banner15

Makedonya'da Türk olmak... Dr. Yusuf Hasani Dünya Bülteni'ne konuştu

Makedonya Parlamentosu'nun Türk vekillerinden ve Türk Demokrat Partisi Genel Başkan Yardımcısı Dr. Yusuf Hasani, ülkede azınlık olarak Türk olmanın zorluğunu, Makedonya'da FETÖ ile mücadeleyi, ülkenin NATO'ya üyeliğini ve AB sürecini Dünya Bülteni'ne değerlendirdi.

Makedonya'da Türk olmak...  Dr. Yusuf Hasani Dünya Bülteni'ne konuştu

Furkan Özkul 

Makedonya Parlamentosu'nun Türk vekillerinden Dr. Yusuf Hasani ile gerçekleştirdiğimiz röportajda son dönemde ülkede yaşanan gelişmeleri, Makedonya Türklerini ve ülkede bir Türk olmanın anlamını konuştuk. 

Makedonya Türklerinin, Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte, 1990 yılında ilk defa kurmuş oldukları Makedonya Türk Demokratik Birliği (TDB) adı altındaki ilk siyasi oluşumunun gençlik kollarında görev yapan Hasani,1992 yılında devam eden bu siyasi oluşumun partiye dönüşmesi sonrası Makedonya Türk Demokratik Partisi (TDP) çatısı altında faaliyet göstermeye başladı. 

Hasani, aktif siyaset hayatını şu cümlelerle anlattı: 

2008 yılından bugüne kadar TDP MYK ve MKYK üyeliğim, 2008-2016 yılları arasında TDP Vrapçişte Şubesi İlçe Başkanlığım, 2011-2016 yılları arasında Makedonya Cumhuriyeti (M.C) Başbakanlığına bağlı Topluluk Hakları Kalkındırma Ajansı Müdür Vekilliğim,  Aralık 2016 itibariyle ise Makedonya’da gerçekleşen erken parlamento seçimlerinde 6. Bölge 2. Sırada (Gostivar, Kalkandelen, Vrapçişte, Yukarı Banisa, Aşağı Banisa, Zdunye, Tearçe bölgesi) TDP Milletvekili olarak seçilmem sonucunda, Makedonya Cumhuriyeti Meclisi’nde milletvekili olarak görevler üstlendim.

Partimizin 2016 yılı son 9. Kurultayından sonra yeni seçilen Genel Başkan Sn. Beycan İlyas tarafından ise TDP Genel Başkan Yardımcısı görevine getirildim ve Milletvekilliğim yanısıra TDP Genel Başkan Yardımcılığı görevini de sürdürmekteyim.

-Makedonya’nın bağımsızlık sürecinde ve öncesinde neler yaşandı?

-Balkanlarda dolayısıyla Makedonya’da yaşayan Türkler, 600 yıllık Türk hakimiyeti sonrası yani Osmanlının bu bölgeden çekilmesiyle birlikte sıkıntı yaşamaya başlamıştır. Özellikle 1912 Balkan Harbi‘nin ardından yaşanan toprak kayıplarıyla birlikte başta Kosova, Makedonya ve Batı Trakya olmak üzere Balkanlar’daki Türkler için çok zor günler başlamış oldu. Her ne pahasına olursa olsun Balkanları terk etmeyi düşünmeyen Türkler, Balkan Savaşları döneminde yaşanan ‘’Acı Göçler’’ e rağmen, I.Dünya Savaşı, II.Dünya Savaşı dönemlerinde bu topraklarda bir şekilde barınmayı başarmışlardır. Her ne kadar zor dönemler olsa da Makedonya Türkleri bu topraklarda süreklilik sağlamayı başardılar.

MAKEDONYA TÜRKLERİ İÇİN “YÜCEL HAREKETİ”NİN ÖNEMİ 

Makedonya‘da yaşayan Türkler, 1937 yılında ilk defa ‘’Yücel Hareketi’’ adı altında Türk gençlerin katılımıyla milli ve manevi değerlerini, örf, adet ve geleneklerini korumak ve yaşatmak üzere bir araya gelmeye başlamışlar. Toplantıların asıl amacının  yaklaşan II. Dünya savaşı ve savaş döneminde yaşabanilecek muhtemel gelişmeler olduğu söylenebilir. Savaşın başlamasıyla gündem Almanların işgali, partizanların propagandaları ve baskıları ve gençlerin korunması için gereken önlemler imiş. Yücel Teşkilatı elemanları eğitim seviyesi yüksek, ahlak ve fazilet sahibi Türk gençlerinden oluşuyormuş.

