banner15

Yemen-Somali-Dubai Ekseninde

Ahmet Varol ve Mustafa Eğilli'nin birlikte kaleme aldıkları ve Vakit gazetesinde 31 Aralık 2005 -7 Ocak 2006 tarihlerinde dizi şeklinde yayınlanan, sizi çok farklı bir coğrafyada dolaştıracak, o coğrafya hakkında bilgilendirecek özel bir dosya...

Yemen-Somali-Dubai Ekseninde

Kudüs Davası İçin Yemen'e Yolculuk

Bugün Kudüs'ün işgal altında olmasının sebebi düşmanın güçlülüğü değil Müslümanların ümmet olarak bir bütünlük oluşturamamalarıdır. Düşmanın bize karşı en büyük zaferi ümmet bütünlüğümüzü bozmayı, bu bütünlüğü ve ümmetin izzetini temsil eden organları ilga etmeyi ya da tamamen etkisiz hâle getirmeyi başarabilmiş olmasıdır. Buradaki sırrı yeterince anlayamadığımızdan sayıları izah etmekte zorlanıyor; "beş milyonluk İsrail karşısında üç yüz milyonluk Arap dünyası", "bir buçuk milyarlık İslâm âlemi" deyip duruyoruz. Oysa yapmamız gereken bu sayılarla uğraşmak değil bu sayılara kalite kazandırmaktır. Ondan da daha önemlisi bu sayılara bütünlük kazandırabilmektir. Yani ümmet bilincini ve ümmetin izzetini temsil eden kurumları yeniden aktif hâle getirebilmektir. Bunu başarabildiğimizde İslâm'ın kutsal beldesi Kudüs'ü işgal altında tutan düşmanın ve onu ayakta tutabilmek için bütün gücünü ortaya koyan çağdaş emperyalizmin sanıldığı kadar güçlü olmadığını göreceğiz.

Bu amaçla yürütülen çabalarda bizim de bir payımızın olması için yeni bir yola çıkıyoruz. İstikamet Kudüs Müessesesi'nin Dördüncü Genel Kongresi'nin ve Kudüs İçin Çalışan Kurumlar Uluslar arası Organizasyonu'nun ikinci toplantısının düzenleneceği San'a'ya. Bu kez dört kişilik bir ekiple yola çıkmamız gerekiyordu. İkimizle birlikte İHH Dış İlişkiler Komitesi'nden Murat Yaşa ve SADER (Sosyal Araştırmalar ve Kültürlerarası Dayanışma Derneği) başkanı Mehmet Çelik. Ancak Mehmet Çelik görevi münasebetiyle iki gün geriden gelmek zorunda kaldı ve programın başlamasından bir gün sonra o da aramıza katıldı.

Kudüs Müessesesi'nin Dördüncü Genel Kongresi

Kudüs Müessesesi'nin Dördüncü Genel Kongresi normalde bundan yedi ay önce Bahreyn'de yapılacaktı. Bu teklif kurumun Bahreyn'deki temsilcileri tarafından gelmişti ve Bahreyn Krallığı da ev sahipliği yapmayı, hatta katılanların yol giderleri dâhil toplantının tüm masraflarını üstlenmeyi kabul etmişti. Bahreyn Krallığı toplantının tüm masraflarını karşılayacağı gibi katılanları da devlet konuğu olarak ağırlayacaktı. Ancak bu bilgilerin ABD'ye ulaşması üzerine her şey bir anda değişti. ABD Dışişleri bakanlığının devreye girmesi üzerine kral bir anda fikrini değiştirdi ve toplantının düzenlenmesine sadece dört gün kala onun adına İslâmî ve sosyal faaliyetlerden sorumlu bakan davetlilerin tümünden özür dileyerek söz konusu toplantıya ev sahipliği yapamayacaklarını bildirdi. Bunun üzerine Dördüncü Genel Kongre belirsiz bir tarihe ertelendi. Önce kurumun merkezinin bulunduğu Beyrut'ta düzenlenmesi kararlaştırıldı. Ancak Lübnan'da ortaya çıkan bazı siyasi çalkantılar sebebiyle bir başka ülkede gerçekleştirilmesi uygun görüldü. Bu kez kurumun Yemen'deki şubesi devreye girerek bu ülkede yapılmasını teklif etti ve tüm organizasyon sorumluluğunu da üstlendi. Böylece 4-6 Aralık 2005 tarihlerinde Yemen'in başkenti San'a'da gerçekleştirildi.

Kuruluşu bir yıl önce Beyrut'ta gerçekleştirilen Kudüs İçin Çalışan Kurumlar Uluslar arası Organizasyonu'nun ikinci toplantısı da aynı tarihe denk getirilerek ikisi birlikte düzenlendi.

Kudüs Müessesesi: Ümmet Adına Kudüs Yükünü Yüklenen Kurum

Kudüs davası İslâm ümmetinin ortak davasıdır. Bir Arap - İsrail sorunu veya bir Ortadoğu sorunu değildir. Bu davaya sahip çıkmak ümmetin ortak sorumluluğudur. Ancak bu sorumluluğun yerine getirilmesi için bir ortak faaliyete, bu ortak faaliyette de birilerinin öncülük etmesine ihtiyaç var. İşte Kudüs Müessesesi bu amaçla, Kudüs davasının yükünü ümmet adına yüklenme amacıyla bir araya gelen insanlar tarafından kurulmuş bir kurumdur. Herhangi bir uluslar arası teşkilatın yan kuruluşu değil tamamen bağımsız bir kuruluştur. Birilerinin şu veya bu projelerinin hesabına değil tamamen ümmet adına faaliyet yapma amacıyla ortaya çıkarılmıştır. İşgale karşı sürdürülen mücadelenin bir alternatifi olma iddiasında değildir. Çünkü bu mücadeleyi sürdüren hareketler de kurum içinde temsil edilmekte ve aktif rol almaktadırlar. Bu mücadeleyi haklı ve meşru görmekle, açıktan desteklemekle birlikte Kudüs'te İslâmî eserlerin ayakta tutulması, zarar görenlerin ihya edilmesi, oradaki Filistinli varlığının korunması, mağdur insanların yaralarının sarılması, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının giderilmesi vs. amacıyla projeler geliştirmektedir. Yani haklı ve meşru varlık mücadelesinin, Filistin'in kimliğinin korunması davasının sosyal yardım ve yapılanma yükünü üstlenmeyi, bu alanda aktif rol oynamayı amaçlamaktadır. Kuruluşundan bugüne pek çok proje geliştirmiş ve bunların birçoğunu hayata geçirmiştir.

Bir Ortak Zemin: Kudüs Davası

Kudüs davası ümmetin ortak davası olduğu gibi aynı zamanda farklı kanatlarını bir araya getiren bir ortak zemin rolü oynamaktadır. Kudüs Müessesesi'nin bu ortak zemini ümmetin farklı kanatlarını aynı çatı altında bir araya getirmek için önemli rol oynadığını söyleyebiliriz. Kuruluşundan itibaren İslâm ümmeti bünyesinde faaliyet yürüten pek çok siyasi ve fikri akımı Kudüs davasıyla ilgili sorumluluk bilinci etrafında bir araya getirmeyi başarabilmiştir. Hem Filistin'in içinde aktif mücadeleye katılanları hem de dışarıdan bu mücadeleye destek verenleri, sahip çıkanları aynı çatı altında bir araya getirerek bir ortak faaliyet gerçekleştirilmesine öncülük edebilmiştir. Yetmişten fazla ülkede aktif faaliyeti olan Müslüman Kardeşler, Arap rejimlerine boyun eğdiren işgalci Siyonistleri Lübnan topraklarından çıkarmayı başararak önemli bir zafere imza atan Hizbullah, Siyonist saldırganlar karşısında kararlılıkla mücadele ederek onları Gazze'den çekilmeye zorlayan HAMAS ve İslâmî Cihad Hareketi başta olmak üzere pek çok İslâmî oluşum bu kurumun bünyesinde temsil edilmektedir. Sadece bunlar değil tabii ki; Fas'tan Endonezya'ya, Malezya'dan Güney Afrika'ya kadar pek çok İslâm ülkesinden muhtelif İslâmî oluşumların temsilcileri söz konusu ortak faaliyetin içinde yer almaktadır. Bu ortak faaliyet ümmet bilincinin yeniden pratiğe taşınmasında güzel bir örnek teşkil etmektedir.

Kudüs davası aynı zamanda mazlumların bir ortak zemini niteliğindedir. İşgalci Siyonizmin mağdur ettiği mazlumlar içinde Kudüs ve Filistin'de hakları olan hıristiyanlar da mevcuttur. Bu yüzden Kudüs Müessesesi bünyesinde mağdur hıristiyanları temsil konumunda olanlar da var. Onların yanı sıra Kudüs'te ve Filistin'de yaşayan ancak farklı siyasi ve ideolojik çizgideki oluşumların temsilcileri de zulme ve haksızlığa karşı ortak tavır alma bilinciyle bu kurumun çatısı altında yürütülen faaliyetlere destek vermektedirler.

Kudüs Müessesesi'nin önemli özelliklerinden biri de Müslümanların önemli bazı karizmatik şahsiyetlerini bünyesinde toplamasıdır. Mütevelli Heyeti'nin başkanlığını İslâm âleminde fıkhî alanda artık bir otorite kabul edilen Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi yapmaktadır. Onun yardımcısı ve kurumun İdare Meclisi başkanı yine İslâm âleminin ileri gelen âlimlerinden aynı zamanda Lübnan'daki Cemaati İslâmiye'nin lideri Faysal Mevlevi'dir. Mütevelli Heyeti'nin başkan yardımcılarından biri de İran Meclis başkanının yardımcısı ve cumhurbaşkanının danışmanı Huccetu'l-İslâm Ali Ekber Muhteşemi'dir. Bir diğeri ise Yemen Meclis başkanı ve bu ülkede Müslüman Kardeşler cemaatinin siyasi kanadı durumundaki Islah Partisi'nin genel başkanı Abdullah Hüseyin el-Ahmer'dir. Lübnan'daki Hizbullah'ın manevi lideri ve Şiî cemaatin ileri gelen âlimlerinden Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlullah kurum içinde aktif olarak yer almamakla birlikte çalışmalarını desteklemekte ve cemaati vasıtasıyla maddi yardımda bulunmaktadır. Onu kurum içinde Hizbullah sözcüsü Hasan Hudruc temsil ediyor. Malezya'daki İslâmî hareketin önemli siyasi oluşumu durumundaki Malezya İslâm Partisi (PAS)'nin genel başkanı ve Tarangganu eyaletinin eski başbakanı Abdülhadi Ovanc kurumun Genel Kurul üyeleri arasında yer alıyor. Bunların dışında da birçok önemli karizmatik şahsiyet Kudüs Müessesesi'nin faaliyetlerine doğrudan veya dolaylı destek vermektedir.

İkinci Uluslar arası Kudüs Buluşması: Kudüs'ün Özgürlüğü İçin Çalışan Kurumlar Güç Birliğini Artırıyor

Kudüs Buluşması, merkezi Lübnan'da bulunan Kudüs Müessesesi'nin öncülüğünde Kudüs İçin Çalışan Kurumlar Uluslar arası Organizasyonu adı altında toplanıyor. İlki geçen yıl Haziran ayında Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta yapılan Uluslar arası Kudüs Buluşması'nın ikincisi bu yıl Yemen'in başkenti San'a'da daha geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Geçen yılki toplantıya otuz ülkeden yüz davetli iştirak ederken, bu yıl kırka yakın ülkeden yetmiş ayrı kurumu temsilen dört yüzü aşkın davetli katıldı. Siyonist işgal altındaki Kudüs'ten de on kadar sivil toplum kurumu temsil edildi. Geçen yıl bu kurumların çoğu İsrail engellemesi yüzünden buluşmaya katılamamıştı. Direniş gruplarının temsilcilerinin yanı sıra, basından sosyal faaliyetlere çeşitli alanlarda Kudüs davası için hizmet veren kişi ve kurumların bir araya gelerek tanışmaları, istişarelerde bulunmaları, işbirliği imkânlarını aramaları ve ortak hedefe doğru omuz omuza yürümeleri Kudüs'ü bir adım daha özgürlüğe yakınlaştıracaktır. Tabii nihai hedef tarihi Filistin topraklarının tümünün özgürlüğüdür.

Bir Ümmet Buluşması

Kudüs İçin Çalışan Kurumlar Uluslar arası Organizasyonu'nun işbirliği dairesi daha geniş bir zemini kapsamaktadır. Bu kurumların tümü özellikle Kudüs ve Filistin davasına destek amacıyla kurulmuş değil. Birçokları daha geniş bir faaliyet alanına sahip olmakla birlikte Kudüs davasını da bir çalışma masasıyla ilgi alanına almış nitelikteki kurumlar. Türkiye'den İHH gibi. Dolayısıyla bu kurumların Kudüs davası etrafında bir araya getirilmesi adeta bir ümmet buluşmasına vesile olmaktadır. Söz konusu kurumlar bu vesileyle birbirlerinden haberdar olmakta, tanışmakta ve bir ortak faaliyet duyarlılığı geliştirmektedirler.

İslâmî yardım kuruluşlarının ve sivil toplum kurumlarının birbirlerini tanımaları, güçlerini, imkânlarını görmeleri için de önemli bir vesiledir. Bu fırsatı iyi değerlendirebilirlerse çok değişik alanlarda ittifak oluşturmaları ve işbirliğini geliştirmeleri mümkün olacaktır. Ortada kaldırılamayan bir yük varsa: "Bunu ben kaldıramadım, başkaları da kaldıramaz" dememek gerekir. Bir kişinin kaldıramadığı yükü iki kişi, iki kişinin kaldıramadığını üç kişi kaldırabilir. Yük ağırlaştıkça sayıyı da o nispette artırmak gerekir. Aslında Müslümanlar güçsüz değildir. Ancak birbirlerinden habersiz olmanın ve dağınık çalışmanın sıkıntısını yaşamaktadırlar.

Kudüs'ü Siyonist İşgale Karşı Korumak İçin Altmış Beş Milyon Dolar Bütçeli Uluslar arası Kudüs Vakfı

Uluslararası Kudüs Buluşması'nda yaptığı konuşmada Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi, Uluslar arası Kudüs Vakfı'nın kurulması ve her ülkede bir şubesinin açılması çağrısında bulundu. Şeyh Kardavi, Uluslararası Kudüs Vakfı'nın kurulması için kendi şahsi mal varlığından on bin dolar bağışlarken, Abdulmecid Zindani on bir bin dolar bağışta bulundu. Halid Meşal de HAMAS'ın yönetiminde yer alan şahıslar adına yardım vaadinde bulundu. Uluslar arası Kudüs Vakfı için yapılan bağışların miktarı bir kaç saat içinde dört milyon dolara ulaştı. Ayrıca Suudi Arabistan, Bahreyn, Yemen ve Sudan hükümetlerince vakıf yararına araziler tahsis edildi.

Kudüs Müessesesi tarafından hazırlanan bir projede, Uluslar arası Kudüs Vakfı bünyesinde on ayrı fon oluşturulması öngörülüyor. Kurulması teklif edilen fonlar şöyle: Mescid-i Aksa ve Kutsal Mekânları Koruma Fonu (on milyon dolar), Yıkılan Evlerin Yeniden İmarı Fonu (beş milyon dolar), Sakat ve Yaralılar Fonu (beş milyon dolar), Aile ve Çocuğu Koruma Fonu (beş milyon dolar), Gayrimenkulleri Koruma Fonu (on milyon dolar), Çevre ve Tarım Alanlarını Koruma Fonu (beş milyon dolar), Bilimsel Kalkınma Fonu (beş milyon dolar), Sağlık Fonu (beş milyon dolar), Sosyal Kalkınma Fonu (beş milyon dolar) ve İktisadi Kalkınma Fonu (on milyon dolar).

Uluslar arası Kudüs Vakfı'nın kuruluş felsefesi, Kudüs'ün Siyonizm ve emperyalizme karşı yürütülen savaşın ve İslam ümmetinin birliğinin sembolü olmasına dayanıyor. Farklı İslam ülkelerinde kurulacak Kudüs Vakfı şubeleri aracılığıyla hem bu ülke halklarının Filistin davasına olan ilgileri güçlendirilecek hem de Müslümanların birbirleriyle olan ilişkileri takviye edilecek. Böylece bir yandan Siyonist işgal altındaki Kudüs'ün özgürlüğü için çalışılırken bir yandan da İslam ümmetinin vahdetine doğru müspet adımlar atılacak.

Kudüs ve Mescidi Aksa'yı Korumak İçin Kudüs Müessesesi'nden Altmış Proje

Kudüs Müessesesi, geçen yıl iki milyon dolar tutarında otuz projeyi Kudüs dâhilinde başarıyla gerçekleştirmiş. Geçen dönem yapılan işlerle ilgili katılımcıları bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Önümüzdeki bir yıllık dönem için ise Kudüs ve Mescidi Aksa'yı korumaya yönelik altmış proje hazırlanmış. Kudüs'teki mukaddes mekânları muhafaza etme, içtimai ve beşeri kalkınma, doğal kaynakları koruma ve altyapı gibi farklı alanlarda hazırlanan projelerin toplam maliyeti, çıkarılan detaylı hesaplara göre dokuz milyon dolar civarında. Söz konusu proje ve fonlar için gerekli olan kaynakların, resmi kurum ve kuruluşların yanı sıra daha ziyade Müslüman işadamları ve İslami hayır kurumlarından sağlanması planlanıyor. Bu konuda varlıklı Müslümanlara sorumluluklarını hatırlatmakta yarar var.

Kudüs'te Sosyal Durum: İşgalci Siyonistler Ekini ve Nesli de İfsat Ediyorlar

Siyonistler, işgal ettikleri Filistin'de sadece cinayet ve katliam işlemekle, yakıp yıkmakla yetinmiyor aynı zamanda toplumsal yapıyı ve Filistin gençliğini de ifsat ediyorlar. İsrail, sadece toprakları değil aynı zamanda insanları, zihinleri ve ahlâkî değerleri de işgal ediyor. Emperyalizmin desteğinde İslam topraklarına habis bir ur olarak yerleştirilen Siyonizmin tahribatı o kadar yaygın ki doğal çevreyi dahi tehdit ediyor. Allahu Teala'nın Kur'an-ı Kerim'de buyurduğu gibi onlar, "Başa geçtiklerinde yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye başlarlar." (Bakara, 2/205)

Toplantıda bizlere bilgi veren Zirai Çalışmalar Birliği, Siyonistlerin, 2001 yılından buyana Filistinlilere ait bir milyon üç yüz bin ağacı kökünden söküğünü aktardı. İsrail'in uyguladığı "çevre terörü" günde ortalama yedi yüz seksen sekiz ağacın sökülmesine neden oluyor. Sökülen ağaçların büyük bölümünü zeytin ve narenciye oluşturuyor. Filistinlileri hayata bağlayan can damarları bir bir koparılıyor. Zirai Çalışmalar Birliği, verimli topraklar ile su kaynaklarını İsrail gasp ettiği için Filistinlilerin ziraata elverişli olmayan topraklarını ıslah edip üretime uygun hale getirmek ve yeni su kuyuları açmak için çalışmalar yürütüyor. Filistinliler, ihtiyaçlarının bir bölümünü evlerinin avlularında sebze ekerek ve küçükbaş hayvan besleyerek karşılıyorlar.

Nesli İfsadın Göz Korkutan Sonuçları

Kudüs Buluşması'na Kudüs'ten katılan sivil toplum kuruluşlarından Uyuşturucuyla Mücadele Örgütü'nün temsilcisi, Kudüs'teki Filistinli gençler arasında uyuşturucu kullanımının İsrail'in uyguladığı habis politikalar nedeniyle hızla arttığını belirttiği konuşmasında, Kudüs'te uyuşturucu kullanımının dünya ortalamasının üç katı olduğuna dikkat çekti. İstatistiklere göre, Kudüslü gençler arasında beş bin uyuşturucu bağımlısı ile on beş bin kullanıcı var. İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom'un eşinin kurmuş olduğu bir araştırma merkezinin, bilimsel (!) araştırmalardan yararlanma maskesi altında Filistinli geçlere bir aylık maaş karşılığı bağımlılık yapan bir maddeyi ayda üç kez enjekte etmesi sonucu çok sayıda genç uyuşturucu bataklığa düşürülmüş. Kudüslü gençler ifsat politikaları yüzünden toplumsal travma yaşıyorlar. Aidiyetlerini ve İslami değerlerini yitiriyorlar. İslami muhitten uzak Siyonist kuşatma altında yaşayan bu gençler arasında gayri meşru ilişki yaygınlaşıyor. Arapça konuşmalarında sık sık İbranice kelimeler kullanıyorlar. Kudüs'teki Uyuşturucuyla Mücadele Örgütü, kaybolan gençliği tekrar kazanmak için rehabilite etmeye yönelik projeler uyguluyor. Tabii bunun için maddi ve teknik desteğe ihtiyacı var.

Kudüs Ümmetin Aynası

Kudüs ve çevresi ümmetin içinde bulunduğu durumun bir aynası, bir yansımasıdır. Tarihte de bu böyle olmuştur. Bu sebeple Kudüs'teki durumu ne "tüh tüh"lerle ne de "vah vah"larla izah edebiliriz. Kutsal Kudüs'ün ve oranın ehlinin içinde bulunduğu durumu tahlil ederken ümmet olarak, Müslümanlar olarak kendimizi sorgulamamız gerekir. Bugün Müslümanlar Kudüs'le imtihan halindedirler. Yüce Allah Müslümanları o beldede haklarında: "İnsanların içinde iman edenlere düşmanlıkta en katı olanların yahudilerle müşrikler olduğunu görürsün" (Maide, 5/82) diye buyurduklarıyla imtihan ediyor. Unutmayalım ki Kudüs'te korunması gereken miras tevhid inancının, iman çizgisinin mirasıdır. Korunması gereken nesil de o mirasın bekçisi olması gereken Müslüman nesildir.

Biz Bu Davanın Neresindeyiz?

Kudüs davası ümmetin bir parçası olarak Türkiye Müslümanlarını da ilgilendirmektedir. Her ne kadar Batı'nın güdümündeki medyasının etkisindeki kesimler bu davaya hâlâ Arap - İsrail sorunu olarak baksalar da İslâmî duyarlılık sahiplerinin bu konudaki sorumluluklarının bilincinde olduklarını düşünüyoruz. Ancak bu bilincin pratiğe taşınması konusunda yeterli bir faaliyet olmadığını görüyoruz. Örneğin Kudüs Müessesesi'nin geliştirdiği projelerin hayata geçirilmesi konusunda Türkiye'den söze gelir bir katkı olmadığını itiraf etmek zorundayız. Oysa bu konuda artık bayağı geniş imkân ve güvenilir yollar bulunmaktadır. Bu konuda bizi en çok üzen gelişmeler ise Allah için ve ümmet adına yapılan hayır faaliyetleri hakkında her türlü dayanaktan yoksun komplo teorilerinin ortaya atılması ve bu teorilerle kafaların bulandırılmasıdır. Şunu özellikle belirtelim ki Kudüs Müessesesi, onun çalışmalarına destek veren Kudüs İçin Çalışan Kurumlar Uluslar arası Organizasyonu ve bunların öncülüğünde temeli atılan Kudüs Vakfı tüm hayır faaliyetlerini bünyesinde temsil edilen oluşumların ve kurumların destekleriyle, hayır sahiplerinin katkılarıyla yürütmektedir.

Bush'un "Terör Kampı" Dediği İman Üniversitesi'nde

Kudüs Buluşması'na katılmak üzere Yemen'in başkenti San'a'ya toplantının yapılacağı tarihten iki gün önce gitmiştik. Bu süre zarfında bazı ziyaretler gerçekleştirdik. Bunlardan biri de ABD yönetiminin "terör kampı" diye yaftaladığı İman Üniversitesi'ydi. Abdulmecid ez-Zindani'nin kurucusu olduğu ve hâlihazırda da rektörlüğünü yaptığı üniversite, Arap Üniversiteler Birliği'ne üye. Arkadaşımız Murat Yaşa ile birlikte üç kişilik heyet halinde hem bu iddiaları araştırmak hem de üniversite hakkında sağlıklı bilgi sahibi olmak üzere buraya gittik. Bizi İman Üniversitesi'nin idari müdürü ve aynı zamanda Zindani'nin sekreteri olan İsmail es-Suheyli sıcak yüzle karşıladı. Anfilerden yemekhaneye, konferans salonundan mescidine kadar üniversite kampusunun her tarafını gezdik. 1994 yılında Yemen Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih tarafından temeli atılan üniversite, vakıf üniversitesi olması sebebiyle özerk bir yapıya sahip. Eğitim süresi dört yıl olan fakültelerde yüksek lisans için üç yıl, doktora yapmak için de üç yıl daha okumak gerekiyor. Eğitim müfredatı geniş bir çerçeveye sahip. Ehli sünnetin görüşlerinin yanı sıra Zeydi mezhebinin içtihatları da öğrencilere öğretiliyor. İslami ilimlerle donanmış ve dünyayı iyi tanıyan müctehid ve muhakkikler yetiştirmeyi hedefleyen üniversitede iki bini kız olmak üzere sekiz bin öğrenci bulunuyor. Evli öğrencilere kırk metrekarelik prefabrike konutlarda aileleriyle birlikte ikamet imkânı sağlanıyor. Sayıları üç yüz elliye varan bu portatif evlerin başbakanlığı döneminde Necmettin Erbakan tarafından hibe edildiğini öğreniyoruz. Üniversitenin bakımsız ve düzensiz hali Yemen şartlarına göre normal sayılsa bile bizim dikkatimizi çekiyor. Daha sağlıklı ve ilim tahsil etmeye daha elverişli bir ortam sağlanabilirdi. İman Üniversitesi, gözlemlediğimiz kadarıyla ne ABD'nin iddia ettiği gibi bir "terör" kampına, ne de bildiğimiz anlamda bir üniversiteye benziyordu; daha ziyade büyük bir medrese izlenimi veriyordu.

İman Üniversitesi'nin Modern Araştırma Merkezi

İman Üniversitesi'nin şehrin ortasında da bir araştırma merkezi bulunuyor. Araştırma merkezinin şehir merkezine kurulmuş olmasının amacı üniversite dışından da araştırmacıların kolayca istifade etmelerine imkân sağlanması. Buranın biraz daha modern imkânlara sahip olduğu görülüyor. Kütüphane, bilgisayar sistemleriyle donatılmış. Araştırma ürünleri bu bilgisayarlarla kayıt altına alınıyor. Ayrıca üniversitede verilen bazı önemli dersler ve konferanslar burada kayıt altına alınarak arşivleniyor. İsteyenler için kopyalanarak istifade etmeleri sağlanıyor. Araştırma merkezini ziyaretimiz esnasında bizim için de Zindani'nin Kur'an ve sünnetteki ilmî mucizelerle ilgili konferanslarını CD'lere kopyalayarak verdiler. Bu CD'leri Türkiye'ye bizden önce döneceği için İHH'dan arkadaşımız Murat Yaşa'ya emanet etmiştik. Fakat arkadaşımız Dubai'ye girerken oradaki yetkililer bu CD'leri sokmasına izin vermemiş, havaalanında bırakıp çıkarken alması gerektiğini söylemişler. Arkadaşımız çıkışta uçağın kalkmasından üç saat önce havaalanına gitmesine rağmen görevliler "paketi teslim etmesi gereken yetkili müfettiş yok" diye vermemişler. Yetkili müfettiş uçağın kalkmasına yirmi dakika kala gelmiş. Emanetlerini almak üzere sırada bekleyen birçok kişi olduğundan arkadaşımız uçağını kaçırmamak için söz konusu CD paketinden vazgeçmek zorunda kalmış.

Abdülmecid Zindani'yle Üniversitesi Üzerine

İman Üniversitesi'nin kurucusu ve rektörü Abdülmecid Zindani bizim ziyaretimiz esnasında makamında değildi. Bu yüzden kendisiyle orada görüşme imkânı bulamadık. Fakat daha sonra Kudüs Müessesesi'nin kongresinin başlamasından sonra toplantıya geldi. Biz de onunla istirahat esnasında oturup sohbet etme fırsatı bulduk. Sohbetimizin konusu tabii ki üniversitesiyle ilgili hususlar, özellikle de Türkiye'den öğrenci gönderilmesi konusuydu. Bütün ülkelerden olduğu gibi Türkiye'den de öğrenci kabul ediyorlar. Ancak bizim için asıl önemli olan Türkiye'deki haksız yasaklar sebebiyle üniversite tahsilinden mahrum bırakılan kız öğrencilere bu imkânın tanınmasıydı. Bunun için kız öğrencinin San'a'da mahrem bir yakınının yanında oturmasını şart koşuyorlar. Çünkü henüz üniversite kampüsünde kız öğrencilerin ikamet edebilecekleri özel bir yurt mevcut değil. Biz böyle bir yurt yapılması ve aileleriyle veya herhangi bir mahrem yakınlarıyla San'a'ya yerleşme imkânları olmayan kız öğrencilere de tahsil imkânı sağlanması teklifinde bulunduk. Böyle bir projelerinin olduğunu, yeterli maddi destek ve imkân bulmaları durumunda hayata geçireceklerini söyledi. Ama bunun ne kadar zamanda gerçekleşeceğini bilmiyoruz. Yüce Allah'tan kendilerine bu konuda ve ilme hizmet için verdikleri tüm hayırlı çalışmalarda muvaffakiyetler ihsan etmesini diliyoruz.

Fıkıh İlminde Otorite Prof. Abdülkerim Zeydan'ın Evinde

Genelde fıkıh usulü üzerine yazılmış kitaplarından tanıdığımız Abdülkerim Zeydan'la yüz yüze görüşme imkânı bulduk. Gözde öğrencilerinden Safvan Ahmed ile birlikte üstadı evinde ziyaret ettik. Mütevazı evinin bir odasını misafir kabulü ve çalışma odası olarak düzenlemiş. Bizi ayakta karşılama nezaketinde bulunan üstad, bilgisayar başında çalışan asistanının bizi selamlamasına dahi müsaade etmeyerek bir an önce üzerinde çalıştığı konuyu bitirmesini istedi. Bu tutumu bizde, zamana verdiği değer ile sıkı disiplin anlayışına dair izleminler oluşturdu. İlerlemiş yaşına rağmen zihni zindeliğini kaybetmemişti. Biz kendisinden istifade etmek istiyorduk ama peş peşe sorduğu sorulardan buna fırsat bulamadık nerdeyse. Dünya gündemiyle çok ilgili görünüyordu. Sorularından anlaşıldığı kadarıyla Türkiye'deki gelişmeleri de yakından takip ediyor. İslami çalışmalar konusunda bizi teşvik eden sözler ve yaptığı hayır dualarla yanından ayrılırken kendisine gıpta ettik. Daha sonra iki büklüm olan beliyle toplantılara iştirak eden üstadı, değişik ülkelerden gelen heyetlerle görüşmelerde bulunurken görmek bizi duygulandırdı.

Kraliçeler Payitahtı San'a'dan İzlenimler

Sebe Melikesi Belkıs'ın payitahtı San'a, kadim medeniyetlere başkentlik yapmış köklü bir şehir. Kendine has mimarisiyle San'a evleri dikkatimizi çekiyor. Çok katlı olan evlerin en üstünde 'cihannümalar' yer alıyor. Yerel dilde 'mefrec' ve 'teyremane' diye isimlendirilen cihannümalar, dört tarafı geniş pencerelerle donatılmış cihana nazır tek gözlü dikdörtgen oda şeklinde tasarlanmış. Yalçın dağlarda yaşamaya alışmış Yemenliler, şehirlere inince yükseklere olan özlemlerini bu şekilde gideriyorlar. Esmer, kısa ve narin yapılı Yemenlilerin iki bariz özelliği daha var: Kât ve cenbiye. Yanaklarının sol tarafı kâtla (bir tür hafif uyuşturucu) doldurdukları için şişkin görünüyor. Önündeki kocaman cenbiyesi (bir tür hançer), geleneksel Yemen erkeğinin vazgeçilmez aksesuarıdır.

Yemen Islah Sosyal Hayır Kurumu'ndan Yahya Hasan ed-Dabba'nın mihmandarlığında San'a'yı gezdik. Hz. Ali'nin Peygamberin elçisi olarak geldiği San'a'da temellerini attığı Ulu Cami'yi ziyaret ettik. Caminin ortasında bulunan iki sütun dikkatimizi çekiyor. Bu sütunlardan soldaki, Hz. Ali tarafından yerleştirildiğine inanılan, ortasındaki mıhtan dolayı Masmura (Çivili Sütun) diye adlandırılırken; kıbleye göre sağda kalan ve üzerinde küçük bir oyuk bulunan sütuna ise Mankura (Oyuklu Sütun) deniyormuş. Çivili Sütun ile Oyuklu Sütun arasındaki bölge Şiilerce kutsal addediliyor ve özellikle caminin bu bölümünde namaz kılıyor, aralarındaki büyük ihtilafları burada muhakeme ederek çözüyorlar. San'a'da hâlâ Osmanlı izlerine rastlamak mümkün. Osmanlı mimarisinde inşa edilen Bekiriye Camii bunun tipik bir örneği. Cami ismini, Bekir ismindeki bir Osmanlı paşasından almış.

