banner39

24.12.2015, 18:00

Bir İhvan incelemesi: İngiltere BAE ilişkileri masalı

Müslüman Kardeşler’in İngiltere tahlilinin arkasında en önemli figürlerden biri Muhammed bin Zayed El Nahyan olmuştur. 

İngiltere Hükümeti Perşembe günü Müslüman Kardeşler ile alakalı, tartışmalar ile delik deşik edilmiş bir hikâyeye son getirerek bir incelemenin ana bulgularını yayınladı ve İngiliz yetkililerle yabancı çıkarlarının etkisi hakkında sorular yöneltti.

Suudi Arabistan’daki eski İngiltere Büyükelçisi Sir John Jenkins tarafından yapılan araştırma, bir terör örgütü olarak Müslüman Kardeşleri yasaklamıyor ama Başbakan David Cameron, grubun üyeliğini “aşırılığın olası bir göstergesi” olarak niteliyor.

Bu sonuç büyük olasılıkla, raporun hazırlanmasında önemli bir rol oynamış olduğu bilinen Birleşik Arap Emirlikleri’nin beklentilerine göre yetersiz kalacak.

Başta Suudi Arabistan olmak üzere diğer körfez ülkelerinin araştırmada rol aldığı söyleniyor olsa da, bu en nihayetinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin en güçlü adamı ve onun Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşı olan İngilizler ile siyasi olarak son beş yılda nasıl tahrik edildiği hakkında bir hikaye.

Kasım ayında Guardian gazetesi, Birleşik Arap Emirlikleri’nin kazançlı silah ve petrol sözleşmeleri karşılığında Müslüman Kardeşleri çökertmek için David Cameron ile kulis içerisinde olduğunu bildirdi.

Rapora göre birçok yüksek profilli Birleşik Arap Emirlikleri vatandaşı dahil edildi ancak anahtar lobi figürü, körfez halkı tarafından MbZ olarak bilinen Abu Dabi’nin veliahtı Muhammed bin Zayed El Nahyan oldu.

Muhammed bin Zayed, görevdeki Halife bin Zayed El Nahyan’ın nadir görülmesi ya da ciddi hasta olduğu söylentilerinden sonra yaygın olarak fiilen Birleşik Arap Emirlikleri başkanı olarak kabul edilmektedir.

MUHAMMED BİN ZAYED’İN KİŞİSEL KAN DAVASI

İngiliz Kardeşliğinin yorum ve kökenleri, Muhammed bin Zayed ve onun hareketinin öldürücü nefretini anlamadan anlaşılamaz.

Birçok sonuçta, 1 Nisan 2014 tarihinde Jenkins tarafından İngiltere’de açıklanan inceleme, 2012 yılında Mısır başkanlığına Kardeşler’in Muhammed Mursi’nin seçimine yol açan tetikleyici unsur olduğunu gösterdi.

Tüm niyet ve amaç bu doğrultuda. Muhammed bin Zayed’e göre Mursi’nin seçimi, yükselen bir bölgeyi taraması ve otokratik Körfez’e İslami demokrasinin kendi markasını getirmesi potansiyelini işaret etti.

Muhammed bin Zayed’in Kardeşler’e olan nefretinin kökü kamu tarafından bilinmemektedir; ancak kendisiyle tanışan üst düzey bir İngiliz kaynak, Middle East Eye’a şunları söyledi: “Muhammed bin Zayed, kendisinin de önceleri Kardeşler’in bir parçası olabileceğini söylüyordu ama onlara karşı kişisel bir dönüşüm olarak nitelediği şeyler vardı. O mantıklı ama çok uzakta kaldı.”

Emirati veliaht prensi, siyasal iktidarı elde etmek için dini kullandıklarını düşündüğü için Kardeşler’i nefretle görüntülemek adına dedikodu çıkarıyor.

Muhammed bin Zayed’in pozisyonu da, onun büyük ölçüde muhafazakâr ve dini konularda Kardeşler ile uyum içerisinde olabileceğine inanan otoriter bir cetvel prizmasından anlaşılabilir. Ve Kahire’de Mursi’nin seçimi Muhammed bin Zayed’in korkusunu daha da artırmış olabilirken, o zaten önemli bir süredir iç cephede Kardeşler ile kavga ediyordu. 

