banner15

Pasifik Bölgesinde Kuzey Kore ile ABD ve Müttefikleri Arasındaki Nükleer Krizin Tırmanma Tehditi Bölgesel Ölçekte Bir Çatışmanın Habercisi Olabilir mi?

Nükleer enerjinin barışı maksatla kullanımı ile nükleer silahların uluslararası uyuşmazlıklarda kullanımı konusunda önemli bir değişim süreci yaşanmaktadır. Bilindiği üzere, Hiroşima ve Nagazaki’de ilk kez kullanılan nükleer silahlar, geçen 70 yıl sonrasında teknolojik olarak tahrip gücü son derece artmakla kalmayıp, uçakla, füzeler ve denizaltılar ile kıtalararası hedefleri vurma süreleri çeyrek saat diliminin altına inmiştir.

Pasifik Bölgesinde Kuzey Kore ile ABD ve Müttefikleri Arasındaki Nükleer Krizin Tırmanma Tehditi Bölgesel Ölçekte Bir Çatışmanın Habercisi Olabilir mi?

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın

Kuzey Kore’nin Pasifik Bölgesinde gerçekleştirdiği nükleer denemeler,  ABD ve bölge ülkelerinin sert tepkilerine yol açmıştır. Geleneksel diplomatik geleneklere aykırı olarak tarafların birbirlerini silahlı saldırı ve savaş senaryoları ile tehdit etmeleri, bölgede olası bir nükleer çatışmanın getirebileceği yıkım ve silahlanma yarışının belirsizliği; dünya ülkeleri arasında ciddi kaygıların derinleşmesine neden olmaktadır. Bilindiği üzere, Kuzey Kore yönetimi, 3 Eylül 2017 tarihinde,  2006 Yılı’ndan bu yana en güçlü ve 6. nükleer denemesini gerçekleştirmiştir. Bu denemenin ardından ABD tarafından hazırlanan ve Kuzey Kore’ye yeni ekonomik yaptırımlar uygulanmasını içeren karar tasarısı BM Güvenlik Konseyinde kabul edilmiştir. Kuzey Kore’nin tartmalı nükleer programı nedeniyle süren gerginlikte, Almanya Başbakanı Merkel ve Rusya Devlet Bakanı Putin krizin barışçıl yollardan çözülmesi konusunda hemfikir olduklarını belirtmişlerdir.  ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş uçakları Kore yarımadası üzerinde askeri tatbikat düzenleyerek, gerçekleştirdiği nükleer denemelerle Batı’nın tepkisini çeken Kuzey Kore’ye gözdağı vermek istediği gözlemlenmiştir. Çin Dışişleri Bakanlığı ise taraflara çağrıda bulunarak; Kuzey Kore’ye uygulanan baskılar konusunda soğukkanlı olmaya davet etmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’a göre diplomatik görüşmelerin zaman kaybı olmadığını belirten Tillerson, “Bana diplomasiyi sürdürmem gerektiğini söyledi. Bu diplomatik çabalar, ilk bomba düşene kadar sürecek” açıklamasında bulunmuştur.  Karşılıklı restleşmelerin devamında ABD, nükleer anlaşmazlık nedeniyle Kuzey Kore’yi “teröre destek veren devletler” listesine yeniden dahil etmiştir. Pyongyang yönetimi ise, nükleer programından dolayı uluslararası toplumun artırdığı baskıya meydan okuyarak, “ABD ve boyunduruğu altındaki güçlerin Kuzey Kore'ye karşı yaptırımlar ve baskılar dayatarak giderek artan hamleleri, sadece bizim nükleer güç sahibi bir ülke olma yolundaki hızımızı artıracaktır” görüşünü ileri sürmüştür.  Kuzey Kore son olarak “Hwasong-15” adlı yeni nesil kıtalararası balistik füze denemsinde bulunmuştur.  Trump Kuzey Kore’nin son adımını, mevcut yaptırımları çok daha genişletecek yeni yaptırımların izleyeceği şeklinde yorumlamıştır. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley, Kuzey Kore’nin son füze denemesinin “dünyayı savaşa daha çok yaklaştırdığı” uyarısında bulunmuştur. Haley, “Savaş çıkarsa şüpheniz olmasın Kuzey Kore rejimi tümüyle yok edilecek” açıklaması ile dikkatleri çekmiştir.

Nükleer enerjinin barışı maksatla kullanımı ile nükleer silahların uluslararası uyuşmazlıklarda kullanımı konusunda önemli bir değişim süreci yaşanmaktadır. Bilindiği üzere, Hiroşima ve Nagazaki’de ilk kez kullanılan nükleer silahlar, geçen 70 yıl sonrasında teknolojik olarak tahrip gücü son derece artmakla kalmayıp, uçakla, füzeler ve denizaltılar ile kıtalararası hedefleri vurma süreleri çeyrek saat diliminin altına inmiştir. Soğuk Savaş döneminde, NATO ve Varşova Paktı arasındaki nükleer silahlanma yarışı, Küba, Berlin Çekoslovakya, Macaristan krizleri ile yükseliş parabollerini azaltmıştır. ABD-SSCB arasındaki INF, START silahlanma anlaşmaları ile detant politikaları, nükleer yayılmanın önlenmesi yolundaki askeri ve siyasi baskıları artırmıştır. Bu noktada, nükleer silahların yayılmasının önlenmesini amaç edinen uluslararası anlaşmalar, Soğuk Savaşın son döneminde etkili olmuştur. Bununla birlikte, SSCB ve Varşova Paktı’nın dağılması, NATO ve AB’nin Doğu’ya doğru ilerlemesine rağmen, Kuzey Kore ıran gibi yeni aktörlerin nükleer silah edinme politikaları, Soğuk Savaş sonrası küresel güvenlik parametrelerini dengesiz bir konuma sürüklemiştir.

Soğuk Savaş sürecinde, NATO ve Varşova Pakt›-VP arasındaki nükleer savaş riski, SSCB ve VIP’nin dağılması ile yeni sürece girmiştir. Rusya Federasyonu Eski SSCB topraklarındaki nükleer silahlarını tasfiye ederek, kendi savunma envanterine dâhil etmiştir. Buna mukabil, Obama ve Medvedev arasında imzalanan START-II Stratejik Nükleer Silahların Azaltılması Antlaşması ile iki Süper Güç ortak bir parametrede uzlaşmışlardır. Ancak, NATO ittifakı,  Rusya’nın 2008 Gürcistan ve 2014 Ukrayna krizlerini dikkate alarak, nükleer stratejilerinde bir değişimi erken kabul ederek, taktik nükleer silahların müttefik ülke topraklarında konuşlandırılmasına karar kılmıştır. Irak-İran Savaşında Irak’ın kimyasal silah kullanması, 1991 Körfez Savaşı, 2003 Irak’a karşı askeri müdahale, 2011 Arap Bahar’ında kimyasal silah kullanımı, kitle imha silahları ile balistik füzelerin yayılması paradoksunun tekrardan ön plana çıkmasına neden olmuştur. 
                   

