banner39

30.12.2007, 10:40

Birileri gelip 'demokratikleştirmeden'!


 
 
Babası Zülfikar Ali Butto'nun idam edilmesi sonrasında ev hapsine alınmasıyla siyasal yaşamına başlayan Benazir Butto, sekiz yıl sonra döndüğü ülkesinde öldürüldü. Defalarca kendisine suikast düzenlenmişti, sonuncusundan kaçamadı.

54 yaşında ve üç çocuğu olan Butto, cesur bir kadın lider olarak hatırlanacak. İslam dünyasının seçimle göreve gelen ilk kadın başbakanı oldu, yaşamı Pakistan'daki her askerî darbeden sonra gitmek zorunda kaldığı sürgünde geçti. Benazir Butto'nun öldürülmesini, şahsıyla ya da partisinin eğilimleriyle açıklamak mümkün. Bununla birlikte bu siyasî cinayetin daha çok Pakistan'daki durumla ve bu duruma yol açan koşullarla ilgisi var.

Suikastın arka planı: Pakistan, 1947'de İngiltere'ye bağlı Hint İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasıyla ve Hindu çoğunluk baskısından kurtulma amacı taşıyan Muhammet Ali Cinnah'ın çabalarıyla kuruldu. O günden itibaren, ülke sınır sorunları ile toplumsal çatışmaların yaşandığı yer haline geldi. Ülkenin doğusu ile batısı arasındaki etnik, coğrafî ve ekonomik farklılıklara ve zorlama kuruluş sürecine rağmen uzunca dönem İslam, Pakistanlılığın harcını oluşturdu. Ancak bir süre sonra Doğu'da yaşayan çoğunluk ile siyasal ve askerî gücün bulunduğu Batı'daki azınlık arasındaki gerilim çatışmalara dönüştü ve Pakistan 1958'de ilk askerî darbeyle tanıştı. Bu darbe o yıllarda dünya kamuoyu gözünde doğal karşılandı. 1970'te kısmen normale dönen ülkede seçimler yapılmış olsa da bu dönem uzun sürmedi ve 1977'de General Ziya Ül Hak da bir darbe yaptı. Darbe, 1971'de cumhurbaşkanı olan Zülfikar Ali Butto'nun 1977 seçimlerinde hile yaptığı ve yolsuzluklara karıştığı gerekçesine dayandırıldı. Üstelik bu darbe de uluslararası kamuoyu gözünde makbul kabul edildi. Çünkü söz konusu yıllarda Hindistan bağlantısız ülkeler grubundaydı ve "Batı"lı güçlere de şüpheyle yaklaşıyordu. Pakistan ise, yaptığı darbeyle ABD merkezli yapının taraftarı ve stratejik destekçisi olmuştu. ABD müttefiki ülkelerle kurulan "kardeşlik" bağları yoluyla, desteğin Pakistan'a da verilmesini sağladı. Her ne hikmetse, bu iki kardeş ülkenin darbeleri de hemen hemen hep aynı yıllarda gerçekleşti.

Zülfikar Ali Butto, yaklaşık üç yıl kadar hapiste tutuldu ve sonra idam edildi. Benazir Butto ise, o yıllarda Harvard Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimini yeni bitirmiş, bir anlamda babasının ardılı olsun diye verilen eğitimini tamamlamıştı. 1984'te yurt dışına çıkışına izin verilene kadar ev hapsinde yaşayan Benazir Butto, faaliyetlerini İngiltere'de sürdürdü, 1985'te sıkıyönetimin kaldırılmasıyla Pakistan Halk Partisi lideri olarak seçimlere katıldı. Seçimleri kazanan Müslüman Halk Partisi'ni iktidarı ise, 1988'de cunta lideri Ziya Ül Hak'ın esrarengiz ölümüne kadar sürdü. Ardından yapılan seçimleri kazanan Benazir Butto oldu. Ancak, iktidarı uzun sürmedi ve dönemin Cumhurbaşkanı Gulam İshak Han, yolsuzluk, kadrolaşma ve kayırma yaptığı için Butto'yu görevden aldı. Bu süreç, kabaca askerî-otoriter çevrelerle liberal çevreler arasındaki mücadele olarak değerlendirildi. Söz konusu mücadelenin bir diğer oyuncusu olan Navaz Şerif liderliğindeki İslamcı Demokratik İttifak ise ikili mücadeleden bıkan Pakistanlıların oylarını alarak iktidara geldi. Cumhurbaşkanı, anlaşılan bu lideri de beğenmedi ve yine aynı gerekçeyle, yolsuzluk, kadrolaşma ve kayırma gerekçesiyle başbakanı görevden almaya kalktı.

