banner39

Filistinlilerin 72 yıllık sürgün acısı

1948’de toprakları BM tarafından yeni kurulan İsrail devletine peşkeş çekilen Filistinliler, Arap liderlerinin öngörüsüz ve beceriksiz politikaları yüzünden 1967’den itibaren elinde kalan topraklarda da mülteci konumuna düştü

Bir Zamanlar 24.08.2020, 08:53 24.11.2020, 07:44
Filistinlilerin 72 yıllık sürgün acısı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

İsrailli Yahudiler, dünyanın farklı bölgelerinde yüzyıllar süren yaşantılarının ardından, kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklara döndü. Ancak bu dönüş bölgede sonu gelmeyen savaşların kapısını araladı. İsrail'in, Akdeniz sahiliyle Şeria nehri arasında kalan Filistin toprakları üzerindeki hak iddiası, Filistin halkını işgal, sürgün ve katliamın acı yüzüyle tanıştırdı.  

1896 yılında İsviçre'nin Basel şehrinde toplanan Birinci Siyonizm Kongresi'nde bugünkü İsrail devletinin temelleri atıldı. Kongrede gazeteci Theodor Herzl'in ''Der Judenstaat'' (Der Yuudinştat)  yani Yahudi Devleti adlı kitabı tartışıldı. Herzl, Yahudiler'in kendi devletini kurmasını savunuyordu.  

Kongrenin sonunda, Basel programı yayınlandı. Bu belgede, Filistin'de bir Yahudi vatanının kurulması ve dünya Siyonizm Teşkilatı'nın bu amaca ulaşmak için faaliyete geçirilmesi öngörülüyordu. 

Filistin topraklarına göç eden Yahudilerin sayısı 

1903'e kadar                25 bin

1904 - 1914 arası         40 bin

1929-1936 arası           birkaç yüz bin

1936- 1951 arası          300 bin      

1903'e kadar, Filistin'e 25 bin Yahudi göç etti. 1904 ila 1914 arasında 40 bin kişilik bir ikinci göçmen dalgası geldi. Birinci dünya savaşı sonunda, 25 Nisan 1920'de alınan milletler cemiyeti kararıyla, İngiltere'ye, bölgenin manda idaresi için yetki verildi. 1929-1936 yılları arasında İngiltere mandası altındaki Filistin'e Siyonist proje kapsamında yüz binlerce Yahudi göç etti. Bundan sonraki 15 yılda 300 bin Yahudi daha geldi.  

Yahudiler artık nüfusun üçte birini oluşturuyordu. Ama toprakların yüzde 6'sı onların elindeydi. İki toplum arasındaki gerilim, ağustos 1929'da kanlı çatışmalara dönüştü. Şiddet olaylarının önüne geçilemeyince iki devletli bir taksim çözümü uluslararası toplumda daha fazla dile getirilmeye başlandı.  

BM'nin kurduğu özel komite, bölgeyi Filistin ve Arap devletleri arasında bölmeyi önerdi. Arap yüksek komitesi diye anılan Filistinli temsilciler teklifi reddetti. Buna karşın Yahudi temsilciler kabul etti.  

Paylaşım planı, Filistin'in yüzde 56,47'sini Yahudi devletine, yüzde 43,53'ünü de Arap devletine bırakıyordu. Kudüs ise uluslararası bir idare altında olacaktı. 29 Kasım 1947'de BM Genel Kurulu'nda 33 ülkenin oyuyla plan onaylandı. 13 ülke karşı oy vermiş, 10 ülke de çekimser kalmıştı. Filistinlilerin reddettiği plan uygulanmadı.  

İsrail devleti, Tel Aviv'de 14 Mayıs 1948'de ilan edildi. Karar, son İngiltere birliklerinin bölgeyi terk etmesinden bir gün sonra yürürlüğe girdi. Filistinliler, 15 Mayıs'ı "El Nakba" yani "Felaket" günü olarak anıyor.