II.Dünya Savaşı sonrası 1945-1948 yılları arasında Tito Yugoslavya’sı döneminde bu harekete mensup kişilerin, dönemin tek partili komunist sistemine zarar ve düşmanlık ettikleri gerekçesiyle teşkilat mensupları tutuklanarak cezaevlerine götürülmüşler. Aralarında üst düzey yönetici olanlar kurşuna dizilmiş, geri kalanlar da ağır hapis cezasına çarptırılmışlardır.
1950 yılından sonra ise genel af ve Makedonya’da 300 bin olan Türk nufusu, 1953-1960 yılları arasında yaşanan planlı 200 bin kişilik anavatana göç dalgası yaşanmıştır. Bunun ardından Makedonya Türkleri siyasi bir örgütlenme gerçekleştirmemiş ve 100 bin kişilik bir nüfus şeklinde bu topraklarda hayatlarını sürdürmüşlerdir. 

1990 yıllara gelindiğinde, dağılma durumuna gelen Yugoslavya ve onun cumhuriyetleri yavaş yavaş bağımsızlıklarını ilan ederlerken ve o dönem yaşanan aşırı milliyetçilik akımları ve savaş sahnelerini de göz önünde bulundurursak, Makedonya halkı çok akılcı manevralarla kendi bağımsızlığını ilan etmeyi ve Makedonya Cumhuriyeti gibi yeni bir devletin kurulmasını sağlamışlardı. O dönemde bu bağımsızlığı ilk tanıyan ülke bizim anavatanımız olan Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.

-TDP Genel BaşkanYardımcısı ve Makedonya Parlamentosu’nda Türkleri temsil eden bir vekil olarak bölgede yaşayan Türklerin karşılaştıkları en büyük siyasi sorun ya da sorunlar nelerdir?

-Bence Makedonya’da Türk olmak, şanlı Osmanlı dönemini yaşamış bu topraklarda hem devamlılığı sağlamak hem de bu tarihten güç alarak bu topraklarda Türk dilini, dinini, kültürünü, örf ve adetlerini layıkıyla yerine getirerek korumak, yaşatmak ve de gelecek nesillere bunu aktarmakla yükümlü olduğumuzu belirten bir kavramdır. 

Tabi ki günümüzde her ne kadar diğer medeniyetlerin etkisi altında kaldıysak ve bazı anomaliler mevcut ise de, geriye yönelik geçen bu süre içerisinde bunu yaşatabildiğimizi düşünmekteyim.

1991 SONRASI TÜRKLER EN ZOR DÖNEMİNİ YAŞADILAR

1991 yılı Makedonya Anayasası sonucunda, Makedonya Türkleri belki de en zor dönemini yaşamaya başladılar. O dönemde artık 1974 anayasasına nazaran artık yeni anayasamıza göre haklarımızı korumak, ilerletmek ve de geliştirmek anlamında çok zor günler geçirdik. Belirli bölgelerde kendi anadilimizde eğitim görmemiz engellendi. Bizimle birlikte diğer azınlık olarak kabul edilen halklar da aynı sıkıntıları yaşadılar. Makedonya o dönemlerde devamlı protesto gösterileri ve devamlı sıkıntıları olan halkların gösterileriyle karşı karşıya kalmıştı. Yıllar geçtikçe bu sıkıntılar iyice gün yüzüne  çıkarak 2001 yılında Kalkandelen dağlarında patlak veren iç savaş krizine doğru sürüklenmişti. 