1993 seçimlerinde yeniden zafer kazansa da, Butto bu dönemin önemli protestolarının da simgesi haline geldi. Feodal bağların kırılması, radikal örgütlenmelerin önüne geçilmesi türünden girişimleri ile "millet" bilincini "ümmet" bilincinin önüne yerleştirme çabaları, Pakistanlılara inandırıcı gelmedi. Üstelik ekonomide sağlanamayan ilerlemenin, artan işsizliğin sorumluluğu da Butto'ya yüklendi. Daha önce Doğu-Batı biçiminde kendini gösteren ülkesel farklılık bu yıllarda giderek Kuzey-Güney ayırımına sürüklendi. Bir anlamda aşırı merkezî ve otoriter yapılar, giderek daha merkez-kaç eğilimler doğurdu, bazı eyaletlerin ayrılma taleplerini güçlendirdi. 1997 seçimlerini yeniden Şerif kazandı, ama 1999'da bu kez Müşerref tarafından yeniden darbe yapıldı ve sıkıyönetim ilan edildi. 11 Eylül ve sonrasındaki süreçle ilgisi var mıdır bilinmez; ama 2001'den itibaren Müşerref cumhurbaşkanlığını bırakamayan bir pozisyona sürüklenirken Butto sistemin mağduru olarak yeniden popüler oldu.

Suikast ortamı: Kabaca, Pakistan'da üç temel akım bulunduğu ve bu akımların bir tür sınıfsal mücadele gibi uzun yıllardır çatışma içinde oldukları söylenebilir. Bu akımlardan birisi, askerî bürokrasinin iktidardaki otoritesiyle ülkede bütünlük ve istikrar sağlanmasını olanaklı gören, bu çerçevede de uluslararası alanda stratejik öncelikleri esas alan iktidarlardan yardım ve destek alınmasını savunan akım. Müşerref ile temsil edilen bu anlayış, Pakistan'ı askerî darbeler ülkesi haline getirdi, halkın fakirliğine rağmen füzeleri ve nükleer kapasitesiyle övündüğü bir toplum yarattı. Batılı ülkelerle askerî ve kısmen ekonomik ilişkiler kurulmasını savunan bu yapı önce Hindistan'la olan gerilimi Pakistan'ın askeriliğinin meşru zemini olarak kullandı, ardından da aynı biçimde radikal İslamî hareketleri bertaraf etmek için otoriterliği savundu. Bir yandan Müslüman kimliği kullanan, ama öte yandan İslamî unsurların siyasette bulunmasına izin vermeyen bir çizgi benimsendi. Bu haliyle de "Batı"lı ülkeler tarafından desteklendi. Ancak, bir süre sonra tam da bu otoriter yapıların radikal İslamî hareketleri beslediği düşünülmeye başladı. Bu süreç içinde kabul etmek gerekir ki Afganistan'a yapılan müdahale çok önemli etkilere sahip.

Radikal İslamî hareketlerin ve şiddete başvuran kesimlerin bulunduğu ülkelerden birisi olarak görülen Pakistan, Afganistan'a yapılan müdahalede Amerika'ya en fazla destek sağlayan ülke oldu. Bu desteğin askerî yardımlarla da ödüllendirilmesi, muhtemelen Müşerref tarafından iktidarının garantisi olarak görüldü. Bu uygulama, Pakistan halkı tarafından tepkiyle karşılandı. Amerika'nın İslam ülkeleriyle olan mücadelesinde bu ülkenin yanında yer alan Müşerref, eleştirilerin merkezine oturdu. ABD'nin, Müşerref'i, Pakistan'daki İslamî hareketleri denetlemesi koşuluyla desteklemeye devam edeceğini belli etmesi sonrasında Müşerref giderek sertleşti. Ancak bu sertleşme Pakistan'ın Afganistanlaşması riskini ortaya çıkardı. Ulus-devlet bilincinin gelişmesine izin vermeyen tarihsel geçmiş, Afganistan müdahalesiyle birleşti ve Pakistan vatandaşı yaratılması aşamasından daha da uzaklaşıldı. Batılı devletler, Müşerref'i uyardı, o da üniformasını çıkardı. Bununla birlikte, Pakistan'ı bir arada tutabileceğine dair inanç kayboldu. Bu koşullar, Pakistanlılık, kalkınma, köylülükten kurtulma ve doğal olarak demokrasi söylemi bulunan Butto'nun önünü açtı.

