'Türkiye'de İslamcılık çoktan öldü'

Türkiye'de saha çalışmaları yapan ABD'li Prof. White'a göre Türkiye'de İslamcılık 6-7 yıl önce bitmiş.

'Türkiye'de İslamcılık çoktan öldü'

Türkiye'de saha çalışmaları yapan ABD’li Prof. Jenny White'a göre 28 Şubat benzeri bir sıkıştırma olamaz çünkü Türkiye'de İslamcılık 6-7 yıl önce bitmiş. Peki Prof'a göre İslamcılığı bitiren etkenler neler? 

Prof. White, haftalık haber dergisi AKSİYON'dan Aydoğan Vatandaş'ın sorularını yanıtladı.

Röportajı alıntalayarak aktarıyoruz:

Adı Jenny White… Türkiye adını şimdilerde, 1800'lerin İstanbul'unda geçen bir dedektiflik romanı ile duysa da, o aslında Türkiye üzerine yaptığı antropoloji çalışmalarıyla bilinen bir akademisyen. Boston Üniversitesi'nde antropoloji profesörü olan White'in Türkçeye çevrilen 'Para ile Akraba' ve 'Türkiye'de İslamî Mobilizasyon' adlı iki eseri bulunuyor. Amerika'da çok ilgi gören 'Tuğra' adlı romanının ise şu günlerde çevirisi yapılıyor. Yazar bu kitabın devamı niteliğinde olan ikinci romanını ise henüz bitirmiş. Jenny White ile Türkiye'yi ve kitaplarını konuştuk.

-1990'ların başında Türkiye'de şehirde yaşayan insanların, İslamî idealler etrafında mobilize olmalarını ilginç saptamalarla açıkladınız. Anlatabilir misiniz?

Her yerde aynı olduğunu söyleyemeyiz. Benim özellikle İstanbul'da araştırma yaptığım süre içerisinde, mesela Ümraniye Belediyesi'nin CHP'den RP'ye geçmesinin sebeplerini araştırdığımda, gördüğüm, bunun nedenlerinin sadece İslamî nedenler olmadığıydı. Bunların başında da yozlaşma, yöneticilerin akrabalarını kayırması, yolsuzluk ve Ümraniye'deki çöplüğün patlaması gibi faktörler vardı.

İNSANLAR CHP’DEN DEĞİL YOZLAŞMADAN KAÇTI

-Yani insanlar CHP'den kaçarken, yozlaşmadan kaçıyordu aslında…

Evet, aynen öyle. Recep Tayyip Erdoğan'ın Belediye Başkanı olduğu zamanda yaptığı çalışmalara bakın. Bunlar başarılı çalışmalardı. Halk bunları beğendi. Yani Erdoğan'ın başarısında Belediye Başkanlığı döneminde yaptığı başarılı çalışmaların da çok belirleyici bir faktör olduğunu söyleyebiliriz. Diğer taraftan Refah Partisi'nin o dönemde sokaktaki insanları, kadınları harekete geçirmede çok başarılı olduğunu gördüm. Sokaktaki insanları, tıpkı komşularıymış gibi evlerinde ziyaret ediyorlardı. Oysa diğer partilerde böyle bir şey yoktu.

-Sizce neden yoktu?

Şöyle anlatabilirim. Bir gün CHP'nin ofisine gidip politikacıları beklemeye başladım. Ofisteki insanlara, "Neden Refah'ın yaptığı gibi, insanlara, komşularıymış gibi gitmediklerini, onları ziyaret etmediklerini" sorduğumda aldığım cevap ilginçti: Biz modern bir partiyiz, böyle şeyler yapmayız dediler. Çünkü modern partiler televizyonlarda, gazetelerde, billboardlarda, web sitelerinde reklâm vermeyi düşünür, halkın arasına karışıp, bir bebeği öpmeyi ya da bir çocuğun basını okşamayı düşünemezdi.

-Antropoloji'yi nasıl kullandınız bu çalışmalarınızda?