OHRİ ANLAŞMASININ AZINLIKLAR İÇİN ÖNEMİ

Bu uzun sürmedi ve aynı yıl içerisinde, uluslararası faktörün devreye girmesiyle Makedonya’da yaşayan halkların haklarını düzenlemek anlamında Ohri’de bir anlaşmaya varıldı. ‘’Ohri Çerçeve Anlaşması’’ adını taşıyan bu anlaşma sonucunda tekrar Anayasamız gözden geçirildi ve kanun düzenlemeleri ile Makedonya’da yaşayan her halkın hakları  masaya yatırıldı. 
Yapılan Anayasa düzenlemesi sonucunda artık Makedonya bağımsız bir ülke olarak; Makedonlar, Arnavutlar, Türkler, Romanlar, Sırplar, Boşnaklar, Ulahlar ve diğer topluluklardan oluştuğu kavramı eklendi. 2002 yılında nüfus sayımı yapıldı ve bu sayımlar sonucunda Makedonlar 1.297.981 (yüzde 64.18), Arnavutlar 509.083 (yüzde 25.17), Türkler 77.959 (yüzde 3.85), Romanlar 53.879  (yüzde 2.66), Sırplar 35.939 (yüzde 1.78), Boşnaklar 17.018 (yüzde 0.84), Ulahlar 9.695 (yüzde 0.48), ve diğerleri adı altında yaklaşık 20 tür milletin yaşadığı bir ülke haline dönüştürüldü.

Bu tarihten itibaren artık Makedonya’da normal şartlar altında herkesin eşit olduğu bir devlet çatısı altında her millet kendi hakkını korumak ve geliştirmek anlamında çalışmalarını sürdürecekti. Ancak Anayasadaki yüzde 20’lik bir baraj sonucunda, yıllar geçtikçe bunun böyle olmadığı saptandı ve Makedonya’da sadece iki milletin Makedonlar ve Arnavutların (yüzde 20’nin üstünde olmaları) favorize edildiği, diğer hakların ise özellikle “Hakçe temsil ilkesine” dayanarak geride kaldıkları saptandı. 

DR. KENAN HASİP, AZINLIK HAKLARI, VE 2007 YILI…

2007 yılında dönemin Milletvekili olan TDP Genel Başkanı Dr. Kenan Hasip, bir muhalefet milletvekili olarak Makedonya Meclisinde, genel nüfusun yüzde20’sinin altında yaşayan Türkler, Romanlar, Sırplar, Boşnaklar, Ulahlar ve diğer toplulukların haklarını koruma ve geliştirme anlamında bir kanun teklifini meclisten geçirmeyi başarmıştı.
Bu kanun doğrultusunda M.C Başbakanlığına bağlı ‘’Topluluk Haklarını Koruma ve Geliştirme Ajansı’’ kuruldu ve artık bu ajansın toplulukların haklarını gözetleme gibi bir görevle faaliyete geçmesi sağlandı.

2007 yılından itibaren Makedonya’da yaşayan Türkler olarak, partimizin üretmiş olduğu sağlıklı politikalar sayesinde ister eğitim alanında ki sıkıntılar, ister kültür, ister devlet kurumlarındaki temsiliyet oranımız (Hakça Temsiliyet) düzelmeye başladı.

SEÇİM MODELİ TÜRK HALKININ İRADESİNİ YANSITMIYOR

Son dönemde ise yıllardır bizleri yakından ilgilendiren seçim modelimizin yaratmış olduğu sıkıntıyı da gündeme taşıyoruz. Mevcut seçim modeli ülkede yaşayan Türk halkının iradesini meclise yansıtmamaktadır. Çünkü Makedonya Türkleri olarak dağınık bir şekilde yaşamamıza rağmen, mevcut 6 seçim biriminden oluşan bu modelde sadece bir bölgede milletvekili kazanma şansımız mevcuttur. Yaklaşık 60 bin Türk seçmeni olduğunu düşündüğümüz Makedonya’da eğer ‘’tek seçim birimi’’ modeline geçmiş olursak bu durumda, bütün soydaşlarımızın kullanmış oldukları oylar ‘’tek sandık’’ sistemiyle birikecek ve ortalama 5-6 Türk milletvekili çıkartma şansımız olacak. 

Hakça Temsil İlkesine bağlı devlet kurumlarındaki temsiliyet oranımız.


-Kısa bir zaman önce Makedonya ile Yunanistan arasında isim değişikliğini ön gören anlaşma yapıldı. Böylelikle Makedonya’nın AB ve NATO yolundaki en büyük engeli de kalkmış oldu. Bundan sonraki süreçte azınlıklar ile ilgili ne gibi olumlu gelişmeler yaşanabilir?

