Sancak, 'Sancak Günü'nü kutlanıyor

Osmanlı'nın Balkan Savaşı sonrası terk ettiği Sancak'ta "Sancak Günü" kutlanıyor

Sancak, 'Sancak Günü'nü kutlanıyor

Osmanlı'nın, 1878 Berlin Kongresi ile Bosna-Hersek'i Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bırakmak zorunda kalmasına rağmen elinde tutmayı başardığı, ancak Balkan Savaşı ile Sırbistan ve Karadağ'a bırakmak zorunda kaldığı, yoğun Müslüman Boşnak nüfusuyla öne çıkan Sırbistan'ın Sancak bölgesinde, "Sancak Günü" kutlanıyor.

Eski Yuguslavya döneminde, Sancak bölgesini temsil eden "Sancak Konseyi"nin kuruluş günü olan 20 Kasım, 2004 yılından itibaren "Sancak Günü" olarak kutlanıyor.

Resmi tatil olarak kabul edilen Sancak Günü'nde, bölgede çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

OSMANLI'NIN GÖZBEBEĞİ

Eski Yugoslavya'nın kuzeydoğusunda, bir bölümü Sırbistan'da, diğer bölümü Karadağ'da yer alan Sancak bölgesinin nüfusunun çoğunluğu Müslüman Boşnaklar'dan oluşuyor. Yaklaşık 8 bin 687 kilometrekare alana sahip, 350 bin nüfuslu bölgede, Müslüman nüfus, yüzde 70'lik oranla çoğunluğu temsil ediyor. Karadağ'ın 2006 yılında referandumun ardından bağımsızlığını ilan etmesiyle Sancak'ın toprakları bölünürken, Yeni Pazar (Pazar), Tutin, Syeniçe, Priyepolye, Nova Varoş ve Priboy kentleri Sırbistan'ın, Akova (Bijelo Polje), Berane, Plav, Gusinye ve Taşlıca (Pljevlja) kentleri ise Karadağ'ın sınırları içinde kaldı.

Balkanlar'ın adeta "anahtarı" konumundaki Sancak, stratejik konumunun yanı sıra yemyeşil bitki örtüsü ve zengin sularıyla dikkati çekiyor. Kosova Savaşı'nın (1389) hemen ardından, İstanbul'dan ise yıllar önce fethedilen bu bölge, yüzyıllarca Osmanlı tarafından Avrupa'ya açılan önemli bir stratejik üs olarak kullanıldı. Osmanlı devleti ile birlikte bu bölgeye Karaman ve Maraş bölgesinden Türk nüfus yerleştirildi. Daha sonra, bu bölgedeki halkla kaynaşan Türkler, özellikle Bosna-Hersek'in ve Macaristan'ın fethinde önemli roller üstlendi.

Osmanlı'nın 1878 Berlin Kongresi ile Bosna-Hersek'i Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bırakmak zorunda kaldığı dönemde Sancak, Bosna eyaletinden ayrılarak özel bölge haline getirildi ve Batı'da kalan en uç nokta olarak yerini korudu. Yeni Pazar ve İstanbul anlaşmalarıyla da Sancak'ın Osmanlı'ya bırakılması teyit edildi. Osmanlı'nın Balkan Savaşı ile bölgeden çekilmesiyle toprakları paylaşılan, özellikle İkinci Dünya Savaşı'nda, Sırp Çetnikler'in büyük katliamlarına tanık olan ve eski Yugoslavya döneminde, Türkiye'ye göçe zorlanan Sancak halkının önemli bir kesimi Anadolu'ya sığınmak zorunda kaldı. Eski Yugoslavya'nın dağılması sırasında 1991 yılında Sancak'ta yapılan referandumda ise halkın yüzde 98,92'si "siyasi özerklik" yönünde oy kullandı, bölgede hala yerel yöneticilerin bazıları "siyasi özerklik" taleplerini zaman zaman dile getiriyor.

Eski Yugoslavya döneminde, özellikle yatırımlardan mahrum bırakılan ve bu ülkenin en geri kalmış bölgesi konumuna düşürülen Sancak'ın Sırbistan'da kalan bölgeleri, hala geri kalmışlık ve işsizlik gibi sorunların pençesinde, ayakta kalma mücadelesi veriyor.