Birleşik Arap Emirlikleri Kardeşlik grubu el-Islah, faaliyetlerini sonlandırmak ve uluslararası kardeş örgütlerle olduğu iddia edilen bağları koparmak Muhammed bin Zayed ile temasa geçti.

Islah bu öneriyi reddetti ve siyasi reform için çağrılarını arttırırken faaliyetlerine devam etti. Sonraki on yıl içerisinde Islah artan baskılarla karşılaştı ve dağıldı, terörist olarak yasaklandı ve liderleri hapse atıldı ya da sürgüne yollandı.

Wikileaks tarafından yayınlanan ABD Dışişleri Bakanlığı verileri, 2004 yılında Muhammed bin Zayed’in, Islah’ın Birleşik Arap Emirlikleri hükümetine sızmış olabileceğine inandığını gösteriyor. Aynı zamanda Amerikan yetkililerine, Birleşik Arap Emirlikleri’nde seçim olaydı Islah’ın kolayca kazanabileceğini söyledi.

Ayaklanmalar 2011 yılında Arap dünyasında hızla yayıldıktan sonra bu yerel endişeler bölgesel olarak, Muhammed bin Zayed’in tanıklığında Kardeşler’in destekçilerinin gölgelerin arasından ortaya çıkan popüler hoşnutsuzluktan nasıl istifade ettiği ve Libya’dan Tunus’a, Mısır’dan Yemen’e, ülkelerin potansiyel politik liderleri oldukları ifade edildi.

Mursi 24 Haziran 2012 tarihinde Mısır’ın ilk demokratik olarak seçilmiş başkanı olarak duyurulduğunda, Muhammed bin Zayed Birleşik Arap Emirlikleri’nde Islah’a karşı bir darbeye nezaret ediyordu. Liderleri yakalandı, cezaevine gönderildi ve grup iktidardaki aileden iktidarı ele geçirmek için gizli bir darbe planlamakla tasvir edilen ulusal bir skandala sevk olundu.

İngiliz Müslüman kardeşliğine yapılan incelemenin kışkırtma sürecini başlatmış olma ihtimali görünüyor.

BAE’NİN HAVUÇ VE SOPALI BİRLEŞİK KRALLIK STRATEJİSİ

Guardian Kasım 2015 yılında yayınlanan milyarlarca dolar değerinde petrol ve silah anlaşması karşılığında Kardeşler’e karşı bir darbe için Birleşik Krallık’a lobi yapılması esinlerini, Abu Dahi hakla ilişkiler ataşesi ve İngiliz vatandaşı Simon Pearce tarafından yazılmış olan brifinge dayandırıyor. 

Lobicilik çabalarının önemli bir parçası olan Muhammed bin Zayed’in Cameron’dan talebi için bastırması, “İslamcı sempatizanlar” tarafından sızmış olarak BBC tarafından yayınlandı.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin İngiltere’ye havuç ve sopa yaklaşımı Temmuz 2012’de, Abu Dabi Milli Petroller Genel Müdürü Abdullah Nasır el-Suawidi’nin, yıllardır ülkeyle uzun geçmişi olan petrol devi BP’nin yeni ve kazançlı petrol imtiyazları için davet edilmemesini doğrulamasına mukabil geliştirildi.

Ağustos ayında ortaya çıkan raporlar, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Arap Baharı’nda, kısmen de olsa, İngiliz desteği görmeleri nedeniyle BP’yi petrol ihalesinin dışında tuttuğunu ortaya koyuyor. En önemlisi, bu sırada birkaç Islah liderinin de Londra’ya gitti ve siyasi başvuruda bulundu.

Aynı zamanda insan hakları grupları, Emirati yetkililerinin Islah liderlerine işkence edildiğine dair iddialarını, önde gelen çok sayıda İngiliz basınında yer alan haberlerde yayımlamaya başladılar ve bütün bunlar büyük olasılıkla Abu Dabi’ye Londra’nın bir ihaneti olarak hissedildi.