-Makedonya 1991 yılında bağımsızlığını ilan ettiği dönemde ortaya çıkan bu isim sorunu, günümüze kadar çok ağır bir süreçten geçmiştir. ‘’Makedonya Cumhuriyeti’’ olarak başlayan bu hikaye 1994-1995 yılına kadar sürdü. Yunanistan hükümetinin yoğun baskıları sonucu 1995 yılında devletimizin hem resmi bayrağı hem de ismi değiştirildi. ‘’Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya’’ ya da kısacası F.Y.R.O.M adı altında yeni bir şekle dönüştürüldü. Bundan sonra asıl sorun başlamış oldu, ancak burada vurgulamamız gereken anavatanımız  Türkiye Cumhuriyeti bu isim sorununa tek ülke olarak sahip çıkmış ve bu zorunlu isim değişikliğini kabullenmemişti. ‘’Biz dostlarımıza kendi ismiyle hitap ederiz’’demişti dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan

Ardından başlayan bu sıkıntı bugüne kadar devlet yönetiminde bulunan bütün siyasi partilerin yoğun çabaları sonucu bir çözüme ulaştırılamadı. 2015 yılında Makedonya’da yoğun bir siyasi kriz ortaya çıktı fakat bir türlü çare bulunamazken, 2016 Aralık ayında erken parlamento seçimleri gündeme geldi. Yeni seçilen milletvekilleri çoğunluk oluşturup Sosyal Demokratlar Birliği Partisi’nin iktidara gelmesini sağladılar. Bunun sonucu uluslararası faktör (AB,NATO) Yunanistan’ın bir şekilde masaya oturup bu isim sorununa çözüm bulması ve bunun sonucunda 2008 yılında NATO ya başvuran ülkemizin adaylığı yolunda tek engelin ortadan kalkmasını önerdiler. Bu doğrultuda her iki hükümet yetkilileri masaya oturup bir uzlaşma sonucunda her iki ülkenin taviz vererek isim sorununu halletmeleri ile birlikte Makedonya’nın yeni ismi ‘’Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’’ yönünde bir değişikliğe gidileceği  ve bu doğrultuda NATO üyeliği sürecinin başlamasında bir engel kalmayacağı sonucuna vardılar. 

Makedonya Başbakanı ile birlikte Ankara’da gerçekleştirmiş olduğumuz görüşmelerde dönemin başbakanı Sn. Binali Yıldırım ve Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan, ‘’Eğer her iki ülke masaya oturup bir anlaşmaya varırlarsa bizler de bu kararı saygıyla karşılarız’’ şeklinde vermiş oldukları demeçleri, bu sürece vermiş oldukları destek Makedonya hükümeti temsilcilerini de sevindirmiş oldu.

Bu doğrultuda Makedonya Anayasası’nda bazı değişikliklerin yapılması öngörüldü. Makedonya meclisi anayasa görüşmelerini başlattı ve 2 aylık bir sürede, Makedonyanın yeni ismi ‘’Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’’, Makedonya’da yaşayan halkların tanınması, Makedonyanın resmi dilinin Makedonca olarak kalacağı kararına vararak, anayasadaki değişikler tamamlandı. Böylelikle Makedonya’nın Yunanistan ile mevcut isim sorunu çözülmüş oldu.

Bu isim sorununun ortadan kalkmasıyla birlikte, NATO üyeliği süreci başladı. Aralarında Türkiye’nin NATO Büyükelçisi’nin de olduğu 29 NATO Büyükelçisi, Brüksel’de Makedonya’nın NATO üyeliği konusundaki protokolü imzalandı. 

“AB ÜLKEMİZİ DAHA ZOR BİR DURUMA DÜŞÜREBİLİR”

Haziran 2019’da ise Avrupa Birliği (AB) sürecinde ön üyelik müzakerelerin başlaması planlandı ve bu doğrultuda AB uyumlu yasalar da gündeme gelmeye başladı. Yapılması gereken reformlar daha da hız kazandı. Şahsen benim görüşüm AB’nin bizlere ülke olarak pek bir fayda sağlamasından öte gelişmekte olan ülkemizi daha da zor duruma düşüreceği kanısını taşımaktayım. 

