Çanakkale Savaşı'nın Anzak tarafından görünümü - Osman Şahin

İngilizlerle beraber 48 cephede savaşan Avustralyalıların kendilerine millet olma bilincini kazandırdığını ifade ettikleri Çanakkale Savaşı'nın Anzak cihetinden görünümü...

Çanakkale Savaşı'nın Anzak tarafından görünümü - Osman Şahin

Osman Şahin / Dünya Bülteni

Avustralya'da (Melburn) dört yıl yaşamış bir kişi olarak, Çanakkale Zaferinin yıldönümü vesilesiyle savaşın Avustralya boyutunu anlatacağız.

Avustralyalılar, İngiliz Orduları saflarında yaklaşık 48 ülkede çarpışmışlardır. Bu savaşların tamamında paralı asker gibi savaştıklarını, ancak Gelibolu Savaşlarının kendilerine bir millet olma kimliği kazandırdığını ifade ederler. Bu yüzden Çanakkale'deki yenilgilerini adeta bir bayram havası içinde, her yıl 25 Nisanda törenlerle yad ederler. Biz 18 Mart (yani savaşın bittiği tarihi) zafer günü kabul ederiz, Avustralyalılar ise Gelibolu Anzak Koyuna ayak bastıkları günü bayram havasında yad ederler. Öyle ki, Gelibolu Yarımadasını kutsal bir mekan olarak kabul ederler, o koylardan kum taneciklerini memleketlerine götürüp plaketlerin içinde camlı bölümlerde muhafaza edip anma gününde şeref misafirlerine takdim ederler (bana da bir tane vermişlerdi). Keza, Gelibolu Milli Parkının güvenlik vs bütün bakımı kendilerine ait olmak koşuluyla, yarımadayı Dünya Kültür Mirasına dahil ettirmek için gayret sarfederler. Bu konuda Parlamentolarında o kadar ileri düzeyde münakaşalar yaparlar ki nerdeyse tapusunu da isteyecekler zannedersiniz. Bu ölçüsüz tartışmaların Türk Milletini rahatsız edebileceğini dile getiren olmaz. Zira, 150.000 vatandaşımızın yaşadığı kıta ülkesindeki Federal Parlamentoda kendilerinin sesi soluğu olacak bir temsilcileri yoktur. Türk Toplumu birlik olup Kanberra'ya bir Federal Milletvekili gönderememektedir. Sözkonusu Kültür Mirası ilanı talepleri Sayın Başbakanımızın Avustralya'yı 2005 tarihinde ziyaretlerinden sonra kesilmiştir. Hani bazılarının turistik seyahat dedikleri resmi gezi.

Avustralya'da Nusrat Mayın Gemisi Komutanının Torunuyum derseniz nasıl karşılanırsınız?

Avustralya'da 25 Nisan günü resmi tatildir. Bu tarihte ülkede hayat durur. Akşamları ise büyük toplantı salonlarında Gelibolu Savaşı yad edilir. Savaşın Türk kaynaklarnda anlatılan hikayelerini bir Türk dile getirirse daha da çok mutlu olurlar. Bu etkinlikler oradaki Türk Toplumunun itibar görmesini de sağlar. Bu samimiyeti ve halis duyguları istismar eden Türkler de zaman zaman falan komutanın torunuyum, (mesela,(!) Nusrat Mayın Gemisi Komutan Yüzbaşı Hakkı Bey gibi) savaş hakkında araştırmalar yapmaya geldim, dediklerinde akan sular durur. Avustralayalılar (hatta Kanberra Büyükelçimiz -M.E.- dahil) onunla fotoğraf çektirmek için adeta sıraya girerler. Gerçekler bir şekilde meydana çıktığında ise ortadan kaybolurlar. Özetle Avustralyalıların bu saf duygularını istismar eden sözde tarih araştırmacıları maalesef koca kıtada zaman zaman isbat-ı vücud ederler. Bunlar, bizdeki Osmanlıca bilmeyen araştırmacılar gibi değil düpedüz Avustralyalıların temiz duygularını istismar ederler.