Birçok insanla röportajlar yaptım. Bir antropolog olarak bu insanların arasında neredeyse bir yıl yaşadım. Her gün bir aileden diğerine ziyaretlerde bulundum. 1984'te ilk araştırmamı yaptığımda, (o zaman konuştuğum çocuklar şimdilerde kocaman adam oldular) politikacıların nasıl yaşadığını ya da neler yaptığını değil, sıradan insanların nasıl yaşadığını, neler yaptığını öğrendim. Bu kitabım Türkçede de "Para ile Akraba - Money Makes us Relatives" adıyla yayımlandı.

-Bu çalışmanızdaki amacınız neydi?

Bu insanlar daha önce CHP'ye oy vermişlerdi. Neden şimdi Refah Partisi'ne oy vermişlerdi? Onlar oysa her zaman dindar insanlardı. Özellikle kadınlar nasıl oldu da bu sürece dâhil olmuşlardı? Açıklamaya çalıştığım buydu. Ve politikacılarla da konuşmaya başladım. Refah Partisi ile başlayan ve AK Parti ile devam eden siyasal çizgi, her ne kadar AK Parti bunu çok fazla yapamasa da, diğer partilerin yapmadığı bir şey başarmıştı. Bu da insanların bu partiler tarafından 'umursandıklarını' düşünmelerini sağlayabilmeleriydi. İnsanların hayat tarzlarına saygı gösterdiler. Başörtü sorununa ilgi gösterdikleri kadar, insanların evlerine bir bilgisayar alamayacak kadar fakir olmaları ile de ilgili gözüktüler. Bu insanların ilgisini çekti. Din elbette mesajlarını vermede yardımcı oldu. Ama asıl faktör, bu insanların ekonomik durumlarına ve ihtiyaçlarına saygı göstermeleriydi.

-Bu sırada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Erdoğan'la da röportaj yaptınız. İlk izleniminiz ne oldu?

Son derece karizmatik bir insandı. Karizma ve karizmatik kişiler ile ilgili çok şey okumuş ama böyle biriyle tanışmamıştım. Clinton'ın da karizmatik bir insan olduğunu söylerler. Clinton'la konuştuğunuzda size isminizle hitap eder. Odasında konuşurken sanki dünyadaki tek insanın siz olduğunuzu hissedersiniz. Karizma böyle bir şeydir. Erdoğan'ın da bunu yaptığını gördüm. Herkese özel olduğu hissini veriyordu. Erdoğan, bir entelektüel değil ama karizması var. Abdullah Gül'ün entelektüel olduğu söylenebilir. Türkiye'de başka hangi siyasetçinin karizması olduğu söylenebilir ki? Belki biraz Özal…

İSLAMCILIĞIN ÖLÜM SEBEPLERİ

-AK Parti nasıl bir parti size göre? İslamcı mı, muhafazakâr mı?

Aslında merkez sağ seçmen AK Parti şemsiyesi altında buluştu diyebiliriz. AK Parti, merkez sağdaki seçmenin oyunu aldı ki Türklerin oyu genelde merkez sağa gider. Merkez sağ seçmenin gideceği başka bir yer yoktu. Merkez sağda güvenilir bir parti yoktu. Erdoğan, muhafazakâr ve dindar bir insan olabilir ama yakın çevresine baktığınız zaman her kesimden insan olduğunu görürsünüz, dolayısıyla herkesi idare etmek zorunda kalıyor. Bu da zaman zaman, aşırı milliyetçi söylemler geliştirmesine neden oluyor.

-Sizce AK Parti'nin geleceği, Türkiye'de İslamcılığın geleceğidir denilebilir mi?

İslamcılık çoktan sona erdi. 6-7 yıl önce aslında bitti bu. Benim bildiğim akademisyenler arasında da artık kullanılmıyor. İslamizm 1990'larda Müslüman modeli siyasete dönmüş gibi görünen Türkiye'de siyasi İslam'a dayalı 1980'lere ait bir hareketti. Bu modele göre kamu görevlileri birey olarak dindar Müslüman olabilirler ve bununla birlikte bir çeşit teknoloji olarak gördükleri seküler demokratik bir hükümet idare edebilirler. Bu görüş Türk İslamının Orta Asyalı, Osmanlı ve Sufi mirası nedeniyle Arap İslamından farklı olduğu ve tabiat olarak da daha toleranslı olduğu önermesine dayalıdır. AK Parti kurulduğunda, zaten seleflerinden daha ılımlıydı. 1980'lerde, Erbakan'ın konuşmaları oldukça radikaldi.