Ancak eğer bu geçici dönemi atlatmış olursak en azından vatandaşlarımızın refahını düşünürsek, ülkemizin daha stabil bir durumda olacağı ve dıştan gelen yatırımcı şirketlerin daha güvenli bir ülkeye yatırım yaptıkları kanısını taşıyacakları gerçeği de bizleri rahatlatmaktadır.

NATO, GÜNEYDOĞU BALKANLAR’DA İSTİKRARI SAĞLAYABİLİR

NATO üyeliği ise aynı şekilde, yıllarca stabil olmayan Güneydoğu Avrupa bölgesinde artık parçalanma, savaş, güvensizilik duygusunu ortadan kaldırmaya yarayacağı kanısını taşımaktayım.

Makedonya’da yaşayan azınlıklar olarak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) merkez ve Doğu Avrupa ülkelerinde demokratik değerlerin tanıtılması ve gelişmesinde olan önemin değerlendirilmesi açısından yürütmüş olduğu çalışmalar, 1990 yılında Kopenhag Kriterleri’nin kabul edilmesi, ki bu dokümanda azınlıklar haklarının korunması hususunda detaylı standartları içermektedir. Her nekadar hukuki açıdan sorumluluklar getirmese bile, bu doküman Avrupada azınlıklar haklarının geliştirilmesi konusunda müzakerelerin yürütülmesi için temel dokümanı oluşturmaktadır. 

Bu alanda daha önemli adım AGİT bünyesinde özel enstrüman olduğu kabul edilen Milli Azınlıklar Yüksek Komiseri görevinin oluşturulması ile yine bu teşkilat tarafından yapılmıştır. Bizler bu mekanizmaları kullanarak yaşadığımız bu topraklarda Türkler olarak, mevcut haklarımızı korumak ve ilerletmek açısından çalışmalarımızı sürdürmeye daha aktif bir şekilde devam ettireceğimizi düşünmekteyim.

-Üsküp’te yaşayan Türklerden haberimiz var. Ancak Makedonya’nın doğusunda yaşayan yörükler pek dikkat çekmiyor. Makedonya devletinin oradaki soydaşlarımıza yönelik tutumu nasıl?

-Makedonya nüfusunun mevcut 2002 sayımlarına göre yüzde3.85‘ini Türkler oluşturmaktadır. Yıllardır bu topraklarda yaşamlarını sürdüren Türkler olarak sayımlarda devamlı olarak haksızlığa uğramış bir milletiz.

Bizdeki verilere göre Makedonya’da 100 bin -150 bin civarında Türk yaşamaktadır ancak buradaki çoğunlukta olan diğer halklar devamlı olarak bizim sayımızı olduğundan daha az gösterme peşindeler. Bunun asıl amacı asimilasyon ve hakça temsil ilkesine göre devlet kurumlarındaki temsiliyet oranımızı etkilemektir. Ancak bizler hiç yılmadan çalışmalarımızı sürdürerek Makedonya’da yaşayan Türk halkının çıkarlarını korumak ve ilerletmek açısından demokratik yollarla savaşmayı gayret ettik bunu önümüzdeki dönemde de gayret etmeye devam ettireceğiz. 2020 yılında planlanan nüfus sayımında da Makedonya Türklerinin gerçek sayısını göstermeye gayret edip halkımızı bu topraklarda ilelebed birer saygın vatandaş gibi yaşatmaya kararlıyız. 

Makedonya’nın batı bölgesinde Türkler -Gostivar, Vrapçişte, Kalkandelen, Kırçova, Debre, Merkez Jupa, Plasnitsa, Ohri, Struga bölgelerinde-, merkez Makedonya -Manastır, Pirlepe, Debreşte bölgelerinde-, Doğu Makedonya’da -İştip, Radoviş, Köprülü, Delçova, Valandova, Doyran bölgelerinde- ve Kuzey Makedonya olarak -Üsküp, Kumanova kentleri- gibi şehirlerimizde ve köylerimizde yoğun bir sayıda yaşamaktadır.

