Başbakan Davutoğlu Avustralya'da

Başbakan Ahmet Davutoğlu, G20 Liderler Zirvesine katılmak üzere geldiği Avustralya’nın Brisbane kentinde Griffith Üniversitesi’nin düzenlediği konferansın kapanış konuşmasını yaptı.

Başbakan Davutoğlu Avustralya'da

Dünya Bülteni / Haber Merkezi

Başbakan Ahmet Davutoğlu, “Bugün, Avustralya’ya karşı, Anzaklara karşı savaşan birinin torunu olarak burada misafirim. Tarihin cilveleri olan şeyler bunlar" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Brisbane Belediye Sarayı'nda düzenlenen "Küresel Gelişmeyi Güçlendirme: G20 Brisbane Zirvesi'nin Sınamaları ve Katkıları Konferansı"nın kapanış oturumunda konuştu.

Davutoğlu, İngilizce yaptığı ve TRT Haber'de simültane tercüme edilen konuşmasında, G20 Liderler Zirvesi'nin düzenlenmesinde gösterdikleri başarıdan dolayı Avustralyalı yetkilileri tebrik etmek istediğini belirterek, bu zirvenin dönem başkanlığının da gelecek yıl Türkiye’ye geçeceğini anımsattı.

G20 Zirvesi dönem başkanlığını üstlenecek olmalarından dolayı, Avustralya ile işbirliği halinde olduklarını ifade eden Davutoğlu, “Biz Gelibolu’daki, Çanakkale savaşlarının, deniz savaşlarının 100. yılını idrak ediyoruz. Gelibolu’da, bizim büyükbabalarımız birbirleriyle savaştılar, biliyorsunuz. Benim büyükbabam da Türk tarafında savaşanlardan bir tanesiydi. Bugün Avustralya’ya karşı, Anzaklara karşı savaşan birinin torunu olarak burada misafirim. Tarihin cilveleri olan şeyler bunlar” diye konuştu.

“Biz şunu biliyoruz ki savaştan sonra bir intikam kültürü olmamalı” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Karşılıklı saygı ve dostluk kültürü gelişmeli. Geçmişte ne olmuş olursa olsun artık geçmişte kaldı. Gelecek için bizler omuz omuza hareket etmeliyiz ve krizlerle başa çıkma konusunda, sıkıntılarla başa çıkma konusunda, insanlığa yardım konusunda omuz omuza olmalıyız. Dolayısıyla burada biz dostlara, Avustralyalıların konuğu olarak bulunuyoruz. Şimdi 100 yıl geçtikten sonra 170 bini aşkın Türk, Avustralya’da yaşamakta ve gerçekten barış içinde yaşıyorlar. İşte diğer uluslar için de bizim isteğimiz, bunun aynısıdır. 1. Dünya Savaşı’nın 100. yılı bu yıl ve dolayısıyla ben isterim ki tarihin değerlendirilmesi, ortak bir kader, ortak bir gelecek perspektifinde yapılsın.”

'ULUSLARARASI EKONOMİDE STRATEJİLERE İHTİYAÇ VAR'

Davutoğlu, G20 Zirvesi için Avustralya’da bulunduklarını belirterek, “Avustralya’nın G20 başkanlığı için kendilerini tebrik etmek istiyorum, aynı zamanda konukseverlikleri için. Ama öyle bir ortamdayız ki uluslararası ekonomide sıkıntılar var ve siyasette stratejilere ihtiyaç var. Dünya ekonomisinin tarihine baktığınız zaman genel olarak üç tane farklı tarihsel deneyimden bahsediyoruz. Bunlardan bir tanesi geleneksel dünya ekonomisiyle burada belli alanların merkezileştiği ve birbirleriyle bağlandığı noktalardan bahsediyoruz. Mesela Akdeniz bölgesinde imparatorlukların birbirleriyle bağlantılı olduğu bir ekonomik yapı" diye konuştu.

