banner39

AB'de Marshall Planı sesleri

Avrupa'da da İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan hükümetinin uyguladığı Marshall Planı'na benzer bir programın hayata geçirilmesi isteniyor

Avrupa 15.04.2013, 15:41 15.04.2013, 15:47
AB'de Marshall Planı sesleri

Avrupa'da ekonomik krizin derinden sarstığı son ülke güney Kıbrıs Rum kesimindeki kriz, siyasi sonuçlar da doğuruyor. Maliye bakanının istifasıyla başlayan süreç, çiçeği burnunda cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis'i de zorluyor. Rum liderin damadının mevduatlarla ilgili karardan önce yurt dışına para kaçırdığı ortaya çıkmıştı. Anastasiadis ise yaşanan krizden, önceki hükümeti sorumlu tutuyor.

Mevduat krizinden hemen sonra yapılan 15 mart'taki Eurogrup toplantısı öncesinde yurt dışına 21 milyon Euro transfer ettiği iddia edilen şirketin, Anastasiadis'in damadına ait olduğu ortaya çıkınca, Rum lider, elindeki bilgileri yakınlarına vererek görevini suistimal etmekle suçlandı. Suçlamaları reddeden Anastasiadis ise, krizle ilgili yolsuzluk iddialarının eksiksiz olarak soruşturulacağı yönünde teminat veriyor ve yaşananlara kendisinden önceki yönetimin neden olduğunu savunuyor.

Soruşturma kapsamında başsavcılığa teslim edilen bir listede bulunan isimlerin, geçmiş yıllarda tanıdıkları sayesinde, ancak kısmen geri ödeyebilecekleri ya da hiç ödeyemeyecekleri milyonluk krediler aldıkları iddia ediliyor. Konuyu inceleyen bir hâkimler komisyonunun, çalışmalarını üç ay içinde tamamlayarak bir rapor sunması bekleniyor. Söz konusu tartışmalı listede ismi yer alanların birçoğu suçlamaları reddediyor ve dâvâ açma tehdidinde bulunuyor.

Suçlananlardan biri de, 2010 yılına kadar, o dönem adı "Marfin Bank" olan Laiki Bank'ın idareciliğini yapmış olan Atinalı yatırımcı Andreas Vgenopulos, milyarlarca Euroluk Yunan devlet tahvili alarak, 2011'de Yunanistan'ın borçlarının bir kısmının silinmesiyle Kıbrıs'ı uçuruma sürüklediği suçlamasıyla karşı karşıya... Vgenopulos'a göre ise, Laiki Bank'ın parçalanarak kapatılmasındaki asıl suçlu eski cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas ve Hristofyas'ın partisi Akel, Troyka tarafından sunulan ve Anastasiadis tarafından kabul edilen tasarruf paketine karşı çıkıyor.

AVRUPA BİRLİĞİ VE IMF İLE ANLAŞMA

Yeni paket, Avrupa istikrar mekanizması ve uluslararası para fonunun Kıbrıs'a 10 milyar Euroya kadar malî yardımda bulunmasını öngörüyor. Buna karşılık güney Kıbrıs'taki hükümet sadece tasarruf yapmakla kalmayacak, ayrıca vergi artışına da gidecek. Ancak önce, adadaki bankacılık sektörünün küçültülmesi ve krizin çözümü için mevduat sahiplerinden 5 milyar 800 milyon Euro toplanması hedefleniyor. Rum meclisi tarafından reddedilen bir önceki kurtarma planından farklı olarak, yeni paket küçük mevduat sahiplerini koruyor. Buna göre, bankalardaki 100 bin Euroya kadar olan mevduatlardan vergi alınmayacak.

Ama Kıbrıs Bankası ve Laiki Bank'taki tasarruf hesabı 100 bin Euro'yu geçen mevduat sahiplerinden, farklı oranlarda kesinti yapılacak. Kıbrıs hükümet sözcüsü Hristos Stilyanides, bu oranın yüzde 30 dolayında olacağını söyledi. Yeni paket ayrıca, Laiki Bank'ın parçalanmasını da öngörüyor. Yani 100 bin Euro'nun üzerinde tasarruf hesabı bulunan zengin banka müşterileri, servetlerinin önemli bir bölümünü kaybedecekler.

