banner15

Belçika'nın Afrika Politikası - Osman Kağan Yücel

Belçika'nın Afrika Politikası - Osman Kağan Yücel

Osman Kağan Yücel - AKEM Araştırmacısı

Belçika, Afrika kıtasında geçmişteki asimilasyon, kitlesel katliam, kültürel tahribat gibi kıta için ağır sonuçlar ortaya çıkaran eylemlerini günümüzde demokrasi, insan hakları, barış, güvenlik, yolsuzlukla mücadele, cinsiyet eşitliği ve eğitim gibi mekanizmaları araçsallaştırarak unutturmaya çalışmaktadır. Buradan yola çıkarak Belçika’nın Afrika dış politikasının izlerini sömürgeci dönemden Afrika’daki bağımsızlık hareketlerine kadar ayrı, bağımsızlık sonrası da ihtiva ettiği özellikler bakımından ayrı olarak incelenmelidir

Belçika, Avrupa kıtasında yüzölçümü ve nüfus oranı bakımından küçük fakat özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan gelişmelerin doğurduğu siyasi ve ekonomik sonuçlar açısından önemli bir konumda bulunuyor. 1830 yılında bağımsız bir devlet olabilen Belçika, Afrika’daki sömürgecilik hareketine katılmakta gecikmeyerek, 19. yüzyılın sonlarına doğru kıtaya olan ilgisini artırmış ve sömürgecilik merkezli politika ile Afrika’nın paylaşılmasında payına düşen pastayı almıştır. Belçika’nın günümüzdeki Afrika politikası, geçmişteki sömürgeci ideolojinin günümüze aksetmiş hali olan “hamilik” iddiası, Avrupa Birliği ve NATO gibi kuruluşlara ev sahipliği yapmasının getirdiği konforlu konum ve iç dinamiklerin ağırlığı ile şekillenmektedir.  Eski sömürgeleri Kongo, Burundi ve Ruanda merkezli Afrika politikası izleyen Belçika, sömürgecilik sonrası dönemde Afrika’ya olan ilgisini eski sömürgeleri ve Frankofon Afrika ülkeleri ile sınırlı tutmayıp kıtada etkinliğini çıkarları doğrultusunda artırmaya çalışmıştır. Belçika, Afrika kıtasında geçmişteki asimilasyon, kitlesel katliam, kültürel tahribat gibi kıta için ağır sonuçlar ortaya çıkaran eylemlerini günümüzde demokrasi, insan hakları, barış, güvenlik, yolsuzlukla mücadele, cinsiyet eşitliği ve eğitim gibi mekanizmaları araçsallaştırarak unutturmaya çalışmaktadır. Buradan yola çıkarak Belçika’nın Afrika dış politikasının izlerini sömürgeci dönemden Afrika’daki bağımsızlık hareketlerine kadar ayrı, bağımsızlık sonrası da ihtiva ettiği özellikler bakımından ayrı olarak incelenmelidir

Belçika’nın Afrika Politikasının Tarihsel Olarak Değerlendirilmesi: Sömürgecilik

Belçika, bağımsızlığını kazandığı 1830 yılına kadar Avrupa’nın güçlü devletlerinin gölgesinde kalmış bir ülkedir. 1815 yılında Napoleon’un Waterloo Savaşı’nı kaybetmesi ile beraber, Belçika’nın yönetimi Hollanda’ya bırakılmıştır. 1830 yılında Katolik Belçikalıların, Protestan Hollanda yönetimine karşı ayaklanması ile ülke Avrupalı devletlerin de iradesi ile bağımsızlığına kavuştu. Belçika tahtına Alman prensi aynı zamanda Büyük Britanya Kraliçesi Viktorya ile de akrabalık ilişkileri olan Leopold Sakseburg-Gotha kral olarak seçildi. Belçika’nın tarih sahnesine bir Avrupa gücü olarak çıkması Leopold’un kral olmasıyla birlikte mümkün olmuştur. Leopold, hızlı bir sanayileşme ve reform politikası ile Belçika’nın kalkınmasını hızlandırırken diğer Avrupalı güçler ile muadil seviyede diplomasi yürütme çabası içinde olmuş ve ülkenin bağımsızlıktan sonraki dış politikasını şekillendirmiştir. Şunu belirtmek gerekir ki bu dönemin diplomasi ve dış politikasının kapsamı çoğunlukla Avrupalı merkezlidir. 19. yüzyılda Avrupalı devletler tarafından fikriyattan pratiğe geçirilen Afrika kıtasına yönelik sömürgecilik hareketi yeni kaynak arayan Belçika’yı Afrika kıtasına yöneltmiştir.