Tarihte birçok ekonomik kriz yaşandığına, Moğol istilasının ekonomik sonuçlar ortaya çıkardığına ve Roma İmparatorluğu'nun bunun sonucu olarak parçalandığına işaret eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ekonomik istikrar veya emperyal yapı olduğu zaman, imparatorluk yapısı olduğu zaman, dünya ekonomisi yükselebiliyor ama siyasi kriz ortaya çıktığı zaman, o zaman ekonomide bir düşüş yaşamaya başlıyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz, Çinli işadamları 12. yüzyılda, 13. yüzyılda Çinli tüccarlar, Afrika ve Ortadoğu ile çok güzel ticaret yapıyorlardı ve Milattan Önce 3, 4. yüzyıllarda İskender’in, Büyük İskender’in kurmuş olduğu imparatorluk, Yunanlıları, Mezopotamya’yı, Mısır'ı, Ortadoğu’yu, Akdeniz’i hepsini birbirine bağlıyordu. O dönemde dünya ekonomisinde bir kriz ortaya çıktığı zaman siyasi istikrar ortaya konuluyordu ve bununla çözülmeye çalışıyordu. Bu birleştirilmiş, birbirine bağlantılı coğrafyayla çözülmeye çalışılıyordu.”

Dünya ekonomi tarihinin ikinci aşamasının modernite dönemi olduğunu anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

“Modernite içerisinde de belli finansal sistemlerin ve kolonyal idarelerin birbirleriyle bağlantılı olduğu bir yapıdan bahsediyoruz. Bu da illa ki karasal bir bağlantı veya toprak bağlantısı olması gerekmiyor. Britanya ekonomisine ve Britanya’ya baktığınız zaman diğer taraftan da Hindistan’a baktığınız zaman herhangi bir karasal bağlantısı olmadan gerçekleşiyordu. Yani bir alan bağlantısı değil bir mantalite bağlantısıyla birbirlerine bağlıydı. Alan daha büyük ve illa ki İpekyolu ve Akdeniz bölgesi gibi coğrafi bir bağlantı da gerekmiyordu. Kolonyal ekonomilerde bir finans sistemi var ve bir network var. Daha siyasi bir hükümet yapıları ortaya çıkıyor ve sistem iyi bir şekilde işliyor. Merkez bağlantısı kuruluyor sanayi merkezleri ile sanayi piyasaları arasında. 1929 yılında bu ekonomi de krize girdi, bir buhrana girdi. Geleneksel ekonomiden daha büyük bir ölçeği vardı ama global ekonomiden daha küçük bir ölçeği vardı bu modern ekonominin. İşte bunun arkasından 2. Dünya Savaşı geldi. Bu ekonomik çöküş 2. Dünya Savaşı'nın tek sebebi değildir ama önemli sebeplerinden bir tanesidir. Çünkü 2. Dünya Savaşı’na neden olan uluslararası ortamı yaratmıştı.”

“KÜRESEL REAKSİYON OLMADAN, KÜRESEL KRİZLERE MÜDAHALE EDEMEZSİNİZ”

Şu anda da dünya ekonomi tarihinin 3. aşamada olduğunu, bu aşamanın da ''küresel ekonomi ve küresel siyaset'' olarak adlandırıldığını dile getiren Davutoğlu, şunları ifade etti:

“Geleneksel modernite ve küresel ekonomi, bu noktada bunun felsefesini, mantığını ve yapısal unsurlarını ayrı ayrı anlamazsak hem siyasette hem ekonomide insanlık tarihi açısından bugün yaşadığımız sıkıntılara çözüm bulmakta yetersiz kalırız. Modern ekonominin krizi, 1929 yılında ortaya çıktı ama 2008 yılındaki kriz küresel ekonominin krizidir. Bu ekonominin merkezlerinden bir tanesindeyiz, şu anda. Karasal bir bağlantısı yok ama teknolojiyle bir bağlantısı var ve karasal bir bağlantıdan başka diğer tüm unsurlarla birbirleriyle bağlantılı bir ekonomiden bahsediyoruz. 1999 krizi olduğunda Amerika’da, Rusya’da başka krizler de oldu ama bunlar daha lokasyon açıdan sınırlıydı. Ama 2008, hepimizi vuran bir şok oldu. Dünya ekonomisinin hacim olarak 1999’da yükselişe geçmesiyle birlikte yeni ekonomik büyüme dalgasıyla teknolojik enstrümanlar da büyüdü ve 2008 yılına gelindiğinde öyle bir şoktu ki bu sefer kriz müdahale edilmesi kolay bir kriz değildi. Çünkü küresel bir platforma ihtiyaç duyuluyordu.