ANADOLU'NUN İZDÜŞÜMÜ

Osmanlı döneminden bu yana bölgenin kalbi olan, 150 bin nüfuslu "Yeni Pazar" (Novi Pazar), adeta bir Anadolu şehrini andırıyor. Anadolu'nun Balkanlar'daki izdüşümü olarak nitelendirilen Sancak'ta yaşayanların birçoğunun Türkiye'de yakın akrabaları bulunuyor. Türkiye, yakın akrabalıklık ilişkileri ve tarihi bağlar nedeniyle Sancaklılar tarafından "Anavatan" veya "İkinci vatan" olarak görülüyor.

Bölgede yıllardır her türlü baskıya rağmen kimliklerini korumayı başaran, Osmanlı'ya saygılarını resmi olarak da tanınan yerel bayraktaki sembollerine yansıtan Sancak halkı, Türkiye'nin bölgede artan ekonomik ve siyasi gücü sayesinde artık kendilerini daha huzurlu ve güvende hissettiğini belirtiyor. Hemen hemen her evde Türk bayrağının bulunduğu, Türk kanallarının izlendiği ve Türkçe'nin öğrenilmeye çalışıldığı Sancak'ta yaşayan halk, artık geleceğe daha da Umutlu bakıyor.

ÜST DÜZEY ZİYARETLER, SANCAK HALKINI MUTLU EDİYOR

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından 2009 yılında barıştırılan, Sancaklı küskün siyasi liderler Suleyman Uglyanin ve Rasim Lyayiç'in, daha sonra Sırbistan hükümetinde bakan olarak görev almaları Türkiye ile Sırbistan arasındaki ilişkilere katkı sağladı. Sırbistan'da kurulamayan AB yanlısı hükümet de bu uzlaşmayla birlikte kuruldu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da 2010 yılında Sancak'ı ziyaret eden ilk Türk Başbakan olarak tarihe geçmesiyle birlikte, Sancak'ın geri kalmışlık sorunları hızla çözülmeye başlandı.

Türkiye'den bölgeye gelen üst düzey yetkililerin Sancak'ı ziyaret etmeyi adeta geleneksel hale getirmesi de Sancaklılar'ın Türkiye'ye karşı duydukları sevgi ve güveninin bir kat daha artmasını sağladı.

Ayrıca, Türkiye'den belediyelerin de Sancak'taki belediyelerle kurduğu ilişkiler ve hayata geçirdikleri ortak projeler ilişkileri güçlendirdi.

SANCAK, TİKA'NIN DESTEKLERİYLE GERİ KALMIŞLIKTAN KURTULUYOR

Günümüzde, karayolu ulaşımının hala sorunlu, okullaşmanın yetersiz, işsizliğin yüksek olduğu ve geri kalmışlığın her alanda hissedildiği Sancak'ta kronik sorunlar, Türkiye'nin destekleriyle son yıllarda tek tek çözülmeye çalışılıyor.

Sırbistan'da, 3 yıl önce faaliyete başlayan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı, ülke genelinde yaptığı projelerin yanı sıra Sancak'ta da birçok önemli projeye imza attı.

Sırbistan'ın en geri kalmış bölgesi konumundaki Sancak'ta, Tika aracılığıyla yapılan çalışmalar, Sırbistan'ın merkezi hükümetini de memnun etti. Sancak'ın geri kalmışlıktan kurtarılmasını, ülkelerinin birliği ve bütünlüğü açısından önemli bulan Sırp yetkililer, Tika aracılığıyla hayata geçirilen projelere birçok kolaylık sağladı.

TİKA Sırbistan Koordinatörü Emrah Ustaömer, Tika olarak, Sırbistan'ın genelinde eğitim, sağlık, tarım ve hayvancılık  projeleri uyguladıklarını, özellikle Sancak bölgesinde, bugüne kadar gerçekleştirilen projelerin maliyetinin 5 milyon 606 bin avroyu bulduğuna dikkati çekti.

Ustaömer, bugüne kadar Sancak'ta 3 köprü, 4 okul inşa ettiklerini, 12 okulun donanım, tadilat ve ekipman ihtiyacını karşıladıklarını, 2 kültür merkezini onardıklarını, sosyal konut projesini hayata geçirdiklerini kaydetti.

Bu çalışmaların yanı sıra kırsaldaki halka sera hibe ettiklerini, çapa, saman ve süt sağım makineleri dağıttıklarını, kurutma tesisi, soğuk hava deposu kurduklarını anlatan Ustaömer, sağlık yardımları yaptıklarını ve 7 ambulans dağıttıklarını anlattı.

Ustaömer, yürütülen çalışmalarla, Türkiye'ye karşı derin sevgi duyan, tarihi ve kültürel bağlarla bağlı olan Sancaklılar'ın hayatlarını kolaylaştırmayı amaçladıklarını vurguladı.