Avrupa Birliği, bu sayede zengin yabancıları, özellikle de Kıbrıs bankalarında yüksek mevduatı bulunan Rusları sorunun çözümüne dahil etmeyi hedefliyor. Almanya başbakanı Angela Merkel "bu paket, istenmeyen gelişmelerin esas sorumlularını meselenin çözümüne dâhil ediyor" diyerek, üzerinde uzlaşılan yardım paketini memnuniyetle karşıladığını duyurdu. Kurtarma paketine en sert tepki ise Rusya'dan geldi. Rusya başbakanı Dimitri Medvedev, paketi hırsızlıkla eşdeğer olarak değerlendirdi. Yeni yardım paketi, Rum siyasetçileri bir nebze olsun rahatlatsa da halk arasında halen huzursuzluk hâkim...

SERMAYE KAÇIYOR

Avrupa'nın en büyük ekonomilerinden biri olan İtalya'da seçimleri kazanan Pier Luigi Bersani'nin sözleri ümitsizliğin en iyi göstergesi. İtalyan lider, ülkeyi yönetmek isteyecek kişiyi artık 'akıl hastası' olarak niteliyor. Krizin kurbanı olan ülkeler kurtarma fonları ile ayakta tutulmaya çalışılırken, birlik ekonomisinin sadece yüzde 0,2'sini teşkil eden güney Kıbrıs'ta bir ilk yaşandı. 'Bankalardaki mevduatlara dokunulmaması' tabusu AB'nin küçük üyesi ile yıkılmış oldu. Güney Kıbrıs'ta ekonomiyi kurtarma adına 100 bin Euro'nun üzerindeki mevduatlar için öngörülen yüzde 40 vergi, ülkede banka hesaplarının 'istimlak' edilmeye başladığı anlamına geliyor.

Bu durum diğer Avrupa Birliği ülkelerinde de paniğe yol açtı. Avrupa'da krizin uğramadığı veya az etkilediği ülkelerde halk, mevduatların 'ne kadar güvende olduğunu' sorgulamaya başladı. Ülke liderleri daha önceleri küçük mevduatların korunacağına dair sözler ihtiva eden açıklamalarda bulunmuştu. 2008 yılında Almanya başbakanı Angela Merkel ve 2011 yılında Avrupa birliği tarafından yapılan 'mevduat sahiplerinin 100 bin Euro'ya kadar olan paraları emniyet altında' ifadeleri hafızalarda tazeliğini koruyor. Ancak tüm bu açıklamalara rağmen, felaket senaryoları huzursuzluk yaymaya devam ediyor.

Herhangi bir ülkede ortaya çıkacak malî krizin bedelinin kendilerine ödetileceğini düşünen Avrupa Birliği'nin zenginleri, birikimlerini değerlendirmek için farklı adresler aramaya başladı bile. Fransa'daki ağır vergiler ünlü aktör Gerard Depardieu gibi tanınmış simaları bile ülkeden kaçırdı. Bu örneklerin çoğalması, Avrupa'daki sermaye birikiminin de yavaş yavaş erimesi anlamına geliyor. Bu durum, yatırımların başka coğrafyalara kaymasına ve mevcut krizin daha da derinleşmesine yol açabilir.

HARVARD'IN TEKLİFİ

Euro bölgesi'nde ekonomik kriz için çözüm arayışları devam ederken, Harvard üniversitesi tarih profesörü Charles Maier Avrupa Birliği'nde daha önce uygulanmış ve Avrupa için olumlu sonuçlar vermiş bir çözüm teklifi sundu: Marshall Planı...