İşte bu nedenle G20 vardı ama zirve noktasında değildi. 2008 yılında, G20 içinde de buna müdahale etme ihtiyacı duyuldu. Çünkü bir şekilde daha geniş bir küresel bilince ihtiyaç duyuyorduk. Aynı zamanda daha geniş satha yayılmış küresel bir ölçeğe ihtiyaç duyuyorduk. Çünkü büyüme ve istihdam konusuna tehditler vardı, finansal istikrar gerçekten çok güçlü bir tehdidin altındaydı. Büyüme ve istihdam azalmaya başladı ve bunlar esasında küresel krizin en önemli göstergeleridir. Küresel karşılıklı bağımlılık, ilke defa bu kadar bariz bir şekilde açığa çıktı. Küresel reaksiyon olmadan böylesi küresel krizlere müdahale edemezsiniz ve burada küresel karşılıklı bağımlılık, anahtar kelimedir. Yani insanoğlunun ortak kaderidir. İşte bu nedenle bizim bu ortak kaderi iyi bir şekilde anlamamız lazım. Eski krizlere benzemiyor bu.”

"İNSANLIĞIN LİDERLERİ OLARAK HAREKET ETMELİYİZ"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Eğer sürdürülebilir bir ekonomik sistem istiyorsak. Aynı zamanda insanlığın liderleri olarak da hareket etmeliyiz. Sistemin birbirleriyle bağlantılı olan sorunlarına kolektif bir şekilde yaklaşmalıyız. Hem siyaset hem ekonomi birbirleriyle entegre olmalı" dedi. 

Başbakan Davutoğlu, İngilizce yaptığı ve TRT Haber'de simultane tercüme edilen konuşmasında, iklim değişikliğiyle ilgili kendisinin dışişleri bakanı olduğu dönemde BM'de iklim değişikliğiyle alakalı bir dışişleri bakanları toplantısı gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Orada meslektaşlarıma şunu dedim; diğer tüm konularda bizler ulus devletlerin dışişleri bakanları olarak adım atabiliriz, bizim görevimiz bizim ulusal sıkıntılarımızı uluslararası camiaya dile getirmektir. Ancak mevzu iklim konusuna gelince burada ulus devletlerin dışişleri bakanları olarak adım atamayız, biz insanlığın içişleri bakanı olarak adım atmalıyız. Bizler ulus devletlerin birbirleriyle çatışan çıkarlarını savunuyorsak, bunu iklim değişikliğinde yapamayız, dedim." 

"İNSANLIĞIN İÇİŞLERİ BAKANLARI"

İklim değişikliğinin ontolojik bir konu olduğunu, siyasi bir konu olmadığını belirten Davutoğlu, "Ontolojik bir varoluş olmazsa, siyasi bir varoluş da olmaz. Eğer insanoğlu olmazsa o zaman devlet de olmaz. İnsan yoksa bir ulus devlet de kuramazsınız. Dolayısıyla iklim konusu, söz konusu olduğunda biz insanlığın içişleri bakanları olarak hareket etmek durumundayız. Ekonomik konuları sadece gelişmekte olan ve gelişmiş olan ülkeleri değil sadece G20 ülkelerini değil dünyadaki bütün ülkeleri etkiliyor" diye konuştu.

İnsanlığın bakanı olarak insanlığın temsilcisi olarak davranmak durumunda olduklarını belirten Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"İnsanlığın ihtiyaçlarına cevap vermemiz lazım. Hepimiz birbirimize bağlıyız, artık izole bir ulus devlet yok. Dünyada hiçbir ulus yok ki izole olsun ve diğer uluslara atıfta bulunmadan kendi kaderini belirleyebilsin. Türkiye ile kıyaslandığında Avustralya çok daha güvenli hissediyordur kendini. Avustralya, tek bir adadan oluşan bir kıta aslında ama bizler krizlere komşu ülkeleriz. Sizlerse Suriye'ye Libya'ya, Irak'a veya benzeri ülkelere komşu değilsiniz, bir adasınız. Jeopolitik olarak Avustralya kendisini az riskli bir coğrafyada görebilir, ama finansal olarak hiç kimse bir ada değil, hiç kimse güvende ve emniyette değil, finansal olarak herkes birbiriyle bağlantılı. Para akışı sınır tanımıyor, bu küresel çağda. Bu nedenle G20 liderlerinin bir araya gelmeye karar vermesi stratejik bir klavuzluk yapmaya soyunması gerçekten iyi karardır. Geçtiğimiz yıl Avrupa içindeki bakanlar toplantısında meslektaşlarım, benim Ukrayna, Suriye ile alakalı görüşlerimi sordu. Ben de dünyada 3 kategoride ülkeler var dedim. Birincisi yönetme bölgesi ve kapasitesi olan ülkelerdir, bu ülkeler yükseliştedir. İkincisi, herhangi bir bölgesi olmayan ama yönetme kapasitesi olan ülkelerdir dolayısıyla statükosunu devam ettirebilecek ülkelerdir. Üçüncü noktada ise ne bölgesi ne de kapasitesi olmayan ülkeler ve dolayısıyla çökmeye mahkum olan ülkelerdir ki -Suriye bunlardan bir tanesidir- siyasi ve ekonomik ortam çok önemli."