Birçok yorumcu inanıyor ki, potansiyel ihanet düşüncesi, İngiltere ve ABD’nin uzun süre müttefikliğini yaptığı Hüsnü Mübarek’e, 2011 yılında halk protestolarıyla Mısır Cumhurbaşkanlığı görevinden alınmasına mukabil hızla sırtlarını dönüşünü izlerken Abu Dabi’de kök salmıştı.

Mursi’nin seçilmesinden sonra, siyasi ittifakların reel politik sistemleri Eylül 2012’de, BP’nin Mısır gaz sektörüne 11 milyar dolar taahhüt ettiğinde Kardeşler Lideri ve ardından Mısır Cumhurbaşkanı Mursi ile düzenlediği ortak basın toplantısı sırasında vurgulandı.

Muhammed bin Zayed’in güvenlik açığı hissi o ay BP açıklamasının ardından İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague’ın Mursi’yi İngiltere’yi ziyaret etmesi ve Cameron ile tanışması için davet etmesine mukabil açığa çıkmış olabilir.

Birleşik Arap Emirlikleri dışında sürgünde yaşayan Islah lideri Sait Nasır el-Teniji bir sonraki ay Emirati’nin Kardeşlere karşı bir darbe fikrini Guardian’da yazmıştı. Teniji aynı zamanda Islah’a karşı yapılan tutuklamalar ve işkenceleri görüşmek üzere BBC Arapça kanalına davet edildi ve bütün bunlar Birleşik Arap Emirlikleri’nde İngiltere karşıtı sosyal medya kampanyası yapılmasına teşvik oldu. 

#UK_supports_traitors (İngiltere vatan hainlerini destekliyor) hashtag’i, Emirati’nin İngiltereyi Islah’a verdiği destek algısıyla kınamasıyla Twitter’da yayılmaya başladı. Ekim 2012’nin ortalarında Guardian gazetesi Islah’a darbe ışığında İngiltere-BAE ittifakını eleştiren bir başyazı yayınladı fakat bu Abu Dabi’nin Londra’ya karşı öfkesini artırmaktan başka bir işe yaramadı.

O başyazıdan bir hafta sonra Financial Times, bir Birleşik Arap Emirlikleri yetkilisinden alıntıladığı raporda, petrol imtiyazlarında BP’nin dışlanmasının “nihai bir karar olmadığını”, BAE’nin “bir şeyler bozulmaya başlarsa” İngiltere ile “ilişkilerin kesileceği” uyarısı ile yayınladı.

Financial Times’ın haberine göre BP’ye karşı tehditvari eleştiriler, İngiltere’nin BAE ile alakalı medya kritiklerine müsaade etmeleri dolayısıyla olan öfkeyle yapılmış olabilir. Bu durum Dışişleri yetkililerinin medyayı kontrol edemeyeceklerini Abu Dabi’ye anlatmaya çalışmalarına rağmen olmuş gibi görünüyor. 

Kasım 2012’de BP, İngiliz hükümetinin kendilerinin Abu Dabi sahasına geri girmeleri için yardımcı olabileceklerinden umutlu olduklarını bildirdi. Ardından 5 Kasım tarihinde Başbakan Cameron, Birleşik Arap Emirlikleri’nin 6 milyar Pound’u aşan 100 askeri uçağın alımı ile alakalı ikna çalışmaları için Abu Dabi’ye gitti. 

Ziyaret medya açısından düşük katılımlı oldu ve sadece iki muhabirin, İngiltere’nin önemli müttefiklerinden biri ile olan ilişkilerini onarmak amacıyla Cameron’a eşlik etmesine izin verildi.