TEK SORUN, DİNİ LİDERLER ARASINDAKİ BÖLÜNME

Osmanlı'nın bölgeden çekilmesiyle birlikte Sancak'taki Müslümanlar, dini otorite olarak İstanbul'u tanıyorlardı. Türkiye ile yaşanan uzun ayrılıklar, bu bölgede yaşayan Müslümanlar'ı bir bakıma yalnız bıraktı. Eski Yugoslavya döneminde, Belgrad'da da müftülük olmasına rağmen, Sancak'taki Müslümanlar dini merkez olarak Saraybosna'yı kabul etti. Buna göre, Belgrad'daki müftülük, Sırbistan'da Sancak bölgesi dışında yaşayan Roman, Arnavut ve Boşnaklar'a yönelik hizmet veriyordu.

Eski Yugoslavya'nın dağılmasıyla birlikte Sırbistan ve Karadağ'da kalan Sancak'taki Müslümanlar, adeta kendilerini bir boşlukta hissetti. Bunun üzerine Sancak'taki din alimler, Tutin Başimamı Adem Zilkiç önderliğinde 1993 yılında bir araya gelerek "Sancak İslam Birliği Meşihatı"nı kurdu. Zilkiç'in önerisi üzerine Cezayir'de İlahiyat Fakültesi'nden mezun olan 23 yaşındaki Muamer Zukorliç, Sancak Meşihat Başkanı ve Sancak Müftüsü olarak seçildi.

Meşihat'ın oluşmasının ardından Sancak'ta dini Hayat Yeniden canlanmaya başladı, bu da Sırp yönetiminin tepkisiyle karşılaştı. Belgrad tarafından tanınmayan Sancak Meşihatı, İkinci Dünya Savaşı sırasında kapatılan Gazi İsabey Medresesi'ni yeniden açtı, çeşitli sağlık ve dini eğitim kurumlarını hayata geçirdi. Sancak'ta 1996 yılında yapılan yerel seçimlerde bazı dini görevlilerin çeşitli partilerden aday olarak gösterilmesi üzerine ise anlaşmazlıklar başgöstermeye başladı ve 2007 yılında bu anlaşmazlıklar bölünmeyle sonuçlandı.

SANCAK'TAKİ BÖLÜNME 2007'DE OLDU

Sancak'ta, 27 Mart 2007 tarihinde "Sırbistan İslam Cemaati" (IZUS) adıyla yeni bir oluşuma gidildi. Bu oluşuma öncülük eden Muamer Zukorliç'e tepki gösteren din adamları ise 3 Ekim 2007'de "Sırbistan İslam Birliği (IZS)" adı altında birleşti.

Sırbistan İslam Birliği'nin başına Adem Zilkiç atanırken, Sancak Müftülüğü'ne ise Hasib Sulyeviç seçildi. Bu tarihe kadar Tutin kentinde başimam olarak görev yapan Adem Zilkiç, İslam Birliği anayasasına göre, başmüftülük görevini Belgrad'dan devraldı. Zilkiç ve taraftarları, Muamer Zukorliç'e de görevini bırakma çağrısında bulundu.

Zukorliç'in, Sırbistan İslam Birliği'nin kendisine yönelik "istifa" talebini reddetmesiyle birlikte Sancak'taki İslam kurumları arasında "derin bölünme" ve silahlı çatışmaya varan kavgalar yaşandı.

Zukorliç, aynı zamanda akrabası olan Adem Zilkiç'i ve Demokratik Eylem Partisi (SDA) Başkanı Süleyman Uglyanin'i "İslam Cemaati'ni bölmek"le suçlamaya başladı. Zilkiç taraftarları ise Zukorliç'i "aşırılık" ve "bölgedeki Boşnak halkın geleceğini tehlikeye atmak"la itham etti. Sancak'taki Müslümanlar arasındaki bölünme derinleşirken, Sırbistan devleti, iki cemaatin de resmiyetini kabul ettiğini ve sorunun Müslümanların kendi iç meselesi olduğunu açıkladı.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, ziyaretlerinde, Muamer Zukorliç ve Adem Zilkiç arasında yaşanan sorunu çözmek için girişimde bulunmuş, fakat sonuç alınamamıştı.

Sancak'taki dini liderler arasında yaşanan sorunun çözümü için Türkiye'nin girişimi devam ederken, yaşanan anlaşmazlıktan en fazla bölge halkı zarar görüyor.

Kaynak: AA

Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2013, 15:40
banner53
YORUM EKLE

banner39