Umrandan Uygarlığa

Umrandan uygarlığa, çağdaş uygarlık düzeyinden medeniyetlerin ölümüne, Osmanlı devlet adamlarından büyük siyasi eserlere kanat açan geniş soluklu ve güncel bir yapıt:"Zirvelerle uçurumlar arasında bir diyalog, acıların ve ümitlerin kitabı, bir devrin,

Umrandan Uygarlığa

Cemil Meriç'in "Umrandan Uygarlığa" adlı Kitabından Seçmeler...

Bütün Kur'an'ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani, İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!

***

Zavallı Türk aydını... Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır.

***

"Çağdaşlaşmayla batılılaşma arasındaki fark" ne demek? Batılılaşma miti eskiyince, yeni bir yalan çıktı sahneye, daha doğrusu aynı nâzenin taze bir makyajla arz-ı endâm etti: çağdaşlaşma. Intelijansiyamızın uğrunda şampanya şişeleri patlattığı bu ihtiyar kahpe, Tanzimat'tan beri tanıdığımız Batı'nin son tecellisi. Çağdaşlaşma, karanlık, kaypak, rezil bir kavram. Rezil, çünkü tehlikesiz, masum, tarafsız bir görünüşü var. Çağdaşlaşmanın kıstası ne? Hippilik mi, bürokrasi mi, atom bombası imal etme gücü mü... Çağdaşlaşmak, elbette ki Avrupalılaşmaktır. Avrupalılaşmak, yani yok olmak. Avrupa bizi çağdaş ilan etti, Avrupa, daha doğrusu onun yerli simsarları. Zira apayrı bir medeniyetin çocuklarıyız, düşman bir medeniyetin, bambaşka ölçüleri olan, çok daha eski, çok daha asil, çok daha insanca bir medeniyetin. İki yüzyıldır bir anakronizm'in utancı içindeyiz, sözüm ona bir anakronizm. Bu 'çağdışı' ithamı, ithamların en alçakçası ve en abesi. Haykıramadık ki, aynı çağda muhtelif çağlar vardır. Çağdaşlık, neden Hıristiyan ve kapitalist Batı'nın abeslerine perestiş olsun? Fani ve mahalli abesler. Bu, kendi derisinden çıkmak, kendi tarihine ihanet etmek ve köleliğe peşin peşin razı olmak değil midir? Çağdaşlık masalı, bir ihraç metaı Batı için, kokain gibi, LSD gibi, frengi gibi. Şuuru felce uğratan bir zehir. Çağdaşlaşmanın halk vicdanında adı da asrîleşmektir, asrîleşmek yani maskaralaşmak, gavurlaşmak.

***

Avrupalının yazdığı tarih, Hıristiyan Avrupa’nın gururunu okşayacak bir masallar yığınıdır.

***

Tunus'un düşünce tarihinde iki ad: Ibn Haldun, Hayreddin. Biri cihanşümul bir zekâ, İslâm irfanının son muhteşem fecri. Öteki geniş ufuklu bir devlet adamı, içtimaî ehramın en alt basamağından zirvelere tırmanmış. İkisi de mağlup ve muzdarip, ikisi de yalnız. İkisinin de meşhur olan: Mukaddime'leri. Ibn Haldun, tarihle pençelesen bir dev. Hayreddin, tarihin ifşalarına kulak kabartan bir dinleyici. Benzeyen tarafları: ciddiyet, samimiyet, tecrübe.

***

Kanunların iki kaynağı vardı Hayreddin'e göre: akıl ve vahiy. Akıl, insanlığın ortak malıydı; adaletle hürriyet, aklın iki temel prensibi. İslâm dünyası adaletle hürriyeti baş tacı ettiği müddetçe yükselmiş, Hıristiyan dünya bu temel değerlere ihanet ettiği için karanlıklarda kalmıştı.

***

"Filozofların aydınlatmadığı toplumu, şarlatanlar aldatır...".

***

Batıda ıslah korumak içindir, bizde yok etmek için. Batı perestişkârları, kitapta gördükleri her hastalığın kendilerinde de olduğunu vehmeden, toy tip öğrencilerine benzerler. Kucağında yaşadıkları toplumu sıhhate kavuşturmak için kitaba sarılır, onu hayali hastalıklarla donatır.

***

Bir Hint bilgesi, "Hatâdan hakikate geçilmez, diyor, bir hakikatten başka bir hakikate geçilir".

***

İslâm medeniyeti bir bütündür. Bu büyük terkibi yalnız Arabın eseri imiş gibi göstermek ya Araba dalkavukluk, ya misli görülmemiş bir gaflettir. Farabi İslâm’dır, İbn Sina İslâm’dır, Arap değil. O ummana karışan en büyük ırmak: Türk.