Almanya şansölyesi Angela Merkel önceki açıklamalarında Euro kriziyle mücadele konusunda Avrupa'nın birlikte hareket etmesi gerektiğinin altını çizmişti. Birlik içerisinde borçla mücadele eden ülkelerin sayısının çok olması, Avrupa'daki entegrasyon sürecinin ilerlemesine de engel oluşturuyor. Bu çerçevede tarih profesörü Maier, bir zamanlar Marshall planıyla ayağa kalkan Almanya'nın bugün yeni bir plan geliştirmesi gerektiğini düşünüyor.

Maier "bir zamanlar Amerika birleşik devletleri'nden yardım alan Almanya'nın Avrupa için aynı şeyi yapması gerek. 2. dünya savaşı sonrası aldığı Marshall yardımı gibi Avrupa için uzun vadeli bir yeniden yapılandırma programı oluşturmalı. Kıta bugün, o zamankinden daha zengin ancak burada Almanya'nın dikkat etmesi gereken nokta; kemer sıkma politikaları. Aşırı sağ partileri güçlendirerek demokrasiyi tehlikeye atan kemer sıkma politikalarına yer vermeden, bölgeyi ekonomik durgunluktan çıkarmalı" diyor. Maier, borçla mücadele eden ülkelerin Euro bölgesinden çıkmalarının bir çözüm olmayacağının da altını çiziyor. Çünkü bu ülkeler Euro bölgesinden çıksalar bile, ticaret yaptıkları komşu ülkelerden, yani Avrupa bölgesinden yardım almaya devam edecekler.

Maier, Newyork Times için kaleme aldığı makalesinde, Almanya'nın Euro bölgesinin nimetlerinden faydalandığına ve ticaret gelirlerinin üçte ikisinin Euro bölgesinden geldiğine işaret ediyor ve "Almanya bu zenginliğini sürdürmek istiyorsa, krizle mücadele eden ülkelere destek verip, Avrupa birliği'ni korumaya devam etmeli" yorumunda bulunuyor. Charles Maier, Marshall planının başarısını, yardım alan ülkelere ağır şartlar dayatılmamasına bağlıyor. Yani, kurtarma paketleri ile iktisadi destek sağlanan Avrupa Birliği ülkelerinden acı reçeteler istenmesine karşı çıkıyor.

ALMAN SENDİKALAR BİRLİĞİ DE "MARSHALL PLANI" DİYOR

Yunanistan için hazırlanan kurtarma paketinde en büyük yükü, Avrupa Birliği'nin ekonomik açısından en güçlü ülkesi olarak görülen Almanya çekiyor. Almanya maliye bakanı Wolfgang Schaeuble yardım anlaşmasının ülkesine maliyetinin uzun vadede 2 milyar 700 milyon Euro olacağını söylemişti. Yunanistan'a yapılan yardım, Alman kamuoyunda da tartışma konusu doğurdu. Yardıma karşı çıkanlar olduğu gibi, daha fazlasının yapılması gerektiğini savunanlar da var.

Alman sendikalar birliği, Yunanistan ve krizdeki diğer Avrupa ülkelerindeki tablonun, zamanla Almanya için de ekonomide durgunluk tehdidi oluşturacağı ikazında bulunuyor. Sendikalar birliği başkanı Michael Sommer'in teklifi, ikinci dünya savaşı sonrası Amerikan hükümetinin uyguladığı Marshall Planı'na benzer bir programın hayata geçirilmesi... Ancak Alman sendika lideri, şartların o günden farklı olduğuna dikkat çekiyor. Amerikan ekonomisinin o günkü gücüne dikkat çeken Sommer'e göre, bugün ne ABD, ne de herhangi bir Avrupa ülkesi bu yükü kaldıracak potansiyele sahip... Michael Sommer'e göre, yeni Marshall planı için oluşturulacak fonun kaynağı, ancak Avrupalı zenginler olabilir. Sommer, batı Avrupalı zenginlerin 27 trilyon Euro'luk bir servete sahip olduğunu belirtiyor. Buna göre; Avrupalı zenginlerinin servetlerinin yüzde üçü bir defaya mahsus olarak alınacak ve toplanan para, krizdeki ülkelerde yatırıma dönüştürülecek. Böylelikle hem üretim artacak, hem de işsizliğin hızla arttığı ülkelerde istihdam sağlanacak.

