banner39

15.11.2015, 16:41

Bosna-Hersek için koordinasyon ve ortak akıl şart

Bosna-Hersek’i, savaş günlerinden bugüne hiç olmazsa basından izlemeyi hiç bir zaman bırakmayan ve son iki buçuk yıldır da kesintisiz olarak bu ülkede yaşayan birisi olarak bölgeye yaklaşık 20 yıldır aşinâlığımın olduğunu söyleyebilirim. Yaşadığımız yerlerde, ister istemez gözlemlerimiz olur. Bu gözlemler ve şahit olduklarımız karşısında, mevcut sorumluluğa ortak olma mecburiyetini omuzlarımızda hissederiz. Bazen de görüyor, hissediyor ve biliyor olmanın ‘dayanılmaz yükü’nü paylaşarak hafifletmeye ihtiyaç duyar insan. İşte Bosna, görüp de görmemezlikten gelemeyeceğiniz, susamayacağınız, kulaklarınızı tıkayamayacağınız böylesi yerlerden birisi.

Bosna Hersek’te bugün savaşın üzerinden 20 yıl geçti. Tam da bu noktada, artık bu geçmiş felaketi kastetmediğimizi, tam aksine savaş sonrası yapılanmaya dair içeriden/dışarıdan ihmallerin kucağına terkedilen bu ülkenin yeniden ayağa kalkabilmesi için atılması gereken adımlara dikkat çekmek gerekli.

Devlet ve millet olarak çılgınlar gibi bir hayır yarışı içerisinde resmî/gayri resmî bütün imkanlarımızla Dünya’nın her köşesine koşuşturmaya çalışıyoruz. Fakat bunu yaparken de, dikkat edilmesi gereken bir çok husus var. Bu işlerin yapılmasında profesyonel tecrübesi oldukça eski ve köklü olan Batı Avrupa ülkelerinden organizasyon, süreklilik ve netice alma anlamında öğreneceklerimiz olduğunu düşünüyorum. Yoksa hayır ve iyilik nedir ve nasıl hesapsızca yapılırı başkalarının bizlerden öğrenmesi daha doğru olur. Amatörlük yerine profesyonelleşme, anlık destekler yerine süreklilik, binlerce iş arasında boğulma yerine, öncelikli alanlarda yoğunlaşma (teksif) zamanının çoktan gelip geçmeye başladığını vurgulamak gerekir.

Her yıl Türkiye’den hatrı sayılır oranda insan turistik amaçlarla bu güzel ülkeyi ziyaret ediyor. İnsanlarımızın hemen hemen tamamı, büyük bir hayranlıkla tarihi ve tabiî güzellikleriyle insanı büyüleyen bu ülkeden güzel duygularla ayrılıyor. Bununla birlikte, bu altın kalpli insanlarımızınsıcak savaşın henüz dün akşam bittiği zannıyla büyük bir duygu yoğunluyla, adeta gecikmiş kahramanlar gibi buraya gelip kendi çaplarında katkı sağlamak üzere vaaatlerde bulunup sözler verdiklerini ve döndüklerini söylemek gerek. Bazılarının, esnafa "Avro geçiyor da, Türk parası neden geçmiyor? Neden hala Türkçe konuşmayı öğrenmediniz? Neden giyimleriniz bu kadar Avrupaî ?" gibi bölgeyi, tarihini ve sosyolojik yapıyı anlamadan yaptıkları bu serzenişlerine bazen gülümseyerek bazen üzülerek tanık oluyoruz. Konuyla bağlantılı bir başka tespit de, bölgeyi tanımak için Başçarşı’yı ve Mostar’ı görerek Bölge uzmanı olma iddiasındaki insanlarımız da çok hoş oluyorlar. Geçtiğimiz ikibuçuk yılda bölgedeki bazı konuları hala yenice anlamaya ve çözmeye çalıştığımı söyleyebilirim. Büyük bir sevgi ve sempati, güzel dilek ve temenniler, hüzünlü bir ayrılış ve Türkiye’nin her zamanki sıcak gündemine dönüldüğünde çabucacık unutulan veya geciken vaatler. Bu değerlendirmeleri, ister ferdî seviyede, isterseniz kurumlar bazında benzer şekilde değerlendirebilirsiniz.

Bugüne kadar bölgede Türkiye kaynaklı yüzlerce iyiniyetli çalışma yapılmış ve halen bu çalışmalara hergün yenileri ekleniyor. En son, geçen yılki sel felaketine yardım için gelen birbirinden bağımsız ve habersiz onlarca teşebbüs, Büyükelçiliğimizin spontane müdahele ve yönlendirmeleriyle faydalı bir organizasyona döndürülmüş oldu. Büyükelçiliğimizin, Ziraat Bankası’nın, Yunus Emre Vakfı’nın, TİKA’nın, Türk Askeri Temsil Heyetinin, üniversitemiz IUS’un, Anadolu Ajansı’nın, Türk Hava Yolları (THY) Bosna Hersek Müdürlüğü’nün mevcut imkanlarına gönüllerini katarak maddi-manevi her alanda altına imza attıkları çalışmaları, yürüttükleri faaliyetleri dikkate şayandır. Alışageldik Dışişleri bürokrasisinin çok ötesindeki tarzıyla Büyükelçimiz Cihad Erginay Bosna-Hersek için gerçek bir şans. İnsanüstü gayreti ile başardığı yüksek koordinasyon ve rehberlik, bugune kadar Türkiye’nin bu ülkede hiç olmadık derecede icraatına ve iyi tanıtımına yol açmış oldu.

