banner39

banner35

Şapka kanunu toplumsal mühendislik projesiydi

25 Kasım 1925'te yasalaşan Şapka kanunu bir toplum mühendisliği projesi olarak uygulanmıştı

Belge tarih 23.11.2010, 17:57 22.11.2013, 14:02
Şapka kanunu toplumsal mühendislik projesiydi

 

Emre Gül/ Dünya Bülteni / Tarih Dosyası

Cumhuriyet'in ilanından sonra yapılan inkilapların en önemlilerinden biride hiç şüphesiz şapka inkilabı olmuştu. "Batılılaşma" amacı taşıyan değişim sürecinde kılık-kıyafet hususu da göz ardı edilmemişti. Batı medeniyetinin bir bütün olarak benimsenmesinden yana olan Mustafa Kemal Atatürk, yapacağı bu inkilabın ilk işaretini aslında Erzurum Kongresi sırasında vermişti. Mazhar Müfit Bey'in hatıralarında naklettiğine göre Mustafa Kemal 7-8 Temmuz 1919'da, "Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir." demişti. Kafasında olan bu inkilabın tatbik zamanının geldiğini düşünen Mustafa Kemal, bunun gerekçesini ise "Nutku"nda şöyle açıklamıştı:

"Efendiler, milletimizin başında, cehl, gaflet, ve taassubun ve terakki  ve temeddün düşmanlığının, alamet-i farikası gibi telakki olunan fesi atarak onun yerine bütün medeni alemce serpuş olarak kullanılan şapkayı giymek ve bu suretle, Türk milletinin medeni hey'et-i içtimai'yyeden, zihniyet itibariyle de hiçbir farkı olmadığını göstermek bir lazıme idi."

İşte bu amaçla, Mustafa Kemal 24 Ağustos 1925'te Kastamonu'ya gitmek üzere yola çıktı. Şehre girişinde halkı başı açık olduğu halde elinde bir panama şapkasıyla selamladı. Bundan sonra sosyal alanda yapılacak inkilap ve değişimler başladı. Bir hafta süren gezisi boyunca yaptığı tüm konuşmalarda, milletimizin aile hayatı, yaşayış tarzı ve baştan aşağı dış görünüşü ile   çağdaş ve medeni olduğunu, fillen de göstermesi gerektiğini öne sürdü. Bu alanda devrimin mutlaka yapılacağını, dini giyim kuşamda düzenlemelere gidileceğini dile getirdi. Şapkayı, Türkiye'yi batı uygarlığına yaklaştıracak ve onu medeni kılacak bir vasıta  ve yüksek bir amaç olarak gören Mustafa Kemal Paşa, İnebolu'da yaptığı konuşmasında:

"...Bu gidiş zaruridir. Bu zaruret bizi yüksek ve mühim bir neticeye isal ediyor. İsterseniz bildireyim ki bu kadar yüksek ve mühim bir neticeye vusul için lazım gelirse , bazı kurbanlar da verelim. Bunun ehemmiyeti yoktur. Medeniyetin coşkun seli karşısında mukavemet beyhudedir. O, gafil ve itaatsizler hakkında çok bi-amandır." dedi ve 29 Ağustos 1925 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde "Büyük Halaskarın Millete Teceddüt Yolunu Gösteren Yeni Bir Nutku" başlığıyla aktarılan konuşmasının devamında:

"Medeni ve beyne'l-milel kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir. Ayakta iskarpin ve fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kıravat, yakalık, ceket, ve bit-tabi bunların mütemmimi olmak üzere başta siper-i şems-i serpuş. Bunu açık söylemek isterim. Bu serpuşun ismine şapka denir. Buna caiz değil diyenler vardır. Onlara derim ki, çok gafilsiniz ve çok cahilsiniz ve onlara sormak isterim. Yunan serpuşu  olan fesi giymek caiz olur da şapkayı giymek neden olmaz?.." sorusunu yöneltti. 30 Ağustos 1925'te ise, Çankırı'da, İskilip'ten gelen heyetle yaptığı görüşmede de:

"Biz medeni kisvenin bütün teferruatını kabul ettik. Bunu mebuslar gereği kadar tatbik ederek halka rehber olmalıdırlar" demişti. Mustafa Kemal'in İnebolu ve Kastamonu nutukları  basın vasıtasıyla Türkiye'nin her tarafına ulaştırılmıştı. Şapka Kanununun öncesinde, Avrupa'dan gemiler dolusu fötr, panama, kasket ne varsa İstanbul'a getirilmiş ve derhal limanda boşaltılarak halka satılmaya başlanmıştı. Doktor Rıza Nur ,Hayat ve Hatıratım  adlı eserinde o günleri şöyle anlatmıştı:

"Milyonlarca lira harice aktı gitti. Bundan da Yahudiler istifade ettiler. İtalya ve Fransa'da mevcut yeni ve eski şapkaları milyonla memlekete soktular.İki-üç frank kıymeti olan bu şapkalar, en aşağı on liraya(120)Franka satıldı. Bunların çoğu zımpara kağıdı ile temizlenmiş şapkalardı."

Ancak gemiler dolusu şapka ithalatı ihtiyacı karşılamayınca, yerli üretime geçilmiş ve "şapka fabrikaları" kurulmuştu.Bu süreçte, traji-komik olaylarda yaşanmıştı. Ne tür şapkaları giyeceğini bilmeyen bazı erkekler, başlarında kadın şapkalarıyla dolaşmaya başlamış bu sebeple gazetelerde, şapkayı nasıl giymeli türünden adab-ı muaşeret yazıları yazılmıştı. Neticede kılık-kıyafet alanında da büyük bir devrim gerçekleştirilmiş, Çıkarılan "Şapka Kanunu" sonrasında başlayan isyanlar ve tepkiler sebebiyle İstikal Mahkemeleri kurulmuştu. Böylece "Şapka"nın bir başlık taklidi ve medeniyet sembolü değil , bir düşünce inkilabının sembolüdü olduğu ortaya çıkmıştı.

KAYNAKLAR:

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Osmanlıca baskısı, Ankara, 1927

Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, c.II, Ankara, 2006

Mazhar Müfit Kansu, Erzurum'dan Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber, c.4, T.T.K,Ankara

Dr.Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, c-1,2,3, İşaret Yay. İstanbul, 2004

 

Yorumlar (0)
23
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?