DOĞU MAKEDONYA’DA YILLARDIR SIKINTILAR YAŞANIYOR

Batı ve Üsküp bölgesi diğer bölgelere göre daha gelişmiş, doğu bölgesi ise yıllardır mevcut sıkıntılarımızın olduğu bir bölgedir. Bu bölge, 1950 yıllarında belirli baskılar sonucunda Türkiye‘ye göç etmeye zorlanmış olan halkımızın yaşadığı, Müslüman halk olarak sadece Türklerin bulunduğu bir yöredir. 

Devlet tarafından o bölgede özellikle Türklerin yaşadığı yörük köyleri devamlı olarak devlet tarafından unutulmuş, ister altyapı sorunu olsun, isterse eğitim şartları ve ekonomik gelişimi olsun hep gözardı edilmiştir. 

BÖLGEYİ TÜRKİYE UNUTMADI

Bizler o bölgeye yıllardır yoğun çaba sarfederek, özellikle Türkiyeden gelen yardımlar (TİKA) sayesinde ayakta tutmaya ve de o bölgeyi kalkındırmaya gayret ediyoruz. Burda şunu da eklemek isterim ki anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti devleti de sağlamış olduğu yardımları o bölgeye kanalize etmesi tarafımızdan her zaman dile getirdiğimiz husustur çünkü diğer bölgeler daha gelişmiş batı bölgesi ise yıllardır istismar edilmiştir.

- FETÖ’yle mücadele konusunda aktif olarak bölgede çalışma yaptığınızı biliyoruz. Makedon hükümetinin FETÖ’yle iltisaklı basın kuruluşlarına izin vermesini ve Türkiye’ye FETÖ’yle mücadele konusunda  tam destek vermemesini neye bağlıyorsunuz?

-Başta şunu eklemek gerekir ki Makedonya Türkleri Hanefi mezhebine bağlı, yıllardır bu cemaatleşme işini yadırgayan kendi bölgelerinde ki camilerine bağlı kişilerdir. Bizler 1994 yılından itibaren Makedonya’da ki bu cemaatler konusunda temkinli bir yaklaşım sergildik. O dönemlerde açılan bu özel okullar, yaşadığımız bölgelerde ki bizim kendi okullarımıza zarar vermeye başladı ve günümüze kadar devam etti. Biz Makedonya Türkleri olarak, ekonomik şartlarımızı da gözönünde bulundurmuş olursak, çocuklarımızı devlet okullarında eğitim vermeye gayret ettik. Ancak ister istemez bu özel okullara giden çocuklara daha kaliteli bir eğitim sağlandığı kanısı halkın arasında hakim olduktan sonra, devlet okullarına giden çocukların sayısında azalma yaşandı.

Türkçe sınıflarımızın kapanması veya azalması ve de bizim kendi öğretmenlerimizin işsiz kalmasına sebebiyet veriyordu. Bu doğrultuda bizler devamlı olarak bu konuyu gündeme getirdik çünkü devlet okullarında da mezun olan çocuklarımız bugün doktor, avukat, öğtretmen, mühendis ve ya üniversite mezunu olmaya devam ediyor. Bunu yıllarca gündeme getirmemize rağmen anlatamadık.

15 TEMMUZ’DAN SONRA TÜRK ÖĞRENCİLER FETÖ’NÜN OKULLARINDAN AYRILDI

Son yıllarda özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve Fetullahçı Terör Örgütü‘nün gerçek yüzü ortaya çıkınca, bu özel okullarda okuyan Makedonya Türk çocukları oradan ayrıldı fakat halen faliyet gösteren bu okullarda belli ki belirli halkların çocukları okumaya devam etti. 

Bu durumda vardığımız kanı Makedonya Türkleri kendi anavatanında yaşanan bu menfur olaylara anlayış göstermiş olmaları ancak diğer halklara bu durumu iyi anlatamadığımız gibi bir durumla karşı karşıyayız. İnşallah önümüzde ki dönemde herkes bu tehlikenin farkına varacak ve istenen tepkiler Makedonya hükümeti tarafından da sağlanacak çünkü yıllardır Makedonya‘nın hamisi görevini üstlenen bir Türkiye Cumhuriyeti devleti ve yıllardır kayıtsız şartsız yardım yapan bir dostu vardır. Bu dostluğu eğer yaşadığımız bu ülke görmemezlikten gelirse ve de böyle 

“TEHLİKENİN FARK EDİLMESİ İÇİN GAYRET EDİYORUZ“

14 bin Avroluk “Zaman gazetesi“ne maddi yardımla, yıllardır kurulan ülkeler arası bu dostluğu bir adımla silmeye gayret ederse bu durumda bizim bu konuyu buradaki yetkililere daha açık bir şekilde anlatmamız gerekecek ve inşallah kısa sürede ülkemiz Makedonya bu tehlikenin daha çabuk farkına varacaktır.

