Türk kanı denklemi değiştirdi

Türkiye'nin Arap-İsrail mücadelesine bu kadar güçlü şekilde girmesi alışılagelmedik bir süratle sonuçları vermeye başladı.

Türk kanı denklemi değiştirdi


Abdulbari Atvan*

Allah'a şükürler olsun ki özgürlük filosu Türk limanlarından yola çıktı. Yine şükürler olsun ki bu gemilerden biri (Marmara) Türk bayrağı taşıyordu. Üçüncü kez şükrediyoruz ki Türk şehitleri gemiyi basan İsrail askerleri tarafından vuruldu ve İsrail askerleri öldürme amacıyla gemi sırtında bulunan aktivistlere kasıtlı ateş açtı. 

Türkiye'nin Arap-İsrail mücadelesine bu kadar güçlü şekilde girmesi alışılagelmedik bir süratle sonuçları vermeye başladı. İşte Güvenlik Konseyi kısa süre zarfında İsrail katliamını tartışmak için toplandı; Mısır lideri Hüsnü Mübarek derhal Refah sınır kapısını açtı ve şehitlerin kanlarının intikamının alınması talebiyle tüm Türkiye topraklarınını gösteriler kapladı.

Arapların talebiyle İsrail'in herhangi bir saldırısını tartışmak üzere ne zaman Güvenlik Konseyi bu kadar hızlı toplandı, uluslararası kriterlere uygun olarak derhal ciddi bir soruşturmayı talep eden karar aldı ve İsrail'in işlediği suçu kınadı? Doğru, alınan karar yahut yapılan açıklama bizim istediğimiz güçte değildi. Ancak yine de diğerlerinden farklıydı ve bu farkın nedeni Türk faktörüydü.

Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in işlediği suça karşı güçlü bir biçimde ve cesaretle karşı durduğu sırada Arapların bizzat kendisinden daha Arap'tı. Erdoğan, Güvenlik Konseyi'nin ve NATO'nun acil oturum düzenlemesini talep etti. Türkiye derhal Tel Aviv'deki büyükelçisini geri çekti; Gazze Şeridi'ne uygulanan ambargonun da hemen kaldırılmasını talep etti. Yine Türkiye özgürlük filosu gemilerine yapılan saldırıları alçakça ve devlet terörü olarak nitelendirdi ve İsrail'in ülkesinin sabrını tüketmeme noktasında uyardı.

Biz kullanılan bu dilin bir benzerini Mısır lideri Cemal Abdunnasır'ın vefatından beri duymamıştık. Bu adam gibi tavır, Arap liderlerin sözlüklerinden tamamen kaybolmuş yahut kasıtlı olarak gizlenmişti. İsrail'i kötü şekilde anmak bir tür yasak kabul ediliyordu.

* * *

Biz burada -övgüyü gerçekten hak etse de- Erdoğan'ı övüyor değiliz! Sadece onun tavırları ile Arap liderlerin, Arap Birliği'nin, birliğin genel sekreterinin ve yardımcılarının tavırlarını karşılaştırıyoruz. İsrail'i bu ümmete karşı utanmadan arlanmadan işlediği tüm suçlarda, katliamlarda, uyguladığı ambargolarda ve hafif davranışlarında cesaretlendiren hep bu tavırları olmuştur.

Biz İsrail'in son katliamını tartışmak üzere olağan yahut olağanüstü bir Arap Birliği toplantısı falan istemiyoruz. Böyle bir toplantının bu adamları sanki meseleyle ilgileniyorlarmış yahut bir şey yapmaya çalışıyorlarmış gibi göstermekten başka ne gibi bir anlamı olabilir ki?! Güvenlik Konseyi'nin gece boyunca ve katliamdan belirli saatler sonrasında toplantı yapması ama bu satırların yazdıldığı ana dek hala Arap Birliği Konseyi'nin henüz toplanmamış olması utanç kaynağı değil midir?!