Her Okulun Bahçesinde bir Gelibolu Ağacı her ilde bir ANZAK (Gelibolu) Anıtı var

Avustralyalılar, Çanakkale Savaşı ruhunu (yenilgisini), kendilerine büyük bir kimlik kazandırdığı için canlı tutmak isterler. Her okulun bahçesinde "Galibolu" isimli anıt ağaç vardır. Ağacın kökünde pirince işlenmiş bir levhaya, ağacın cinsi, ait olduğu yer (Gelibolu) ve dolayısıyla Gelibolu'nun kendi tarihleri açısından ne ifade ettiği yazılıdır. Keza her ilde bir Gelibolu Anıtı vardır. Anıtlara bitişik müzelerde tarihi belgeler, madalyalar, resimler, haritalar teşhir edilir. Kimse taaa Çanakkalede ne işimiz vardı sorusunu seslendiremez. Bu soruyu Avustralya'ya göbek bağı ile bağlı olmayanlar ancak sorabilir). ANZAK günlerindeki törenlerde, savaştan sonra dostluk kurduğumuz tek millet Türklerdir derler. Oysa 1967 tarihine kadar bütün ülkelerden göçmen kabul etmelerine rağmen savaşın etkileri sebebiyle Türkiye'den göçmen talebinde bulunmamışlardır. Ta ki Kıbris asıllı vatandaşımız İbrahim Has Dellal'ın (kendi deyimiyle hasret gidermek için) Türkiye'den de göçmen kabul edin girişimlerine kadar. İbrahim Dellal'ın bu konudaki gayretleri ayrı birer makale konusu.


Broken Hill'e 3 kilometre mesafede çatışmanın meydana geldiği Beyaz kayalıklar bölgesi

Yaralı Anzak Askerini kucaklayıp mevzisinde tedavi eden Mehmetçik Avustralya'da nasıl anlatılır?

Melburn ve diğer büyük yerleşim yerlerinde yapılan yürüyüşlerde askerler 1915 yılının Alay, Bölük, Tabur vs sancak ve flamalar arkasında o günün kıyafetleriyle ordu düzenine geçer şehrin merkezinden (Federation Square) Anzak Anıtına kadar kadar yürüyüşler düzenlerler. Anzak Anıtlarında iğne atsan yere düşmeyecek kalabalıktadır. Hanımlar bayramlıklarını, erkekler ise eski SSCB muharip gazileri gibi askerlik sırasında kazandıkları bütün madalyaları yakalarına takarlar. Yürüyüş korteji protokolü selamladıktan sonra günün önemini analatan çeşitli konuşmalar yapılır. Keza yol güzergahı boyunca halk yürüyüş kortejini duygulu bir halde alkışlar. Muharip Gazizler Türk Şubesi Başkanı Ramazan Altıntaş ve Sücettin Ünal önerliğinde Türk ve Avustralya Bayraklarıyla Avustralya Türk Toplumunun resmi geçişi sırasında hissedilir derecede alkış alır. Bunun sebebi Çanakkalede yaralı Anzak Askerlerine Türklerin yiyecek ve tedavi yardımında bulunmuş olmalarıdır. Türk ve Anzak Askerleri mevzilerde iken ortada can çekişen yaralı Avustralya askerini kurtaran Türk Askerinin merhametini her seferinde değişik ilaveler katarak duygulu bir şekilde anlatır ve böylesi bir milletle yaptıkları savaşın daha o günlerde dostluğa dönüştüğünü anlatırlar. Keza, Anzak Anıtının bahçesinde merkebiyle askerlere su dağıtan Anadolu köylüsü gibi her büyük olayın rölyefi veya heykelleri hikayeleriyle vardır.

Avustralya ANZAK Törenlerinde Türklere büyük ilgi gösterilir.

Bu yürüyüşlere değişik milletler gibi Avustralya Türk Toplumu da katılır. Türklerin kortejdeki yeri sıralamada gazilerden sonra gelir. Yani Türklere korteje katılan milletlerin en önünde (önlerde) yer verirler. Türkler arasında bazı vatandaşlar kendileriyle savaşmış bir milletin Türk Topraklarına ayak basma gününe katılmalarının uygun olmadığını ifade etseler de genellikle bunları fazla detaylandırmadan kendilerini esen güçlü rüzgara kaptırırlar. Bazı Türkler ise aynı tarihte ayrı törenler düzenler. Maksat ayrı bir varlık göstermektir. Ancak Avustralya Muharip Gazileri sadece bir derneği muhatap kabul ederler. Türkler, 25 Nisan törenlerine mehter takımı ile katılmazlar. Ancak "Avustralya Gün"lerine mehter takımı ile katılarak büyük ilgi çekerler. Melburn'da Avustralya Milli Görüş Teşkilatı tarafından Mehter Takımı kurulmuştur.