ARAP -İSRAİL SAVAŞLARI 

İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesi Ortadoğu'da sonu gelmeyen bir gerilime neden oldu. Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak ile savaşan İsrail bu savaşları hep kazandı. Ancak savaşlar bölgedeki dengeleri değiştirdi. 

İsrail devletinin kuruluşu; bölgedeki Arap ülkelerinin İsrail'e savaş açmasını da beraberinde getirdi. Böylece ardı arkası kesilmeyecek Arap-İsrail gerilimi ve savaşları başlamış oldu. Mısır, Ürdün, Suriye ve ırak kuvvetleri İsrail'in bağımsızlık ilanından birkaç saat sonra taarruza geçti. 

Ancak Batılı Devletlerin desteğini alan İsrail'e karşı üstünlük sağlamayı başaramadılar. İsrail savaştan sonra, Filistin'deki toprağını yüzde 55'ten yüzde 78'e çıkardı. 700 bin kadar Filistinli ise ülkelerini terk ederek komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. 

İsrail savaş sonunda savaştığı her Arap ülkesi ile ayrı ayrı ateşkes anlaşmaları imzaladı. Savaşa giren Ürdün Batı Şeria'ya, Mısır da Gazze Şeridi'ne asker yığdı. Kudüs'ün kontrolü ise batıda İsrail, doğuda Ürdün arasında bölündü.  

Gazze ise Mısır'ın oldu. 1948 savaşı sonrasında savaşa katılan Arap ülkelerinde siyasi rejim değişikliğine varan karışıklıklar yaşandı. En önemli değişiklik Mısır'da gerçekleşti. Mısır'da Kral Faruk bir darbe ile tahttan indirilerek yerine General Necib getirildi.  

Savaştan en karlı çıkan taraf İsrail oldu. 1914’te 85.000, 1943'te 539.000, 1946’da 608.000, 1947’de 650.000 olan Filistin'deki Yahudi nüfusu, savaş sonrası anlaşmaların imzalandığı 1949 yılında 758.000’e ulaştı.  

Ürdün de İsrail'den sonra en çok toprak kazanan ülke oldu. Arap ülkeleriyle İsrail 1956 yılında yeninden karşı karşıya geldi. 1956 yılındaki Arap İsrail savaşı da farklı bir sonuç getirmedi. 

Ancak askeri olarak mağlubiyetle sonuçlanan bu savaştan siyasi bir zaferle çıkan Mısır ve lideri Cemal Abdülnasır, Arap dünyasında önemli bir lider olarak anılmaya başladı. O dönem Arap dünyasında etkin olan Baas rejimlerinin görünürdeki planı; Arap ülkelerini sosyalist çizgide birleştirmek ve Filistin meselesini askeri yollarla çözmekti. 

Ancak 1967 yılında savaş, gerçeğin böyle olmadığını ortaya koydu. Arap ülkeleri arasındaki liderlik yarışı ön plana çıkınca kaybeden bir kez daha Filistin halkı oldu.  

1967 YENİLGİSİYLE GELEN İŞGALLER 

Takvim yaprakları 1967'yi gösterdiğinde Ortadoğu'da silahlar bir kez daha patladı. Bu defa yaşanan savaş tüm bölgenin kaderini değiştirecek, etkisi bugünlere kadar gelecekti. 1967 yılının mayıs ayında başlayan Suriye-İsrail sürtüşmesi İsrail'e öteden beri Gazze ve Sina'yı işgal etmek için amaçladığı savaşı başlatma imkânı verdi. 

5 Haziran 1967 sabahı İsrail'den kalkan savaş uçakları Mısır'a ulaştı. İsrail jetleri; 17 ayrı üste bulunan Mısır Hava Kuvvetlerine ait yüzlerce uçağı birkaç saat içinde imha etti. İsrail'in bu ani saldırısıyla mısır hava kuvvetlerinin beşte üçü yok oldu. 