   6 Nisan 2010 Prag Zirvesinde imzalanan ABD-Rusya START Antlaşması

K. Kore, kademeli olarak nükleer çalışmalarını sürdürmekle birlikte, ilk adımda, NPT Antlaşmasından çekilmiştir. Kore müteakiben bir yandan nükleer denemelerini uluslararası kamuoyuna deklere ederken, diğer yandan da yeni balistik füze denemeleri ile elde ettiği nükleer silahların menzilini artırmayı hızlandırmıştır. K.Kore, bu suretle de facto olarak nükleer ülke statüsünü elde ederek, nükleer yayılma tehlikesinde yeni bir adımın örneğini tenkil etmekle kalmayıp, bu gelişmeye karşı çıkan, Güney Kore, Japonya ve ABD ile bölgesel müttefiklerini tehdit ederek farklı bir krizi tetiklemiştir. 
                                     

     ABD ve Rusya Nükleer silahları envanteri

Bu bakımdan, Soğuk Savaş dönemindeki iki kutuplu güçler dengesi içinde Doğu ve Batı Bloklar› arasındaki nükleer caydırıcılık mekanizması ile günümüzdeki farklılığın tartışılmasının, gelecekteki krizlerin yönetimi ile nükleer bir çatışmanın önlenmesinin bu bakımdan önem arz ettiği bu makalenin ana fikrini teşkil etmektedir. Kuzey Kore örneğinin bilimsel analizi, bir yandan nükleer yayılmanın ve savaş riskinin realist politika bağlamında devlet odaklı olduğu, buna mukabil nükleer terörizm tehlikesinin devlet dışı aktörler tarafından şiddetin tırmandırılmasındaki temel farklılıkların anlaşılması mümkün olabilecektir. Bu noktada, tartışmanın esasın› teşkil eden nükleer güvenliğin sağlanmasında uluslararası hukukun önleyici rolünün, aynı zamanda nükleer tesislerin fiziki kontrollerinin nasıl daha iyi seviyelere çıkarılabileceği fenomenin de bilimsel analizinin mümkün olabileceği düşünülmektedir.
                     

 6 Nisan 2010 Prag Zirvesinde imzalanan ABD-Rusya START Antlaşması

Uygulamada, İran’ın nükleer faaliyetleri, Batı ve İsrail tarafından çok ciddi eleştirilere hedef olmuştur. Nitekim Netanyahu Hükümeti’nin İran’ın nükleer silah edindiği gerekçesi ile nükleer enerji kullanımına sert çıkışı, Obama’nın öncülük ettiği V+1 Uranyum Zenginleştirme Antlaşması ile kısmen kriz atlatılmıştır.

Trump Yönetimi ise, İran ile akd edilen uranyum zenginleştirme antlaşmasına sert şekilde karşı çıkmıştır. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “fanatik bir rejimin yönetimi” altında olduğunu, dünyaya ölüm, yıkım ve kaos yaydığını ve İran’ın “teröre en fazla destek veren” ülkelerden biri olduğunu belirtmiştir. Trump, İran’ın 2015 tarihli nükleer anlaşmaya uymadığını söylemiştir.  Trump, “2015’te yapılan nükleer anlaşma ABD’nin bugüne kadar taraf› olduğu en kötü anlaşmadır” görüşünü ileri sürmüştür. İran’ın anlaşmayı birden çok defa ihlal ettiğini savunan Trump: “Nükleer anlaşma İran diktatörlüğüne siyasi ve ekonomik anlamda can simidi oldu… Anlaşma kısa vadede etkili, uzun vadede İran’a nükleer silah elde etme yolunu açıyor” açıklamasının ardından, ABD Başkanı Tromp, İran’la nükleer anlaşmayı iptal etmeyip, anlaşmadan desteğini çekerek karar› Kongre'ye bırakmıştır. İsrail ise ABD'nin kararına destek vermiştir. Başbakan Benjamin Nete yahu, “Başkan Trump’u bu cesur kararından dolayı kutluyorum. İran’ın terörist rejimine cesaretle karşı çıktı” açıklamasında bulunmuştur. 

Uluslararası› toplumun dikkatleri ise, ABD-Kuzey Kore arasında yaşanan nükleer krize odaklanmış bulunmaktadır. Bir yandan ABD Başkanı  Donald Trump diğer yandan da Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un her geçen gün gerginliği yükseltecek açıklamalarda bulunmaktadır. Rusya, sahada var olduğunu ispat etmek bakımından, geçtiğimiz günlerde ‘Satan 2’ adını verdiği A RS-28 Sarmat tipi yeni nükleer füzesinin deneme atışlarını karadan ve denizaltılardan gerçekleştirmiştir. Rusya Savunma Bakanlığı, dün Rusya Stratejik Füze Kuvvetleri’nin yer aldığı büyük çapta bir tatbikat gerçekleştirildiğini duyurmuştur. Kremlin Sözcüsü Dmitry Pes kov, tatbikat kapsamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in talimat› ile Rus Ordusu’nun 4 balistik füze fırlattığını açıklamıştır. 

Krizin Tırmanması ve Karşılıklı Meydan Okumalar Ne Anlama Gelmektedir?

Kriz, Kore yarım adası ve Asya-Pasifik bölgesi için ne anlam ifade etmektedir? ABD Başkanı Donald Trump’ın Kuzey Kore diktatörü Kim Jong Un’u diplomatik geleneklerin dışında “roket adam” diye nitelendirmesinin ardından Kuzey Kore “ABD ana karasını füzelerle vurmamız kaçınılmaz hale geldi” açıklamasının 9, bölgesel ve küresel etkileri hangi koordinatlara tırmanabilir? Teorik olarak ele alındığında, realist yaklaşım, devletlerarasındaki uyuşmazlıkların kuvvet yolu ile çözümlenmesi seçeneğinde, aktörlerin güç dengesini sağlamak ve olası saldırıyı caydırabilecek mukabil ateş gücüne sahip olmak ihtiyacının karşılanması için nükleer stratejideki tırmanma basamaklarının harekât alanına uygulanmasını ortak görüş olarak benimsemiştir. Rasyonalite, tehdit altındaki tarafların envanterlerine nükleer silaha sahip olmalarını, bu bakımdan çözüm olarak öngörebilmiştir. Bununla birlikte,  Kuzey Kore, bloklar arası güç dengesi dışında farklı bir aktör olarak, farklı bir yeni nükleer güç olduğunun kabulü yolunda bir meydan okuma içine girerek, Pasifik bölgesinde gerginliği tırmandırmaktadır. Bu bakımdan, bölge ülkelerini ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi yolundaki diplomatik, askeri ve hukuki çabaların anlaşılması,  gelecekteki uyuşmazlıkların çözümünde örnek bir vaka tenkil edeceği düşünülmektedir. Kuzey Kore perspektifinden bakıldığında, Pyongyang yönetimi takip ettiği tehdit algılamasında, konvansiyonel silahlar› envanterinde bulundurmanın yanı sıra, nükleer silahlara sahip olmak, bu mühimmat› ABD hedeflerine veya müttefiklerine ulaşımını sağlayabilecek kıtalararası balistik füze sahip olabilmek, Pentagon’a karşı temel caydırıcılık faktörü olarak değerlendirdikleri gözlemlenmektedir. Gerçekten, Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin Irak, Libya, Suriye’ye karşı askeri müdahale yolu ile kuvvet kullanmak sureti ile bu ülkelerde rejim değişikliği baskılarından hareketle, söz konusu devletlerin konvansiyonel silahlara sahip olmalarına mukabil, nükleer silahlar› envanterlerinde bulundurmamalar› dikkate alındığında, Kuzey Kore yönetimi, bu silahlara sahip olmayı›, uyuşmazlığın çözümünde ve Washington ile diplomatik pazarlıkta tek çare olarak benimsemektedirler.