Molla Abdullah’ın Broken Hill’de dini görevlerini yerine getirdiği Namazgah

57. Alay Sancağı Avustralya'da mıdır?

Bu arada zaman zaman basınımızda 57. Alay Sancağının halen Avustralya'da bir Avustralya vatandaşında olduğuna dair haberleri yayınlanır. Araştırmalar yapılır. Ilgililer harekete geçer fakat sonuç elde edilemez. 57. Alay Sancağı Avustralya'da değildir.

Halifenin "cihad" emriyle Avustralya'da ANZAK Askerlerine savaş açan iki çılgın Osmanlı

Avustralyalılar ülkemizle dostluğu kontrollu olarak sürdürürler. Bunda, orada bulunan vatandaşlarımızın yekvücut olamamalarının yanısra Yunan, Rum, Ermeni diasporasının da menfi etkisi vardır. Bu gruplar Türkiye ile olan ticari ilişkileri Atina üzerinden yürütmek isterler. Hatta Gelibolu'daki Anzak Şafak Törenlerine katılan Avustralyalılar önce Atinayı ziyaret eder, Yunan Adalarındaki yakın otellerde geceyi geçirir ve şafak vakti Gelibolu yarımadasına ayak basıp adeta o atmosferi hissederler. Yunanistandan gelmelerinin sebebi Avustralya'daki Yunan Lobisinin turizm konusundaki gücü sebebiyledir. Keza, bir sergi vesilesiyle Viktorya Parlamentosuna hediye edilen Sultan Abdulmecit'e ait tuğranın Parlamento Kütüphanesine asılacağı TV'de Meclis Başkanı J. Lindell tarafından ifade edilmesine rağmen bilahare bu anlamlı tuğranın söylenen yere asılmaması da bu iddiaları teyit eder mahiyettedir. Oysa Sultan Abdulmecit "büyük patates kıtlığı"nda İrlandalılara gemiler dolusu gıda malzemesi gönderen bir Osmanlı Padişahıdır.

Keza, Gelibolu Savaşları olduğunda trenlerle Sidney ve Melburn'dan batıdaki Perth limanına asker sevkiyatını gören Afgan kökenli Osmanlı tebasından Helal Et işiyle uğraşan Molla Abdullah askerin neden akın akın batıya gittiklerini merak eder ve dondurmacı Gul Muhammed'e bunun sebebini sorar. Dondurmacı cevaben, "duymadın mı der, bunlar Halife Sultan Reşad'a karşı savaşmaya gidiyorlar. Halife de bunlara ve müttefiklerine "cihad" ilan etti, Bunlar İngliz askerleri saflarında Hilafet Merkezini işgal etmeye gidiyorlar." Olayın devamı malum... Kasap derki: O zaman biz hangi günü bekliyoruz. Bunlar zaten her gün helal et yememize engel olmak için hayvan kesiminden dolayı bana hayatı zindan ettiler. Madem Halife cihad ilan etti, ben zaten 4 kere cihada katılmak için Sultan Abdulhamid'e müracaat etmiş ve her seferinde teklifi red edilmiş bir gönüllüyüm. Biz halifenin tebası değil miyiz? Bu ferman bizi de bağlamıyor mu? Bu askerlerin gemiye ulaşmalarına engel olmamız lazım, diyerek asker sevkiyatı yapan trene Broken Hill maden kasabasında ateş etme kararı alırlar ve orada meydana gelen çatışmada şehit olurlar. Gariptir, Kasap Molla Abdullah'ın vasiyetnamesine de yansıyan helal et duyarlılığı sayesinde bugün Avustralya'da "Helal Et Müessesesi" Türkiye'den daha düzenli bir kurum olarak hizmet vermektedir.