"HEM SİYASET HEM EKONOMİ BİRBİRLERİYLE ENTEGRE OLMALI"

Ülkelerin liderlerinin ülkeler için yeni vizyonlar oluşturması gerektiğini belirten Davutoğlu, "Demokratik, meşru, hesap verebilir bir siyasi sistem kurmak durumundayız. Eğer sürdürülebilir bir ekonomik sistem istiyorsak. Aynı zamanda insanlığın liderleri olarak da hareket etmeliyiz. Sistemin birbirleriyle bağlantılı olan sorunlarına kolektif bir şekilde yaklaşmalıyız. Hem siyaset hem ekonomi birbirleriyle entegre olmalı" dedi.

Davutoğlu, tüm dünyada finansal sistemi düzenlemek açısından ve finansal mimariyi yeniden tasarlamak için G20'nin bu bağlamda doğru bir platform olduğunu kaydetti.

TÜRKİYE'NİN G20 DÖNEM BAŞKANLIĞI

Krizlerden nasıl kurtulacağı konusunda ulusal deneylerin tabii ki kullanılacağını belirten Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"G20 Zirvesi'nin özü krizlerin ve problemlerin küresel ekonomik kriz bağlantısında çözülmesidir. Krize siz sadece reaksiyon gösterirseniz, yeni bir sistem oluşturamazsınız. Bu noktada proaktif bir adım atarak küresel ekonomiye yeniden bir şekil vermemiz gerektiğini düşünüyoruz. G20 içerisinde kriz müdahale grubu tabii ki oluşturuyoruz. Ama bir yönetim komitesi de var, dünyanın gelecekteki ekonomisini şekillendirmek için, bu önemli. G20'nin formatı ve usulu de önemli, G20 esnek bir organizasyon, bu çok önemli yani platformun kendisinden bahsediyorum. Üyelikte resmi bir kurallar dizisi yok. Bu noktaya kadar başarılı olduk, başarılı olmaya devam ederse, esasında yeni bir siyasi yönetişim tipi yaratmış olacağız, burada uluslararası ekonominin yönetişiminden bahsediyorum. Çünkü gündemi belirleme özgürlüğü var, katı kurallar yok. Dünya Ticaret Örgütü veya IMF gibi bir şey değil. G20 şu ana kadar bir bürokrasi yaratmadı, dikkatinizi çekerim. Başkanlık, 'dönem başkanlığı' şeklinde, bu yıl Avustralya'da önümüzdeki yıl 1 Aralık'tan sonra Türkiye'de, bizim kendi misyonumuz da var. Temel bir gündem oluşturacağız. G20'nin temel hedeflerini belirleyeceğiz, ama bir prosedür, kurallar bütünü dayatmadan, dönem başkanı olarak dayatamayız zaten. Troykası var G20'nin, mevcut başkan, gelecek başkan ve önceki başkan olarak. Ben bunu bir değer olarak görüyorum. Çünkü uluslararası siyasi sistemden çok daha kapsayıcı bir şey."

"KÜRESEL SİYASİ SİSTEM G20 MEKANİZMASINDAN ÇOK DAHA AZ DEMOKRATİK"

Davutoğlu, BM daimi üyelerinin BM Güvenlik Konseyi içerisinde herhangi bir kararı tek başına veto edebildiğini belirterek, şunları söyledi:

