banner15

Türkiye'de Ramazan ve İrtica Münazarası

Aşağıda Peyami Safa'nın kaleme aldığı iki makaleyi okuduğunuzda Türkiye'de iki asırdır hâlâ bir şeylerin değişmediğini göreceksiniz. Ya da dünya ne ile uğraşıyor, biz ne ile uğraşıyoruz diyeceksiniz... Ancak bilinen bir hakikat var ki: O da birileri

Türkiye'de Ramazan ve İrtica Münazarası

TÜRKİYE’DE RAMAZAN VE DİN HAYATI

 

İngiltere’nin ünlü gazetesi Times, geçenlerde Türkiye’de din hayatının kuvvetlendiğinin ve Türk Devletinin bir İslam Devleti olmaya doğru gittiğini yazdı.

 

Okuyucu soruyor: “Ne demek? Biz oldum olası İslam Devleti değimliyiz?” doğumuzun belirtilerinden biridir. Laik Devlet din karşısında tarafsızdır, ne Müslüman dır, ne Hristiyandır, ne de Musevi. Hiçbirini ötekine karşı tercih ve müdafaa etmez. Din düşmanı da değildir. Bütün dini tezahür, adat, görenek ve geleneklere hürmet eder.

 

İstatistiklere göre Türk Milletinin yüzde 98 küsuru Müslüman dır, fakat Türk Devleti laiktir. Son yıllarda Türkiye’de din hayatının kuvvetlenmesi, 1950’den sonra milli vicdanın hürriyete kavuşmasındadır. O tarihlerde evvel, laikliğin yanlış tefsir ve tatbiki yüzünden, dini vicdan üzerine yapılan çeşitli baskıların kalkması bu tabii ve zaruri tepkiyi hazırladı. İçine girdiğimiz mübarek ayın eskisinden daha kuvvetle ve derin bir hassasiyetle yaşamaya başladığı görülüyor. Avrupa’da ve Amerika’da, dini bayram ve yortularda kilise çanlarının ufukları nasıl çınlattığını, mabetlerin nasıl dolup taştığını ve dini vecit havasının her yeri nasıl sardığını bilenler, bizdeki bu din bağımlılığının normal medeni seviyeyi aşan irtica şahlanışı değil, yüksek manevi ve ahlaki değerlere samimi bir bağlanış olduğunu da belirler. XX. Asırda, Ruslar ve peykleri de dahil, mabetleri olmayan ve din hayatını yaşamıyan bir tek millet yoktur.

 

Türkiye’nin din yüzünden geri kaldığı propagandası da iftiradır. Türk tarihinin yükseliş devirlerinden dinimize bağlılığımız da zirveye ulaşmıştır. Din yüzünden gerilemedik, gerilediğimiz için başlarımız gevşedi. İslâmiyeti hakkiyle bilmiyen din düşmanlarıyla din softaları bu geriliğin yetiştirmeleridir. İkisi de gerilik örneğidir ve felaketlerimizin sebebidir. Din ve devrim yobazlariyle mücadele etmemiz lazımdır. Birinin irticaa, ötekinin de komünizme kadar yolu vardır.

 

Türkiye bir İslam Devleti olmaya gitmiyor, Türk Milleti bir İslam milleti olduğunu bugün daha iyi biliyor. Çünkü bugünkü Dünya’da laik devletler vardır, fakat laik millet yoktur. Colombia Üniversitesi’nde laiklik üzerine araştırmalar yapan bir İngiliz’in bana dediği gibi “Ancak devletler laik olabilir, milletler laik olamazlar

 

 

İRTİCA MÜNAZARASI

 

İzmir DP ve CHP gençlik kolları, memlekette irtica olup olmadığına dair bir münazaraya hazırlanmakta imişler.

 

Bu münakaşa, yedi sekiz yıldan beri, devrimbazlarla hakiki inkılapçılar arasında devam etmektedir. İzmirli gençlerimizin bu davaya daha ilmi bir veche verebilmeleri için evvela kullanacakları ana terim üzerinde (irtica kavramına verdikleri mana üzerinde) anlaşmaları lazımdır. İki tarafta irticaa başka manalar verdikleri takdirde, münazara konusu vahdetini kaybeder ve tam bir karşılaşma imkansız olur.

 

İrtica Arapça bir kelimedir ve “gerileme” anlamına gelir. Batı dillerde “Reaksiyon” kelimesi kullanılır. (Fransada Reaction, İngilizce Reaction, Almancada Reaction ve Gegenwirkung, İtalyancada Reazione). Hepsi aynı köktendir ve umumi manası geriye doğru harekettir.