Söz konusu ikinci akım, muhalefet tarafından temsil ediliyor ve daha çok "Batı" ile çok daha yakın sosyal ve ekonomik ilişkiler kurulması yoluyla demokratikleşmeyi savunuyor. Butto, son konuşmasında başkaları gelip ülkede demokrasi kuracağına bunu kendilerinin yapması gerektiğini söyleyerek iktidarı eleştirmiş ve otoriterlik sürdükçe köktendinciliğin önüne geçilemeyeceğini dile getirmişti. Bu noktada, şu türden çıkarsamalar yapılabilir. Butto'ya göre Müşerref'in başarısızlığı, ABD'nin Pakistan'a müdahale edebilmesinin nedenlerini oluşturuyor. İç savaş ve nükleer silahların denetimsiz ellere geçme ihtimali ile gelişmelerin Afganistan'ı da tetikleme riski, bu müdahalenin gerekçeleri olabilir. Ayrıca müdahale yoluyla ABD'nin İran-Çin çizgisinde belki Rusya'ya yeni bir çevreleme uygulaması mümkün diye bile düşünülebilir. Butto, Amerikan müdahalesinin engelleyicisi olacağını dile getirmişti. Öldürüldü. "Batı" karşısındaki pozisyonları bakımından benzer eğilimde olan iktidar ve anamuhalefet, siyasal sistemin kurgusu bakımından fazlasıyla karşıt hale gelmişti, suikast bunu fazlasıyla açığa çıkardı.

Suikast sonrası: Tablo bu biçimde görüldüğünde Benazir Butto'yu herkes vurmuş olabilir diye düşünülebilir. Bununla birlikte, öldürülen Butto olsa da hedefin Müşerref olduğu anlaşılıyor. Daha önceki suikast girişimleri sonrasında Butto, bunları Pakistan'daki "derin devlet"in düzenlediğini söylemişti. Bugün bu sözün cinayetin sorumlusu olarak Müşerref'i görmemize neden olduğu ileri sürülebilir. Ancak öte yandan radikal İslamcılar da bu cinayeti işlemiş ve ihalenin Müşerref'e kalmasını hesaplamış olabilirler. Belki de radikaller, sadece Butto'yu fazla Batıcı buldukları için ve İslam'dan sapma olarak gördükleri politikaları nedeniyle bertaraf etmişlerdir. Böyle olduğunda da Müşerref'in zan altında kalması mümkün olur. Müşerref, radikal İslamî gruplara ve terörizme engel olma göreviyle koltuğunda oturma imkânı buluyordu. Bu eylem, Pakistan otoritesini ellerinde bulunduranların görevlerini yerine getiremediklerini açığa çıkardı, Müşerref'in başarısızlığını sergiledi diye de değerlendirilebilir.

Butto'nun hem tabancayla hem de bombayla öldürüldüğü iddiasına bakılırsa, katiller bu kez işi şansa bırakmak istememişler. Benazir Butto'nun mutlaka bertaraf edilmesine karar vermişler. Ancak, bu yolla öldürülen liderlerin temsil ettiği görüşlerin de havaya uçurulacağı düşünülmemeli. Muhtemelen bundan sonra muhalefet bayrağını taşıyacak olanlar, tam da bu cinayet üzerinden bir siyaset yapacaklar ve belki Butto, yaşarken yapamadıklarını ölümüyle yapabilecek. Bununla birlikte, cinayetin Pakistan'da yaratacağı etki konusunda karamsar olmak mümkün. Birinci ihtimal, Pervez Müşerref'in otoriteyi sağlamak için daha katı ve sert önlemler alması olabilir. İkinci ihtimal, Müşerref'in muhalefet gruplarıyla uzlaşı sağlaması olabilir ki zayıf bir olasılık gibi görünüyor. Öte yandan, zor olsa da muhalefet partilerinin dayanışmaya gitmesi ve güçlü bir koalisyon kurmaları zorlanabilir. Şerif ile Butto'nun tabanı buna razı olur mu bilinmez ama bu bir çıkış ışığı sağlayabilir. Müşerref, ülkede kalsa da, gitse de, öldürülse de, otoritesini korusa da toplumsal çatışmalara gebe bir Pakistan olacağı söylenebilir. Sorun, Pakistan'ın bu kaostan kendi dinamikleriyle çıkmayı deneyip deneyemeyeceğiyle ilgili.

Pakistanlıların olayın nedenleri ve sorumluları ile artık hesaplaşmaları gerekiyor. Daha şeffaf, daha adil, daha kalkınmacı bir yöne savrulmadıklarında, daha kaotik, daha çatışan, bölünen ve çevre ülkeleri de içine çeken bir kara delik yaratılması ihtimal dâhilinde. Kendileri bir yol bulamazlarsa birilerinin gelip Pakistan'ı "demokratikleştirmesi" bile söz konusu olabilir.
 
Kaynak: Zaman

 

Yorumlar (0)
22
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?