Türkiye’nin her köşesinden Belediyelerin ve işadamlarımızın girişimleri, gönüllü teşebbüslerin ortaya koyduğu iyiniyetli çalışmalar, büyük bir sabır, enerji ve kaynak tüketimini gerektiriyor. Fakat, ortak bir yöne akmayan küçük akıntıların bir nehre dönüşmesi de beklenemez. Hiç kuşkusuz, doğru adımlarla başarıya ulaşma, ferdi seviyede de devlet seviyesinde de iyi bir strateji ve planlamayı gerektiriyor.

Özellikle belediyelerimizin iyiniyetli çalışmaları ciddi fizibilite ve ihtiyaç araştırması temeline dayanmak zorundadır. Mesela, ülkenin neredeyse tamamı ormanlarla kaplıyken ve Yugoslavya döneminde sosyal mekan ve parklar konusunda başarılı bir altyapı kurulmuşken, Türkiye’deki mahalle aralarında çocuk parklarına benzer parklar açmaya çalışmak, sadece bir amatörlük değil, zaman ve kaynak israfından başka bir işe de yaramayacaktır.

Diğer yandan, Türk ve Boşnak belediyelerinin kardeş belediye ilan etmenin psikolojik katkısı olsa da bu işin yükümlülükler doğurması ve takip edilebilir bir çıktı ve takip sisteminin kurulması gerekiyor. Aksi halde, kağıt üzerinde kalmaya mahkum projelerle, temennilerden öteye geçilemeyeceği gün gibi ortadadır. İyi işletilmesi halinde kardeş şehir anlaşmalarının, Türkiye’nin mevcut başarılı girişimlerine destek olarak sağlayacağı katkı, kendi insiyatifleriyle bölgede başlatacakları herhangi bir girişimden çoğu kez daha faydalı olacaktır.

Esnafımızın da bu tür iyiniyetli ve romantik girişimleri maalesef sayısız başarısızlık hikayesi üretiyor. Geçen yıl, ziyarete gelen bir işadamını, Başçarşı’da bir kebapçı açmanın iyi bir fikir olmadığı yönünde ikna etmeyi başaramamıştım. Herhangi bir amatörün Istanbul’da da yaşayabileceği gibi, önüne çıkarılan sayısız engel sebebiyle kebapçıyı açtıktan sadece üç ay sonra kapatmak zorunda kalmıştı. Boşnak kardeşlerimizin en iyi olduğu bir konuda veya bir hizmet sahasında, atılacak bir adımın onlarla Türk yatırımcı arasında sıcak bir atmosfer oluşturmayacağı ortada. Bölgenin tarihi ve turistik mekanının özgünlüğünü veya geleneksel zevkleri de bozacak bu tür girişimlere ihtiyaç olmadığı konusunda tartışmaya bile gerek yok.

Bosna-Hersek için bugüne kadar atılan iyiniyetli adımların ve münferit gayretlerin aynı mecraya akması ve ortak akılla üretilmesi son derece elzemdir. Kaynakların birbirinden habersiz yatırımlara dönüşmesinin sağlayacağı optimal fayda alabildiğine düşüktür. Amatör adımların tek elden organize edilmesi de dahil, ciddî bir planlamaya ihtiyaç görünüyor. Bu konuda Büyükelçiliğimizin başarılı çalışmaları dikkat çekiyor. Fakat, çalışmaların henüz Türkiye’de kaynağından çıkmadan önce yerinde organize edilerek bölgeye ulaştırılması, zaman, emek ve kaynak israfını engelleyecektir.

İyiniyet, iyi bir başlangıç için gereklidir ama, sonuca ulaşmak için yeterli değildir. Ancak ve ancak, güzelce planlanmış, fizibilitesi, kaynak hesaplaması ve zamanlaması doğru şekilde yapılmış, amaçları iyi tasarlanmış ve istikrarlı adımlarla ilerleyecek projeler anlamlı şekilde sonuçlandırılabilir.

Aslında Bosna örneği üzerinden paylaşmaya çalıştığım bu öneriler, sadece Bosna için değil, Dünyanın herhangi bir ülkesindeki Türk misyonu ve sivil toplum kuruluşlarının (NGO) uygulayabilecekleri usullere de işaret ediyor.

Bosna için de, resmi kuruluşlarımızın önemli ve büyük gayretleri yanında, onların hemen yanında yürümesi gereken sivil toplum kuruluşlarının amatörden profesyonele geçen bir tarz ve işleyiş geliştirmeleri için daha fazla gecikilmemeli. Çünkü zaman, herkes için hızla akıp geçiyor...

Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?