-Türkiye'de İslamcılık neden öldü?

İlk olarak Türk-İslamcılar Türk devlet kurumlarına şeriat hukukunu uyumlaştırma/dahil etmeye zorlamaya istekli değildiler; ikincisi ordu buna asla izin vermezdi; üçüncüsü de anketler Türk halkının şeriata dayalı bir hayata, genel olarak da din ve siyasetin karıştırılmasından yana olmadığını gösteriyordu.

-Türkiye'de Müslümanlar değişiyor mu?

Bu konuyla ilgili de bir makale yazdım. Genç Müslüman muhafazakârlarda ilginç bir sosyal değişim gözlemliyorum. Geçen Türkiye'ye geldiğimde, Mısır Çarşısı'nda kot pantolonlu kapalı bir kız gördüm. Ama buna ne kadar kapalı denebilir bilmiyorum, kulakları, saçlarının bir kısmı görülüyordu. Genç Müslümanların davranışları çok farklı. Değişiyorlar.

-İslam medeniyeti?

Yaşayan bir İslam medeniyeti olduğunu sanmıyorum, bir Hıristiyan medeniyeti olmadığı gibi. İslam toplumlarından söz edebiliriz belki. Medeniyet terimine katılmıyor ve bunu da asla kullanmıyorum. Ne demek olduğunu da bilmiyorum aslında.

PAPA’NIN AÇIKLAMALARI ÇOK MANTIKSIZ

-Müslüman toplumlar sizce bir kimlik krizinde mi?

Ben Müslüman toplumların salt Müslüman olmalarından kaynaklanan nedenlerden ötürü problemleri olduğunu sanmıyorum. Suudi Arabistan'ın totaliter bir rejimi olması dolayısıyla, Filistinlilerin toprakları için savaşmalarından ötürü problemleri var. Endonezya'nın da, Pakistan'ın da benzeri problemleri var.

-AK Parti'ye karşı 28 Şubat benzeri bir sıkıştırma bekliyor musunuz?

Hayır. Onlar böyle bir hareketi kışkırtacak hiçbir şey yapmadılar. Tam aksini yaptılar.

-Papa'nın açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz peki?

Söylediklerinin ne anlama gelebileceğini bile fark edemeyecek kadar talihsizce buluyorum. Çok mantıksız.

-Papa'nın bu sözlerinin Medeniyetler Çatışması tezi ile bir ilişkisi olabilir mi?

Hayır sanmıyorum. Zira dikkat ederseniz Papa 16. Benedict, Ortodoks bir Bizans İmparatoru'nun sözünü alıntıladı aslında. Biliyorsunuz, Ortodokslar Vatikan ile hiçbir konuda uyuşamazlar. Savaş halindeydiler yıllarca, bu yüzden çok saçma aslında bu. Bu noktayı atlamamak gerekiyor.

-İkinci romanınız da yakında yayımlanacak? Konusunu öğrenebilir miyiz?

Adı Abysinium Proof. 1887'de Fatih'te geçiyor. Dinî konular, gizemli maceralar var. İlk romanımda maceralarını anlattığım Kamil Paşa'nın serüvenleri devam ediyor. Kitabımın kapağına bir adamın fotoğrafını koymuşlar Kamil Paşa diye. Bu adamın kim olduğunu bilmiyorum aslında (Gülüyor). Benim anlattığım Kamil Paşa çok daha yakışıklı bir adam. 1887'de yaşanan bazı gizemli olayları araştırıyor.

Jenny Whıte’a göre Başbakan Erdoğan çok karizmatik biri. Belediye Başkanı olduğu dönemde halkla temas kurması ve onların taleplerine uygun politikalar geliştirmesi Erdoğan’a bugünkü başarısını getirdi.

 

Kaynak: Aksiyon

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner33

banner37