Molla Abdullah ve Gul Muhammed'in yaptığı Osmanlı (Türk) Bayrağı ve silahlar Bu Bayrak Sidney Polis Müzesinde Delail-i Hayrat dua kitabıyla sergilenmektedir

Çanakkale Savaşı'nda Avusturalya'da açılan cephe

Avustralya gazeteleri bu olayı Çanakkale Savaşının kendi ülkelerine yansıyan bir kıvılcımı olarak savaş manşetleri ile yazarlar. Olayın, "The Battle of Broken Hill" (Brokenn Hill Savaşı), "war" (savaş) tabirleriyle anlatıldığını görürsünüz. O halde olayı, bazı yazarların kasıtlı olarak çarpıttıkları gibi, basit bir haydutluk olarak görmenin anlamı yok. Brooken Hill'de askerleri taşıyan trene yapılan saldırı olayı Çanakkale'de meydana gelen savaşın Avustralya'daki izdüşümüdür. Dondurmacı Gul Muhammed'in, biz Halife'nin cihad emrini yerine getiriyoruz, kimse bu hareketimizi yanlış anlamasın demesi bu olayın mahiyetini tartışma dışı bırakmıştır.

Bazı Türk Gazeteleri bu olayı neden günümüz "abede patentli islamic terrorism" ile aynı kategoride göstermek istiyorlar?

Bugün bazı gazetelerimizde, Molla Abdullah ve Gul Muhammed'in aşağıda metni kayıtlı beyanlarına rağmen bu olayı, günümüz el kaide-selefilik vs gibi terör örgütlerinin eylemleriyle ilişkilendirmeleri müslümanları bir bütün olarak terörist olarak göstermeye yönelik kasıtlı bir tavırdır. Terörist hiçbir kural tanımıyan anarşist demektir. Oysa Molla Abdullah savaşa katılmak için 4 kere Halifeye müracaat ettiğini ve müracaatlarının red edildiğini yazılı olarak beyan etmektedir. Burada islam inancında savaşı (cihat) ancak devlet başkanlarının ilan etme yetkisine sahip oldukları da dolaylı olarak anlaşılmaktadır. Nur Muh. Ve Molla Abdullah kural tanımaz terörist insanlar olsalar Halifeye bağlılıklarını beyan ederler mi? Olayın mahiyeti bırakılan kağıtlarda detayları ile yazılı iken günümüz terör olayları ile ilişkilendirilmesini Türküm diyenlerin yaymaları enteresandır. Aşağıdaki fotograflarda tren yolcularının resmi elbiselerle pikniğe gittikleri görünmektedir. Kravat ve takım elbise ile pikniğe gidildiğini ilk olarak bu fotoğraflarda görüyorum. Kaldı ki eski Avustralya gazete haber başlıklarında "savaş" kelimesi özellikle kullanılmaktadırlar. Ancak bizimkiler bir kere bağcıyı dövmeye karar vermişler ya, islami terörün ilki Avustralya'da çıktı demekten kendilerini alamıyorlar. Oysa Avustralya kaynaklarında "savaş" başlıklarıyla anlatılan Broken Hill Olayını, bugünün hukuk kriterleri yerine o günün savaş hukuku içinde yargılamak lazım. Olaya sebebiyet veren cihat talimatı Gül Muhammed'in şalı içinde bulunmaktadır. Gül Muhammed; "eğer Halifeden aldığım emir bir şarapnel parçasıyla parçalanmazsa talimat şalın arasındadır" demektedir. Bu emir bu bugün mevcut mudur, değil midir? Bu önemli belgenin de AU yetkililerine yetkililerimiz tarafından sorulması lazımdır. Zira sözkonusu evrak devlet imkanları sarfedilerek bulunabilecek eski bir dökümandır.


Molla Abdullah'ın kuşağından çıkan not:

"Yüce Allah'ın indinde ben fakir ve zavallı bir günahkarım ve O'nun merhametini niyaz ediyorum. Bu ülkede meskun fakir biriyim. Fakat farklı bir isim verdim. Bir gün, müfettiş beni suçladı bir başka olayda ise yalvardım ve dua ettim ancak o bana kulak asmadı. Öfkeli bir şekilde derin düşüncelere dalmıştım. Tam o esnada, Gool Badsha Mahomed isimli bir adam geldi ve birbirimizle dertleştik. Çok mutlu oldum ve onun planlarına aklım yattı. Allah'tan inancım uğruna bana kolay bir ölüm nasip etmesini istedim. Zaten, ikimizin de kimseye herhangi bir husumeti sözkonusu değildi. Zira, iman etmiştim, Sultan'ın ve Kuran'ın koyduğu düzen ve kurallara itaatim tamdı. Ne var ki, müfettişe kin duyduğum için onu öldürmek niyetindeydim. Bunun dışında, hiç kimseye karşı bir düşmanlığım yoktu ve bu durumla ilgili kimseyi de bilgilendirmiş değildik. Allah'a ve Kuran'a yemin olsun ki bu böyleydi."

