Yalnızlaştırma politikası

Yalnızlaştırma politikası

Mustafa Özcan ( 3 Mart 2005)

Günümüzde İslam aleyhtarı politikaların en önemli iki ayağı var. Bunlardan birisi, eğitimde;' köklerin veya kaynakların kurutulması' adıyla bilinen politikadır. Başta Tunus olmak üzere çeşitli ülkelerde bu politika kesintisiz sürdürülmektedir. İslam aleyhtarı politikanın ikinci ayağı ise dış politikada alanındaki yalnızlaştırma politikasıır. Önce İslam ülkeleri birbirine düşürülerek yabancılaştırılıyor ve sonra da sahipsiz ve dostsuz kalan İslam ülkeleri teker teker sömürge ve işgalin ağına düşürülüyor. Buna Irak'tan daha tipik bir misal gösterilemez. Kuşatma ve ardından gelen çökertme politikalarının en büyük dayanağı yalnızlaştırma politikasıdır. Önce çevresinden kopartılarak soyutlanan ülkeler kolay lokma haline gelmekte ve son darbe için olgunlaşmaktadır. SSCB'nin yıkılmasından sonra Rusya için benzeri politikalar takip edildi. Yakın çevresinden soyutlamaya başladılar. Irak konusunda tavizlerinin ardından sıra Gürcistan ve Ukrayna'ya gelmişti. Gerilemenin sınırları burada da kalmayacaktı. ABD, Rusya'nın da onayını alarak İran ve Suriye üzerine de çöreklenmek istiyordu. Bununla birlikte Ukrayna ve Gürcistan konuları Rusların gözünü açtı ve bir kez daha soğuk savaş atmosferi kısmen de olsa geri döndü. Dikkat çekici olan husus şudur: Bush yönetimi, Rusya'ya karşı Ukrayna'da olduğu gibi İslam alemine karşı da Sudan ve Lübnan politikalarında Fransa olmak üzere AB ülkelerini arkasına almasıdır. İran konusundaki uslup farkını da aralarında regüle ediyorlar.

Rusya'yı çevresinden soyutladıkları gibi, hedefteki İslam ülkeleri de sırasıyla çevrelerinden soyutlanıyor. Bunun en görünürdeki misali, Suriye olsa gerek. Nuray Mert'in de içinde bulunduğu bir grup gazetecinin 1 Mart tezkiresinin reddinin yıldönümünde bu ülkeye gitmeleri bile önemli bir hadise oldu. Bu meyanda da sivil toplum örgütlerinin işinin veya görevinin de tek yanlı politikaları hizmet olduğu bu vesile ile anlaşılmış oluyor. Bu manada işe yararsanız makbulsunuz aksi taktirde merdutsunuz. Hadi Uluengin gibi beynelmilel koronun parçaları Nurey Mert ile Suriye ziyareti üzerine polemiğe girerken Erdal Şafak da iğne ile kuyu kazarak Türkiye'nin dış ticaret partnerlerini ve ticaretini artırmaya ve çeşitlendirmeye çalışan Ticaret Bakanı Tüzmen'in Beyaz Rusya'ya gitmesini ve Alexander Lukeşenko ile görüşmesini diline dolamış ve oradan da meseleyi aklınca bakanın Irak işgali öncesi Bağdat ziyaretine ve Taha Yasin Ramazan ve Saddam'la görüşmesine getirmişti. Bu arayışlarla Batı ( ABD-İsrail ve İngiltere eksenli) ittifakımıza halel getirdiğini vurgulamak istiyor. Acaba? Erdal Şafak hatırlamıyor olabilir ama İngiltere Başbakanı Blair veya Dışişleri Bakanı Straw karşılaştıkları bir toplantıda boykot uyguladıkları Zimbabwe Devlet Başkanı Robert Mugabe'nin önünde neredeyse yerlere kapaklanıyordu. Zimbabwe lideri hiç istifini bozmaz ve oturduğu yerden kalkmaz iken İngiliz yetkili onu ayakta selamlıyordu. İngiliz basını bu faciayı eleştirmiş ama değişen bir şey olmamıştı.
Hükümet de geçiştirmeyi tercih etmişti.

Suriye de tam bir yalnızlaştırma cenderesi altında. Yalnızlaşmayı kırmaya yardımcı olmaları için Arap ülkelerini yalvarıyor ve turluyor. Bu bağlamda, kuşatma hattını yarmak için Beşşar Esad yakın ilişkiler içinde bulunduğu Suudi Arabistan'a gitti. Suriye'yi önce 1559 sayılı karar ve ardından da Hariri suikastıyla birlikte iyice yalnızlaştrdılar. Ve çevresinden soyutlayarak kendilerine ram olmasını ve taleplerini yerine getirmesini bekliyorlar. Suriye'den istenilenler de belli . Golan Tepeleri konusunda sesini çıkarmaması. Irak'ta direnişe karşı ABD ile işbirliğine gitmesi, Hizbullah ve Filistinli örgütlere cephe alması. Suriye bunları yaptığında ve BOP'un bir parçası haline geldiğinde yani yeniden sömürgeleştirildiğinde onunla bir hesapları ve sorunları kalmayacaktır. Buna mukabil, Londra'da yapılan Ortadoğu Konferansı sırasında Bush'un Araplardan bir isteği oldu. İsrail'in bölgesel yalnızlığına ve uzletine son vermek. ABD'nin bölge ülkelerinden ve bizden istediği politika: Suriye'yi yalnızlaştırmak ve buna mukabil İsrail'e açılmak. Bu projelerin payandası olan 'aydınlar' bu açıdan küçük bir kıvılcım veya hareket dahi olsa gazetecilerin dayanışma için Suriye'ye gitme faaliyetlerini bastırmak istiyorlar. Kendilerinin başkalarına atfettikleri paranoya sakın bu olmasın ! Türkiye'yi de teslim alabilmek ve direncini kırabilmek için çevresinden kopartmaya, dış irtibatlarını zayıflatmaya ve içe kapanmaya zorluyorlar. Türkiye, 28 Şubat süresince görülmemiş şekilde içe kapandığı gibi tarihindeki en büyük yolsuzluklara sahne oldu ve borç kamburu ve sarmalı daha da arttı ve buna bağlı olarak esaret zincirleri biraz daha pekişti. Bu zincirleri kırmanın asgari şartı, yalnızlaştırma politikalarına direnmektir...


Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER