banner39

Arakan'daki katliam sivil çatışma değil, devlet zulmü

İnsan Hakları İzleme Örgütü raporunda, Müslümanlara yönelik şiddete yeterli müdahalede bulunmayan devlet görevlilerinin, Budist saldırganlar geri çekildikten sonra cinayet, tecavüz ve toplu tutuklama eylemlerini bizzat yürüttüğü belirtildi.

Asya 02.08.2012, 08:04 02.08.2012, 08:04
Arakan'daki katliam sivil çatışma değil, devlet zulmü

Dünya Bülteni/Haber Merkezi

Myanmar'ın Arakan bölgesinde zulüm ve katliamlar devam ederken, merkezi New York'ta bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), 56 sayfalık bir rapor yayımladı.

Raporda, Arakanlı Müslümanların son iki aydır yaşadığı dehşet verici zulüm ve katliam ayrıntılarıyla tasvir edildi. Ayrıca, Müslümanlara yönelik şiddete yeterli müdahalede bulunmayan devlet görevlilerinin, Budist saldırganlar geri çekildikten sonra cinayet, tecavüz ve toplu tutuklama eylemlerini bizzat yürüttüğü belirtildi. 57 Budist ve Müslüman görgü tanığının ifadelerine de yer verilen raporda devletin, bölgeye ulaşmaya çalışan uluslararası yardım kuruluşu temsilci ve gözlemcileri tutuklayarak engellediği belirtiliyor.

Myanmar'da Rohingyalı Müslümanların on yıllardır süren baskı ve ayrımcılığa ilave olarak son iki aydır yaşamakta olduğu dehşet verici zulüm ve katliamlar, dünyanın en saygın insan hakları örgütünün çarşamba günü yayınladığı raporda ayrıntılarıyla tasvir edildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (HRW) 56 sayfalık raporunda, Müslümanlara yönelik şiddet dalgasına yeterli müdahalede bulunmayan devlet görevlilerinin, Rakhine Budistler geri çekildikten sonra, Müslümanlara karşı cinayet, tecavüz ve toplu tutuklama eylemlerini bizzat yürüttüğü belirtildi.

Ramri'de bir Budist rahibenin 3 Rohingyalının tecavüzüne uğradığı iddiası ile başlayan olaylarda, 3 Haziran günü bir otobüsü durduran kalabalık Budist grup, 10 Müslüman yolcuyu vahşice linç ederek öldürdü. HRW, yerel halkla görüşmelerinde, bu sırada olay yerinde bulunan güvenlik güçlerinin 10 Müslüman'ın öldürülmesine hiçbir şekilde müdahale etmediğini doğruladı. 8 Haziran günü Moungdaw şehrinde cuma namazından çıkan öfkeli Rohingyalı Müslümanlar, Budist ev ve işyerlerine saldırdı. Bundan sonra, başkent Sittwe başta olmak üzere eyalet genelinde 800 bin Rohingyalı Müslüman'a yönelik yoğun bir Budist şiddeti başladı. HRW, Müslüman karşıtlığıyla bilinen Burma medyasının da Müslümanlara yönelik şiddet dalgasını haberleriyle teşvik edip büyüttüğüne dikkat çekiyor. Bütün bu gelişmelere güvenlik güçleri müdahale etmedi.

"DEVLET DURDURABİLİRDİ"

İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün 57 Budist ve Müslüman görgü tanığının ifadeleriyle desteklediği raporunun başlığı da, 29 yaşındaki bir Rohingyalı Müslüman ile daha yaşlı bir Rakhine Budist'in, örgüt temsilcilerinin kendileriyle farklı zamanlarda yaptığı görüşmelerde sarf ettiği aynı cümleden alındı: "Devlet Bunu Durdurabilirdi''.

HRW, olaylar başladıktan 3 gün sonra ilan edilen sokağa çıkma yasağına rağmen, 12 Haziran günü eyalet başkenti Sittwe'de Rakhine Budist çetelerce, Müslümanlara ait 10 bini aşkın ev yakılırken, polislerin ve Lon Thein adı verilen milislerin kaçmaya çalışan Müslümanlara gerçek mermilerle ateş ettiğini de belirledi. Şehrin yarısını oluşturan Müslümanların neredeyse tamamı kaçmak zorunda kaldı. HRW, bu insanların evlerine geri dönmelerine izin verilip verilmeyeceğinin de belli olmadığına dikkat çekiyor. Olaylar sırasında tutuklanan çok sayıda Rohingyalı Müslüman'dan hiçbir haber alınamadığına işaret eden HRW raporu, Burma hükümetine, gözaltında olanların kimlikleri ve nerede tutuldukları konusunda ailelerine derhal bilgi vermesi çağrısında bulunuyor.