Alman Sendikalar Birliği'nin hesabına göre, bu yöntemle sadece Almanya'da 70 milyar, Avrupa'nın tamamında ise 250 milyar Euro toplanabilir.

ALMAN EKONOMİSİNİN DURUMU

Marshall yardımlarının da etkisiyle ikinci dünya savaşının ardından hızla kalkınan Almanya, zaman içinde Fransa ile birlikte Avrupa birliğinin de dominant aktörüne dönüştü. Bu süreçte Alman ekonomisiyle ilgili en büyük soru işareti, iki Almanya'nın birleşmesinden sonra oluşacak tabloydu. Birleşmeden sonra geçen zorlu birkaç yılın ardından Alman ekonomisi yine yükselişe geçti. Bu dönemde dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olan Almanya, krize karşı dayanıklılığıyla da örnek teşkil etti.

Sadece son 10 yılda Almanya'nın ihracatı iki kat arttı. İhracata rakamları 1 trilyon Euro'ya ulaştı. Dünya sıralamasında uzun süre liderliği kimseye kaptırmayan ülke, son dönemde Çin tarafından geçildi. Almanya gücünü ihraç ettiği kaliteli ürünlerden alıyor. Otomotiv, elektronik, mühendislik ve yenilenebilir enerji alanlarında Almanya liderliğe oynuyor. Avrupa birliği güneş enerjisi üretiminin dörtte üçü Almanya'dan geliyor. Güneş enerjisi konusunda ise dünya sıralamasında ikinci sırada bulunuyor.

Ülkenin diğer önemli silahı ise Euro Bölgesi'nin en düşük iş gücü maliyetine sahip olması. Maliyetlerde 10 yıldır hiçbir yükselme olmadı. Öte yandan işsizlik oranı diğer ülkelerin aksine Almanya'da düşüş eğiliminde... 2005'te yüzde 12 olan oran 2012'de yüzde 6,7'ye çekildi. Bu olayın gerçekleşmesinde devletin mali yüklerini hafifletmeyi hedefleyen istihdamı artırma politikaları baş rolde... Örneğin ülkede asgari ücret kavramı bulunmuyor. Bu da işe alımları artıran önemli bir etken. Bu durumun menfi yanları da yok değil. Bugün Almanya'da çalışanların yüzde yirmisi saat başına 10 Euro'nun altında kazanıyor.

Almanya'da maaşlar son on yılda ortalama 4,2 oranında düştü. Halkın yavaş yavaş fakirleşmesiAlman modelinin sorgulanan tarafını oluşturuyor. Ülkenin en zayıf noktası ise nüfusun hızla yaşlanması. Nüfusun yüzde 20'si 65 yaşın üzerinde... Nüfus artış hızı böyle devam ederse, 2060'ta bu oran yüzde 34'e ulaşacak.

2. DÜNYA SAVAŞI SONRASI AVRUPA EKONOMİSİ

İkinci dünya savaşı, Avrupa'da büyük bir yıkıma neden olmuş, kıta Avrupası'nda üretim neredeyse tamamen durmuştu. Aynı yıllarda yaklaşan soğuk savaşın izleri de yavaş yavaş görülüyordu. Zira Sovyetler Birliği özellikle kıtanın doğusunda etki alanını giderek genişletiyor ve doğu Avrupa başkentlerinde bir bir sosyalist rejimler kuruluyordu. Amerikalılara göre, savaşın getirdiği büyük yıkım Avrupa'da bir kaosa neden olmuş ve Sovyet modeli pek çok ülke için bir çıkış noktası olarak görülmeye başlamıştı.