Ertesi gün Gazze ve Sina yarımadası Mısır'ın eline geçti. Böylece birkaç gün içinde Arap devletleri büyük bir yıkıma uğradı. Asıl büyük darbe ise savaşın üçüncü günü yaşandı. Savaşın başında İsrail devleti Kudüs'ün işgalini planlamamıştı. Ancak kısa sürede alınan başarıyla beraber Kudüs'ün işgali kararlaştırıldı. 7 Haziran günü Batı Şeria bölgesi İsrail'in eline geçti. 

SAVAŞI SOVYETLERİN ÜLTİMATOMU BİTİRDİ 

8 Haziran'dan itibaren Suriye cephesinde Golan Tepeleri'nde muharebeler şiddetlendi. Golan tepelerini aldıktan sonra Suriye topraklarında ilerlemeye başlayan İsrail'in yeni hedefi Şam'dı.

Tam bu sırada 10 Haziran günü, Sovyetler, Amerika'ya başvurarak İsrail'in ilerleyişini durdurmadığı takdirde "askeri harekat"' dâhil tüm tedbirlerin alınacağını duyurdu. 

Hemen ardından İsrail, Suriye ile ateşkes imzaladı. Böylece altı gün savaşları sona ermiş oldu. Savaşın sonucu Araplar için tam bir hezimet oldu. Hiç bir Arap askeri gücü kalmamıştı. 1967 zaferi ile İsrail'in toprakları 4 kat daha genişledi. Gazze ve bütün Sina yarımadası İsrail'in eline geçtiği için, İsrail'in sınırları Süveyş kanalına dayanmıştı.  

Bu savaşın ardından Ortadoğu'da dengeler sürekli İsrail'in lehine gelişti. 1979'da Mısır ile imzalanan barışın ardından Sina Yarımadası Mısır'a iade edildi. Ancak bu iade ile Kahire yönetiminin bugün bile süren desteği kazanıldı. Arap dünyasında bölünmeler yaşandı. 6 gün savaşı, Ortadoğu coğrafyasında etkileri günümüze kadar devam eden acılara yol açtı. Kudüs, Batı Şeria ve Golan tepeleri bugün halen işgal altında.  

BMGK'NIN 242 SAYILI KARARI  

1967 sınırlarına dönülüp dönülmeyeceği Ortadoğu'da sık sık kesilen barış müzakerelerinin de temel sorunu. Ancak İsrail, 1967 sınırlarına dönüşü zor hale getirmek için elinden geleni yapıyor. İşgal edilen bölgelere kurulan Yahudi yerleşim birimleri ile bölgenin demografik dengeleri değiştiriliyor. Böylece İsrail, işgal bölgelerinde oluşturduğu karmaşık yapı sayesinde, çözümü ve kalıcı bir barışı imkânsızlaştırıyor. 

Birleşmiş Milletler, 22 Kasım 1967 tarihinde aldığı kararda, “Ortadoğu'da adil ve kalıcı bir barışın sağlanması' çağrısı yaptı. Bunun sağlanması için belirlenen ilkeler ise; İsrail'ın son savaşta işgal ettiği tüm topraklardan çekilmesi ve bölgedeki tüm devletlerin güvenli ve tanınmış sınırlar dâhilinde var olma hakkına saygı duyulması, hükmünü içeriyor. Ancak İsrail, ABD’nin veto yetkisinin arkasına sığınarak, BMGK'nın bu kararına hâlen uymuyor.   

NAKBA: KENDİ VATANINDA MÜLTECİ  

İsrail'in 14 Mayıs 1948'de bağımsızlığını ilan etmesiyle, milyonlarca Filistinli evlerinden oldu. Filistin için Nakba Günü yani Felaket Günü olarak kabul edilen 14 Mayıs 1948'den bugüne kadar 5 milyona yakın kişi ya vatanını terk etti ya da kendi vatanında mülteci oldu. 