6 Kasım’da İngiltere ve Birleşik Arap Emirlikleri, her ne kadar bu aşama teyit edilmese de, masadaki multi-milyar Sterlinlik uçak anlaşması ile resmi bir savunma ve endüstriyel ortaklığı duyurdu. Bu durumun, uzman bir şekilde açıklıkla siyasi oyun olduğunu anlayan birisi olarak onu bilenler tarafından övgüyle karşılanan Pearce liderliğindeki Emirlik’in pazarlama stratejistleri tarafından yönlendirilen havuç ve sopa yaklaşımı doğrultusunda olması olasıdır.

28 Kasım 2012 tarihinde Abu Dabi, 1,3 milyar dolar değerinde BP varlığını satın aldığını duyurdu ve bu BAE ile İngiltere arasındaki ilişkilerin düzelmekte olduğuna dair açık bir işaret olarak rapor edildi. BP halen Birleşik Arap Emirlikleri’nin petrol oyununda rol alamıyor ama bu daha önceki kadar uzun sürmedi, Aralık ayı ortasında Abu Dabi petrol imtiyazı için teklif vermek üzere davet edildi.

İNGİLTERE'NİN TAVİZ VE KAÇAMAKLARI

2013 yılının ilk altı ayında, İngiltere’nin narin ve çelişkili siyasi ittifakları Birleşik Arap Emirliği Devlet Başkanı Halife’nin devlet ziyareti ile Cameron’ın Mısır İhvan Liderleri ile olan gizli öğle yemeği toplantısı ile dengeleniyordu.

Aynı yılın Haziran ayında, Mısır’ın üst düzey yetkilileri bir sonraki ay Mursi’nin planlanan ziyaretini hazırlamak için Londra’da İngiliz meslektaşlarıyla bir araya geldi. 3 Temmuz’da Kahire’de halk destekli askeri bir darbe ile Abdülfettah el-Sisi’nin iktidarı ele geçirmesi ve Mursi’nin tutsak düşmesiyle asla gerçekleşemeyen bir ziyaret oldu. 

Mısır’da Mursi’nin devrildiği gün, Birleşik Arap Emirlikleri kendi ülkelerinin kısa tarihinin en büyük siyasi davasının sonuçlandığını açıkladı. Altmış dokuz Islah liderinin hepsi fitne suçundan mahkum edilerek yedi ila on beş yıl arasında cezalar alarak cezaevine gönderildi.

Bu İngiltere’de Kardeşler için bir dönüm noktası oldu. O andan itibaren, grup Mısır’da iktidardan devrildikten sonra İngiliz hükümeti tarafından çok az kullanılmaya başlandı. 

BAE-İngiltere-Kardeşler siyaset üçgeni, Abu Dabi ile ticareti artırma temeline doğru kaydı. Abu Dabi tarafından yürütülen havuç ve sopa yaklaşımının, multi-milyar sterlin değerindeki uçak anlaşmasının aslında resmiyet kazanmadığı, Cameron’ın satışı sonuçlandırmayı denemek için BAE’ye daha fazla ziyaret yapacağı anlamına geliyordu. 

Ancak Cameron’ın çabaları boşuna olacaktı. Aralık 2013’te İngiliz savunma şirketi BAE Systems, Birleşik Arap Emirlikleri ile sözleşmenin suya düştüğünü ilan etti. İngiltere, Körfez Devleti’nin hala devam eden ve gelecekte kazançlı fırsatlar sunma olasılığı olan bir ticaret ortağı olması dolayısıyla Birleşik Arap Emirlikleri’ne öfkeyle, en azından aleni olarak tepki verecek konumda değildi.

2009 yılında iki ülke arasında ikili ticaret hacmi 11 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2013 yılında ise 18 milyar dolara yükselirken, paranın üçte ikisi İngiltere’ye gidiyor. 

Mart 2014’te, Muhammed bin Zayed Hollanda’da Nükleer Güvenlik Zirvesi aralarında Cameron ile bir araya geldi ve “bölgesel ve uluslararası bir dizi konuda” fikir alışverişinde bulundu. Bir aydan az bir süre sonra, 17 Nisan’da, Cameron Kardeşler ile alakalı bir incelemeyi açıkladı ve bundan dokuz gün sonra Jenkins, incelemesinin bir parçası olarak yaptığı ilk ziyarette Birleşik Arap Emirlikleri’nin Abu Dabi üst düzey yetkilisi Haldun el-Mübarek ile bir araya geldi. 