"ROMANTİK SÖYLEMLER"

"Eğer Arakan'da yaşananlar, geçen yıl sona eren askeri cunta döneminde gerçekleşseydi dünya ayağa kalkardı." diye yazan HRW Asya yöneticisi Brad Adams, "Ancak öyle görünüyor ki uluslararası toplum, Burma'da değişim yaşandığı yönündeki romantik söylemden etkileniyor. İnsan hakları ihlalleri sürerken bile ambargoyu kaldırıp ticari antlaşmalar imzalıyorlar." dedi.

Haziran ayından bu yana sınırlarına gelen binlerce Rohingya Müslüman'ını kabul etmeyerek geri gönderen Bangladeş hükümeti uluslararası hukuka aykırı davranmakla eleştiriliyor. Bangladeş sahiline gelen ve merhamet dileyen Müslümanların muson yağmurlarının olduğu bir dönemde dayanıksız tahtadan teknelerle denize geri gönderildiğine tanık olduğu kaydediliyor. Bangladeş'e sığınabilenlerin, gıda, barınak ve korunmadan yoksun olduğunun altı çiziliyor.

BANGLADEŞ'TE SELE YAKALANDILAR

Öte yandan, katliamdan kaçan Arakanlı Müslümanlardan Bangladeş'e geçebilenler için her şey geride kalmış olmuyor. Aralıksız yağan muson yağmurlarının yıktığı Bakkali Nehri üzerindeki Gorconia köprüsünden arta kalan parça üzerindeki yolculukları yaşadıklarının özeti gibi.

Güneydoğu Asya'nın çilekeş Müslümanları onlar. Asırlardır yaşadıkları topraklardan kaçmak zorunda kalan Arakan Müslümanları, Bangladeş, Myanmar ve Hint Okyanusu arasında sıkışmış kalmış bir halk. Myanmar'da devlet eliyle teşvik edilen zulümden kaçıp sığındıkları Bangladeş'te de olumsuzluklar yakalarını bir türlü bırakmadı. Aralıksız yağan Muson yağmuru ve sel suları, derme çatma barakalarda yaşayan Arakanlıları zor durumda bırakıyor. Tıpkı Gorconia ve Gocacobbiye yakalarını birleştiren köprünün yaşanan sel felaketinde yıkıldığı gibi yıkılıyor hayatları.

Kutupalong Kampı isimli resmi olmayan bu köhne kampta annesinin kucağında neredeyse vücudunun büyük bölümü alçıda olan bir çocuk dikkatimizi çekiyor. Anne Hamide ve 3 yaşındaki oğlu Muhammed Erkan ile Myanmar'dan kaçanlardan biri. Minik Muhammed neden kaçtığını belki anlamıyor ama onun bedeni her şeyin farkında. Anne Hamide, oğlunun tedavisi için cesaretini toplayıp, Myanmar'da ölümü göze alarak sokağa çıkıyor. Yakalanmak uğruna da olsa oğlunun tedavisini yaptırıyor. 5 ay önce Budist Myanmar askerlerinin zulüm ve katliamından kaçarak buraya gelmiş anne-oğul. Onlara, 1940'larda aynı şekilde kaçanlar yardım etmiş.

TERAVİHTE SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI

Birkaç ay önce Myanmar'dan kaçarak kampa yerleşen 35 yaşındaki Muhammed Ekrem, Arakan'da yaşadıklarını tane tane anlatıyor. İbadet etmek için camiye gidemediklerini söylüyor. Ramazan aylarında teravih namazı vakitlerinde sokağa çıkma yasağını başlattıklarını, bu saatlerde camiye gidecek olan Müslümanları öldürmek için gerekçelerinin hazır olduğunu belirtiyor ve ekliyor: "Ülkeyi bize zehir ettiler. Tarımı ve ticareti yasaklardılar. Genç kızlarımıza işkence yaptılar. Daha sonra askerler evlerimizi bastı. Kardeşlerimden birinin karnını, diğerinin de kafasını keserek öldürdüler. Kardeşimin sakallarından tutarak sokak ortasında gezdirdiler. Orada askerler evimizi basmıştı, burada da seller..."