San'a Şimdi İşsizliğin ve Yoksulluğun Payitahtı

Tarihe damga vurmuş, kutsal kitaplara bile geçmiş önemli saltanatlara başkentlik yapmış olan San'a'da şimdi yoksulluk ve işsizlik kol geziyor. Doğal olarak yoksulluk ve işsizlik muhtelif toplumsal ve kişisel sorunları da beraberinde getiriyor. Bu etkilerin bir çıplak gözle müşahede edilenleri var, bir de edilemeyenleri. Müşahede edilemeyenlerin başında gelenler ise fertlerde ortaya çıkan psikolojik ve ruhsal sorunlar. Bunu ziyaret ettiğimiz Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin baştabibinden öğreniyoruz. Onun söylediğine göre şu an Yemen'de her beş kişiden birinde bu tür sorunlar mevcut. Bazıları tamamen psikiyatri alanına giren akli dengesizlikler. Bazıları ise sinirsel ve psikolojik rahatsızlıklar. Yemen'de bu tür rahatsızlıkların böylesine yaygın olmasının iki önemli sebebi var: Yoksulluk ve kât denilen hafif uyuşturucu kullanımı. Kât kullanıcıları bunu bir rahatlatıcı ve muneşşit yani bedeni ve duyguları heyecanlandıran, muharrik etki yapan bir madde olarak görüyorlar. Ancak onlar farkında olmadan sinirsel düzenlerini bozuyor. Onlar kâtla teskin olmayı umarken, sigaranın yavaş yavaş ciğerleri tüketmesi gibi kât da onların sinirsel ve ruhsal düzenlerini tahrip ediyor. Sonunda farkında olmadan kendilerini ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin muayenehanesinde buluyorlar.

Yemen Sosyal Islah Hayır Kurumu Yetim, Dul, Hasta ve Yoksullara Çare Dağıtıyor

İhvan-ı Müslimin cemaatinin Yemen'deki uzantısı Islah Partisi'nin yan örgütü olan Yemen Sosyal Islah Hayır Kurumu ülke çapında örgütlenmiş durumda. Başkent San'a'da bulunan merkezin dışında yirmi iki şubesi, iki yüz otuz altı alt kurulu bulunuyor. Kurumun ayrıca bayanlara ait Yemen Sosyal Islah Kadın Hayır Kurumu adıyla özel bir çalışması da var. 1990 yılında faaliyetlerine başlayan kurumun genel sekreterliğini Dr. Hamid Hüseyin Zeyad yürütüyor. Tarif edilmesi güç bir yoksulluk yaşayan Yemenlilere imkânları ölçüsünde yardım eli uzatıyorlar. Islah Kurumu'nun merkezini ve bazı yan kuruluşlarını ziyaret etme imkânı bulduk. Elde ettiğimiz izlenimlere göre gayet iyi organize olmuşlar ve ülke şartlarının üstünde bir hizmet anlayışına sahipler. Yemen Sosyal Islah Hayır Kurumu'na bağlı Yetim Eğitim Merkezi ile Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ni gezme fırsatımız oldu.

Beş Yüz Bin Yetimin Olduğu Ülkede Örnek Bir Okul: Yemen Yetim Eğitim Merkezi

Yirmi milyonluk ülkede beş yüz bin yetimin olduğunu öğrenince çok şaşırmıştık. Bunun sebebini sorunca, başlıca nedenlerin yaygın hastalıklar, yoksulluk, iç savaşlar ve trafik kazalarının çokluğu olduğunu öğrendik. Gözü yaşlı, kalbi buruk bu yetim ve kimsesiz çocuklara Islah Kurumu şefkat elini uzatmış. On yedi bin yetimi himaye eden Islah Kurumu, Yemen Yetim Eğitim Merkezi adıyla modern bir yatılı okul açmış. Fiziki donanımı gayet iyi olan okulda, çocuklara bilgisayarlı eğitimin yanı sıra birer meslek de kazandırılıyor. Mütevazı elektronik atölyesinin yanı sıra, büyük bir terzihanesi bulunuyor. Takım elbiseler, çantalar ve yerel giysiler üretilerek iç piyasaya sürülüyor. Halıcılık bölümünün de olduğu okulda yapılan üretim, çocuklara maddi gelir sağlıyor.

Bir Diğer Islah Kurumu: Umut Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi

Yemen Sosyal Islah Hayır Kurumu'nun gözetimindeki Umut Hastanesi ruh sağlığı ve sinir hastalıkları alanında hizmet veren bir hastane. 1991 yılında hizmete giren hastanenin Baştabibi Dr. Abdulvasi el-Vasiî, daha ziyade yirmi beş - otuz beş yaş arasındaki gençlerin psikolojik ve sinirsel hastalıklara muzdarip olduklarını, rahatsızlıkların büyük ölçüde geçim sıkıntısından kaynaklandığını belirterek, toplumun en üretken katmanını teşkil eden gençleri tedavi ederek topluma kazandırmayı hedeflediklerini belirtti. İki yüz yataklı hastane Arap yarımadasındaki en büyük akıl hastanesi durumunda. Kadın ve erkeklerin ayrı bölümlerde tedavi edildiği hastanenin ağaçlarla donatılmış güzel ve geniş bir bahçesi de var. Hastanenin değişik bölümlerini gezdik ve hastaların durumunu müşahede ettik. Hastaları rehabilite etmeye yönelik elişi ve zanaat çalışmaları yaptırılıyor. Doğrusu akıl hastanesinden ziyade normal bir hastane görünümü veriyordu. İslâmî kuruluşların, toplumun tüm sorunlarıyla ilgilenerek zahiren maddi dönüşümü olmayan bu tür alanlara yönelmesi büyük bir özveri olsa gerek.

Islah Kurumu'nun Hizmetleri Bu Kadarla Bitmiyor

Yemen Islah Kurumu'nun hizmetleri bu kadarla bitmiyor elbette. Bu kurum Yemen'in en geniş çaplı ve kapsamlı hizmet organı durumunda. Dolayısıyla hizmetleri ve hayır faaliyetleri oldukça geniş bir alanı kapsıyor. Bu kurum aynı zamanda muhtelif uluslar arası sivil toplum kuruluşlarıyla da doğrudan irtibatlı. BM'in bu alandaki kuruluşlarla irtibatlı organları dâhil muhtelif uluslar arası organizasyonlara ve ortak çalışma gruplarına üye. Türkiye'den de İHH ve Deniz Feneri Derneği'yle ortak çalışmaları var.

Necaşi'nin Ülkesi Somali'de Hüzün ve Ümit Bir Arada

Somali, Müslümanların Mekke müşriklerinin baskılarından kurtulmak için sığındığı ilk hicret yurdu. Adil hükümdar Necaşi'nin Habeşistan ülkesinin bir parçası. İşte bu ilk hicret yurdunu tanımanın heyecanıyla Dubai'den Somali'ye doğru yola çıktık. Afrika Express havayollarına ait türünün son örneği bir uçakla Somali'nin başkenti Mogadişu havaalanına indiğimizde ilk hüzün dalgası kalbimizi bürümüştü. Zira burası bir havaalanı olmaktan çok tarla görünümündeydi. Nüfûsunun yüzde yüzü Müslüman olan bir ülkenin hali pürmelâli kendini ilk bakışta gösteriyordu. Emperyalist işgalcilerin iliğine kadar sömürdüğü Somali'yi bir de iç savaş yakıp yıkmıştı. Devletin olmadığı, kendini hükümet ilan etmiş silahlı grubun başkente dahi giremediği, resmi hiçbir kurumun bulunmadığı ve kabile hukukunun geçerli olduğu bir ülke burası. En temel yaşam koşullarından dahi mahrum bırakılan bu halk, hayatta kalmayı yine de başarıyor. Zemzem Cemiyeti'nin faaliyetleri ile Özel Fecir Okulları ve Özel Mogadişu Üniversitesi gibi kurumların varlığı, ülkenin geleceğine yönelik ümit tohumları ekiyor.

Sopalarla Belirlenen Hâkimiyet Sınırları

Somali'de her ne kadar devlet otoritesi yoksa da ülke tamamen otoritesiz değil. Kökleri çağlar öncesine dayanan kabilelerin ve aşiretlerin yönetimleri ülkenin toprakları üzerindeki hâkimiyeti paylaşmış durumdalar. Hâkimiyet alanlarının sınırlarını ise araba yollarına konan sopalar belirliyor. Yolda ilerlerken karşınıza çıkan değnek veya yolu ortadan ikiye bölen uzun sırık bir başka kabilenin hâkimiyet bölgesine gelip dayandığınızı gösteriyor. Tabii sizi öbür tarafa geçmekten alıkoyan şey bu değnekler veya sırıklar değil. Başlarında bekleyen otomatik silahlı milisler. Diğer tarafa geçebilmek için bu milislerin müsaade etmesine ihtiyacınız var. Bizi Zemzem Cemiyeti'nin araçlarıyla gezdirdiklerinden bir taraftan diğerine geçmemiz zor olmuyordu. Çünkü bu cemiyet bütün kabilelerle iyi ilişkiler içinde ve hepsinin hâkimiyet alanına yönelik hayırlı hizmetleri var.

