banner39

Avrupalı Türkleri endişelendiren yükseliş

Batılı ülkelerde son dönemlerde artan Türk ve İslam karşıtlığı, ırkçılık ve camilere yönelik saldırılar, Avrupalı Türkleri endişelendiriyor.

Avrupa 04.01.2021, 15:50 07.01.2021, 16:59
Avrupalı Türkleri endişelendiren yükseliş

Avrupa'da faaliyet gösteren Türk sivil toplum kuruluşu temsilcileri, AA muhabirine yaptıkları açıklamada, 2014 ila 2020 yılları arasında sadece Almanya’da 700’den fazla cami saldırısı kaydedildiğini hatırlatarak, ilgili ülkelerin güvenlik güçlerini önlem almaya çağırdı. 

Köln'de genel merkezi bulunan İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) Genel Başkanı Kemal Ergün, camilere yönelik saldırıları kayıt altına alan FAIR International Derneği'nin verilerine göre, sadece 2020 yılında Almanya’da 122 cami saldırısı gerçekleştiğini, özellikle bomba ihbarları ve İslam’a karşı hakaret içeren tehdit mektuplarının geçen yıl ön plana çıktığını ifade etti.

Camilere saldıran faillerin derhal yakalanması gerektiğini vurgulayan Ergün, "2014 ila 2020 yılları arasında Almanya’da 700’den fazla cami saldırısı kaydedilmiş durumda. Bazı camiler mükerreren saldırıya uğruyor. Bazılarında şiddetin dozu artıp kundaklama gibi insan canına yönelik tehditler artarken, bazı camilerin de duvarlarına tehdit ve hakaretler yazılıyor." dedi.

Ergün, "Avrupa’da düzenlenen terör saldırılarının ardından Müslüman karşıtı ırkçılığın daha da şiddetlendiğini görüyoruz. Ne yazık ki aşırı sağcılar, İslam’a atıfla işlendiği iddia edilen utanç verici terör eylemlerinin ardından Müslümanlara yönelik mütecaviz tavırlarını daha da sertleştiriyorlar. Bu atmosferden en fazla etkilenenler de birey olarak Müslüman kadınlar ve kurumsal anlamda camiler oluyor." değerlendirmesinde bulundu.

Ergün, şöyle devam etti:

"Biz teşkilat olarak, güvenlik güçlerinin soruşturmalarını daha etkin yürütmesi ve cami saldırılarının faillerinin çabucak bulunmasını talep ediyoruz. Şimdiye kadar birçok camide güvenlik güçlerinin saldırılarla ilgili titiz çalışmalar yürüttüğüne şahidiz. Fakat ne yazık ki yakalanmayan her saldırgan, toplumsal bir tehdit olarak dışarıda serbestçe dolaşmaya devam ediyor. Bugün bir caminin camını kırıp, aylarca elini kolunu sallayarak dışarıda dolaşabilen bir şiddet eylemcisi, psikolojik bir eşiği aştığını ve tasdik edildiğini hissederek şiddetinin dozunu arttırabilir. Bu durumda cami saldırılarının, sadece Müslümanları değil, toplumun tamamını ilgilendiren şiddet eylemleri olduğunu akılda tutmak gerekiyor."

'Bizlerin ve camilerin güvenliği bu ülkelerin yetkililerine emanettir'

Avrupa Türk İslam Birliği (ATİB) Genel Başkanı Durmuş Yıldırım ise Avrupa'ya iş gücü göçünün 60. yılında Batılı ülkelerde ırkçıların giderek güç kazanıp, göçmen ve Müslüman karşıtlığı üzerinden taraftar toplayarak Almanya'da Federal Parlamento'da temsil edilme noktasına geldiğine işaret etti.

Yıldırım, "Neredeyse her gün bir camiye saldırıldığı, Müslüman göçmenlere karşı giderek artan ırkçı şiddet olayları bizleri endişelendirmektedir. Gerek yerel gerekse genel seçimlerde Müslüman göçmenlerin özellikle seçim malzemesi yapılmasını da tasvip etmeyip kınadığımızı ifade etmek istiyorum." dedi.

Yıldırım, şunları kaydetti:

"Özellikle 2020 yılında Alman polis teşkilatında aşırı sağcı Neonazi polislerin deşifre edilmesiyle birlikte teşkilat içinde yabancı düşmanı ırkçı polislerin varlığı ortaya çıkarılmış, bugünkü eleştirilere haklılık kazandırılmıştır. Bir kısım popülist politikacı Müslüman yabancılar üzerinden kin ve nefret yaymaya devam ederken, yabancı ve göçmenlere karşı ayrımcı politikalar sürmüştür. 11 Eylül olaylarından sonra İslamofobi artmış ve son günlerde bu Türkofobiye dönüşerek yabancılar içerisinde özellikle Avrupa Türkleri hedef alınmıştır. Son iki yıl içerisinde 900'e yakın camiye saldırı yapıldı, bu ciddi bir rakamı ifade etmektedir. Bizlerin ve camilerin güvenliği bu ülkelerin yetkililerine emanettir."

