Öğüt: Dava ruhu olan bölge uzmanı yetiştiriyoruz

TÜGVA’nın önemli projelerinden Bölge Uzmanı Yetiştirme Programı’nı koordinatörü Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Selman Öğüt’le konuştuk

Öğüt: Dava ruhu olan bölge uzmanı yetiştiriyoruz

İbrahim Ethem Gören | Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Bölge Uzmanı Yetiştirme Programı, Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA) önemli hizmetlerinden biri. Dört yıllık program dahilinde en az bir yabancı dili iyi bilen üniversite öğrencileri Çin, Hindistan, Pakistan ve Rusya uzmanı olarak yetiştiriliyor.

Program kapsamında Çin, Hint, Pakistan ve Rus toplumlarının tarihi ve kültürel değerlerinin yanı sıra siyasi yapıları ve dış politika karakterleri teşrih masasına yatırılıyor, söz konusu ülkelerin sosyolojik kodları irdelenerek, ülke tarihlerine yön vermiş liderler, sanatkârlar ve düşünce adamları tahlil edilerek bölge uzmanları yetiştiriliyor.

TÜGVA’nın önemli projelerinden biri olan Bölge Uzmanı Yetiştirme Programı’nın söz konusu programın müellifi olan Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Selman Öğüt’le konuştuk..

İbrahim Ethem Gören: Selman Bey, Bölge Uzmanı Yetiştirme Programı hangi ihtiyaca binaen ortaya çıktı?

Selman Öğüt: Uluslararası ilişkiler, uluslararası diplomatlar üzerinden yürütülür. Diplomatlarla karşılaştırıldığında Bakanların uluslararası ilişkileri yönlendirme potansiyelleri daha zayıftır.

HER DEVRİN BİR DİPLOMASİ GELENEĞİ VARDIR

Bunu biraz açar mısınız?

Daha açıkçası, Bakanlar diplomatlara muhtaçtır. Bakanlar değişir ama diplomatlar sabit kalır. En azından bir diplomat, Bakandan daha uzun süre çalıştığı alanda hizmet eder. Her devletin bir diplomasi geleneği vardır. Bu geleneğin ne kadar kuvvetli olduğunu devletin uluslararası ilişkilerindeki etkinliğine bakarak belirleyebilirsiniz. Diplomatlık sadece belirli bir devlet nezdinde yürütülen bir görev olmak zorunda değildir. Avrupa Konseyi ya da BM gibi üyesi olduğumuz uluslararası örgütlerde onlarca diplomatımız var.

Diplomatlar hizmet ettikleri ülkelerin dillerine ne kadar vâkıf?

Türkiye Cumhuriyeti’nin yurt dışı temsilciliği gibi çok önemli bir görev yürüten diplomatların gittikleri ülkenin dilini konuşuyor olmaları beklenir. ABD gibi dünyaya hakim bir dil konuşan ülkenin diplomatları da bu kıstasa göre seçilir. Özellikle son 15 senelik dönemde ABD’nin Türkiye’ye gönderdiği büyükelçilerin çoğunun Türkçe bildiğini gözlemliyoruz.

DİPLOMATLARIMIZ MONŞER TAVRI TAKINMAMALI

Bizim büyükelçilerimizin Sayın Cumhurbaşkanımızın çok güzel şekilde ifade ettiği üzere monşer bir tutum takınmaması gerekir. Gittikleri ülkenin dilini bilmeleri Türkiye’nin o ülke ile olan bağlantılarını daha güçlü kılar. Çünkü uluslararası hukuk ve diplomasi açısından büyükelçiler gönderildikleri ülke ya da nezdinde akredite oldukları uluslararası örgütlerde devlet başkanını temsil ederler. Bu yüzden kendilerine, ailelerine ve büyükelçilik çalışanlarına, uluslararası hukuk tarafından, hem cezai, hem hukuki sorumluluk anlamında geniş dokunulmazlıklar tanınmıştır.