Hususi manası, Fizyolojide ve Psikolojide, bir tembihe karşı uzviyeti veya ruhun cevabıdır. Sosyolojide, muayyen bir istikametin kendini tadil eden bir varlığın, aksi istikamette kendini yeniden tadil etme hareketidir. Bu hareketin tam bir reaksiyon olabilmesi için, az çok şuurlu olması ve normal ölçüyü aşması lazımdır. (Fransız Felsefe Cemiyetinin yayınladığı Tenkidi ve Teknik Felsefe Lügati. A. Lalande. Reaction kelimesi).

 

Meşhur İngiliz filozofu Herbert Spencer, İrtica hareketlerine karşı doğan tepkiye de (Re-reaction) adını vermiştir.

 

Demek ki bir memlekette irtica davranışı olduğuna hükmedebilmek için, 1. Şuurlu, 2. Normal ölçüyü aşan 3. Müesses nizamı yıkıp daha geri nizami kurmaya matuf, 4. Temayül değil, sosyal hareket (action) halinde bir davranış bulunmak şarttır.

 

Türkiye’de irtica olduğunu iddia edenlerin derilerine bakalım. Onlara göre, radyoda dini yayınlar yapılması, bazı velilerin çocuklara Arapça Kur’an ve din dersleri verdiklerini, bir din yazarının Risale-i Nur adındaki aserlerini okuyanların büyük bir kalabalık teşkil etmesi, arada bir tarikat ayinleri yapanların yakalanması ve din dergileri yayınlanması irtica hareketleridir.

 

Laik olan ve olmıyan bütün Batı memleketlerinin radyolarında, bizden fazla, din yayınlar, ayinler yapılır, dini vaazlar verilir. Din öğretiminin mecburi olmadığı Fransa gibi memleketlerde aileler, çocuklarına istedikleri gibi hususi din dersleri verdirmekte serbesttirler. Hatta bunu için hükümet ayrıca bir tatil günü kabul eder. Bu memleketlerin hepsinde dini eserler okumak irtica irtica hareketi sayılmadığı gibi Din Dernekleri kurmak da serbesttir. Tarikat ayinleri yapanlara Atatürk’ün sağladığında da çok rastlanırdı. Fakat çeyrek yüzyıldan beri Türkiye’de ne bir Şeyh Sait isyanı, ne de bir Kubilay faciası görülmüştür. Dini vicdan üzerine baskı olmadığı için bu tepkilerden uzağız.

 

Moskova radyosu gibi Türkiye’de irtica olduğu propagandasını yapanların hepsi kızıl maksatlarla hareket etmiş değillerdir. Aralarında masumlar ve gafiller pek çoktur. Fakat bu propagandanın Moskova’daki yuvasını görmemek için aptallık derecesinde gaflet lazımdır.

 

 

Türk Edebiyatı'nın usta kalemlerinden Peyami Safa'nın 1960 yılında kaleme aldığı bu makaleler, Ötüken Yayınları tarafından neşredilen Safa'nın "Din, İnkılâp, İrtica" adlı kitabından Dünya Bülteni'nce alıntılanmıştır.

 

--------------------------------------------------------------

 

 

PEYAMİ SAFA KİMDİR?

 

(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul'da öldü. Kardeşi İlhami ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede "Asrın hikâyeleri" ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919), Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür. Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazdı. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe giriştir. Öldüğü zaman Son Havadis gazetesi baş yazarı idi. Peyami Safa halk için yazdığı edebî değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verdi. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi. Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Süngülerin Gölgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Cürmü (1925), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye (1931), Atilla (1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noralya'nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgöz derledi, 1980). Oyunu: Gün Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Türk İnkılâbına Bakışlar (1938), Büyük Avrupa Anketi (1938), Felsefî Buhran (1939), Millet ve İnsan (1943), Mahutlar (1959), Mistisizm (1961), Nasyonalizm (1961), Sosyalizm (1961), Doğu-Batı Sentezi (1963), Sanat- Edebiyat-Tenkid (1970), Osmanlıca-Türkçe- Uydurmaca (1970), Sosyalizm-Marksizim- Komünizm (1971), Din-İnkılâp-İrtica (1971), Kadın-Aşk-Aile (1973), Yazarlar-Sanatçılar- Meşhurlar (1976), Eğitim-Gençlik-Üniversite (1976), 20. Asır- Avrupa ve Biz (1976). Ders Kitapları: Cumhuriyet Mekteplerine Millet Alfabesi (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Alfabe (1929), Cumhuriyet Mekteplerine Kıraat (I-IV, 1929), Yeni Talebe Mektupları (1930), Büyük Mektup Nümuneleri (1932), Türk Grameri (1941), Dil Bilgisi (1942), Fransız Grameri (1942), Türkçe İzahlı Fransız Grameri (1948). Beşir Ayvazoğlu, Peyami, Hayatı, Sanatı Felsefesi Dramı'nı yayınladı (1998).

 

http://www.otuken.com.tr/yazardetay.asp?yazarID=72

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48