İngiltere, Mısırlı Kardeşler’den uzak düşmüşken, Ocak 2014’te birkaç Islah liderinin Londra’da siyasi sığınma aldığının duyulması Abu Dabi’yi kızdırdı. 

Mayıs ayında Birleşik Arap Emirlikleri askeri eğitmen olarak İngiliz subay kullanımlarını durduracaklarını duyurdu. Financial Times’ın haberine göre BAE, Islah dahil olmak üzere İslamcı grupların tehdidine İngiltere’nin rızasının devam etmesine kızdığı anlaşılıyordu.

Abu Dabi’nin hayal kırıklığı, Birleşik Krallık’ın Kardeşler raporu ile terörist olarak yasaklanmamasının başarısız olacağı söylentileri nedeniyle daha da kabarmış durumda. Ağustos 2014’te ilk olarak raporların yayınının medya tarafından Abu Dabi’nin sonuçları dehşetle karşılayacağı için Londra’da endişenin ertelenmesine atfederek geciktiği ortaya çıktı. 

Birkaç ay sonra, Muahmmed bin Zayed Londra’da Cameron ile bir araya geldi. 19 Ekim’de gerçekleştirilen ziyaretten üç gün sonra Telegraph’ta yayınlanan bir raporda İngiltere’de Kardeşler’e geniş kapsamlı bir darbe olacağını öne sürdü. 

Ancak diğer medya organlarının raporları, Telegraph’ınki ile hemen hemen ters düşüyor ve görünüşe göre Kardeşler’in terör bağlantılarının temizlenmiş olacağını doğruluyor. 

Kardeşler incelemesi etrafında medyadaki karışıklık muhtemelen Birleşik Arap Emirlikleri ile ittifakı dengelemek için hükümetin mücadelesini yansıtıyor. Realiteye karşın onların Kardeşler’i terörist olarak yasaklaması mümkün değil. 

PETROL DÜRTÜSÜ

Jenkins’in yorumunun arka planında, BP hala Abu Dabi’nin petrol imtiyazlarına layık olacağını görmeyi bekliyordu. Birleşik Arap Emirlikleri Enerji Bakanı Süheyl el-Mazrouei Telegraph’a yaptığı açıklamada Pearce’ın havuç-sopa taktiğini yansıtarak, BP’nin hala çalıştığını ama henüz karar verilmediğini söyledi. 

Bu yıl Ocak ayında, uçak anlaşmasıyla beraber, BP Abu Dabi petrol ruhsatını alamadığını doğruladı. Telegraph’a göre BP’nin 7 milyar dolar değerindeki teklifi kaybetmesi, İngiltere’nin Birleşik Arap Emirlikleri’ni etkileme gücünü tehdit ettiğini belirtti.

2015 yılı boyunca medyada Jenkins’in raporunun yayına hazır olduğuna dair ikili rivayetler olmuştur ama İngilitere-BAE ilişkilerine engel olacağı düşüncesi haricinde yayınlanması için bir sıkıntı yoktu. Aynı zamanda İngiltere’yi ziyaret eden Emirati yetkilileri açıkça Körfez devletlerindeki fırsatlarla parasını ikiye katlayabileceğini ima ettiler.

Bu siyasi oyunun tamamı özünde Muhammed bin Zayed’in ve onun Kardeşler’e kişisel nefreti ile ilgilidir. Ülkesinin parası ve İngiltere gibi ülkeler üzerinde nüfuz kullanma yeteneği, Jenkins’in incelemesine yol açmıştır. Abu Dabi veliahtının, bir sonuç olarak Cameron’ın parlamentoda ılımlı mesaj ile Kardeşler’e “aşırılık ile son derece muğlak bir ilişkileri var” demesinden memnun olup olmayacağını göreceğiz.

Kaynak: Middle East Eye / Rori Donaghy
Dünya bülteni için çeviren: Caner İlter

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?