     

                                                  Kuzey Kore Nükleer Denemeleri

Meseleye, ekonomik açıdan bakıldığında ise, uluslararası toplumun endişe ve dikkatle izlediği krizin tırmanması, Kore yarımadası etrafındaki aktörlerin ekonomik ve askeri potansiyellerinin etkileneceği büyük çaplı bir domino etkisi yaratabileceği düşünülmektedir. Nitekim krizin çözümünde yer alan ABD, Çin, Rusya, Japonya, dünyanın en büyük askerî gücüne sahip olmalarının yanı sıra, ekonomik olarak da küresel piyasalara yön veren başlıca devletlerdir. Bu itibarla, kanaatimizce, Kuzey Kore’nin nükleer silahlanması çerçevesinde yaşanan sorun sadece Uzak Doğu değil bütün dünya açısından büyük bir tehlikeye işaret ediyor. Zira bu sorun dünyanın en büyük üç ekonomisine sahip olan ABD, Çin, Rusya ve Japonya’yı› karşı karşıya getirmektedir.  Bu dört ülkenin yıllık ekonomik üretimi (Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla-GSYH) bütün dünyanın yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. 

Öte yandan, ABD, Kore yarımadasındaki askeri siyasal gelişmeleri yakından takip etmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere, 1993’te Kuzey Kore’nin BM Uluslararası Atom Enerjisinin denetimlerini red etmesi üzerine,  Washington, baskılarını artırma ve iki ilişkileri daha da kötüleşmiştir. 2003 yılında diplomatik çözüm arayışları kapsamında gerçekleşen “Altı Taraşı Görüşmeler” kapsamında,  ABD, Kuzey Kore ile ilişkilerini yeniden ele almıştır. 2008 yılında ABD ile anlaşması sonucu nükleer reaktörünü kapatan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, ABD’nin yaptırımları kaldırmaması ve verdiği sözleri gerçekleştirmemesi sebebiyle nükleer çalışmalarına tekrar başlamıştır.
       

     ABD Deniz ve Hava Gücü, Kuzey Kore Gerginliği Nedeni ile Sürekli Alarm Halindedir

Zira Kuzey Kore’ye yönelik olarak nükleer ve balistik füze faaliyetleri ile insan haklar› ihlallerinden dolay› uygulanan yaptırımlar BM dışında ABD, Japonya ve Güney Kore başta olmak üzere pek çok ülkenin özellikle ekonomi ve ticaret alanındaki kısıtlamalarını içermektedir. Bu ekonomik yaptırımların daha ötesinde ise, Trump Kuzey Kore’nin tehditlere devam etmesi halinde, ülkesinin “dünyanın daha önce görmediği bir öfke ve ateş” ile yanıt vereceğini açıklamıştır. ABD Savunma Bakanı Matris, Kuzey Kore yönetimine, “Rejimlerinin sonunu getirecek ve halkı yıkıma uğratacak eylemler planlamayı kesme” çağrısı yapmıştır. Matris, “Kuzey Kore kendi kendini izole etmeyi bırakmalı ve nükleer silah yarışından vazgeçmeli” görüşünü öne sürmüştür.  ABD'nin eski Merkezi istihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Brennan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kuzey Kore ile ilgili çıkışlarının, bu ülkeyle olan krizi tırmandırdığını iddia etmiştir. Kuzey Kore geriliminin artmasında özellikle Trump’ın yorumlarının etkili olduğunu savunan Brennan, “Washington’dan ve Bay Trump’ın günlük Twitter paylaşımlarından gelen sert ve kavgacı yorumlar, gerilimin artmasına zemin hazırladı.” değerlendirmesini yapmıştır. 
Kuzey Kore yönetimi, ABD’nin üç uçak gemisinin Kore Yarımadası’nda, savaş uçakları eşliğinde, Güney Kore ile birlikte gerçekleştirdiği tatbikatın savaş kışkırtıcılığı olduğunu ileri sürmüştür. Nitekim Kuzey Kore’nin BM Daimi Temsilcisi Kim In-ryong, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Kore yarımadasında olası bir nükleer savaşın iki dudak arasında olduğunu belirtmiştir. Kim In-ryong, BM Genel Kurulu’nun silah bırakma komitesine yaptığı açıklamada, Kuzey Kore’nin 1970’lerden beri Amerika Birleşik Devletleri tarafından ‘aşırı ve doğrudan bir nükleer tehdit’ ile karşı karşıya kalan tek ülke olduğunu söyledi ve ülkesinin kendini savunmak için nükleer silahlara sahip olma hakkı olduğunu savunmuştur.  Bu tespitlerden de anlaşıldığı üzere, bölgede gerginliğin sürekliliği, rasyonel bir çözüm ve diplomatik diyalog yollarını ciddi ölçekte sınırlandırmaktır.

                                     ABD ve Kuzey Kore Politikasında Yeni Yaklaşımlar

Washington’un, Rusya ve Çin’i sınırlandırmak için kurduğu küresel ittifak ağına Güney Kore, Japonya ve Tayvan’› katması karşılığında Kuzey Kore de Moskova ve Pekin’in müttefiki olmuştur. Kriz sonrasında, ABD, Japonya ve Güney Kore Pyongyang yönetiminin tahriklerine karşı güç birliği yapacaklarını ilan etmişlerdir. Trump hem Obama döneminin politikalarını tersine çevirmek hem de “güçlü adam” imajını sürdürmek amacıyla Kuzey Kore’nin tehditlerine sert söylemlerle karşılık vermeye başlamıştır. Retoriğin ötesinde Trump yönetimi Obama’nın Kuzey Kore’ye yönelik “stratejik sabır” politikasının artık geçerli olmadığını açıklayarak yeni bir politika arayışında olduklarını ilan etmiştir. ABD’nin yeni politikasını “stratejik mesuliyet” olarak tanımlayan MattisTillerson ikilisi rejim değişikliği peşinde olmadıklarını vurgulayarak hedeflerinin Kuzey Kore’nin “nükleersiz eştirilmesi” olduğunu belirtmişlerdir. 

Trump’ın başkanlığa gelmesi ile ABD’nin Afganistan, Suriye ve Yemen’deki askeri etkinliği artmıştır. Ancak Kuzey Kore’deki nükleer tırmanma hepsinden önemli bir askeri çatışma unsuru olma ihtimaline sahiptir. Yukarıda belirtildiği üzere, 1987’de ABD, Kuzey Kore’yi terörü destekleyen ülkeler listesine almıştır.  ABD Dışişleri Bakanı Colin Powel 2003 yılında Kuzey Kore’ye yönelik “Biz saldırmazlık paktı, barış anlaşması ya da buna benzer şeyler imzalamayacağız” açıklamasında bulunmuştur.  Bu tespitlerimiz, ABD’nin Kuzey Kore’yi nükleer kulüp üyeliğine kabul etmeyeceği yolundaki açık mesajlar› olarak da algılanmıştır. Bu bağlamda, Washington’un nükleer yayılma karşıtlığı yaklaşımlarındaki sürekliliğin devam› olarak,  ABD Başkanı Donald Trump, Ekim 2017 tarihinde New York’ta yapılan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantısındaki konuşmasında, nükleer programını sürdürmesi halinde Kuzey Kore’ye karşı gerekli tüm adımlar› atmaya hazır oldukları mesaj› vererek, “(Kuzey Kore lideri) Roket adam, hem kendisi hem de rejimi için intihar misyonunda. Eğer ABD, kendini ve müttefiklerini savunmak zorunda kalırsa Kuzey Kore’yi tamamen yok etmekten başka seçeneği kalmayacak. ABD buna hazırdır, isteklidir ve bunu yapabilir. Ancak buna gerek kalmamasını umuyorum.” ifadesini kullanmıştır.  Ayrıca, Trump, “Kuzey Kore’nin akılsızca bir hamle yapması ihtimaline karşı askeri çözümlerimiz yerinde ve atışa hazır. Umarım Kim Jong Un başka bir yol bulur!” ifadelerini kullanmıştır. 