(İmza) Molla Abdullah

"Broken Hill Savaşında şehit olanların bayrak ve silahları

İki kişinin bu kadar büyük bir çatışmaya cesaret etmeleri ortalığı ayağa kaldırır. Etrafları yerel güvenlik güçleri tarafından çevrilir ve beyaz kayalıklarda kıstırılarak şehit edilirler. Gül Muhammed orada vefat eder. Molla Abdullah ise hastanede. Olay yerinde bir vasiyetnameleri bilahare bulunur. Üzerlerinde ise bir delail-i hayrat kitabı vardır. Sözkonusu mavzerler, vasiyetname, dua kitabı ve yaptıkları bayrak Sidney Polis Müzesinde halen sergilenmektedir. Bıraktıkları vasiyetlerindeki en hayret verici ifade , şehadete (ingiliz kaynakları "suicide" intihar diyorlar) karar vermeleri anında duydukları sevinç hissidir.


Gul Muhammed'e ait çatışma ortamında bulunan not:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın ve Peygamberi Muhammed'in adıyla. Bu fakir günahkar Sultan'ın bir tebasıdır. İsmim, Gool Badsha Mahomed, Afghan Afrid kabilesindenim. Sultan Abdül Hamid devrinde, sultanlığını savaşa katılmak üzere 4 kez ziyaret ettim. Sultan'ın emri gerektiği gibi kendisi tarafından imzalanmış ve mühürlenmiş şekildedir. Ferman kuşağımda duruyor şayet bir şarapnel parçası veya kurşun sebebiyle parçalanmamışsa, onu üzerimde bulacaksınız. Adamlarınızı öldürmeli ve Sultan'ın emriyle inancım uğruna can vermeliyim. Kimseye bir husumetim yoktur. Bu husuta, ne bir kimseye danıştım ne de herhangi birini bu konuda haberdar ettim. Tüm inananlara selam olsun."

(İmza) Gool Badsha Mahomed (Afganistan- Afridli)

Avustralya basınının "The Battle of Broken Hill"i yorumu

Avustralyalılar, Gelibolu Savaşlarına kendi perspektifleriyle bakarken aynı savaşın kendi ülkelerinde meydana gelmiş olan Broken Hill boyutunu geçiştirirler. Üzerlerine vardığınızda "olay daha çok taze, yaramız kapanamadı" derler. Oysa 1 Ocak 1915 tarihinde meydana gelmiş olan olayın üzerinden 98 sene geçmiştir. Bir yandan Gelibolu yarımadasının – ki oarada değişik milletlere ait anıt mezarlar var- dünya kültür mirası kabul edilmesini ve şehitliğin bakımını da isterlerken Broken Hill'deki o iki şehidin mezar yerlerini dahi göstermek istemezler. Bu konuda Türk yetkilileri yani Büyükelçilerimiz de nedense - BE Sn. Bilal Şimşir hariç- ilgisiz kalmayı tercih ederler. Bir kriz çıkma mendişesi yaşarlar. Orada yaşayan Türk Toplumu ise tarihte meydana gelmiş olan olaylar kendilerine fatura edilir endişesiyle bu konuda çekingen davranırlar. (Hiç unutmuyorum, Türklerin Avustralya'ya göç etmelerinin senei devriyesi münasebetiyle halen Melburn Başkonsolosluğunda teşhir edilen "göç" konulu minyatürü arkadaşım merhum Nusret Çolpan'a sipariş etmiştim. Konu göç olunca sanatçı uçak, kervan, göçmen kuşlar, tren vs gibi yolculuğu hatırlatan objeleri minyatürde kullanmış. Üstelik bunların tamamı resimde Çanakkale'den Avustralya kıtasına yönelik olarak yolculuğa çıkıyorlar. Bilahare minyatür ustası dostum Çolpan bana anlattı ve dediki; Göç Tertip Komitesi yaptığım bu minyatürden tren resminin kaldırılmasını ısrarla istedi sebebini merak ettim. Olayı araştırdığımda meğer Avustralya'da tren resmi çizmek, hatta bu kelimeyi kullanmak Türkler açısından tehlikeli imiş. Onlar Gelibolunun neredeyse sorumluluğunu istiyorlar. Bizimkiler çağrışım yapan obje ve tabirlerden uzak durmayı tercih ediyorlar. Öte yandan, Gelibolu Milli Parkını ziyaret edenler rehberlerden duymuşlardır. Orada bir kesikbaş mezarı vardır. Çanakkalede Türk Askerini şehit ettikten sonra kafasını kesip beraberinde Avustralya'ya kadar götüren ANZAK askeridir. Vahşetin tarifini yaparken böylesi bir insanın genetik yapısıni örnek olarak anlatmak fazla söze hacet bırakmaz. Bir kişinin hatası elbetteki bütün bir millete (Avustralya Toplumuna) mal edilemez. Keza, olayları bir bütün olarak görmekte elbetteki dostluğu arttırıcı yararlar vardır. Türk Toplumu da cesaretini toplamalı ve kendi kültürlerine sahip çıkarken tarihi olayları gazetelerin yönlendirmelerinden değil de ciddi kaynaklardan araştırmalıdırlar.