İsrail şu günlerde en kötü zamanlarını yaşıyor. Bunun nedeni Arapların askeri yahut diplomatik çabaları değil! Arapları, uluslararası kanun ve teamülleri önemsemediği için... Tüm bunların ötesinde de Amerika'nın ve batının daima sağlanan himayesi dolayısıyla... İşte İsrail'in bu gururu, kendisine böyle ahmakça bir adım atmasını sağlamış; yol kesici korsanlar gibi davranmalarına yol açmıştır.

İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu, diğer bütün İsrailli yetkililer gibi yalan söyleme konusunda profesyonel hale gelmiştir. “Askerlerininin, aktivistlere savunma bağlamında ateş açtığını” öne sürmesiyle İsrail'in yalanları zirvesine ulaşmıştır. Bu ne biçim bir nefsi müdafaa! Silahsız insanların önü helikopterlerle kesiliyor, komandolar gemiye iniyor ve insanların üstüne gerçek mermilerle ateş açılıyor!

Nihayetinde bu gemi, bomba ve füze taşımıyordu. Gemi sırtında tek bir silahlı bile yoktu. Sadece İsrail'in Gazze savaşı sırasında fosfor bombaları ve füzeler kullanarak sakat bıraktığı aciz insanlar için taşınan elektrikli sandalyeler vardı. Hastalara giden ilaçlar ve yıkılmış evlerin onarımı için inşaat manlzemesi vardı. İsrail'in, Gazze halkını kolera ve tifo hastalıklarıyla mücadele edemesinler diye bölgeye geçmesine izin vermediği su arıtma maddeleri vardı.

Yapı ve çimento malzemelerinin Gazze'ye girişine izin verilmesi için Amerika iki yıldırı İsrail'i ikna etmek amacıyla baskılar yapıyor, ricalarda bulunuyordu. Gazze'de ise 60 bin insan ortalıkla taşıyor, yıkılmış evlerinin arasında bekliyorlardı.

Kaderin cilvesine bakın ki, İsrail tarafından bu filoyu provokasyon ve propaganda amacıyla kullanmakla suçlanan organizatörler bu yolu ilk olarak yetmiş yıl önce ilk kez kullananlardı. 40'lı yıllarda Holokost'tan kurtulan Yahudi göçmenleri gemilere doldurmuş, Filistinlilerin ayaklanmasından korkarak kendilerini Yahudileri engellemek isteyen İngiliz güçlerini zor durumda bırakmaya çalışmışlardı.

Bundan daha tehlikelisi, adı geçen gemileri organize eden Siyonist Yahudi liderler -ki bunların sonuncusu 4500 yahudinin 1947 yılında gemilerle taşınmasıydı- deniz kuşatması uygulayan İngiliz güçleri ile kasıtlı olarak çatışmışlardı. Yahudi liderler İngiliz gaz bombalarının kundaktaki bir bebeğin öldüğünü iddia ederek dünya kamuoyunu harekete geçirmeye çalışmış ve Filistin'de Yahudi Devleti'nin kurulması için destek kazanmaya çalışmışlardı. Nitekim o sıralarda BM heyeti “toprak bölünmesi” meselesini görüşüyordu. Tüm bu baskılar BM kararının çıkarılmasını sağladı. Daha sonra söz konusu çocuğun İngiliz “Daily Mill” gazetesinin iddia ettiği gibi İngilizlerin gaz bombalarıyla değil, çatışmadan birkaç gün önce öldüğü ortaya çıkmıştı.

* * *

İsrail, yolcu gemisine açık denizde ve uluslararası sularda baskın yaparak ve yolcuları kaçırıp tutuklayarak uluslararası hukuku delmiş; 50 civarında yolcuyu öldürüp yaralamıştır. Bu gemilerden birisi ise NATO üyesi olan Türkiye'nin bayrağını taşımaktadır.

Burada öne çıkan soru ABD'nin ve NATO'nun tepkisinin ne olacağıdır? Öyle ya eğer Ahmedinecad'ın İran'ı bir Amerikan yahut bir İngiliz gemisine hatta bir Hollanda gemisine uluslararası sularda engelleme yapsaydı, yolculara ateş açsaydı, kaptanını yaralasaydı ve gemiyi bir İran limanına çekseydi nasıl tepki gösterilirdi!