"Eğer tek bir ulus, Suriye veya Filistin meselelerinde olduğu gibi 'hayır' derse, bütün süreç tıkanıyor. Küresel siyasi sistem bugün esasında G20 mekanizmasından çok daha az demokratik. G20 çok taha temsiliyetçi bir yapı, tabii ki daha da fazla temsiliyetçi bir yapı haline getirilebilir. Ama en azından 3 ülke, 5 ülke, yada 8 ülke değil. Bir gündem dayatmak gibi bir şeyi olan değil bu 20 ülke. Uluslararası sistemin mutlaka her açıdan kapsayıcı olması lazım. Eğer buna sahip olmazsanız meşruiyeti bulamazsınız. Bugün BM'nin sıkıntısı zaten bu. BM Genel Kurulu kapsayıcı herkesi dahil edici ama BM Güvenlik Konseyine geldiğiniz zaman belli ulusların belli statüleri var ve diğer ulusları dışlayıcı bir yapı var. BM Güvenlik Konseyinin meşruiyeti tartışmaya açılıyor. Çünkü bir tarafta BM Genel Kurulunun almış olduğu kararlar var, bunlar bağlayıcı kararlar değil ama daha etik daha demokratik alınan kararlar. Bu bağlamda G20'nin gündemi sadece 20 ülkeyi değil, küresel gündemi temsil ediyor olmalı. Bu nedenle G20'nin diğer ülkelerle olan ilişkileri de çok önemli."

Yeni sorunları da çözmeye çalışacaklarını belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Yüzeysel bakarsanız bu sorunlar G20'nin gündemiyle hiçbir alakası olmayan sorunlar ama, ayrıntılarına girerseniz, G20 ile çok önemli. Mesela Ebola krizi. Bazı ülkeler diyebilir ki, 'dünya çapındaki salgınlar batı Afrika'nın bir sorunudur', ama hiçbir zaman bunun tüm dünyada bir salgın haline gelmeyeceğinin garantisini kimse veremez. Avustralya'dan Türkiye'ye Anzakların gelmesi veya Türkiye'nin 1960'larda Avustralya'ya gitmesi kadar zor değil artık insanların bir yerden bir yere gitmesi. Bu bir de sağlık meselesi, bugün sadece sağlık meselesi olabilir ama yarın böyle olmayacak. Dünya Sağlık Örgütünün gündeminde bu var, bugünden düşünmek zorundasınız. Ekonomik sonuçları ne olur Ebola krizinin, çünkü bir şekilde iş gücü piyasasını etkileyecek, Batı Afrika ülkelerinde, 5 bin kişi Ebola krizinde hayatını kaybetti. Daha kaç kişinin hayatını kaybedeceğini de bilmiyoruz" diye konuştu. 

EBOLA KRİZİ VE MÜLTECİLER

G20'nin, Ebola krizi gibi konulara değinmezse küresel meşruiyet de iddia edemeyeceğini belirten Davutoğlu, şunları söyledi:

"Güvenlik veya askeri krizler, bölge ekonomilerini önce ülkelerin ekonomilerini, sonra bölgenin ekonomilerini sonra da küresel ekonomileri etkiliyor. Mülteciler sıkıntısı... Son 3 seneden beri Suriye biz bunu Suriye'de yaşıyoruz, 1.6 milyon Suriye vatandaşı sadece Türkiye'ye geldi. Yaklaşık 4 milyon civarında da Suriyeli mülteci, komşu ülkelere gitti. Lübnan olsun, Irak olsun, Ürdün olsun, Türkiye olsun ek olarak 200 bin Iraklı da Türkiye'ye geldi. Erken aşamada bu bir siyasi kriz olarak görülüyor ama ilerleyen aşamalarda bir insani kriz haline dönüşüyor. İlk aşamalarda bölge ülkeleri etkilerken daha sonra insanlığın tamamını etkileyen bir şey haline geliyor. Biz 3 senede 2,5 milyar dolar para harcadık bu kriz için. Türkiye'deki bazı il ve ilçelerde Suriyelilerin nüfusu, Türk nüfusu da geçmiş durumda. Sınırımızı kapatmıyoruz. Çünkü bu insanlar, insan. Çünkü Esed rejimi scud füzeleriyle, kimyasal füzelerle bu insanlara saldırıyorlar." 

Davutoğlu, "Lübnan, G20'nin bir üyesi değil, Lübnan'da şu anda nüfusun 3'te birini mülteciler oluşturuyor ve hiç kimse diyemez ki bu sadece Lübnan'ın meselesidir, ya da Türkiye'nin ya da Irak'ın bir meselesidir. Bu bölgesel bir meseledir, petrol fiyatlarını etkiler. Demografik unsurları etkiler, nüfus yapılarını değiştirir. Bu krizlere nasıl cevap vereceğiz? Esasında G20 Zirvesi 2008 krizine yanıt vermek için başlatıldı ama biz her yıl başka sıkıntılar görüyoruz. Bu yeni sıkıntılara da mutlaka cevap vermek durumundayız"  dedi.

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 14 Kasım 2014, 08:07
banner53
YORUM EKLE

banner39