerika için masum insanlar hiç ama hiç önemli değildi. Onların insanlara hiçbir saygıları yok. Bunu savaşta çok açık bir biçimde gördük. İş insan haklarına gelince mangalda kül bırakmayanlar İsrail'in Lübnan'da yarattığı insanlık dramını işlerine geldiği için görmezlikten geldiler.
.
Mithat Bereket: Peki kaçırılan bu iki İsrail askeri şimdi neredeler? Hayattalar mı? Size ulaşan herhangi bir bilgi var mı? Çünkü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Hizbullah ve İsrail arasında, bu kaçırılan iki askerin serbest bırakılması için arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Bu konuda sizin bir bilginiz var mı?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Benim bu konuda, basında çıkan haberler dışında hiçbir bilgim yok. Siz ne biliyorsanız ben de onu biliyorum. Ve daha da önemlisi, bir din adamı; bir şeyh olarak bu konularda konuşmak ta benim işim değil. Bu iş hakkında yorum yapmak bana düşmez.

Mithat Bereket: Peki ya siviller? Güney Lübnan'da yaşayanlar; Beyrut'un güneyinde oturanlar, onlar bu savaştan bu yıkımdan nasıl kurtulacaklar? Savaşın yaraları nasıl sarılacak? Hizbullah bu insanlara nasıl yardım edecek?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Bence, sadece güney Lübnan'daki insanlar  değil, Bekaa vadisinde ya da burada Beyrut'un güney banliyölerinde oturan insanlar bugün hala İslami direnişi destekliyorlar. Ayrıca, bu direniş, evleri İsrail tarafından yıkılan bu insanlara, evlerini yeniden yapmak ve hayatlarına devam edebilmek için de para yardımı yapıyor. Yani, Hizbullah her anlamda bu zavallı insanlara yardım ediyor. Evleri yıkılanlara belirli bir para verilip kiraya çıkmaları sağlanıyor. Hizbullah bu yıkılan binaların en kısa zamanda yeniden yapılması için çalışıyor. Lübnan halkı da güneyde olsun, Beyrut'un banliyölerinde olsun Hizbullah'a her zamankinden daha çok destek veriyor.
 
Mithat Bereket:
Yani, Hizbullah'ın güney Lübnan'ı hala tamamen kontrol ettiğini söyleyebilir miyiz?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Hizbullah, güney Lübnan'ı kontrol etmiyor. Oradaki sivillere, İsrail saldırısında evlerini,yakınlarını kaybeden o insanlara yardım ediyor. Bakın, bir şeyin çok net bir şekilde altını çizmeliyim: Hizbullah Lübnan'da devlet içinde devlet değildir. Zaten böyle bir derdi de yoktur. Hizbullah, daha önce de söylediğim gibi, burada Lübnan'daki siyasi partilerinden biridir ve bu krizi; savaşın yarattığı bu büyük yıkımın izlerini temizlemek için Lübnan halkıyla omuz omuza çalışmaktadır. Bu geçmişte de böyleydi; şu anda da böyledir ve gelecekte oluşabilecek her türlü saldırıya karşı da böyle olacaktır.
 
Mithat Bereket: Peki bütün bu savaş, bu İsrail saldırısı sırasında siz neler yaşadınız? Neler oldu? Evinizi, ofisinizi de bombaladılar mı? Kişisel olarak neler yaşadınız?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: İsrail, benim evimi de çalıştığım yeri de yok etti. Sadece evimizle kalsa o da iyi.. Sadece evi değil, bizim burada kurduğumuz kültürel, tıbbi ve eğitimle ilgili olan bütün kuruluşlarımızı; kurumlarımızı da yerle bir etti. Yani, İsrail aynı zamanda insanlara ve gelecek nesillere yardım eden bu önemli kurumlara karşı da savaşıyordu. Ama, şimdi bunların hepsini yeniden yapacağız. Hem de eskisinden daha sağlam ve daha güçlü bir şekilde...
 
Mithat Bereket: Peki ama, sizin için tehlike hala devam ediyor. İsrail sizi hala öldürmek üzere arıyor. Bu durumda neler hissediyorsunuz? Korkmuyor musunuz?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Ben geride bıraktığımız 30 yıl boyunca bu tip tehlikelerin içinde yaşadım. Hayatım hep tehlikede oldu. Amerikan gizli servisi CIA beni öldürmeye çalıştı. Beyrut'un banliyölerinden biri olan "Bir-el-Abed"de büyük bir bomba patlatıp beni paramparça etmeyi denediler. CIA'nin bu operasyonunu CIA ajanı William Casey planlamıştı. Ve bu suikast girişiminde pek çok Arap ve Lübnan'lı ajan da rol almıştı. Allah'a şükür başarısız oldular. Ben bu büyük patlamadan kurtuldum. Bunları yaşayınca insan bağımsızlığın, özgürlüğün değerini daha iyi anlıyor. İşte bu yüzden ben  Lübnan'ın; ülkemizin gerçek bağımsızlığına yürekten inanıyorum. Sadece, Lübnan'ın değil Arap halklarının ve İslam toplumlarının özgürlüğü de son derece önemli. Ben inandıklarımı sonuna kadar söylemekten ve bunları savunmaktan o zaman da hiç korkmadım; şimdi de korkmuyorum. Çünkü, benim görüşlerim insanlığın yararı için. Başka bir amacım; ya da gizli ve zararlı bir fikrim yok.

Mithat Bereket: Son olarak, konuştuklarımızı iyice açıklığa kavuşturmak için yeniden sormak istiyorum. Siz diyorsunuz ki, Hizbullah'ın güney Lübnan'da silalarını bırakmak gibi bir niyeti yok. Doğru mu anlıyorum?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Bu konuda ben daha fazla konuşmak istemiyorum. Bu konudaki detayları Hizbullah'ın siyasi ve askeri kanadındaki yetkililerle konuşmanız lazım. Ben başkalarının yerine size cevap veremem.
 
Mithat Bereket:
Tamam ama, Birleşmiş Milletler'in, Lübnan hükümetinin güney Lübnan'daki misyonunu, görevini sizin nasıl gördüğünüzü anlamaya çalışıyorum. Lübnan hükümeti bu konuda ne karar aldı?
 
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün görevi, ilerde olabilecek İsrail saldırılarına karşı Lübnan topraklarını koruması için Lübnan ordusuna yardımcı olmaktır. İşte Birleşmiş Milletler'in Lübnan'daki görevi budur ve Lübnan hükümeti de bu yolda karar almıştır.

Mithat Bereket: Çok çok teşekkürler...
Seyyid Hüseyin Fadlallah: Ben teşekkür ederim

 

Kaynak: CNNTURK

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48