Dönemin Washington yönetimine göre, Sovyet yayılmasını önlemenin tek yolu, yerle bir olan Avrupa ülkelerini ekonomik olarak ayağa kaldırmaktı. Ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde duran bir Avrupa'nın siyasi olarak da bağımsız olacağı fikri hâkimdi. ABD; başta İngiltere, Fransa ve batı Almanya'yı ve sonra da tüm Avrupa'yı siyasi ve ekonomik olarak destekleyerek Sovyet karşıtı bir cephe oluşturmayı hedefliyordu. Zira dönemin şartlarında, Avrupa'ya ekonomik yardımda bulunacak tek güç ABD idi. Çünkü ülkede üretim ikinci dünya savaşı boyunca artmış, ihracatta büyük bir sıçrama yaşanmıştı. Bu durum ABD'nin kasasını doldursa da; ekonomistler ithalat-ihracat dengesi sağlanmadan ekonomik büyümenin sürdürülebilir olmayacağına da dikkat çekiyordu. Kaldı ki, alım gücü olmayan bir Avrupa'nın artık Amerika birleşik devletleri için pazar olması da zordu.

TRUMAN DOKTRİNİ

İkinci dünya savaşı sonrası Avrupa'da oluşan tablo karşısında, ABD'nin izolasyona dayalı dış politikası köklü bir değişim gösterdi. Savaştan hemen sonra toplanan Yalta konferasında yaşanan görüş ayrılıklarının ardından, Washington yönetimi, Sovyet yayılmasına karşı atılacak adımlara öncelik verdi. Bu adımların en önemlisi Truman doktriniydi. O yıllarda Batı'nın gözü Ortadoğu petrolündeydi ve geniş petrol yataklarının tümü İslam ülkelerinde bulunuyordu. Ancak Sovyetlerin Ortadoğu'ya inme hesapları da Batı'yı rahatsız ediyordu. Üstelik Yunanistan'da komünistlerle monarşistler arasında başlayan iç savaş, ABD'nin gözünü korkutmuştu.

İşte bu ortamda 12 mart 1947 günü Amerikan başkanı Harry Truman, Sovyet tehditine karşı kongrede yaptığı konuşmada kendi adıyla anılan ünlü doktrinini açıkladı. Doktrinin temeli Sovyet yayılmasına karşı mücadele eden ülkelerin desteklenmesiydi. Kastedilen iki ülke ise, Türkiye ve Yunanistan'dı. Savaşın hemen ardından 1945'te SSCB'nin boğazlarda üs istemesi ve Stalin'in Kars'la Ardahan'a yönelik talepleri, Amerikan yönetimini Türkiye'ye yardım konusunda harekete geçirmişti.

Truman bu maksatla Amerikan Kongresi'nden 400 milyon dolar kullanma izni istedi. Kongre'nin 22 mayısta bu isteği kabul etmesiyle Türkiye'ye 100 milyon, Yunanistan'a ise 300 milyon dolar yardım yapıldı. Sovyet bloğuna karşı oluşturulan Truman doktrini ile Türkiye resmen batı bloğuna katıldı ve Amerikan yardımının ilk bölümü 22 ekim 1947'de İskenderun'a geldi.

Truman doktrini, dünyanın iki bloğa ayrıldığının ve Sovyet-Amerikan mücadelesinin başladığının da resmen ilanıydı.

MARSHALL PLANI

Truman doktrini ile soğuk savaşta saflar netleşmiş, özellikle de Avrupa iki büyük gücün rekabet alanına dönüşmüştü. Bu süreçte yıkılan Avrupa'yı ayağa kaldırmak ve dünya ekonomisini canlandırmak üzere Amerikan yönetimince atılan en önemli adım diğer Marshall yardımlarıydı.

5 haziran 1947'de dönemin ABD dışişlerı bakanı George Marshall, Harvard Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada planın amaçlarını anlattı.

George Marshall "Amerika birleşik devletleri, dünya ekonomisinin sağlığına kavuşması için elinden geleni yapmalıdır. Bizim politikalarımız herhangi bir ülkeye veya siyasi doktrine bağlı değil, açlığın, ümitsizliğin ve kaosun giderilmesine yöneliktir" dedi. Marshall'ın Avrupa ekonomilerini kalkındırmak için teklif ettiği geniş kapsamlı yardım programı, Amerikan yapımı makine ve malzeme yardımını da ihtiva ediyordu.

Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 16 Avrupa ülkesinin temsilcileri 22 eylül 1947'de Paris'te bir araya geldi ve Amerika'ya sunulmak üzere bir ekonomik kalkınma programı hazırladı. Bu program üzerıne Amerikan yönetimi, dışişleri bakanı Marshall'ın hazırladığı dış yardım yasasını çıkardı. Ve Amerikan başkanı Harry Truman, Marshall'ın adını taşıyan planı 3 nisan 1948'de imzalayarak yürürlüğe koydu. Marshal planına katılan 16 Avrupa ülkesi, 16 nisan 1948'de de Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'nı kurdu.

MARSHALL YARDIMI MİKTARLARI

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, 1948-1951 yılları arasında Marshall planı çerçevesinde Amerika'dan ekonomik kalkınma yardımı aldı. Yardım, toplam 12 milyar 800 milyon doları buldu. Marshall yardımında aslan payı İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Hollanda arasında paylaşıldı:

İngiltere 3 milyar 297 milyon dolar yardım alırken, Fransa'ya 2 milyar 296 milyon dolar, federal Almanya'ya 1 milyar 448 milyon dolar, İtalya'ya 1 milyar 128 milyon dolar, Hollanda'ya 1 milyar 204 milyon dolar verildi. Marshall yardımları kapsamında Yunanistan 376 milyon dolar, Türkiye de 137 milyon dolar aldı.

Yardımdan yararlanan diğer Avrupa ülkeleri ise; Avusturya, Belçika, Lüksemburg, Danimarka, İzlanda, İrlanda, Norveç, Portekiz, İsveç ve İsviçre olmuştu.

ALMANYA'YA MARSHALL YARDIMI

Avrupa'daki pek çok ülkeyi ayağa kaldıran Marshall yardımları, 2. Dünya Savaşı'nın yerle bir ettiği Almanya için ayrı bir önem taşıyordu. Federal Almanya'nın plana dâhil olduğu tarih 15 aralık 1949 idi. Ülkenin ilk şansölyesi Konrad Adenauer, imza töreninde ABD'ye teşekkür ederken, yardımlarının ülkesi için taşıdığı önemi de açıkça dile getirmişti. Yardımların Alman ekonomisi üzerindeki etkisi kısa sürede görüldü. Bu dönemde, Almanya'da yeni bir sanayileşme hamlesi yaşandı. Oysa, ülke soğuk savaş nedeniyle ikiye bölünmüş, doğudaki topraklar ülkeden koparılmış ve tarımsal altyapı tamamen çökmüştü.

Ancak Marshall yardımları sayesinde sadece iki yıl içinde ülkenin dış ticaret hacmi iki katına çıktı. 1951 yılına gelindiğinde Almanya'nın ihracatı yüzde 75 oranında artmıştı. Üretim ve ihracat; 1954 - 1964 arasındaki 10 yıllık dönemde katlanarak artmaya devam etti. Sanayi üretimi altı kat birden artarken, işsizlik oranı ise yüzde 9'undan yüzde 0,4 düzeyine kadar geriledi. Hatta üretimi karşılayacak işgücü açığı ortaya çıktı ve Almanya, başta Türkler olmak üzere üçüncü ülkelerden gelen işçilere kapılarını açtı. Savaş bittiğinde Almanya'daki çelik üretimi 2 milyon tona kadar düşmüştü. Ancak Marshall yardımlarıyla birlikte üretim 1950'li yılların başında 20 milyon tona ulaştı.

Özellikle otomotiv sektöründe çarpıcı bir üretim artışı sağlandı. Soğuk savaşın kızışmasıyla, ekonomik yardımlar yavaş yavaş askeri yardımlara dönüştü. Ancak üretim sıkıntısını aşan Avrupa ekonomilerinin, özellikle de Federal Almanya'nın büyüme ivmesi petrol krizinin ortaya çıktığı 1972 yılına kadar sürdü.