Bu sorunun cevabı oldukça açık ve nettir! Böyle bir olay, donanmalar, savaş gemileri ve nükleer denizaltılar gönderilmeyi gerektiren bir savaş ilanı olarak değerlendirilecekti. Böyle bir durumda derhal ve acil bir Güvenlik Konseyi kararı ile en iyi ihtimalle İran'ı dara düşürecek ekonomik yaptırımlar uygulanacaktır.

Peki İsrailliler açık denizde bir gemiye saldırdıklarında ne tür bir tepkiyle karşılaşmayı bekliyorlar? Gemi yolcuları kendilerini gülle mi karşılayacaktı! Dans ederek, şarkılar söyleyerek hoş geldin mi diyeceklerdir? Kurban mı keseceklerdi?

İsrail, milyonuncu kez her türlü uluslararası sözleşmeyi tehdit eden asi bir devlet olduğunu vurguladı. Bu noktada tüm bu uygulamaların ve katliamın nedeninin İsrail'de iktidarda bulunan radikal sağcı hükümetten kaynaklandığını söylemek hata olur. Çünkü bundan önceki “Kadima” hükümeti de Gazze Şeridi'ne saldırı sırasında savaş suçları işlemiş, beyaz fosfor bombaları kullanılmış, üçte biri çocuklardan oluşan 1500 masum sivil hayatını kaybetmiştir.

Bunların hepsi savaş suçlusu! Dolayısıyla derhal bir uluslararası soruşturma başlatılmalıdır! Bu son katliamın tüm ayrıntıları ve başta Netenyahu olmak üzere suça bulaşanlar derhal ortaya çıkarılmalıdır! Netenyahu bu katliamın işlenmesi için yeşil ışık yaktığını itiraf etmiştir. Genelkurmay Başkanı Gabi Aşkinazi'nin üzerinden emrin uygulandığı ortadadır. Savunma Bakanı Ehud Barak kararın uygulanma sürecini yönetmiştir.

Netenyahu hükümeti, ambargoyu delmek isteyen her yeni gemiyi de özgürlük filosu konusunda olduğu gibi aynı şekilde engelleyeceğini ilan etmiştir. Buna karşılık filoyu organize edenler yeni filolar düzenleyeceklerini açıklayarak İsrail'in gurur ve keyfiliğine meydan okumuşlardır. Eski kafilerlerle yeni kafileler arasındaki fark, yeni gemilerin yolcularının daha fazla hazırlıklı olacağı ve daha fazla şehadete talip olacağı gerçeğidir. Bilakis bunun için birbirleriyle yarışacaklardır. Nitekim İsrail korsanlarından da korkmayacaklardır.

İsrail, statejik müttefiki olan Türkiye'yi kaybetmiştir. Türkiye'yi dost hanesinden düşman habesine taşımıştır. Kararlı, izzet ve onur sahibi Türk halkı şehitlerini unutamayacaktır. İsrail, İran'ın bölge yükselen gücüyle başı ciddi şekilde derttedir; sürekli zor durumda bıraktığı ve katliamlarıyla güvenliklerini tehdit ettiği batılı müttefiklerini kaybetmek üzeredir.

İsrail'in geride kalan biricilik dostu -üzüntü ve acı içerisinde söylüyoruz- resmi Arap rejimleridir. Yahut hala barış inistiyatifine sıkı sıkıya bağlı duran ve Amerika'nın yörüngesinde hareket edenlerdir. Son derece rahat ve doğru bir şekilde şunu söylüyoruz: İsrail'i bu dostlarından ötürü tebrik ediyoruz. Belki kendi milletlerine, inançlarına, halklarına ve adil davalarına bir faydası olmayan bu dostlar İsrail'e faydalı olurlar!

*Al Quds Al Arabi Genel Yayın Yönetmeni 

Çeviri: Furkan Torlak

Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2010, 16:06
banner53
YORUM EKLE
YORUMLAR
Muharrem
Muharrem - 11 yıl Önce

Tek kelimeyle mükemmel bir analiz...

banner39