Diplomatın gönderildiği ülkenin dilini biliyor olması önemli dedik. Çok saygı duyduğum bir hocam bana şunu anlattı. Bir büyükelçi Türkiye’nin doğusunda olan ülkelerden birine gönderilmiş. Bu zat, oranın dilini öğrenmemek için elinden geleni yapmış. Çünkü kendisi gönderildiği bu ülkenin dilini öğrenirse orada ya da başka bir doğu ülkesinde kalıcı olmaktan korkuyormuş. Aynı zamanda şöyle diyormuş: “Benim gibi düşünen birçok arkadaşım var.”

DİPLOMATLIĞIN DAVA RUHU OLMALIDIR

Devletimizi doğru düzgün temsil etmeye çalışan diplomatlarımıza şükran borçluyuz. Ancak diplomatlık salt profesyonel bir anlayışla icra edilecek bir meslek değildir. Bu işin bir dava ruhu olmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkemizin gelişimi noktasında yaptığı katkılar aşikârdır. Ancak halen Türkiye’de doğuyu küçümseyen bir anlayış var. Ben bu zihniyete sahip kişilere “Türk Oryantalistler” diyorum. Hem kendi ülkesinin doğusunu ve Anadolu’yu hem de dünyanın doğusunu küçümseyen bu anlayışın her türlü tezahürü beni müthiş derecede rahatsız ediyor. Bu anlayışın bir kesim diplomatta olması yüzündendir ki Cumhurbaşkanımız “monşer” zihniyeti kınamıştır. Bizim isteğimiz dünyayı doğusu ve batısı ile kucaklayan bir diplomasi anlayışı oturtmak. Bu da sadece batı değil; doğu uzmanı yetiştirmemizin de önemine işaret ediyor.

İçerik hakkında bilgi verir misiniz?

Programımız dört senelik bir eğitim dönemini haizdir. Şu an Rusya, Pakistan-Hindistan ve Çin olmak üzere 3 departmanımız var. Bu departmanların her birine 5’er öğrenci alıyoruz. Hafta içi 3 gün; hafta sonu 1 gün olmak üzere toplam dört gün eğitim veriyoruz.

Öğretim programınız öğrencilerin derslerini ne kadar etkiliyor?

Eğitim ve öğretim programımız öğrencilerin fakülte derslerine mani olmuyor. Çünkü hafta içi akşam saatlerinde eğitim ve öğretim yapıyoruz. Programımız yoğun dil eğitimi içeriyor. Hocalarımızın hepsi kendi anadillerini öğreten çok mahir kişiler. Programımız öğrenciyi çok sıkmayacak şekilde tasarlandı. Haftada toplam 12 saat ders alıyorlar. Bunlardan biri hasbıhalde bulunduğumuz istişare dersimiz. Bizim için önemli olan öğrenciyi gereksiz derslerle boğmadan uzmanlık eğitimi verebilmek.

Kimler başvuru yapabilir?

Üniversite hazırlık, birinci ya da ikinci sınıfa yeni başlayan öğrencileri kabul ediyoruz. Her bölümden öğrenci alıyoruz. Ancak sosyal bilimlerle ilgili fakülteler doğal olarak öncelikli. İlk senemizde mühendislik okuyan öğrenci de aldık, ilahiyat okuyan da... Bununla birlikte öğrencilerin hiç yoktan orta seviyede İngilizce bilmelerini bekliyoruz. Öğrenci ikinci sınıfa geçti ise not ortalamasının 3.00 altında olmaması gerekli. Her halükarda 4 dönemden fazla okumuş öğrenciyi de kabul etmeme prensibimiz var.

Programa katılacak olanları hangi seminerler bekliyor?

Programımız dil eğitimi ağırlıklı. Ancak Siyasi Tarih, Osmanlı Kurumlar Tarihi, İktisat, Sosyoloji, Fıkıh gibi geniş bir yelpazede seminerlerimizi veriyoruz. Tabii ki bu seminerleri belirli bir yöntem çerçevesinde veriyoruz. Zaten programımızın danışman kadrosu oldukça kuvvetli. Seminer hocalarımızın hepsiz umanlık alanlarında kendini ispatlamış akademisyen ve araştırmacılar. Çok şükür Türkiye’de saydığım seminer konularında uzman bulmak zor değil. Ancak bir Hindistan, bir Çin ya da Rusya uzmanı bulmak çok zor olabiliyor. Bizim de amacımız bu boşlukları doldurabilmek.