Broken Hill Savaşından kalan Osmanlı Kıyafetleri 1800-1918, 1915, Chris Flaherty

Türk Şehitlik Anıtı nasıl engelledi?

1996'larda Kanberra Türk Büyükelçiliğine atanan ve aynı zamanda iyi bir tarih araşmacısı olan Büyükelçimiz Sayın Bilal Şimşir bu olayı araştırır. Hayli bilgi ve belge toplar. Olayın detaylarına iner ve Avustralya Türklerinin hiç olmazsa yılda bir kere ziyaret edip birer fatiha okumaları için Broken Hill'de bir Şehitlik Anıtı dikilmesi için gayret sarfeder. Proje Broken Hill Belediyesi tarafından da turistik anlamda ziyaretçi sayısını arttırıp gelir sağlayacağı için ilgi ile karşılanır ve destek görür. Anıtın nasıl olacağı dahi tartışılır ve yarışmalar açılır. Ancak kim engel olursa bu proje konusunda Türk toplumu aniden ikiye bölünür ve aralarında görüş ayrılıklarına düşerler. İki kişi Osmanlı Bayrağı taşımalarına ve Osmanlı tebasından olduklarını ifade etmelerine rağmen Onlar Afgan Uyruklu gibi garip dayanaklarla Büyükelçinin teklifini eleştirirler. Proje tamamlanmadan akim kalır. Büyükelçimizin de görev süresi tamamlandığı için Avustralya'dan ayrılır. Yerine atanan Büyükelçi ise bu projeye sıcak bakmaz ve selefinin başlattığı projeyi tamamlamak şöyle dursun şehitlik anıtı dikilmesine hiç ilgi göstermez.


40 Vagonlu 1200 kişilik piknik treni (Yolcular piknikçilerden ziyade askerlere benziyor)

Avustralya'da şehit olan iki Osmanlının mezar yerleri belirlenmeli

Burada Türk Hükümetine tarihi bir görev düşmektedir. Biz madem Avustralyalılarla savaştan dostluklar çıkaran bir milletiz ki Avustralyalılar da bizim gibi düşünmektedirler. Bu iki şehidin mezar yerlerinin hiç olmazsa olayın 100. yıldönümünde ortaya çıkarılması ve üzerlerindeki sır perdesinin kaldırılarak oradaki Türklerin veya Afgan asıllı Müslümanların ziyaret edip bir fatiha okumaları için bir anıt mezar yapılması lazım.

Broken Hill Savaşı Terörist bir saldırı değildir.

Maalesef bu müessif olay her ne kadar bazı çevreler tarafından niyetlenen şekillerde gösterilmek istenmekte ve terörist bir saldırıymış gibi anlatılmakta ise de, "Broken Hill Savaşı", çatışmam ortamında bilahare bulunan Urduca yazılmış küçük notlarda olayın sebebi ileride herhangi bir fitneye sebep olunmaması için net olarak 1915 Çanakkale Savaşı ile ilintilendirilmektedir. Halifenin "cihad" emrini yerine getirmek için yapılmış bir eylem olarak anlatılmaktadır. Bu durumda tedirgin olmaya da gerek yok. Tedirgin olacak birileri varsa kesikbaşı bavuluna koyup memleketine götürenlerdir.

