'İslam alemi küreselleşen dünyanın son kalesi'

Türk ve Müslümanları kardeş ve dost olarak gören Macar siyasetçi Gabor Vona ile Türkiye ziyareti sonrası Türkiye-Macaristan ilişkilerini konuştuk

'İslam alemi küreselleşen dünyanın son kalesi'

Harun Kerekgyarto/ Dünya Bülteni - Budapeşte

Macaristan'da Milliyetçi- sağcı bir parti olan Jobbik, ilk büyük sürprizi 2009 yılındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yapmıştı. Seçimlerden önce partinin uzmanlar tarafından yüzde 1 oy alacağı iddia edilmesine rağmen büyük bir patlama yapıp yüzde 14.77 oranında oy alıp AP'ye üç milletvekili gönderdi.

Avrupa'da AB karşıtlığı, Türk ve Müslüman dostluğuyla bilinen partinin başarıları Macaristan Parlamento seçimlerinde de devam etti ve Jobbik 2010'den itibaren Macaristan Meclisinde 47 sandalye sahibi oldu.

Parti başkanı genç ve dinamik bir siyasetçi olan Gabor Vona bir kaç yıl önce yazdığı bir makalede "İslam Dünyası küreselleşen dünyanın son kalesidir. Eğer bu mücadeleyi İslamiyet kaybederse, dünyanın son ışığı sönmüş olacaktır." ifadelerini kullanmıştı.

Macaristan'da İkinci Dünya Savaşı'ndan beri Macarların Türklerle kardeş olduğunu dile getirenin olmadığı bir siyasi ortamda Türk kardeşliğini ve Macarların en mühim müttefikinin Türklerin olması gerektiğini savunan parti hem Macaristan hem de Batı Avrupa'da şiddetli siyasi ve medya saldırılara maruz kalmıştı. Bu saldırılar hala sürüyor.

Türklere kardeş ve dost olarak bakan Vona'nın Türkiye'de bilinirliği her geçen gün daha da artıyor, hatta Facebook'taki 131 bin takipçisinden neredeyse çeyreği Türk.

Geçen hafta Gabor Vona'nın Türkiye'ye geldi ve dört üniversitede konferanslar verdi. Türkiye'de sevgiyle karşılanan siyasetçi, Dünya Bülteni'ne Türkiye'yi nasıl bulduğunu ve ziyaret sonrası  Türkiye-Macaristan ilişkilerini değerlendirdi.

Harun Kerekgyarto: Türkiye'ye ilk gelişinizdi. Nasıl buldunuz peki Türkiye'yi ve Türk insanını, ilk intibalarınız nasıl?

Gabor Vona: Buraya gelmeden önce gerçekten çok beklemiştim. Tabi daha önce Türkiye hakkında pek çok şey duymuş, bilgi almıştım. Türk arkadaşlarım oldu, son yıllarda Türkiye'deki çok olumlu ekonomik gelişmeleri de takip ettim. Türk insanı ise Macarlardan farklıdır tabi, haftasonları içlerine kapanmak yerine dışarı çıkarlar, birbirleriyle sohbet ederler, sosyal hayat sürdürürler. Macaristan'da insanlar daha içlerine kapanık, sosyal bağlar daha zayıftır maalesef. Türkiye'de günlük hayat da güzel ve hoştur, ben de buraya gelince kendimi öz vatanımda gibi hissettim.

Yaptığınız konuşmalardaki ortamı nasıl değerlendirirsiniz?

Üniversitelerde beni karşılayan ortam gerçekten şahaneydi, tüm ziyaret beklentimin üstünde oldu ve son derece güzel hisler oluşturdu. Programlar önceden fazla duyurulmadığı halde salonlar tıklım tıklım doluydu ve birçok arkadaş konferansı ayakta dinlemek zorunda kaldı.