Washington’dan bir diğer sert çıkış ise ABD Savunma Bakan› James Matristen gelmiştir. Matris, “ABD’yi ya da Guam gibi ABD topraklarını tehdit eden herhangi bir saldırının büyük bir askeri yanıtla karşılık göreceğini” iddia etmiştir. Kuzey Kore’nin ortadan kalkmasını istemediklerini ancak “çok fazla seçenekleri olduğunu” kaydetmiştir. 

Bu çerçevede, ABD Başkanı Donald Trump, Kuzey Kore’yi 9 yılın ardından yeniden “teröre destek veren ülkeler” listesine ekleyerek, yeni bir süreci de tetiklemiştir. ABD Başkanı, Kuzey Kore’nin hukuka uygun davranması ve nükleer silah programına son vermesi gerektiğini de belirtmiştir.  ABD’nin Kuzey Kore’yi “teröre destek veren ülkeler” listesine almasının bugüne kadarki sürecin bir uzantısı olduğunu ve sürpriz sayılmaması gerektiğini belirten Tillerson, “Diplomasi için hala ümidimiz var. Bu adım, Kim rejiminin üzerindeki baskıyı artırma ve masaya gelip müzakereye başlayıncaya kadar rejim için işlerin daha da kötüye gideceğini anlaması amacını taşıyor.” Tillerson, ABD’nin Kuzey Kore’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesine almasını, “Barışçıl bir baskı kampanyası olarak görüyorum.” diye nitelendirmiştir.  Kuzey Kore’nin Güney Kore ve Japonya gibi Amerikan müttefiklerini tehdit etmesine ek olarak ABD’ye ulaşabilecek kıtalar arası balistik füze geliştirmesi epeydir Amerikan yönetimini meşgul eden bir tehlike olarak öne çıktı. Bu füzelere nükleer başlık takılabilmesi füzelerin ABD topraklarına erişebilme kapasitesine sahip olması anlamına gelmektedir. Kuzey Kore yönetiminin teknolojik olarak kaydettiği aşama ABD için açık bir tehdit olarak algılanırken ABD’nin Guam adasının Kuzey Kore tarafından doğrudan hedefe koyulması savaş senaryolarının konuşulmasına neden olmuştur. Trump yönetiminin Güney Kore’ye THAAD füze savunma sistemlerini yerleştirme kararı alması ülkeye verilen askeri güvencelerin yerine getirilmesi adına önemli bir adım olarak öne çıkmaktadır. THAAD sistemlerinin Kuzey Kore’nin füzelerini durdurmakla kalmayıp Çin’in füzelerini de engelleme kapasitesine sahip olması Çin’i oldukça rahatsız eden bir durumdur.

Çin Pasifik’te Ejderhanın Gücünü Saklıyor Mu?

Çin açısından Kore yarım adası stratejik sınır bölgesidir. Çin tarihi boyunca Kore yarım adasından gelen askeri tehditlerle karşılaşmıştır. Bunların en sonuncusu 1950’lerdeki Kore savaşı olmuştur. Savaşın sonunda yarım ada ikiye bölününce Kuzey Kore, Çin’in doğal müttefiki haline gelmiştir. Kore sorunsalı, Çin’in milli çıkarları için en önemli konulardan biri olmaya devam etmektedir. Büyük güçler arasında istikrarlı ve barışçı ilişkilerin olduğu dönemlerde Kore yarım adasında da barış ve istikrar devam etmektedir. Büyük güçler arasında tansiyon yükseldiğinde bu durum Kore Yarım adasına da yansımaktadır. Çin’in diplomatik stratejisine göre çevre ülkelerdeki istikrar ve barış ortamı kilit öneme sahiptir. Çin’in ekonomik gelişmesi büyük ölçüde çevre ülkelerdeki istikrara bağlıdır. Böylece Çin askeri konular yerine daha ziyade ekonomik kalkınmaya yoğunlaşabilmiştir. Kore yarım adasında krizin yeni bir yumuşamaya dönemiyle sonuçlanması Çin’in en büyük arzusudur. Çin’in katkılarıyla barış tesis edilmesi ise Çin’in büyük bir diplomatik zaferi olacaktır. Barış, istikrar ve Kore yarım adasının nükleer silahlardan arındırılması her zaman Çin’in çıkarınadır. Kısaca özetlemek gerekirse istikrara yönelik eylemler Çin’in lehine, yüksek tansiyon ve askeri çatışma Çin’in aleyhine seçenekler gibi yorumlanmaktadır. Nitekim bu bağlamda, Kuzey Kore’nin 2006 yılından itibaren yaptığı üç nükleer deneme, Güney Kore savaş gemisi Cheonan’ın Kuzey Kore tarafından batırılması, Yeonpyeong adasının bombalanması ve Kuzey Kore liderinin, Çin ile iyi ilişkilere sahip olan amcasını idam ettirmesi, Çin tarafından hoş karşılanmamıştır.

Kuzey Kore nükleer krizi konusunda şurası son derece açıktır ki Çin, Sınır komşusu olan Kuzey Kore’nin tamamen bağımsız etkili bir nükleer güç haline gelmesini milli çıkarlarına ve geleceğe yönelik siyasi hedeflerine aykırı bulmaktadır. Çin açısından nükleer silahlara sahip komşu devletlerin sayısındaki artış ciddi bir endişe kaynağıdır. Kore yarım adasındaki istikrarsızlık Çin’in çevresindeki ülkelerde nükleer silahlanmayı arttırabilir ve Çini güvenlik açısından zor durumda bırakabilir. Hızla silahlanan bir Kuzey Kore, aynı zamanda Güney Kore Taiwan ve Japonya’nın da nükleer silah edinmesini hızlandırma ihtimalini gündeme getirebilir. Yaşanan bu olumsuz gelişmelerin sonucunda ABD’nin Güney Kore ve Japonya ile askeri işbirliğini arttırması Çin tarafından hoş karşılanmamıştır. Bütün bu gelişmelere rağmen Çin, sahada Güney Kore ve Japonya ile iyi diplomatik ilişkilerini korumaktadır. Çin, büyük stratejisinin temeli olan uzun vadeli ekonomik kalkınma politikasını sekteye uğratmadan askeri çatışmadan siyasi krizlerin üstesinden gelmeyi tercih etmektedir. Ancak Çin’in, Kuzey Kore’ye yönelik ABD ve Güney Kore müdahalesi karşısında tarafsız kalması beklenemez. Bölgesel mücadelede kendi parçası olarak gördüğü Tayvan’› topraklarına katmayı daha çok önemseyen Çin yönetimi, Kuzey Kore konusunda ABD ile doğrudan karşı karşıya gelmek istememektedir. 