Lozan'da Halifeliğin kaldırılmasının sebebi Broken Hill Savaşı mı?

Halifeliğin Kaldırılmasına gelince, Broken Hill'de meydana gelen olay Halifeliğin gücünü o kadar büyük göstermektedir ki, belki de İngilizler, Lozan Antlaşması müzakereleri sırasında bu müesseseyi ortadan kaldırmak için bu yüzden ırarla direndiler. Düşünün İstanbul'da mukim Halife bir çağrıda bulunuyor, çağrısı taaa Batı Avustralya'da hüsn-ü kabul görüyor ve teba tarafından canları pahasına uygulanıyor. Öyle ki, İngilizler, TBMM Halifeliği kaldırıldıktan sonra Lozan Antlaşmasını Parlamentolarında onayladılar. Acaba, böylesi tılsımlı bir müesseseden rahatsız olmalarının sebebi, Molla Abdullah'ın bıraktığı bu küçücük kağıt parçası mıdır?


Gul Muhammed'in dondurma arabası

20-03-2013

Güncelleme Tarihi: 27 Mart 2019, 15:40
YORUM EKLE
YORUMLAR
DERVİŞ BERKCAN ÖZDEMİR
DERVİŞ BERKCAN ÖZDEMİR - 6 yıl Önce

Ben 1 nci Dünya ve Kurtuluş Savaşlarına katılarak ATATÜRK'ün Muhafızlığına kadar yükselen,İzmir'e ilk girenler arasında yer alan ve kırmızı şeritli ''İSTİKLAL MADALYASI''yla taltif edilen Gazi Derviş ÖZDEMİR'in en küçük torunuyum.Halifemizin cihad çağrısına uyup Avustralya'ya savaş ilan eden şehitlerimiz için ANITMEZAR yapılmasını talep ediyorum.Saygılarımla.

cengizhan önbıçak
cengizhan önbıçak - 6 yıl Önce

bu vatanı bize bırakan ecdadımıza rahmet olsun,. vatanı satmak isteyenlerede lanet olsun

İsmail  Karlı
İsmail Karlı - 6 yıl Önce

Bu yazı yakın tarihimizdeki olayları çarpıtmak isteyenlere iyi bir cevap omuş. Acaba bizim çevremizde meydana gelen olaylar da mı bu şekilde çarpıtılıyor? Sanırım gizlenen her şey mururu zamanla er geç gün yüzüne çıkıyor. Ellerine sağlık.,

Ümit Menteş
Ümit Menteş - 6 yıl Önce

Can Dündar, Avustralyaya yaptığı gezi anılarını Milliyet gazetesinde anlatırken; "...daha sonra evinde yapılan aramada haşhaş bulunacaktı. Bu tuhaf saldırı, 90 yıl sonraki 11 Eylül'ün öncülüydü adeta...." diyor.Oysa yukarıda kayıtlı yazıda, Molla Abdullahın kendi imkanlarıyla yaptırdığı camide ibadet ettiği fotograflarıyla kaydedilmektedir. Çok tuhaf bir benzetme...

Vahit Özdemir Dervişoğlu
Vahit Özdemir Dervişoğlu - 4 yıl Önce

Avustralya'da Osmanlı Halifesi'nin cihad çağrısına uyarak görevlerini yapan Afgan veya Türk asıllı iki müslüman kardeşimizin şehit oldukları yere bir anıt-mezar yapılmalıdır.

ahmet
ahmet - 4 yıl Önce

çanakkale de çerkeslere de anıt mezar yapılmalı...

Mustafa Yalçın
Mustafa Yalçın - 4 yıl Önce

Hayal aleminde bir yazı. Avustralya'yı da kavrayamamış, yazar

Selman Yazgan
Selman Yazgan - 6 yıl Önce

Değerli, anlamlı, farklı ve hamaset edebiyatından ötegerçekten bilinmeyeni öğreten İyi bir yazı...Yararlandım teşekkürler... Dr.S.Yazgan


banner39

banner36

banner37

banner35