Seminerler hangi günlerde düzenleniyor?

Seminer programlarımız sadece Cumartesi oluyor. Her ders için 5 ila 10 haftalık seminer açıyoruz. Hocalarımız seminer sonunda tavsiye ettikleri kaynaklar ve anlattıkları konular üzerinden öğrencilerimizi sınav yapıyorlar. Takdir edersiniz ki ölçme değerlendirme önemli bir şey.

Programa katılanların söz konusu bölgelerde staj yapma imkânı olacak mı?

Kesinlikle… Zaten öğrencilerimizi her yaz çalıştıkları bölgeye minimum 1 aylık dil kursuna yolluyoruz. Öğrencilerimiz dil kursu yanında gezi ve resmi kurum ziyareti yapma imkânına da sahip olacaklar. Bu çok önemli bir imkân. Düşünsenize, öğrenci mezun olana kadar üç yaz boyunca uzmanı olmak istediği bölgeye gidiyor.

Programlarınızı başarıyla tamamlayan öğrencilerin üniversite mezuniyetlerinin akabinde uzmanı oldukları ülkelerde yüksek lisans ve doktora imkânlarınız var mı?

Programımızı başarıyla bitiren öğrencilerimize gittikleri ülkelerde yüksek lisans ve doktora yapma imkânı sağlamak istiyoruz. Bu da çok önemli bir imkân. Dört sene boyunca dil ve seminer eğitimi almış bir öğrencinin bir de uzmanlaşmak istediği ülkede yüksek tahsil yapması ne kadar da yararlı olur, takdir sizin. Bunun dışında yurtdışı temsilciliklerimizde de staj yapma imkânı var.

ÖĞRENCİ BİZİM İÇİN AKTİFTİR

Bölge dilleri Rusça, Hintçe, Çince nasıl bir program dâhilinde öğretiliyor?

Az önce de belirttiğim gibi, dil hocalarımız kendi alanlarında çok iyiler. Hepsinin ayrı bir metodu var. Ama hepsinin ortak bir noktası var, o da öğrenciyi pasif kabul etmemek. Öğrenci bizim için aktiftir, yani öğrenmenin çoğunu kendisi gerçekleştirir. Biz ona yol gösteririz. Bu husus, seminer derslerimiz açısından da böyle. Programı tasarlayan ve koordine eden hocaları olarak her zaman öğrencilerime şunu söylüyorum: Biz, size 10 değil; 20 hafta Dünya Siyasi Tarihi dersi versek bile sizler elinize kitap alıp okumadıkça siyasi tarihi öğrenemezsiniz. Biz, size haftada 30 saat dil dersi versek bile, siz o dille gün içinde meşgul olmadıkça o dili iyi seviyede öğrenemezsiniz.

Dil derslerinde sınıflarınızda kaç öğrenci oluyor?

Sınıf mevcudumuzu özellikle az tutuyoruz. Sınıf mevcudumuzun az olması dil dersi veren hocalarımızı çok memnun ediyor. “40 kişilik sınıfa öğretmekle 5 kişilik sınıfa öğretmek çok farklı” diyorlar. Üstüne üstlük daha hızlı öğrenmeyi sağlayan özel metotlar kullanıyorlar. Zaten öğrencilerimiz BYP’ye niye geldiklerini bildikleri için ayrı bir çaba sarf ediyorlar.

ÜÇ HEDEFİMİZ VAR: DİPLOMASİ, BÜROKRASİ, AKADEMİ

Programı başarıyla bitirecek olanlardan beklentileriniz neler?

Bizim üç hedefimiz var. Diplomasi, bürokrasi, akademi. Programı bitiren öğrenci ister devlet kurumlarında çalışır, ister akademisyen olur. Ancak tacir ya da şarkıcı olması gibi örnekler tabii ki hedeflerimiz arasında yok. Aldıkları eğitim ve bizim yapmış olduğumuz yönlendirme de böyle bir sonuç ortaya koyacak gibi.