Türk ve Müslümanlar olarak yaşanan bu olumsuz gelişmeleri endişe ve üzüntü içinde takip ettiklerini belirterek yetkilileri tedbir almaya çalışan Yıldırım, "Bir an önce ırkçı ve popülist söylemlere son verilerek birlikte yaşamak için gayret gösterilmesi gerekir. Bu olayların artması iki taraf için de daha fazla radikalleşmeye sebep olacağından dolayı birlikte yaşamak için büyük bir tehlike arz etmektedir. Bu sebeple tüm kanaat önderleri ve devlet yetkililerini sağduyuya davet ediyoruz ve önümüzdeki yılların barış ve huzur içinde geçirilmesi için gayret gösterilmesini temenni ediyoruz." ifadelerini kullandı.

Yıldırım, "Bizler artık Avrupa'nın bir parçasıyız, burada birlikte yaşıyoruz, üçüncü dördüncü nesiller artık burada doğup büyüyorlar, burası artık bizim de vatanımızdır, dolayısıyla bizler artık beraber yaşamak mecburiyetindeyiz. Herkes bu konuda üzerine düşeni yerine getirmelidir." şeklinde konuştu.

"Son 5-6 yıldır Türk ve İslam karşıtlığı maalesef ürkütücü boyutlara geldi"
Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) Genel Başkanı Bülent Bilgi, "Son 5-6 yıldır Türk ve İslam karşıtlığı maalesef ürkütücü boyutlara geldi. Bu tabii başta İslamofobi perspektifinden baktığımız zaman Orta Doğu ve Asya'dan gelen Müslüman göçmenlerin Avrupa'ya yığılmasıyla tüm Avrupa'da bir endişe hasıl oldu. Bununla birlikte zaten var olan İslamofobi tetiklenmiş oldu. Mültecilerin gelişinin haricinde başka bir sebep, Avrupa'da özellikle pandemi döneminde ekonomik sıkıntıların vuku bulması. Dolayısıyla mülteciler ve ekonomik gidişat İslamofobi ve Türkofobi özellikle arttırmış durumda. Türkiye'nin ulusal çıkarlarını koruma noktasında attığı adımların uyandırdığı rahatsızlık, Türkofobiyi tetikleyen hususlardan biri." dedi.

Avrupa'da özellikle Fransa ve Almanya'da son dönemlerde camilere sebepsiz yere baskınlar yapıldığını hatırlatan Bilgi, "Pandemi döneminde yapılan yardımın amacı dışında kullanılma şüphesi nedeniyle 150 maskeli polis camiye baskın düzenliyor. Bu iddia da kanıtlanmış değildir ve bu birçok örnekten sadece biridir. Fransa'da yapılan baskınlar Müslüman toplumuna gözdağı verme anlamına geliyor. Hükümetlerin görevi gözdağı vermek değil, diyalog yoluyla meseleleri çözüme kavuşturmaktır." diye konuştu.

Bilgi, şöyle devam etti:

"Avrupa İslam'ı, Fransa İslam'ı, Almanya İslam'ı oluşturulmak gayreti var, biz tabii buna şiddetle karşıyız. Hiçbir zaman Arap yada Türk İslam'ı olmadı ki, Avrupa İslam'ı olsun. Değişik ülkelerde bununla ilgili adımlar atılıyor ancak tabanı olmayan bunların hiçbir getirisi olmayacaktır. Fransa'daki 'İslam Konseyi' bünyesindeki 'İmamlar Konseyi' projesi aslında Fransız İslamı'nın temelini atmak için oluşturulmak isteniyor. Değişik gayretler var ama bu süreç verimli olmayacaktır. Almanya ve Fransa yanlış kişi ya da kurumlarla görüşeceğine, doğru kişi ve kurumlarla çalışıp, bu sorunu toplumsal barış ve huzur içinde diyalog yoluyla çözmelidir."

Geçmişe bakıldığı zaman DİTİB ve İGMG gibi kurumların Almanya ve Fransa'daki İslam adına çok faydalı işler yaptığının altını çizen Bilgi, "Türkiye kökenli insanların İslam adına terör faaliyetlerine karışmamaları bu tip kurumların Müslüman Türk gençliğini doğru yönlendirmesinden kaynaklanan bir husustur." şeklinde konuştu.

"Türk ve İslam kelimelerine karşı bir fobi hep oldu"

Brühl Türk Kültür Ocağı Başkanı Aydın Parmaksızoğlu ise Almanya'da son dönemlerde Türk ve İslam düşmanlığının arttığını vurgulayarak, "Avrupa ve Almanya'da Türk ve İslam kelimelerine karşı bir fobi hep oldu. Öyle ki Türk ve İslam ismini taşıyan dernekler Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından devamlı takibe alındı ama bu isimleri taşımayan diğer dernekler bu takibatlardan kurtuldu. Bu bile Türk ve İslam fobisinin olduğunun bir ispatıdır." dedi.

Alman anayasasının aslında kendilerine her türlü dini, kültürel yaşam hakkını verdiğini hatırlatan Parmaksızoğlu, "Fakat ırkçılık insanların kafalarında oluştuğu için her kurumda ırkçısını da görebiliyoruz, hoşgörülü insanları da görebiliyoruz. Eğer radikal kesimlerin üzerine Almanya gitmezse yarın Avrupa'daki huzuru kaybedip, çok daha geri gidebiliriz. Almanya'nın sadece yabancı kökenli vatandaşlarının radikallerini değil, kendi içindeki radikalleri de temizlemesi lazım, sıkıntı budur." ifadelerini kullandı.

banner53
Yorumlar (0)
26
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?