İSPANYA'YA MARSHALL YARDIMI

Günümüzde Avrupa'daki borç kriziyle boğuşan ülkelerden biri olan İspanya ekonomisi geçen yıl yüzde 1,5 oranında küçüldü. İşsizlik oranı yüzde 27 seviyesine çıktı. İspanyolları gelecek yıllarda daha zor günler bekliyor. Ülkenin halihazırdaki borcu 1 trilyon Euro'ya yakın. Bütçe bakanlığı,  hükümetin bu yıl içinde 207 milyar Euro daha borçlanacağını açıkladı.

Krizin faturasını emekçilere kesen ispanyol hükümetinin iflas etmenin eşiğindeki bankaları kurtarmak için attığı adımlar yüzünden borç miktarının 2013 yılında gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 90,5'ine ulaşacağı tahmin ediliyor. Krizin faturasının kendilerine çıkarıldığını düşünen çalışanlar ise sokakta sık sık hükümeti protesto ediyorlar. Ülkenin iki büyük sendikasına göre İspanya'nın ekonomik krizden kendi başına çıkması imkânsız. Sendika yönetimleri çareyi Marshall planı benzeri bir sermaye aktarımında görüyor. İşçiler komisyonu sendikası başkanı Fernandez Toxo, yıl sonu değerlendirmesinde bu teklifi açıkça dile getirdi.

Toxo "Avrupa ekonomisini yeniden aktif hale getirmek için şok bir plana ihtiyaç var. Özellikle, güney Avrupa ekonomisinin yeniden büyümeye geçmesine yardımcı olmak için bir 21. Yüzyıl Marshall planı gerekiyor. Çünkü güney Avrupa ülkelerinin Avrupa'nın dayanışması olmadan bu krizden çıkması imkânsız" dedi.

Sendika liderlerine göre Avrupa Birliği tarafından İspanya'ya şart konulan 2014 yılında kamu açığının gayri safi yurt içi milli gelire oranının yüzde 3'e indirilmesi hedefi gerçekçi değil. Sendikaların dikkat çektiği bir başka nokta da, ekonomik kriz nedeniyle toplumda oluşan gerilim. Ülkenin iki büyük sendikası; işçiler genel birliği ve işçiler komisyonu, acı reçetelerden geri adım atmaması durumunda sosyal çatışma ortamı doğacağı konusunda hükümeti uyarıyor. Geçen yıl, İspanya demokrasi tarihinde ilk kez, bir iktidara karşı iki kez genel greve gidilmişti.

YUNANİSTAN'A MARSHALL YARDIMI

Alman ve İtalyan işgalleri ile ikinci dünya savaşının yıkıcı etkisini hisseden Yunanistan da, savaş sonrası yeniden yapılanma için Avrupa'daki diğer 15 ülke gibi Marshall yardımlarına tutunmuştu. Yunanistan 1948'den 1951'e kadar toplam 366 milyon dolar yardım aldı. Ancak Yunanistan alınan yardımı etkili kullanamadı. Yine de savaş sonrası yapılanmada önemli bir rol oynayan Marshall yardımı, Yunanistan'ı 1981 senesindeki Avrupa topluluğu üyeliğine hazırladı ve üyelik ile Yunanistan'da yeni bir süreç başladı. Bu kez de ekonomisini Yunanistan'dan çok daha önce toparlayan diğer Avrupa ülkeleri Yunanistan'a destek oluyordu. Avrupa'dan gelen yardımlar, krediler ve teşvik fonları ile Yunan halkı yüksek hayat standartları ile tanıştı.

Ancak bu müreffeh dönem çok uzun sürmedi. Euro'ya geçişte yaşanan aksaklıklar 2009'daki ekonomik krizde kendini gösterdi. İflasın eşiğine gelen Yunanistan, 60 yıl önce kendisi gibi ekonomisi darmadağın olan diğer Avrupa ülkelerinden yardım istedi. Onlarca yıldır Yunanistan'a destek veren Avrupa, bu kez Atina'nın yardımına tek başına koşmak istemedi. Uzun tartışmalar sonunda IMF'nin de bu yardıma katkıda bulunmasına karar verildi.