Myanmar'dan 1 yıl önce Bangladeş'e sığınan 42 yaşındaki Kulame Kullamiya, canını kurtarmak için uzun bir yolculuğun ardından Cox's Bazaar'a ulaşabilenlerden. Şiddete dayanamayan komşuları ile birlikte kaçmayı kararlaştırdıklarını belirten Kullamiya kaçış hikâyesini şöyle anlatıyor: "Bir botla yola çıktık. 5 gün süren bot yolculuğundan sonra Bangladeş'e ulaştık. Kıyıya vardığımızda günlerce ormanlık alanlarda saklandık. Babam ve annem yaşlı için oldukları gelemediler. Kendimizi savunacak hiçbir şeyimiz yok, bu yüzden onlara karşı koyamıyoruz. 2 oğlum akrabalarımızı getirmek için Arakan'a döndü. Aylar geçmesine rağmen kendilerinden haber alamıyorum. 8 kişilik bir ailem var, onlara gelen yardımlar sayesinde bakabiliyorum. Ülkeme dönmek için gün sayıyorum ama can güvenliğimiz tam olarak sağlanmadan bunun tehlikeli olduğunu biliyorum."

Abdullah 23 yaşında ve 3 yıl önce gelmiş. 11 kişilik bir ailesi var. Myanmar'da okumasına izin vermemişler. Yaşadıkları ev nüfusları artınca yetmemeye başlamış. Yeni bir ev inşa etme girişimine ise yetkililer izin vermemiş. Ardından tacizler başlamış. Amcası Myanmar'da ev hapsinde tutulan Abdullah, askerlerin içinde hiç Müslüman olmadığını ve kendilerinin öğretmen bile olmalarına izin verilmediğini anlatıyor.

Said Nur ise kampta henüz yeni, 20 gün önce gelmiş. Myanmar'da akşam 6'dan sabah 6'ya kadar evlerinden çıkmalarına izin vermiyorlarmış. Sokakta can güvenliklerinin kalmadığını anlatıyor. Sokakta askerler tarafından yakalanıp götürülenlerden bir daha haber alamadıklarını söylüyor. Anne ve babası Myanmar'da kalmış. Köyleri sınıra yakın olduğu için 5 saatte Bangladeş'e geçebilmişler. 50 yaşındaki Taiba Aynun da diğer Arakanlılar gibi şiddet görerek 5 ay önce Bangladeş'e kaçmış. Taiba Aynun, Myanmar'ın Müslümanlar için yaşanmaz bir yer haline geldiğini, sokağa çıkmanın ölümü göze almak anlamına geldiğini anlatıyor: "Kocamı ve kardeşlerimizi öldürdüler, bana işkence ettiler. Komşularımın yardımları ile ülkeden kurtulabildim. Bangladeş hükümeti bize bakamıyor. İki ülke arasında sıkıştık kaldık." Ailesinden kimsesi kalmayan Tabia Aynun, Myanmar'dan birlikte kaçtığı komşuları ile birlikte yaşıyor.

Beşir Ahmet de 52 yaşında ve kampın en eskilerinden. 7 yıldır kampta yaşıyor. 9 kişilik bir ailesi var. Myanmar'da çok sayıda arsası olduğunu ve Myanmar devletinin buna el koymasından sonra oradan kaçmak zorunda kaldığını anlatıyor: "Ülkede çocuklarımızın evlenmesine karşı çıkıyorlar, çünkü çoğalmamızı istemiyorlar. Evlenen oğullarımız işkenceden geçiriliyor." Can güvenliklerinin sağlanması halinde ülkesine geri dönebileceği umudunu yitirmediğini vurgulayan Ahmet'in dudaklarından şu cümleler dökülüyor: "Burada bir barakada yaşıyoruz ama orada çok arazim vardı. Geri dönersem hepsini geri alırım inşallah."

banner53
Yorumlar (0)
3
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?
Günün Karikatürü Tümü