Japonya Pasif Dış Politikadan Aktif Askeri Savunma Konumuna Döner Mi?

Japonya sömürgeci devlet olarak Kore yarım adasındaki haklarından 1951 San Fransisco Barış Antlaşması ile feragat etmiştir. Japonya, 1965 yılında Güney Kore ile olan ilişkilerini normalleştirmiştir ancak Kuzey Kore’yi diplomatik olarak tanımamıştır. Japonya’nın Soğuk Savaş dönemi boyunca Kuzey Kore ile olan ilişkileri Soğuk Savaş parametreleri içerisinde devam etmiştir. Japonya Kore Savaşında ve sonraki dönemde, ABD ile birlikte Güney Kore’nin tarafında yer almıştır. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile Japonya açısından Kuzey Kore ile olan ilişkilerde çok büyük bir değişim yaşanmamıştır. Ancak Güney Kore’nin sürekli olarak Japonya’nın Kore yarımadasını işgal dönemini bir iç politika malzemesi olarak kullanması Japonya’nın hoşnutsuzluğuna neden olmaktadır. Bu nedenle Japonya Kuzey Kore ile ilişkilerini üçüncü tarafların etkisi dışında da geliştirmek istemiştir. Japonya böylece Güney Kore’ye karşı bazı durumlarda Kuzey Kore kartına sahip olmayı ummaktadır. Japonya’nın Kuzey Kore’ye 1970’lerde gitmiş vatandaşlarının ve 1970 ve 80’lerde Kuzey Kore ajanlarınca Avrupa ve Japonya’dan kaçırılmış Japon vatandaşlarının Kuzey Kore’yi terk etmelerine izin verilmemiş olması, Japonya için diplomatik olduğu kadar ülke içerinde de politik ve sosyal bir mesele olmuştur. Bill Clinton döneminde ABD’nin Kuzey Kore ile ikili ilişkiler üzerinden pazarlıklar yürütmesi Japonya ya herhangi bir manevra alan› bırakmamıştır. ABD bu dönemde Kuzey Kore rejiminin baskılar karşısında önemli tavizler vereceğini ummuştur. Kuzey Kore’nin 1998 yılındaki füze denemesi Japonya’nın ABD’nin Füze kalkan› (Theater Missile Defende; TMD) projesine dâhil olmasına yol açmıştır. Başbakan Juichoro Koizumi, 2002 yılında Japonya’nın projeye katılımını ilan etmiştir.

George W. Bush dönemindeki politika değişikliği Japonya tarafından olumlu karşılanmıştır. ABD bu dönemde Çin’i stratejik ortak yerine stratejik rakip olarak görmeye başlamıştır. Kore Yarım adasında Kuzey Kore 400 milyon dolarlık ekonomik yardıma karşılık Yongbyon nükleer tesisindeki su soğutma kulesini yıkmıştır. Japonya bu yardım programına dâhil olmamıştır. Japonya ve ABD’nin ortak diplomatik kampanyalar› Çin’in uluslararası› kamuoyu gözünde Kuzey Kore’nin koruyucusu olarak görülmesine yol açmış ve imajını değiştirmek isteyen Çin Birleşmiş Milletlerin 1874 nolu kararını veto etmemiştir. Buna göre Kuzey Kore gemileri uluslararası sularda kitle imha silahı ile alakalı kargo şüphesi var ise aranabilmektedir. 

Japonya’nın Kore yarım adasına yakınlığı ve jeopolitik konumu Kore yarım adasında artan gerilim ile birlikte Japon-Amerikan askeri ittifakının yeni bir boyut kazanmasına ve daha da derinleşmesini sağlamıştır. Japonya’nın günümüzdeki Kuzey Kore politikasında en önemli unsur ABD-Japonya ittifakıdır. Kore Yarım adasındaki tansiyon ve yükselen Çin, Japonya’nın ikinci Dünya savaşından sonra ilk kez ülkenin savaşa girmesini yasaklayan anayasanın 9. maddesinin değiştirilmesinin başbakan Shinzo Abe tarafından gündeme getirilmesine yol açmıştır. Japonya, kriz dönemlerinde Kuzey Kore ile tüm ithalat ve ihracatını ve bu ülkenin deniz araçlarının limanlarına girişini yasaklamaktadır. ABD Başkanı Obama’ya göre Kuzey Kore; izole, otoriter liderliğe sahip, halkını bile besleyemeyen ve zamanla çökecek bir rejime sahiptir. Japonya, krizin sona erdirilmesi için Çin’in aktif rol üstlenmesini beklediklerini ve baskı aracı olarak Kuzey Kore’ye petrol ambargosu uygulanabileceğini duyurmuştur.  

Japonya Kuzey Kore tehdidi karşısında askeri harcamalarını arttırmaktadır. Trump Yönetimi bu bağlamda, Japonya’nın Asya pasifik bölgesinde yeniden askeri bir güç olmasına destek sağlamaktadır. Asya-Pasifik bölgesinde Kuzey Kore sorunu, ABD askeri ve siyasi denkleminde aslında, Çin’in izole ve kontrol edilmesi yolunda bir gerekçe ve hukuki meşrutiyet kaynağı teşkil etmektedir. ABD - Japonya askeri ittifakının geliştirilmesi, esasen, Güney Kore ile birlikte Çin ve Kuzey Kore’yi çevreleme denklemine dayandırılmaktadır. ABD, Pasifik bölgesinde Çin’i çevreleme politikası kapsamında Vietnam ile ilişkilerini geliştirmektedir. Vietnam’ın 2000 yıl boyunca Çin’in yayılmasına karşı mücadele etmiş olması, Washington için önemli bir avantaj teşkil etmektedir. 

Rusya Pasifik Bölgesinde Denge Unsuru Olur Mu?

Rusya, Kore yarımadasında, Kuzey Kore ile ortak sınıra sahiptir ve bölgesel olarak barış ve istikrarın hâkimiyeti yolunda bir resmi politikayı 1991 sonrasında takip safhasına koyduğunu beyan etmiştir. 22 Ancak, Soğuk Savaş döneminde, Kuzey Kore’nin en yakın müttefiki ve ana ticaret ortağı SSCB olmuştur. Rusya’nın gerilemesi ve Çin’in öne çıkması Pyongyang’› daha çok Pekin eksenine doğru sürüklediği bilinmektedir. Buna karşılık, ABD-Çin ekonomik dengelerini dikkate alan Pekin idaresinin Kuzey Kore’ye karşı mesafeli dış politika takip etmesi, yakın zamanlarda, Kuzey Kore ve geleneksel müttefiki Çin arasındaki ilişkiler soğurken, Kuzey Kore ile Rusya yakınlaşmıştır. Kim, 2011 tarihinde, Kuzey Kore Devlet Başkanlığını elde ettikten sonra, ilk resmi ziyaretini Nisan 2015’de Rusya’ya gerçekleştirmiştir. 23 iki ülke ticareti, 2000 yılında 105 milyon dolardan, 2009 yılında 113,7 milyon dolara çıkmıştır. 2012’de Rusya, Kuzey Kore’nin 11 milyar dolar tutarındaki toplam borcunun %90’ını affetmiştir. 