Dünyanın Unuttuğu Somali'yi İHH Unutmadı

İslam ümmetinin bir parçası olan Somalililerin içinde bulunduğu yoksulluk hali tasavvurların çok ötesinde olmasına rağmen dünya gündeminden düştüğü gibi Müslümanların da ilgisine mazhar olmuyor. Genelde doğal felaketler ve savaşlarla hatırlarız kardeşlerimizi. Ancak İnsani Yardım Vakfı İHH yönetimindeki kardeşlerimiz, sadece kriz bölgelerine değil, farklı boyutlarda çeşitli sorunlar yaşayan Somali gibi ülkelere bir şekilde ulaşıyorlar. İHH, Somali'de gıda dağıtımı ve kurban kesme gibi ayni yardımların yanı sıra anne ve çocuk eğitimi, yetim öğrencilere burs sağlama, kuyu açma ve ülkede yaygın olan katarakt tedavisi gibi çeşitli alanlarda önemli hizmetlerde bulunuyor.

İHH'nın Somalililere Mükemmel Bir Hediyesi: Hamdi Kadın Gelişim Enstitüsü

İHH'nın Somali'ye önemli hediyelerinden biri de Hamdi Kadın Gelişim Enstitüsü oldu. Bu ülkede, iç savaş ve otorite boşluğu sebebiyle eğitim hizmetleri büyük darbe almış. Ayrıca iç savaşın sebep olduğu can kayıpları birçok kadının dul, çok sayıda çocuğun yetim kalmasına sebep olmuş. İşte İHH'nın desteğiyle inşa edilen Kadın Gelişim Enstitüsü hem eğitim boşluğunu doldurma hem de özellikle dul kadınların ve çocuklarının bu alandaki ihtiyaçlarına cevap verme amacına yönelik. Enstitü için inşa edilen binada yedi sınıf, iki konferans salonu, bir mescid, üç idari oda, mutfak ve abdesthaneler bulunuyor. Bu enstitüde özellikle dul kadınların eğitim almaları ve meslek edinmeleri için hizmet verilecek. Ancak sadece annelere değil onların çocuklarına da kaliteli bir eğitim verilmesi için çalışılacak. Ayrıca kadınlara eğitim hizmeti tümüyle dullara mahsus olmayacak. Hizmetin bu konuda gayretli ve gönüllü diğer kadınlarla çocuklarını da kapsayacak şekilde geniş tutulması hedefleniyor. Buradaki eğitim hizmetlerinin yürütülmesi Zemzem Cemiyeti'yle kardeş kuruluş durumundaki Hamdi Anne ve Çocuk Eğitimi Kurumu tarafından üstlenildiğinden söz konusu eğitim kurumunun adı da Hamdi Kadın Gelişim Enstitüsü olarak isimlendirilmiş.

Devletin Olmadığı Somali'de Zemzem Hayır Kurumu Devletin Geçmişte Yapamadıklarını Yapıyor

Uzun yıllar süren savaşın ardından ülkeyi imar etme azmi ve iradesi ortaya çıkmıştı. Bu iradenin öncülüğünü Somali İslami Hareketi yapıyor. Harekete bağlı Zemzem Cemiyeti, ülkede adeta devletin boşluğunu dolduruyor. En ücra yörelere kadar örgütlenen cemiyet, Somali'nin geleceği için ümitlenmemize yeter bir sebep. Genel Müdürlüğünü Şuayb Abdullatif Şeyh'in yaptığı Zemzem Cemiyeti bir yandan sosyal yardım faaliyetleri yürütürken bir yandan da ülkenin geleceğine yön verecek yeni bir genç neslin yetişmesine katkıda bulunuyor. Zemzem'in faaliyetleri, Somali'de kalıcı barışın sağlanması ve ülkenin istikrara kavuşması açısından da belirleyici rol oynuyor. Sosyal faaliyetlerinden, eğitim kurumlarına, sağlık çalışmalarından siyasi ilişkilerine kadar çok yönlü organize olan cemiyet, Somali'nin en etkin ve yaygın kurumu halinde.

Somalililere Sembolik Ücretlerle Sağlık Hizmetleri

Zemzem Cemiyeti'ne ait tam teşekküllü bir hastaneyi ziyaret ettik. Dâhiliye ve genel cerrahi bölümlerinin yanı sıra Somali'de yaygın olan göz hastalıklarının tedavisiyle ilgili özel bir bölüm de bulunuyor. Sembolik ücretlerle katarakt ameliyatları yapılıyor. İmkânı elvermeyenlere ise ücretsiz hizmet veriliyor. Şu ana kadar düzenlenen kampanyalarla üç bin katarakt ameliyatı yapılmış, bunların bin beş yüz kadarını İHH finanse etmiş. Hastanenin bir de çocuk bölümü var. Yatak sayısı yetersiz olduğu için üç - dört çocuk bir yatakta tedavi ediliyor. Mısır, Ukrayna ve Hollanda gibi ülkelerden gelen doktorlar, buradaki zor şartlarda özveriyle çalışıyorlar.

Somali'yi Yeniden İnşa Edecek Bir Nesil Yetişiyor: Fecir Ortaokulları ve Liseleri

Somali İslami Hareketi'nin yardım kuruluşu Zemzem Cemiyeti'ne ait Fecir Okulları, sefalet ve umutsuzluk içindeki Somali'de adeta aydınlık geleceğin habercisi. Orta ve lise bölümüyle Fecir Okulları, bırakın Somali'yi Türkiye şartlarında bile iyi denecek bir durumda. Üç ayrı binadan oluşan okulda on bine yakın öğrenci eğitim görüyor. İki bilgisayar odasında toplam elli bilgisayar öğrencilerin hizmetine verilmiş. Okulun kimya ve biyoloji olmak üzere iyi donanımlı iki ayrı laboratuarı var. Okul fiziki olarak da gayet iyi, temiz ve düzenli. Öğrenciler de pırıl pırıl. Kız ve erkek öğrenciler ayrı ayrı sınıflarda eğitim görüyorlar. Ders esnasında sınıflara girerek öğrencilerle sohbet ettik. Türkiyeli Müslüman kardeşleri olarak yanlarında olduğumuzu belirterek, kaos içindeki Somali'nin kendilerine ihtiyacı olduğunu hatırlattık. Fecir Okulları Somali'nin en iyi eğitim veren okulları durumunda. Arapça ve İngilizce ağırlıklı bir eğitim müfredatı var. Ayrıca İslami ilimler de okutuluyor. Burada yetişecek gençler Somali'nin geleceğine yön verecekler ve ülkelerini yeniden inşa edecekler.

Somalili Öksüz ve Yetimlere Türkiye'den Uzanan Kardeş Eli: Merka Şeyh Ali Maye Okulu

Somali'ye gidişimizin ikinci gününde SADER Başkanı Mehmet Çelik beyle Merka sahil kentindeki Şeyh Ali Maye okulunu ziyaret etmeye gittik. Başkent Mogadişu'ya yüz yirmi kilometre mesafedeki Merka'ya ancak üç saatte ulaşabildik. Karayolu büyük ölçüde kullanılmaz durumdaydı. Biz de daha ziyade toprak yollarda mesafe aldık; tipik Afrika ikliminde adeta safari yapar gibiydik. Yine Zemzem Cemiyeti'nin himayesinde olan Şeyh Ali Maye Okulu, Somalili yetim çocuklara barınma ve eğitim imkânı sağlıyor. On dershaneli okulda İHH'nın burs sağladığı elli yetim öğrenci bulunuyor. Düzenlenen mütevazı törenle İHH'nın sağladığı altı aylık bursları birlikte dağıttık. Siyah yüzlerinde ışıl ışıl parlayan gözlerle mahcup bir edayla bizi süzen Merkalı çocuklar, daha sonra bizler için Somalice ve Arapça şarkılar söylediler.