-Makedonya’da yaşayan bir Türk olarak, Türkiye’den beklentileriniz nelerdir?

-Makedonya ve Türkiye arasında asırlardır yaşanan bu dostluk ilişkileri günümüzde bizim sayemizde devam ettirilmektedir. Anavatan Türkiye Cumhuriyeti bizlerin geleceğini, refahını kendine dert edinmiş bir ülkedir. Bu sadece Makedonya ile sınırlı kalmamış, günümüz Türkiye‘si dünyada ki tüm mazlumların yanında yer almayı kendisine hedef edinmiştir. Bizler bunun farkındayız. Ancak Türkiye‘nin başına bela olmuş bir sürü sorun varken hala bizlerin yanında olmaya gayret etmesi inanın ki Makedonya Türklerinin duygularını etkilemiş, herkesin dualarını kazanmış ve bugün ayakta duruyorsa dünyadaki tüm mazlumların dualarının eksik olmadığı ve ilelebed sırtının yere gelmeyeceğinin kanıtıdır. Bizler bu topraklarda 600 yıllık o saygın medeniyetin evlatları olarak, Türk milletinin ne kadar anlayışlı ve de onurlu bir millet olduğunu, kendi diliyle, diniyle, örf ve adetleriyle, kültürüyle herkese örnek vatandaş olduğumuzu kanıtlamaya çalıştık ve ilelebed kanıtlamaya çalışacağız. Türk-İslam ruhunun öneminden, yaşam biçiminden taviz vermedik. Her daim anavatanımızın yanında durduk, acınız acımız, derdiniz derdimiz, sevinciniz sevincimiz oldu. Bu hep böyle olmaya devam edecektir.

Anavatanımız Türkiye‘nin daha da güçlü olması, bizim buralarda güçlü olmamız anlamını taşımaktadır. Tek istirhamımız doğu Makedonya bölgemize özellikle altyapı ve eğitim açısından yardımcı olunması, Türkiye-Makedonya arasında ki ekonomik hacmin arttırılması, burada yaşayan soydaşa özellikle önem vererek yardımlar değilde, iş imkanları yönünde gayretlerin çoğalmasıdır. Çünkü yıllarca şunu tekrar ediyorum, bizlere ‘‘balık yedirmeyi değil‘‘ balık tutmayı öğretin‘‘.

-    Sorularımıza içtenlikle cevap verdiğiniz için teşekkür ederiz.

-    Ben teşekkür ederim

YUSUF HASANİ KİMDİR?

1973 Gostivar doğumlu Hasani, aslen Vrapçişteli bir ailenin çocuğu. Evli ve iki erkek çocuk babası. İlk ve orta öğrenimini doğduğu ve halen yaşadığı Makedonya’da, üniversite öğrenimini ise İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2000 yılında tamamladı. 2000 yılında, Makedonya’ya geri dönerek hayatını bu topraklarda sürdürmeye, burada yaşayan Türk halkına bir doktor olarak hizmet etmeye karar verdi. 

Makedonya Türklerinin, Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte, 1990 yılında ilk defa kurmuş oldukları Makedonya Türk Demokratik Birliği (TDB) adı altındaki ilk siyasi oluşumunun gençlik kollarında görev yaptı. Daha sonra 1992 yılında devam eden bu siyasi oluşumun partiye dönüşmesi sonrası Makedonya Türk Demokratik Partisi (TDP) çatısı altında faaliyet gösterdi. Tıp Doktoru olmasına rağmen, 2000 yılından itibaren, TDP'de yıllar süren değişik faaliyet ve görevleri oldu. 

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2019, 18:16
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35