Kuzey Kore’nin 2013’de yaptığı üçüncü nükleer deneme sonrasında Çin ile ilişkileri kötüleşirken, Rusya ile ivme kazanmıştır. 2013’te Kuzey Kore ihracat› %90 oranında Çin pazarına giderken, 2014’te düşmeye başlamıştır. Bu gelişmelere rağmen, Rusya-Kuzey Kore dış ticaret hacmi 100 milyon dolar iken, Çin ile ticaret 5 milyar dolardan fazladır. 24 Bu bağlamda, 2015 yılı Rusya ile dostluk yılı olarak ilan edilmiştir.  Rusya ile ticaret 2014’te %31.9 artarak 10.17 milyar dolara ulaşmıştır.  Buradan, Çin ve Rusya’nın Kuzey Kore üzerinde bir tür kaldıraç dengesi kurduğunu söylemek mümkün olabilir. 25 Rus dış politikasının Asya-Pasifik açılımının en önemli hedeflerinden birisini Kore Yarımadası’nda etkisini artırmak oluşturmaktır. Pekin gibi, Moskova’nın da hem Pyongyang hem de Seul ile diplomatik ilişkileri bulunmaktadır. 1992’de Moskova, Seul ile dostluk antlaşması imzalamıştır. Vladimir Putin olmak üzere birçok üst düzey Rus yetkili Moskova’nın bölgede azalan etkisinden duyulan endişeleri dile getirmiştir. Bu minvalde 2000 senesinde Rusya ve Kuzey Kore Dışişleri Bakanları arasında imza edilen dostluk antlaşmasında iki ülkeyi askeri müttefik yapan maddelere de yer verilmiştir. 2000 yazında ise Putin, Pyongyang’a bir ziyarette bulunmuş ve Okinawa’daki G-8 Zirvesi’nde Pyongyang’ın füze programını terk etme hususunda görüşmelerde bulunabileceğini açıklaması Batılı ülkeler tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır. 

Böylelikle Putin, Moskova’nın bölgede kayda değer bir aktör olduğunu bir kez daha ilan etmek istemiştir. Moskova, Pekin ve Tokyo karşısındaki stratejik menfaatlerini ve Beyaz Saray’ın “fier Ekseni” hipotezini, geçmiş orta¤› Pyongyang ile dengelemeyi tercih etmektedir. 2002’de dönemin Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong-il, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ziyarette bulunmuştur. 2008 yılında Pyongyang ve kadim orta¤› Pekin arasındaki münasebetlerde soğuk rüzgârlar eserken, Pyongyang yönünü Moskova’ya çevirmiştir. 26 Rusya’nın Kuzey Kore’ye ilgisi, Kuzeydoğu Asya’daki petrol ve doğal gaz projelerine yatırım yapmayı planlamasından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda,  Rusya,  Sak halin adalarındaki gaz rezervlerini Kore yarımadasında hem Kuzey hem Güney Kore pazarının taleplerine cevap verebilecek yeni doğal gaz hat boru hatlar› inşa etmeyi planlamaktadır. Rusya ayrıca, stratejik öneme sahip olan Tümen nehri üzerine köprüler kurmak sureti ile Kuzey Kore ordusu ile ortak tatbikatlar düzenlemektedir. Rusya Pasifik’te yaklaşık 600.000 kişinin yaşadığı Vladivostok şehri ile Kuzey Kore sınırına 100 km. yakın mesafe yakınlıkta bulunmaktadır. Vladivostok stratejik bir liman şehri olmanın yansıra, Rus Pasifik Filosu karargâhı, nükleer füze denizaltılarını da barındırması nedeni ile hayati önem taşımaktadır. Rusya Başkanı Putin, ‘‘(Kuzey Kore ) Irak’ta neler olduğunu çok iyi bilmektedir.” açıklaması› ile ABD’nin Bağdat yönetiminin sahte kitle imha silahlarına sahip olduğu gerekçesi ile ülkesinin ve liderlerinin imha edildiğine dikkat çekmiştir. Putin devamla, “Onlar, nükleer silahlara ve füze teknolojisine sahip olmanın, kendilerinin meşru savunma için tek yöntem olduğunu bilmektedirler. Onların, bunu terk edeceklerini mi zannediyorsunuz?” sorusunu eklemiştir. 

Öte yandan Başkan Putin, Kore Yarımadası'nda kullanılan savaş söyleminin tehlikeli olduğunu vurgulamıştır. Rus lider, “Açık açık konuşalım: Kuzey Kore’yi silahsızlandıracak bir vuruş yapılabilir mi? Yapılabilir. Peki, amaca ulaşılır mı? Bu meçhul, zira muhtemelen hiç kimse Kuzey Kore’nin nerede neye sahip olduğunu bilmiyor. Kuzey Kore kapalı bir ülke ve hiç kimse bu konuda yüzde yüz bilgi sahibi değil. Cevap ortadayken savaş söylemine gerek var m›? Bence yok” ifadelerini kullanmıştır.  Putin, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’un babası›, ülkenin eski lideri Kim Jong-il’in 2001 Yılı’nda kendisine nükleer silaha ve basit topçu sistemleriyle Güney Kore’nin başkenti Seul’u vurabilecek imkâna sahip olduklarını› söylediğini anlattı›. Putin devamla: “Artık 2017’deyiz, Kuzey Kore daimi yaptırım koşulları altında yaşıyor ve artık nükleer yerine hidrojen bombasına sahipler. Basit topçu sistemlerinin yerini 5.000 kilometreye kadar menzile sahip füzeler aldı. Sorunu çözmenin yolu gerçekten bu olabilir mi? Hayır. Her şeyin tersine gittiğini zaten hepimiz görüyoruz.” demiştir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD ile Kuzey Kore arasında sıcak çatışma ihtimalinin son derece yükseldiğine işaret ederek “Bu, son derece vahim sonuçlara yol açacaktır. Rusya olarak bunun olmaması için elimizden geleni yapıyoruz.” dedi. Çin yaptığı açıklamada ise, Kuzey Kore ile ABD arasındaki gerilimde, ilk saldıranın Pyongyang olması durumunda ‘tarafsız’ kalacağını, ilk hamleyi Washington’un veya Güney Kore’nin yapması durumunda ise “Kuzey Kore’de rejim değişikliğine izin vermeyeceğini” belirmiştir. Kuzey Kore, 3. Dünya Savaşı’nın patlak vermeye başlaması korkuları nedeniyle Moskova’daki Rus yetkililerle görüştüğü iddialarını doğrulamıştır. 30 Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı Kuzey Amerika Direktörü Choe Son Hui’nin 29 Eylül’de Büyükelçi Oleg Burmistrov ile bir araya geldiği ileri sürülmüştür.  Bakan, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Igor Morgulov ile Kore Yarımadası’nda yükselen tansiyon hakkında konuştu.