Özveri ve İhlâs Üzere İnşa Edilen İrfan Yuvası: Özel Mogadişu Üniversitesi

Somali'nin kara talihini değiştirecek kurumların başında Özel Mogadişu Üniversitesi geliyor. 1997 yılında eğitime başlayan üniversitenin üç bin doksan yedi öğrencisi bulunuyor. İnşaatı devam eden üniversite tam kapasiteyle hizmet verdiğinde öğrenci sayısı on iki bini bulacakmış. Rektör Prof. Ali Şeyh Ahmed Ebu Bekir ve yardımcısı Dr. Ali Hasan Muhammed'le okul hakkında konuştuk. Dr. Muhammed üniversitenin çeşitli bölümlerini gezdirdi. Yedi fakülte bir de enstitü toplam sekiz bölümü olan üniversitede Arapça ve İngilizce eğitim veriliyor. Uluslar arası düzeyde denkliği kabul edilen Mogadişu Üniversitesi, Somali'nin ilk ve tek özel üniversitesi durumunda. Zaten ülkede başka bir üniversite yok. Mogadişu Üniversitesi, özveri ve ihlâs üzerine inşa edilmiş bir kurum. Somalili hocaların yanı sıra, Hindistan, Mısır ve Sudan gibi ülkelerden gelen yirmi yabancı öğretim görevlisi var. Her biri kendi alanında uzman olan hocalar, zor ülke şartlarında görev yapıyorlar.

İsrail Somalili Çocukları Kaçırıyor

Mogadişu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Ahmed Ebu Bekir ile görüşmemizde bize önemli bilgiler verdi.

Somali, üzerinde Batılı güçlerin ve özellikle de İsrail'in hesapları olduğunu hatırlatan rektör, üç yüz kadar Somalili çocuğun İsrail'e kaçırıldığını, çok sayıda çocuğun da Avrupa ülkelerine ve Amerika'ya götürüldüğünü söyledi. Rektör Ebu Bekir, uluslar arası bir konferansa iştirak etmek için gittiği Kaliforniya'da bazı Somalili çocukları kendi gözleriyle gördüğünü, bunların ülkeden yasa dışı yollarla kaçırıldığını ifade etti. Sahipsiz Somalili çocukların kaçırıldıkları İsrail ve Amerika gibi ülkelerde hangi emellere kurban edildiği ise bilinmiyor.

Mogadişu Üniversitesi'nin Türkiye'den Beklentileri

Somali'de imkânların yetersiz olmasına rağmen yüksek tahsile ve ülkeye parlak bir gelecek hazırlamak için çaba harcamaya gönüllü pek çok genç var. Mogadişu Üniversitesi bu konudaki talepleri karşılamaya yeterli değil. Bu sebeple yüksek tahsile gönüllü ve bu konuda yeterlilik sahibi gençlere hizmet alanının genişletilmesi amacıyla Türkiye'deki üniversitelerle işbirliği yapmak istiyor. Bildiğimiz kadarıyla Türkiye'deki üniversitelerde tahsil gören yabancı öğrencilerin arasında Somalililerin oranı neredeyse sıfıra yakın. Oysa Somali bu alanda en çok ihtiyaç sahibi ülkelerden. Mogadişu Üniversitesi de bu konuda referans olmaya, öğrenci seçip göndermeye hem ehil, hem de güven verecek bir akademik altyapıya sahip. Bilhassa özel yüksek öğretim kurumlarının bu alanda Mogadişu Üniversitesi'yle işbirliği yapmaları mümkün. Türkiye gerek üniversitelerin ve gerekse hükümetin el atması yoluyla buna imkân hazırlar, Mogadişu Üniversitesi'yle işbirliği yaparsa ülkenin geleceğinde etkili olacak insanlar yetiştireceği gibi arada önemli kültürel bağın kurulmasını da sağlayacaktır. Unutmamak gerekir ki yüksek tahsil öğrencileri ülkelerin kültür elçileridir. Bu elçiler vasıtasıyla karşılıklı kültür ve kardeşlik bağları oluşturulur.

Mogadişu Üniversitesi'nin bir başka arzusu ise okuttuğu öğrencilerin bazılarını ihtisas, mastır ve doktora için Türkiye'ye göndermek. Üniversite, dar imkânlara rağmen öğrencilere kaliteli öğretim vermeye, bu amaca yönelik imkânlarını iyileştirmeye çalışıyor. Bu üniversitenin ihtisas ve doktora için göndereceği öğrenciler ülkelerine döndüklerinde yeni nesillerin yetişmesinde aktif rol oynayacaklar. Onlara kapıların açılması karşılıklı kardeşlik ve kültür bağlarının güçlendirilmesinde çok daha aktif rol oynayacaktır.

Somali'de İslâmî Hareket Güçlü

Somali açlığın ve yoksulluğun hâkim olduğu bir ülke olarak tanındığından, dışarıdan bakıldığında halkın bilgi ve bilinç düzeyinin de düşük olduğu sanılır. Ancak öyle değil. Bunda da geleneksel ve modern İslâmî eğitimin önemli rolü var. Somali, İslâmî hareketin güçlü olduğu bir ülke. İslâmî hareketin de iki kanadı var. Bir geleneksel kanat bir de çağdaş fikrî hareketleri temsil eden kanat. Geleneksel kanadı daha çok tasavvufi cemaatler oluşturuyor. Bu cemaatlerin geçmişi bayağı eskilere dayanıyor ve toplumun avamî kesimi arasında bayağı yaygın durumdalar. En yaygın olan cemaat de Kadirî cemaati. Diğer kanat ise iki kesimden oluşuyor. Biri Vehhabiler olarak da nitelendirilen Selefi kesim. Bu kesim daha çok heyecanlı ve hareketli gençler arasında etkili. Bunlar yer yer silahlı çatışmalara da karıştıklarından ve özellikle tasavvufi akımlara karşı sert tavır takındıklarından toplumda çok fazla etkili olamamışlar. Diğer kesim ise Müslüman Kardeşler cemaatinin Somali kolu durumundaki akım. Bu akım kendini İslâmî Hareket olarak isimlendiriyor ve daha çok topluma yönelik sosyal hizmetlere, eğitim faaliyetlerine, yardım çalışmalarına ağırlık veriyor. Daha önce sözünü ettiğimiz sosyal faaliyetlerin ve yardım faaliyetlerinin birçoğu da bu cemaatin mensupları tarafından kurulan kurumlar vasıtasıyla sürdürülüyor.

Somali'nin Fikir Önderlerinden İbrahim Dusuki'yle

İbrahim Dusuki daha önce yazılarıyla ve fikirleriyle tanıdığımız biriydi. Özellikle Müslüman Kardeşler'in Kuveyt kanadının neşrettiği el-Muctema' dergisinde yayınlanan yazılarından tanıyorduk. Bir akşam otele yanımıza gelerek terasın kapalı kısmında bir saate yakın süre sohbet etti. Sohbetin konusu Somali'ydi. Somali'nin tarihi ve bugünü hakkında bizi tafsilatlı bir şekilde bilgilendirdi.

Dusuki: "Ülkemizde İslâmî Duyarlılık Üst Düzeyde"

İbrahim Dusuki verdiği bilgilerin yanı sıra bizim sorduğumuz bazı soruları da cevaplandırdı. Merak ettiğimiz hususlardan biri de Somali halkının İslâm'ı yaşama konusunda gösterdiği duyarlılıktı. Dusuki bu konuyla ilgili sorumuza verdiği cevapta Somali halkının bugün İslâm'ı yaşama duyarlılığında, yakın geçmişe nispetle en üst düzeyde olduğunu dile getirdi. Örneğin Somalili bir kadının bugün başı açık bir vaziyette sokağa çıkacak olsa kendini adeta çıplak gibi hissettiğini, yani son derece büyük bir rahatsızlık duyduğunu vurguladı. Gerçekten de biz gerek Mogadişu ve gerekse Merka şehrinin caddelerinde o kadar dolaştık bir tek tesettürsüz kadına rastlamadık. Dusuki, ibadetleri yerine getirme ve diğer konularda da hassasiyetin iyi olduğunu, yani Somali'de insanları bilinçlendirme ve iyiliğe teşvik açısından bugün son derece elverişli bir zaman ve zemin bulunduğunu dile getirdi.

Geleneksel Hafız Yetiştirme Merkezleri Cıvıl Cıvıl

Yola çıkacağımız günün sabahı bir geleneksel hafız yetiştirme kursunu ziyaret ettik. Tabii orada on iki yaşın altındakilere Kur'an okumayı öğrenme ve hafızlık yasağı yok. Dolayısıyla aileler küçük yaştaki çocuklarını da hafız olmaları için bu kurslara vermişler. Bu yüzden kurs yeri cıvıl cıvıl. Çadır tipi geleneksel bir yapıyı ortadan ikiye bölmüşler. Bir tarafında erkek bir tarafında kız çocuklar ezber yapıyorlar. Hafız hoca ortada durup her iki tarafı birden idare ediyor. Kurs yeri insanın gönlünü açan güzel bir çocuk bahçesi gibi. Âyetleri kendi elleriyle tahta parçalarına yazıp ezberliyorlar. Onları ezberledikten sonra silip bir başka âyet grubunu yazıyorlar. Bir yandan da mushaftan takip ediyorlar. Böyle tahtalara yazıp ezber yapmaları kâğıt kalem bulamamaktan değil. Bu bir gelenek ve bu geleneğin daha çok başarı sağladığına inanılıyor.