Şu bir gerçek ki partimin hatta kendimin Türk gençleri arasında popüler olduğunu aşağı yukarı tahmin etmiştim, ama üniversitelerde karşılaştığım sevgi ve hayranlık beni de şaşırttı ve çok duygulandırdı. Bu Türk - Macar kardeşlik ve işbirliğine inanan, bizi destekleyen gençlerden aldığım sevgi bana inanılmaz enerji ve motivasyon sağlamıştı ve bu hala devam ediyor. Bundan sonra da iki ülke ilişkilerine katacağım güç ve enerji eskisinden de şiddetli olacaktır.

Peki, Macaristan'a döndükten sonra iki ülke ilişkileri ile ilgili başlatmayı düşündüğünüz programlar ve faaliyetler var mıdır?

Türkiye'de yaptığım bu ziyaretten sonra aldığım bilgi ve deneyim doğrultusunda ilk görevim tüm bu intibaların kısa ve uzun vadeli bir strateji haline dönüştürmektir. Bununla ilgili bir sorun olacağını zannetmiyorum, zaten İstanbul'da olduğum sürede bile o kadar çok fikir ve girişim oldu ki bunlar değerlendirildikten sonra yapılacaktır.

Şunu da dile getirmek istiyorum ki Türkiye'de siyasi partilerle temasta bulunmak için değil, üniversiteli gençler ile tanışmak ve onlara hitap etmek için gelmem de tesadüf değildir. Bunun sebebi şudur, Türkiye benim için bir bütün olarak mühimdir ve sırf siyasi parti veya partiler ile kurduğum ilişkilerle sınırlanmam mümkün değildi, bu yüzden ilerde hangi partilere sempati duyarlarsa duysunlar, ülkenin öncüleri olabilecek gençler ile tanışmak istemiştim.

Konuşmalarınızda gençlere aktarmak istediğiniz mesaj neydi? Marmara Üniversitesi'ndeki konferansta dile getirdiğiniz somut bir ricanız da olmuştu...

Türk gençlerin bu küreselleşen, tek kutuplaşmaya eğilen dünyada bir ışık olabileceklerini ve hem İslam, hem de geniş anlamında Türk dünyasında üstlenebilecekleri misyonu tanımalarını istemiştim ve umarım bu buluşma faydalı olmuştur.

Evet, aynı zamanda bir ricam da olmuştu, bugünlerde Romanya hakimiyeti altında yaşayan, Avar-Hun kültürünün mirasini taşıyan tek milleti, Sekel-Türklerini tanımalarını istemiştim.

Birinci Dünya Savaşına kadar Macaristan'da yaşayan, anadilleri Macarca olan Sekellerin 1920'deki Paris barış anlaşmaları kapsamında oturdukları bölge, Transilvanya  (Erdel) Romanya içinde yer aldı.  Neredeyse iki milyonluk Sekel nüfusu o zamandan beri çok zorluklar çekmektedir ve hakları ihlal edilmektedir. Romanya devletince asimile olmaları ve yaşadıkları idari birimlerin parçalanması için çok ciddi gayret gösterilmektedir. Bunların en tehlikelisi, eğer Romanya'da halihazırda olan bu idari yapı değiştirilirse, şimdiye kadar Sekellerin çoğunlukta oldukları il ve eyaletlerde artık azınlık olup tamamen asimile olacaklardır. Bu kesinlikle kabul edilemez. Türk dostlarıma da Sekellerin yanında durmalarını rica etmiştim o konferansta.

Bir daha ne zaman geleceksiniz Türkiye'ye?

Mayıstaki seçimlerden dolayı oldukça yoğun olacağız, Allah nasip ederse seçimlerden sonra tekrar gelirim.

Son sorum biraz net ve açık olacak. Sizi tanıyanlar İslamiyet'e sıcak bakan biri olarak bilir. Müslüman olmayı hiç düşündünüz mü?

Allah'a götüren yollar sayısızdır.

Güncelleme Tarihi: 10 Kasım 2013, 15:03
banner53
YORUM EKLE

banner39