Kuzey Kore ayrıca: “Görüşmelerde, Kore Yarımadası’nın durumu ve ikili ilişkileri de içeren karşılıklı endişeler konusundaki görüşlerini derinlemesine konuştular” açıklamasında bulunmuştur. “Choe, gerilimi azaltmak ve Yarımada ile Kuzeydoğu Asya'da barış ve güvenliği sağlamak için ABD’nin izlediği düşmanlık politikasını Kuzey Kore’ye bırakması gerektiğini, Rusya’nın Kuzey Kore’nin duruşunun anlaşılması ve gerilimi Kore Yarımadası'nda yaymak için birlikte çaba göstermek için gönüllü olduğunu söyledi.” Krizde Rusların daha fazla rol oynaması, özellikle Putin’in askeri birliklerinin Kim’in sınırının yakınında bulunmasından sonra Batı’daki savaş korkularının daha da arttığı belirtilmiştir. Rus yetkililer, Washington’un çıkmaza girdiğine işaret ederken ABD’li diplomat› sorumsuz davranmakla suçlamıştır. Haley’in “Kuzey Kore, pervasızca nükleer programına devam ederse ABD kendisini ve müttefiklerini savunmak zorunda kalacak ve Kuzey Kore yok olacak” şeklindeki sözlerini Twitter’da yorumlayan Rusya Federasyon Konseyi Enformasyon Politikası› Komisyonu Başkanı Aleksey Puflkov, “Haley’in BM’deki histerisi, sonuçlarını düşünmeden Kuzey Kore’ye savaş tehdidi yöneltmesi, ABD’nin girdiği çıkmazın bir göstergesi. Peki, ABD’liler savaşın maliyetini düşünüyor mu?” ifadelerini kullanmıştır. Haley’in sözlerine Rusya Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Frants Klintseviç de tepki göstermiştir. Klintseviç, “Savaş, çocuk oyunca¤› ve barbarca eylemler için bir gerekçe değil. ABD, Kuzey Kore’yi kışkırtmayı sürdürüyor ve bu nedenle çok ciddi zorluklar yaratabilir” demiştir. 31 Japonya Başbakan› fiinzo Abe, Tokyo ve Moskova’nın ortak eylemleri sayesinde Kuzey Kore’nin politikanın değiştirmenin mümkün olaca¤› umudunu dile getirmiştir. Abe, “Kuzey Kore’nin düzenlediği nükleer denemeler daha önce eşi benzeri görülmemiş ölçekte tehdit oluşturuyor” demiştir. Bu denemeler bağlamında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirten Abe, “Japonya ve Rusya ve ayrıca tüm dünya toplumunun ortak eylemleri sayesinde ki buna BM Güvenlik Konseyi’nin daha sert karar› da dâhil, ayrıca azami baskı yoluyla Kuzey Kore’nin mevcut politikasını değiştirmenin mümkün olacağını umuyorum” demiştir. Abe, “Bunun için Rusya’yı işbirliğine ve bu durumda daha kararlı› girişim sergilemeye çağırıyorum” açıklamasında bulunmuştur. 

Kuzey Kore’nin Nükleer Kulübe Üyeliğinde Savaş ve Barış ikilemi

Kore Yarımadası’ndaki Amerikan mevcudiyeti, Pyongyang’ı nükleer silahlar elde etmesinde ve bunu dünya kamuoyuna milli güvenlik meselesi olarak sunmasındaki ana sebeptir. Kore Savaşı’nın bitiminde Japonya zamanından kalma bir sınai yapılanmayı elinde bulunduran Pyongyang, 1960’larda Moskova ve Pekin’in destekleri sayesinde nükleer teknoloji kapasitesini arttırmaya ve nükleer tesisler inşa etmeye girilmiştir. 1965 senesinde Yongbyon’da bir araştırma reaktörü Kremlin tarafından inşa edilmiş, 1970 ve 1980’lerde ise nükleer tesislerin yapımı sürmüştür. 1990’lar›n ilk yarısı, Kore Yarımadası’nda bir nükleer sorunun göstergesi olacak krizlerin yaşanacağı bir dönem olacaktı. Yine aynı dönemde, Seul ve Pyongyang arasında bir yakınlaşma da söz konusudur. Pyongyang, 1991’de BM’ye üye olmuştur. 32 ABD ve Kuzey Kore, 1994 yılında, Pyongyang’ın uluslararası gözlemcilerin Nükleer Silahsızlanma Anlaşması kapsamında, tesislerine girmesine izin vermemesiyle savaşın eşiğine gelmiştir. Savaş tehlikesi diplomatik kanallar aracılığıyla çözüldü amakriz 25 yıldır devam eden bir kedi-fare oyununa dönüşmüştür. Kuzey Kore, nükleer silahlardan arınma taahhüdüne uyar gibi gözükse de bu silahlara sahip olma hedefini her zaman korumuştur. Kuzey Kore perspektifinden bakıldığında, Pyongyang yönetimi takip ettiği tehdit algılamasında, konvansiyonel silahlar› envanterinde bulundurmanın yanı sıra, nükleer silahlara sahip olmak, bu mühimmat› ABD hedeflerine veya müttefiklerine ulaşımını sağlayabilecek kıtalararası balistik füze sahip olabilmek, Pentagon’a karşı temel caydırıcılık faktörü olarak öngörülmektedir. Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin Irak, Libya, Suriye diktatörlüklerin sonu, nükleer silaha sahip olmamalarından kaynaklandığı varsayımına dayandırılmaktadır.

Kuzey Kore örneğinde görülen Kim rejiminin nükleer silahlara saldırıdan ziyade rejimin güvenliğini garanti altına almak, ABD ve onun Doğu Asya’daki müttefikleri karşısında caydırıcı güce sahip olmak ve dış politikada, özellikle Çin ve ABD gibi büyük güçlerle olan ilişkilerinde, pazarlık gücünü arttırmak için sahip olmak istediği görülüyor. Dünyanın en içine kapalı ve fakir ülkelerinden biri olan Kuzey Kore’nin kendisinden misliyle güçlü komşuları ve süper güç ABD karşısında bu derece pervasız ve cüretkar davranabilmesi, Kim rejiminin kendi varlığını en temel dış politika amacı olarak tanımlamasından ve bu amaç uğruna nükleer silah edinme isteğinden ayrı düşünülemez. Kuzey Kore ABD Başkanı Trump’ın görevi devralmasından beri “provokasyon” olarak değerlendirilen uzun menzilli füze denemeleri ve nükleer testler gerçekleştirmeye devam etmiştir. 

ABD ve Kuzey Kore arasındaki gerginliği bir kez daha BM Genel Kurulu’na taşındı. Kuzey Kore’nin Dışişleri Bakan› Ri Yong-ho, BM’ye seslendiği konuşmasında Trump’ı ‘dengesiz bir megolomana’ benzetmiştir. Ri, nükleer silahlar› tetikleyecek düğmeye basma yetkisi olan Trump’ın uluslararası barış ve güvenliğe yönelik en büyük tehdit olduğunu söyledi. Ri, Kuzey Kore liderini ‘Roket Adam’ olarak tanımlayan Trump’ın sözleri karşısında Kuzey Kore roketlerinin tüm ABD anakarasına ulaşmasının daha kaçınılmaz hale geldiğini ileri sürmüştür. 33 Kuzey Kore’nin dış ilişkilerini ve propaganda işlerini kontrol eden Kore Asya-Pasifik Barış Komitesi, Washington’a uymakla suçladığı Japonya’yı batırmakla, ABD’yi ise küle çevirmek ve karanlığa mahkûm etmekle tehdit etmiştir. Ülkenin kendi kendine yetebilmesine ve Marksizm’e dayanan Kuzey Kore resmi ideolojisi Juche’ye ve ülkenin gelişen nükleer teknolojisine atışa “Dört takımada Juche’nin nükleer bombasıyla denize batırılmalıdır. Japonya’nın artık etrafımızda var olmasına ihtiyaç yok” ifadeleri kullanılmıştır. 34 Japonya’dan Kuzey Kore’nin açıklamasına sert tepki gelmiştir. Japonya Kabine Baş Sekreteri Yoşihide Suga, “Bu açıklama korkunç ve aşırı provokatif. Bölgesel gerginliği tırmandıran, kesinlikle kabul edilemez bir fley” açıklamasında bulunmuştur. Kuzey Kore ise Donald Trump’ı, Kore Yarımadası’nı “nükleer savaşın eşiğine getirmekle” suçlamaktadır. ABD, 2007 yılından bu yana ilk kez üç uçak gemisiyle Bat› Pasifik'te Güney Kore savaş gemileriyle birlikte tatbikat yaparken Kuzey Kore yönetimi adına Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup sunan Kuzey Kore BM Daimi Temsilci Ja Song Nam, gerginliği tırmanmasından Washington’ın sorumlu olduğunu söyleyerek “BM Güvenlik Konseyi’ni ABD’nin insanlığa felaket getirecek nükleer savaş tatbikatlarını› görmezden geldiğini” savunmuştur. 35