İç Savaş ve İşgalin Harap Ettiği Mogadişu'dan Genel İzlenimler

Genel olarak Somali'de özellikle de başkent Mogadişu'da silahlı milislerin himayesi olmadan adım atmamız nerdeyse imkânsız. Belediye ve sağlık gibi en temel hizmetlerin dahi olmadığı kentte Müslüman Somalililer kelimenin tam anlamıyla perişan bir haldeler. Giyim kuşam dâhil her şeyde bir düzensizlik ve gerilik dikkat çekiyor. Şu anda ülkede açlık vakası yaşanmıyor ama yeterli beslenmeden de bahsetmek mümkün değil. Hint Okyanusu kıyısında yer alan Mogadişu'da içme sularının tamamı tuzlu. Sürekli tuzlu su içildiği için buna bağlı hastalıklar oldukça yaygın. On beş yılı aşkın bir süredir devam eden savaş kenti harabeye çevirmiş olsa da aslında Mogadişu oldukça güzel bir kent. Şu anda kullanılamaz durumdaki villalar, bir zamanlar buradaki refah düzeyine işaret ediyor. Konakladığımız Shamo otelinin terasından kentin genel manzarasını bütün güzelliğiyle müşahede edebildik. Yemyeşil bir kent, eskiden kalma resmi birkaç bina da görünmezse kendinizi yeşil bahçelerin arasında sanırsınız.

Varlık İçinde Yokluğun Adı: Somali

Doğal zenginlikleri, tropikal ürünleri, büyükbaş hayvanları ve henüz çıkarılmamış petrol gibi kaynakları ile Somali aslında zengin bir ülke. Balık ve diğer deniz ürünlerinin bolca bulunduğu Hint Okyanusu'ndan yeterince yararlanılmıyor. Somalililerin açlık çekmeleri için hiçbir neden yok aslında. Gerekli yatırımlar yapıldığında kısa sürede kendine yeter hale gelebilir. Somali, Yemen gibi kurak bir ülke değil. Kabile savaşlarına son verip üzerlerindeki uyuşukluğu biraz atabilseler deniz ürünlerinden çikita muzlara, Hindistan cevizlerinden hayvansal ürünlere kadar birçok kalemde dünyaya gıda ihracatında bulunabilirler. Aslında Somali'nin açlık çekmesinin en büyük nedeni işgalci emperyalist güçlerin sömürü politikalarıdır. Emperyalizmin silahlı güçleri belki çekip gitmişlerdir ama kapitalizmin kan emici şirketleri hâlâ ülkedeler. Somalililer ülkelerindeki zenginliklerden tam olarak yararlanamıyorlar, zira uluslar arası şirketler tüm kaynakların başını tutmuş durumda.

Somali'ye Barışın Hâkim Kılınması Çok da Zor Değil

Yollara konan sopalar ne yazık ki ülkenin genelinde bir istikrar ve düzenin hâkim olmasını sağlayacak ortak otorite ortaya çıkmasını engelliyor. Asıl sebep ise bu sopalarla hâkimiyet alanlarını belirleyen kabilelere hükmedenlerin ülke hâkimiyetini paylaşma konusunda ittifak sağlayamamaları, makam ve mevkileri paylaşmada uzlaşamamaları. Aslında bizim gördüğümüz ve tahmin ettiğimiz kadarıyla bu uzlaşmazlık aşılması çok zor bir sorun da değil. Ama onların her biri uzlaşmazlıkta taraf durumunda. İçlerinden birinin öne çıkıp da "sizi ben uzlaştıracağım" demesi, dese bile sözünün diğerleri tarafından nazar-ı dikkate alınması mümkün görünmüyor. ABD ve Batı emperyalizmi mevcut durumdan memnunlar. Fitne ateşi de zaten emperyalizmin bu ülkeye yaptığı askeri operasyonla birlikte daha çok alevlendirildi. Bu durum karşısında emperyalizmin meşrulaştırma mekanizması olarak çalışan BM de bu ateşi söndürmek için bir şey yapmıyor veya yapamıyor. Bu ateşin söndürülmesi için İslâm âleminden karizmatik birtakım şahsiyetlerin devreye girmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Eğer bu gibi şahsiyetler samimiyetle meseleye el atarlarsa inşallah Yüce Allah'ın şu âyetindeki mana tecelli edecektir:

"Bunlar arayı düzeltmek isterlerse Allah onların aralarını buluşturur. Muhakkak ki Allah ilim sahibidir, her şeyden haberdardır." (Nisâ, 4/35)

Güven ve İstikrar Kalkınma ve Huzurun da Kapısını Açacak

Somali'de kabileler arasında barış sağlanıp yollara konan değnekler kaldırılsa bu beraberinde güveni getirecek. Özellikle bu ülkeye yatırım yapmaya gönüllü yabancı yatırımcılar kendilerini güven içinde hissedecekler. Güven beraberinde istikrarı getirecek. Bu ikisinin oluşması ise ülkenin servetinin değerlendirilmesine imkân sağlayacak yatırımların kapısını açacak. İşsizlik sorunu kademeli bir şekilde çözüme kavuşturulacak. Yani güven ve istikrar beraberinde kalkınma ve huzuru da getirecek. Bu açıdan Somali'nin İslâm âleminin ilgisine büyük ihtiyacı var.

Somali'deki İptidai Kulübelerden Dubai'deki Modern Kulelere

Somali'deki programımızı bitirip Dubai'ye dönerken en fakir Müslüman ülkeden en zenginine yolculuk yapmanın çelişkisini yaşıyorduk. Somali'de çalı çırpıdan yapılmış Afrika'ya has iptidai kulübelerde yaşayan yalınayaklıların arasından, karnı tok sırtı pek Arap emirlerinin ülkesine geldik. Dubai, yedi emirlikten oluşan Birleşik Arap Emirlikleri'nin en modern ve gelişmiş olanı. Bir milyon iki yüz bin olan nüfusunun yüzde yetmişi yabancılardan oluşuyor. Ülkede Arapçadan ziyade İngilizce konuşuluyor.

Türkiye'de de meşhur balayılarıyla tanınan dünyanın tek yedi yıldızlı oteli Burcu'l-Arab burada. Denizin ortasına yaptıkları palmiye ağacı ve dünya haritası şeklindeki yapay adalar, suni kayak pisti (Ski Dubai) ve dünyanın en yüksek kulesiyle (Dubai Towers) Dubai, adeta yalancı cennet olma iddiasında. Bir yanda içecek su ve yiyecek bir lokma ekmek bulamayan yalınayaklılar, öbür yanda ayakları yerden kesilmiş petrodolar zengini Arap emirleri. Bir yanda yıllardır huzur ve güven hayal eden mustazaf kitleler, diğer yanda düşlediği fantezileri paranın gücüyle gerçekleştiren müstekbirler güruhu. Birkaç gün içinde İslam dünyasının iki farklı yüzünü görme imkânı bulduk. Kimsenin parasında pulunda gözümüz yok tabi ama Müslümanım diyenlere Hz. Peygamberin "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" sözünü hatırlatmak da bizim görevimiz.

İman Kardeşliğinin Kazandırdığı Hazla Eve Dönüş

Bizim için gerçekleştirdiğimiz seyahatin önemli bir farkı vardı. Biz oralara turistik seyahatler gerçekleştirmek, birtakım meraklarımızı gidermek vs. için değil iman kardeşliğinin verdiği sorumluluk duygusuyla gitmiştik. Bu duygunun insana kazandırdığı özel bir haz ve zevk var. Gördüğün insanlarla çok kısa sürede kaynaşabiliyor, gönül bağı kurabiliyorsun. Üstelik bu bağ kalıcı oluyor ve tanıdığın insanlarla yeniden karşılaşmak, yeniden görüşmek tatlı bir arzu olarak içine yerleşiyor. İşte böyle bir hazla sürdürdüğümüz seyahatimizi yine aynı hazla tamamlayarak evlerimize döndük. Bize bu imkânı lütfeden Yüce Allah'a hamd ediyor, İslâm âleminin işte bu kardeşlik bilincine dayalı bir bütünlüğe kavuşturmasını temenni ediyoruz. Somali seyahatimizde bize öncülük eden ve destek olan İHH'ya da buradan teşekkür etmeyi bir görev telakki ediyoruz.

Dosyayla ilgili resimleri görmek için tıklayın 1 2

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2018, 09:31
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48