Mülteci akınının nedenleri arasında İsrail-Filistin arasındaki çatışmalar kadar, Tel Aviv'in yayılmacı politikası da önemli bir rol oynuyor. 1993-2013 yılları arasında Filistin topraklarında 53 bin Yahudi yerleşim yeri inşa edildi, 15 bin Filistinlinin evi yıkıldı. Sadece 2012 yılında Batı Şeria ve Kudüs'te bin 133 yerleşim yerinin inşasına başlandı. 2013 yılında ise bu rakam 2 bin 534'e yükseldi. Bugün Batı Şeria ve Kudüs'te yaşayan 500 bini aşkın İsrailli yerleşimci bulunuyor. 2014'ün başından mayıs ayına kadar, Doğu Kudüs'te 1877, Batı Şeria'da da 654 evin inşasına başlama kararı alındı. 

50 MÜLTECİ KAMPINDA 5 MİLYON FİLİSTİNLİ 

1 milyon 600 bin nüfuslu Gazze'de bugün 1 milyon 100 bin Filistinli göçmen 8 mülteci kampında hayat mücadelesi veriyor. 2 milyon 400 bin nüfuslu Batı Şeria'da ise 750 binden fazla kişi evlerinden olmuş durumda. 

Filistinliler, bölgede kurulan 19 mülteci kampında hayata tutunmaya çalışıyor. Filistinliler, Lübnan, Suriye ve Ürdün'de de hayat mücadelesi veriyor. Bugün Lübnan'a dağılmış 12 kampta 447 binden Filistinli bulunuyor. Suriye içinde bulunan 9 mülteci kampında yaşayan Filistinlilerin sayısı ise 500 binden fazla. Ürdün'de bulunan 10 kampta ise 2 milyonu aşkın Filistinli yaşıyor. 

İsrail'in 7 Temmuz'da başlattığı saldırılar Gazze Şeridi'nde yeni bir zorunlu göç başlattı. Evleri bombalanan Filistinliler başta BM kampları olmak üzere farklı yerlere sığındı. Bugün BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin barınma merkezlerinde 269 bin 793, 19 farklı devlet okulunda 15 bin 731, gayri resmi barınaklarda 7 bin Filistinli hayat mücadelesi veriyor. 200 bin kişi ise akraba ve yakınlarının evine sığındı. 

Operasyonlardan bu yana Gazze'yi terk edebilen Filistinlilerin sayısı ise çok az. Bir ay içerisinde 154 Filistinli mısır'da tedavi görmek için sınırı geçti. 108 kişi ise ambulansla Erez Sınır kapısından İsrail'e girdi.  

İSRAİL ANTİ SİYONİST YAHUDİLER’İ DE RAHATSIZ EDİYOR 

İsrail'in bu uygulamaları çoğu kez Yahudileri de rahatsız ediyor. Özellikle siyonizme karşı çıkan gruplar, israil devletini sert biçimde eleştiriyor. Pek çok kuruluş da, siyonizmin, Yahudi inancına uygun olmadığına dikkat çekiyor ve İsrail devletinin varlığını sorguluyor. 

Montreal Üniversitesi tarih profesörlerinden Yakov Rabkin, siyonizmin temel hedefini şöyle özetliyor: "Bir ulusalcı proje olarak ortaya çıkan siyonizmin temel hedefi belliydi: yeni bir dil, yeni bir toprak, yeni bir siyasal anlayış yaratarak, tek ortak yönleri aynı dine mensubiyet olan, farklı diller konuşan ve dünyanın dört bir köşesinde yaşayan geniş yelpazeden bir grup insanı seküler bir ulusa çevirmek."  

Rabkin, Siyonizmi ve İsrail'i eleştiren tek Yahudi de değil. Bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde, İsrail devletinin varlığına karşı çıkan çok sayıda Yahudi kuruluşu mevcut. "Siyonizme Muhalif Gerçek Tevrat Yahudileri" bu gruplardan sadece biri. Oluşumun önemli isimlerinden siyonizm ve İsrail karşıtı Haham Ahron Cohen'in "Yahudi Devleti" ve "Filistin" konusundaki görüşleri, bilinen önyargılardan hayli farklı.

banner53
Yorumlar (0)
15
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?