***

Bizim "Büyük İslâm Birliği”nin kurucusu olarak selâmladığımız Efgani'nin Fransa'daki dostu Hıristiyan Halil Ganem'dir. Sultan Abdülhamid han’ın hasm-ı biamânı Ganem. Renan, Efgani'yi bir masal kahramanı olarak değil, gerçek kişiliği ile yani dinsiz, bir "libre penseur" olarak tanımaktadır.

***

Zavallı Türk intelijansiyası! Kimlerin peşinden gitmemiş. Düşmanları dost, dostları düşman olarak tanımış. Peygamber'in adını anmağa cesaret edemeyen bir Efgani'yi (Cemaleddin Efgani) Peygamber kadar saygıya layık görmüş.

***

Kişilere ferman dinleten: iktisadın şuursuz kanunları.

***

Reklamın göklere çıkardığı ülkü: israf.

***

Tabiat şimdiden mezbeleleşti. Bu insicamsız şehirleşme insanı da mahvedecek.

***

Kutsal kâr ekonomisine dokunacak her tedbir peşinen yasak...

***

Altın çağ ne zaman sona erdi, bilen yok. Üstureler ezelden beri karamsar: şairler ezelden beri ümitsiz. Tevrat da, Upanişatlar gibi korkunç kehanetlerle dolu. Mâzide tufan, istikbalde kıyamet ve dünya bir gözyaşı vadisi, bir vehim, bir rüya.

***

Nihayet "homo ekonomicus"un yani burjuvazinin hakimiyeti, Tanrı’ya ve mukaddes'e açılan savaş. Tek mabet: banka, tek mabut: altın buzağı. Hürriyetin ve gururun sarhoşluğu. Fetihler, fetihler.

***

Batı Avrupa yüz milyonlarca nüfuslu bir şehir. Bütün diğer ülkeler, bu şehrin banliyösü. Görevleri: dev şehrin sanayi mamullerini alıp, ona hammadde hazırlamak. Sombardt, bir buçuk asırdan beri Batı Avrupa ile Amerika'da olup bitenlere akıl erdirmek için şeytan’a inanmak lazım diyor. Bizi gökten koparıp, maddenin esaretine sokan o.

***

Çağdaş Avrupalı, ya ümitsizlik, ya iman diyor. Başka yol yok. Zavallı büyücü çırağı, uyanışın biraz geç olmadı mı?

***

Fazilet cinayetin suç ortağı, ilim yıkıcılığın emrinde, idealizm yalancı, realizm hayâsız. Ey ilim, ey vazife! Demek siz de şüpheliydiniz. Sonra şair avunmağa çalışıyor: "belki her şeyi kaybetmedik, ama her şeyin kaybedilebileceğini anladık. Avrupa’nın belkemiğinde korkunç bir rase dolaştı. Kendini tanımıyordu artık, kendine benzemiyordu ki... Şuurunu kaybetmemek için kitaba hatıralara sarıldı... Gerçekle kâbus arasında rakseden bir tecessüs bu. Avrupa, "kapana tutulan fare"nin telâşı içindedir. İlim, haysiyetini kaybetti, ahlaktan söz etmeğe hakkı yok artık. İdealizm öylesine yaralı; gerçeklik deyince sayısız günahlar. sayısız günahlar, sayısız cinayetler geliyor akla. Hem hırs suçlu, hem feragat. Salip sahiple, hilâl hilâlle boğaz boğaza.

***

İbn Haldun(1332-1406), Ortaçağın karanlık gecesinde muhteşem ve münzevî bir yıldız; ne öncüsü var, ne devamcısı. Mukaddime, çağları aydınlatan bir fecir, girdapları, mağaraları, zirveleriyle.

***

Oysa demokrasilerde... Ahlâksız veya açgözlü bir hükümet için ihanet, namussuzluk, iç savaş, halkın refahından çok daha kârlıdır bazen. Kralların gözdeleri varmış, demokrasilerin yok mu? Elbette var, hem de çok daha kalabalık, çok daha pahalı.

***

Hasta ile sıhhatli adam arasındaki fark şu: hastanın başlıca kaygısı kendi varlığıdır; sıhhatli adam dış dünyayla uğraşır...

***

Dil musikidir... Musikilerin en mânâlısı, en az müphemi, ama musiki. Her kelime, bir kelimeler dünyasının anahtarıdır; meçhule açılan bir kapı, her kelime. Meçhule, yani rüyalara, hatıralara, anlatılmayanlara, anlatılamayacaklara. Mağaralarından süzülür şuur-altının, şuurun yedi kat göğünden dökülür. Kelime küfür, kelime dua, kelime büyü. Zihnin bu esrarlı meyvesini asırlar besler, asırlar olgunlaştırır.

***

Son yıllarda garip bir mahlûk türedi Türkiye'mizde. Tek sahife tarih okumadan milletin mâzisini keşf, hâlini tasvir, istikbalini tanzim eden bir âllame türü... Hafızamızı kaybettik. Hafızamızı, yani şuurumuzu...

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner33

banner37