Türkiyeli ve İsrailli iki yazar arasındaki fark-VİDEO

Türkiye'deki bazı yazarlar İsrail'in saldırılarında haklılık payı bulmaya çabalarken İsrailli yazarlar öyle yazılar yazdılarki aradaki farkı görenler şaşıp kaldı.

Türkiyeli ve İsrailli iki yazar arasındaki fark-VİDEO

Dünya Bülteni / Haber Merkezi 

İsrail'in Gazze'ye giden yardım gemisine saldırması ve katliama neden olması tüm dünyada çok büyük tepkilere neden olmuştu ancak tam bu sırada Türkiye'de İsrail'i haklı görmeye, mazur göstermeye çalışan kalemlerin ortaya çıkması herkes tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştı. İsrailli yazarların bile kınadığı, sert bir dille eleştirdiği saldırı Türkiye'deki bazı yazarlar tarafından mazuz gösterilmeye çalışıldı. Bunun en somut örneği İsrail'in büyük gazetelerinden Haaretz'de yazan Gideon Levy ile Türkiye'de Habertürk gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı oldular. Biri Türkiye'dey yazıyor diğeri İsrail'de. Ancak aralarındaki başka bir fark ise saldırıya bakış açıları.

Yiğit Bulut`un sunduğu programın konuklarından biri de Fatih Altaylı oldu. Fatih Altaylı yaptığı çirkin benzetme ve yorumları ile İsrail'e resmen arka çıktı ve bununlada yetinmeyip daha da ileri giderek, gemideki aktivistlere serseri benzetmesi yaparak izleyenleri şok etti.

İşte o sözler ve Altaylının konuşması:
Altaylı, `Yapılanlar savaş nedeni değildir. Şunu da unutmamak gerekir, İsrail`in hassaiyetlerine de saygı göstermeliyiz.. Diyalim ki Avrupa`dan bir grup serseri, -Biz PKK`ya yardım götüreceğiz- deseler ve İskenderun Limanı`na demir atmak isteseler Türkiye ne der?` sözleriyle izleyenleri şok etti.

İşte Altaylı`nın yardım gemisindeki gönüllüleri `Avrupalı serseriler`le kıyaslaması ve olay değerlendirmesi:



İşte Altaylı'nın İsrail'i mazur göstermeye çalışan yazısının tam tersini yazan ünlü bir İsrailli gazetecinin makalesi:

"İsrail dün mini bir Dökme Kurşun Operasyonu gerçekleştirdi. Operasyon, aynı derecede başarısız olan önceki harekâta benziyordu: Olayı karşı tarafın başlattığıyla ilgili geleneksel yanlış iddialar ve gündeme bile getirilmeyen, İsrail’in karasularının ötesinde, açık denizde helikopterden gemiye indirilen komandolar.

İlk şiddet hareketinin askerlerden değil de, Mavi Marmara’daki ‘isyan eden’ aktivistlerden geldiği, filonun yasadışı seyrettiği, ayrıca Gazze üzerindeki ablukanın yasal olduğu iddia edildi. Tanrı bilir hangi yasaya göre.

‘Yoksa bizi linç edeceklerdi’ diyerek kendilerini savunmaya çalıştılar. Ve bir kez daha güç, şiddet ve öldürücü silahlar kullandılar. Ve yine sonunda siviller öldü.

Bir kez daha İsrail, kendisinin de öngöremediği, ağır bir diplomatik bedel ödemek durumunda kalacak. Yine İsrail’in propaganda makinesi yalnızca beyni yıkanmış İsraillileri ikna edebildi ve bir kez daha kimse asıl soruyu soramadı: Bu neden oldu? Neden askerler bu tuzağa düşürüldü?

Eğer Dökme Kurşun Operasyonu dünyanın bize yaklaşımı konusunda bir dönüm noktası olduysa, bu operasyon da hâlihazırda süregelen dizinin ikinci korku filmi haline geldi. İsrail dün ilk filmden hiç ders almadığını göstermiş oldu. Dünkü fiyasko önlenebilirdi ve önlenmeliydi. Bu filonun geçmesine izin verilmeli ve abluka sona erdirilmeliydi.

Peki bunun yerine elimizde ne kaldı? Giderek daha hızlı bir şekilde tamamen izole edilen bir ülke. Burası, aydınları geri çeviren, barış aktivistlerini vuran, Gazze’nin dış dünyayla bağını koparan ve şimdi de kendisini uluslararası abluka altında bulan bir ülke.

Dün, bu gezegen üzerinde, bu ölümcül müdahale hakkında olumlu bir şeyler söyleyebilen, kendi yandaş koroları dışında, hiçbir gazeteci ya da analist yoktu."

 

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2010, 17:58
banner53
YORUM EKLE

banner39