Sonuç ve Olası Senaryolar

Kore Yarımadası’nda gerilimin yükseldiği hallerde, ABD bölgesel müttefikleri Güney Kore, Japonya ve Avustralya bölgedeki askeri üslerinde daha fazla yeni silah sistemleri konuşlandırmaktadırlar. Gerilim, Tayvan dâhil olmak üzere bölgesel ölçekte silah harcamalarını› arttırmakta ve savaş hazırlıklarını hızlandırmaktadır. ABD’nin müttefikleriyle birlikte bölgede yaptığı bu tahkimatın asil hedefi Kuzey Kore mi yoksa Çin mi sorusu bazı akademik çevrelerde en önemli tartışma konusudur. Kanaatimizce, Liddel Hart’ın dolaylı strateji yaklaşımı dikkate alındığında, kanaatimizce, Pentagon’un asli askeri hedefi, CXXI. yüzyılda ekonomik ve askeri potansiyeli hızla büyüyen Çin’dir. 

Kuşkusuz Çin’in yan› sıra Rusya’nın da bu kritik listede olduğunu Kremlin görmektedir.  ABD politikası›, Soğuk Savaş dönemindeki Comntainment-Çevreleme politikası›, 2030’larda ekonomik alanda en önemli stratejik rakibi olarak hedefe koyduğu Çin’i kuşatmak, onun yeni nüfuz alanlar› elde etmesini engellemek ve böylece hegemon konumunu sınırlandırmak istemesidir. Bu noktada, gerilimin sınırlı düzeyde tutulabilmesi meselesinin esasen, Pekin’in Pyongyang yönetimi üzerindeki etkisinin ne düzeyde olduğuyla yakından ilgilidir. ABD yönetimi askeri tedbirler dâhil olmak üzere bütün seçeneklerin masada olduğunu sürekli tekrarlasa da bunun aslında ABD’nin müttefiklerinin aleyhine sonuçlar doğuracağı ve Amerikan halkının da yeni bir savaşa karşı olduğu görülmektedir. Pratikte, olası bir askeri müdahale seçeneği, savaşın sonunda Çin’in bölgede daha etkin hale gelmesine yol açabilir. Halen mevcudiyetini koruyan uyuşmazlığın çözümünde, Çin ve Rusya’nın ABD ile ortak bir formül üzerinde anlaşmalarının en rasyonel çözüm olacağı, BM ve IAEA’nın gelecekteki denetim mekanizmalarında alınması gereken dersler konusunda yeni bir çalışma başlatmasının gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu itibarla, Kore krizinin çözümünde, BM Sözleşmesine uygun olarak, uyuşmazlıkların çözümünde diplomatik yolların korunması, uluslararası hukuk kurallar› ve yayılmayı önleyici hukuki antlaşmalarının yanı sıra, olası bir nükleer saldırı önlemek bakımından askeri caydırıcılık faktörünün kullanılmasının son derece önemli olduğu düşünülmektedir. Kuzey Kore’nin, ABD anakarasını vuracak yetenekte nükleer başlıklı süze sistemlerine sahip olmak ile elde edeceği caydırılık yeteneneğini, Pentagon ile pazarlık masasında sürdürmesi beklenebilir. Son söz olarak, 5 farklı senaryonun bölgenin geleciğinden önemli adımlar atılabilir. Buna göre;  

ÖNLEYİCİ MÜDAHALE: Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Herbert Raymond McMaster, ‘önleyici savaş olasılığını politika seçeneklerinden birisi olarak öne sürmüştür. Pentagon, Kuzey Kore’nin askeri kapasitesine hızlı ve sert bir darbe indirerek, ABD’ye ve müttefiklerine saldırma ihtimalini asgari düzeye indirmek. Fakat bu seçeneğin pek çok riski de beraberinde getirdiği düşünülebilir. 

SINIRLI MISILLEME: Füze denemelerinin cezasız kalmasının doğru olmadığını ifade edenler, Pyongyang yönetimine caydırıcı mesajlar verecek ölçülü misillemelerin devreye sokulabileceğini belirtmektedirler. Buna göre, ABD ve müttefikleri, Kuzey Kore’nin füze denemelerini durdurmak maksadı ile sınırlı askeri güç kullanarak misilleme hakkını harekete geçirebilir. 

DIPLOMATIK ÇÖZÜM: Rusya, Çin ve Japonya, sorunun çözümünde aktif rol alarak, barışçı yoldan silahsızlanma modelini hayata geçirebilirler. Bu yöntemde tüm taraflar kazanabilir. Ancak, Washington’un rejim değişikliği ve egemenlik konularında Kuzey Kore devletine teminat vermesinin mütekabiliyete bağlı olarak ilerlemesi söz konusu olabilir. 

BM VE IAEA’NIN TEMİNATI: BM ve IAEA krizin tırmanmasında çatışmayı arabulucu olarak önleyebilir. Kuzey Kore nükleer silahlarından arınarak, liberal ve demokratik bir devlet modeline geçişi kademeli olarak benimseyebilir.  Buna mukabil, ekonomik ve siyasal yapt›r›m ve ambargolar kademeli olarak kaldırılır. Normalleşen Kuzey Kore bölge ülkeleri ile ilişkilerini güçlendirir.

İKİ KORE’NİN BIRLEŞMESI VE DEMOKRATİKLEŞME: Bu kısa makalede belirtildiği üzere, Büyük Güçlerin böldüğü iki kardeş ülke birleşerek, normal demokratik hayata geçebilirler. Yarımadadaki tüm nükleer silahlardan arındırılma işleminin tamamlanarak, tıpkı Vietnam’da olduğu üzere, ABD askerleri, Kore ve Japonya’yı tek ederler. Barış ve kardeşlik, tüm bölgeye model teşkil eder.   

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın kimdir?

1956 yılında İzmir’de doğmuştur.
İstinye Üniv. Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı’dır. Perception, Jeopolitik, MSI dergilerinin editör kurulunda görev almış Türkiye’deki dergi ve gazetelerde dış politika yazarlığı yapmıştır. Özyeğin Üniversitesi, Harp Akademileri Komutanlığı Hava Harp Okulu bünyesinde uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk disiplinlerinde lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri vermektedir.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi, Sayı:3
 

Güncelleme Tarihi: 28 Ağustos 2018, 01:10
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48