EMANETİ EHLİNE TEVDÎ ETMEK LAZIM

Hâlihazırda programa devam eden öğrencilerinizin programa bakış zaviyeleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Benim gözlemlediğim kadarı ile öğrencilerimiz programdan çok memnun. Hepsinin belirli bir kariyer planı var. Gönül ister ki Rabbim hepsine tevfik nasip etsin. Ancak hem fakülte ortalamaları hem de programdaki ders notları bizim açımızdan başarı seviyelerini ortaya koyacak. Her ne kadar öğrencilerimizle gönül bağı kuruyor olsak da emaneti ehline tevdi etmek lazım.

HAK KAVRAMINI TANIMLAYAMAYAN HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİ VAR

Bu vesileyle üniversite gençliğine nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Bir akademisyen olarak lisans eğitiminin -genel olarak Dünya genelinde- tabiri caizse mass-production tarzında yapıldığını gözlemliyorum. Geçenlerde bir sınıfta anlattığım derste siyaset bilimi öğrencilerinin De Gaulle ismini duymadığını görünce hayrete düştüm. Bir sınıf dolusu siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler öğrencisi bu ismi bilmiyordu. Bu problemli bir durum. Hak kavramını tanımlayamayan birçok hukuk fakültesi öğrencisine rastlıyorum. İlahiyat mezunu olmasına rağmen fâsık ve kâfir kavramları arasındaki farkı bilmeyen öğrenciler var. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. En kötüsü de öğrenciler bir yabancı dil bile öğrenemeden mezun oluyorlar.

Lisans öğrencilerine hangi alanda uzmanlaşmak istediklerini iyi bir şekilde belirlemelerini tavsiye ederim.

İyiden kastınız?

İyi bir şekilde derken şunu kastediyorum. İbn-i Haldun insanların farklı iş seçmelerinin sebebini şu şekilde açıklar: “Allah herkesin içine bir işin sevgisini koyar.” Bu mantık, kapitalist sistemin yönlendirme mantığı ile uyuşmaz. İbn-i Haldun’un dediği gibi olmasaydı insanların çoğu kuyumcu ya da broker olurdu. Daha doğrusu iş seçimlerini salt para kazanma kaygısı üzerinden yaparlardı.

Ezcümle gençlerin Yüce Yaradıcı’nın içlerine hangi işin sevgisini koyduklarını araştırmaları ve bulmaları gerekir. Tabii ki yabancı dil öğrenmeleri her daim bir artıdır. Benzer şekilde kendilerini yetiştirecek alternatif programlara yönelmeleri ve az evvel de belirttiğim üzere lisans eğitimindeki mass-production modelden kendilerini soyutlamaları çok önemli.

SELMAN ÖĞÜT KİMDİR?

1984 Mekke doğumlu olan Selman Öğüt, lisans eğitimini İstanbul Kültür Üniversitesi’nde tamamladı. Marmara Üniversitesi Avrupa Birliği Enstitüsü Hukuk Bölümünden yüksek lisans derecesini aldıktan sonra aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü doktora programına girdi. 2013 yılında doktora derecesi alan Selman Öğüt, 2009-2014 yılları arasında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde araştırma görevlisi ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. Temmuz 2014 itibari ile İstanbul Medipol Üniversitesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. “BM Güvenlik Konseyi’nin Yeniden Yapılandırılması ve Uluslararası Örgütlerin Sorumluluğu” adlı kitapların yazarı olan Öğüt’ün uluslararası hukukun farklı konuları ile ilgili yayınlanmış muhtelif makaleleri vardır. 2005-2006 yılları arası Erasmus Programı bursiyeri olarak Almanya’nın Trier Üniversitesi’ne gitmiş, 2009 yılında yine Almanya’da bulunan Bonn Üniversitesi’nin yaz okulu programına tam burslu olarak kabul almıştır. Doktora çalışmaları için 2010 yılında Marmara Üniversitesi bursu ile London School of Economics’e gitmiştir. 2013 yılı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda uzman olarak görev yapmış olan Selman Öğüt, halen İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda SETA Hukuk ve İnsan Hakları Araştırmacısı ve TUGVA BYP Koordinatörüdür.

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2016, 14:47
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35