IMF ve Avrupa Birliği'nin yapacağı yardım toplam 110 milyar Euro idi. Avrupa Birliği 80 milyar Euro, IMF ise 30 milyar Euro verecekti. Yunanistan krizden çıkmak için çabalarken, kriz daha da derinleşti. Mevcut yardımın Yunanistan'a yetmeyeceği anlaşıldığında ikinci bir yardım paketine gerek duyuldu. Bu ikinci yardım paketi ise birçok yorumcu tarafından ikinci "Marshall yardımı" olarak nitelendirildi.

Temmuz 2011'deki AB zirve toplantısında Yunanistan'a 158 milyar Euroluk yeni bir yardım yapılmasına karar verildi. Ancak bunun içerisinde özel sektörün de payı vardı. Yunan tahvillerinin değeri düşürülerek, Yunanistan'ın borcu makaslandı. AB ve IMF ile mart 2012'de imzalanan ikinci kredi anlaşması 109 milyar 100 milyon Euroydu. Bunun ancak 61 milyar 700 milyon Eurosu net yeni krediydi. Geriye kalan 24 milyar 400 milyon Euro ilk kredinin henüz ödenmemiş tutarı ve 23 milyar Eurosu ise bankaların yeniden sermayelendirilmesi için kullanılacak tutardı. IMF de birinci krediden kalan yaklaşık 10 milyar Euroyu vermek yerine Yunanistan'la 28 milyar Euroluk yeni bir kredi anlaşması yapmaya karar verdi. Böylelikle IMF'nin Yunanistan'a açtığı toplam kredi 48 milyar Euroyu buldu.

Kredi anlaşmalarında bir değişiklik olmazsa Yunanistan 2014 yılı sonuna kadar Troyka'dan toplam 245 milyar Euro almış olacak. Bugüne kadar ise toplamda yaklaşık 180 milyar Euro Yunan ekonomisine aktarılmış durumda.

Marshall yardımları, Avrupa ve Amerika birleşik devletleri için önemli sonuçlar doğurdu. Avrupa için en önemli kazanım, savaşta yaşanan ekonomik yıkımın onarılmasıydı. Marshall yardımlarıyla beraber üç yıl içinde Avrupa'daki üretim artışı yüzde 35'i buldu. Ekonomik alanda yaşanan bu gelişme, siyasi sonuçlar da doğurdu. Atlantik'in iki yakası arasındaki bağımlılık arttı ve soğuk savaştaki saflar keskinleşti.

Marshall yardımları 1951 yılında resmen son bulduğunda, batı Avrupa ülkeleri arasındaki problemler de nispeten azalmıştı. Paris, Berlin, Brüksel gibi başkentlerde artık kurulacak ortak bir pazarın yararları tartışılıyordu. Bu açıdan bakıldığında, Marshall yardımıyla başlayan sürecin Avrupa Birliği yolunda atılan adımlara da öncülük ettiğini söylemek mümkün...

Marshall planı, Amerikan ekonomisi için de önemli sonuçlar doğurdu. İkinci dünya savaşı boyunca artan üretimin aniden düşmesinin önüne geçildi. Avrupa ekonomilerinin alım gücü arttırılarak, Amerikan ekonomisinin 1929'daki Büyük Buhran'a benzer bir durgunluk içine girmesinin de önüne geçilmiş oldu. Hatta Avrupa ülkeleri kısa süre içinde Amerika birleşik devletleri ile olan ticarette dengeyi kendi lehine değiştirdiler.

Birleşik devletler açısından da sonuçlar, tıpkı Avrupa'da olduğu gibi sadece ekonomik değildi. Washington yönetimi, Sovyet tehdidi karşısında batı Avrupa ülkelerini kendine bağımlı hale getirmeyi başardı. Ayrıca Bretton Woods Toplantıları'nda ortaya konan plan işlerlik kazandı, Amerikan doları fiilî olarak dünyanın resmî para birimi olarak kabul görmeye başladı.

Kaynak: Kuzey Haber Ajansı

banner53
Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?