Belçika-Afrika ilişkilerinin dönüm noktası Kral Loepold’un 1865 tarihinde ölmesi sonrası Belçika tahtına geçen II. Leopold ile gerçekleşmiştir. II. Leopold Avrupa’nın köklü devletlerine yeni kurulan Belçika Krallığının rüşdünü ispat etmek için Afrika’yı araç olarak kullanmak istemekteydi.  II. Leopold’un Kongo’yu işgal planına Belçika Parlamentosu sıcak bakmayınca Kongo’yu işgal zemini hazırlamak için yeni iki önemli adım attı.  Bunlardan ilki, 1876 yılında Brüksel’de toplanan coğrafya konferansıdır. Bu konferansın özelliği Belçika’nın sömürgecilik döneminde Afrika politikasını şekillendirmesidir. Konferansa katılan kaşif, coğrafyacı, dil bilimci, misyoner, iş adamı vasfına haiz uzmanlar II. Leopold’un kafasındaki Afrika tasarısını görüş ve yorumlarıyla şekillendirmiş, Afrika’nın keşfi, kaynakların tespiti, ticaret yolları ve Hristiyanlaştırma gibi konularda taslaklar hazırlanmıştır. Belçika’nın Afrika politikasına yön veren bir başka önemli hamle II. Leopold tarafından teşkil edilen Uluslararası Afrika Derneği’dir. Bu bir bakıma coğrafya konferansının kurumsallaşmış şeklidir. Orta Afrika’nın ‘medenileştirilmesi’ vizyonuyla kurulan Uluslararası Afrika Derneği, Belçika Kralı’nın himayesinde Afrika’ya yönelik olarak gerçekleştirecek keşif ve işgalin bilimsel tezlerinin oluşturulmasında rol oynamıştır.  Derneğin Belçika’nın Afrika politikasına en somut katkısı Kongo’nun örneğinde vücut buldu. Leopold tarafından Afrika’ya keşif için gönderilen İngiliz Henry Morton Stanley Kongo Nehri’ni keşfetmesi, Belçika’nın Kongo’ya odaklanmasına sebep olmuş, II. Leopold bütüncül Afrika fikriyatından vazgeçerek Kongo’yu kaşif Henry Morton Stanley vasıtası ile kolonileştirmiştir.

Kral II. Leopold’un Kongo Nehri havzasında boyunca demiryolu, yol ve istasyon yapımını hızlandırarak nehir havzasını by-pass etme niyetindeydi. Ayrıca Kongo’yu ele geçirmeden önce çeşitli iş kollarında şirketler açmıştı.  Böylece zengin kaynakları elde ettikten ticari faaliyetlerde zaman kaybı yaşanmayacaktı. Fakat Belçika’nın aceleci tavırları ve Avrupa ülkeleri arasında Afrika’nın paylaşılması sorununun ortaya çıkması ile Berlin’de(1884-1885) Afrika konulu bir konferans toplandı. Konferansın yapıldığı tarihlerde Afrika’nın sadece yüzde 20’lik kısmı Avrupalı sömürgeci devletler tarafından kontrol ediliyordu. Berlin Konferansı gelişme ve sonuçları itibariyle Afrika’da sömürgecilik döneminin resmi başlangıcı olarak kabul edilir. Belçika açısından önemi Kongo’nun tamamen Kral II. Leopold’un toprağı olarak tanıyarak sömürgeci meşruiyetin yolunu açmasıdır.

Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki rekabetin Afrika kıtasına sirayet etmesi I. Dünya Savaşı’na giden sürecin ayaklarından birini oluşturmaktadır. Almanya’nın Afrika’da kendine düşen paydan memnuniyetsizliği Avrupa kıtasındaki gerginliği artırmıştır. I. Dünya Savaşı’nın Belçika’nın içinde bulunduğu İtilaf Devletleri lehine sonuçlanması, Afrika’da yeni bir toprak paylaşımını mümkün hale getirdi. Belçika, Kongo’da siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak perçinlediği emperyalist iktidarının yanına Ruanda ve Urundi’yi de katarak Afrika’daki topraklarını genişletmiştir.

Belçika’nın Afrika’daki kolonilerinden sağladığı gelir ülke ekonomisini kısa sürede refaha ulaştırdı. Belçika’nın Kongu’yu kolonileştirdiği dönemde yeni piyasaya çıkan motorlu araçlar tekerlek pazarını önemli hale getirmişti. Özellikle lastiğin hammaddesi kauçuk, fildişi, kakao ve palm yağı ticareti Belçika’nın başlıca ticari kalemlerini oluşturdu. II. Leopold’un Kongo için ilk yıllarda açıkladığı serbest ticaret bölgesi yerine de tekelleştirme politikası izlemesi Kongo’dan elde edilen tüm gelirin Belçika Kraliyeti’ne ait şirketlerin kasasına akıttı.  Bu durum başta Belçika hükümeti ve uluslararası arenada eleştirilere neden oldu.  II. Leopold’a yöneltilen eleştiriler sadece ülke kaynakları ve ticaret kaynaklı olmamıştır. Kongo’da yapılan katliam, insanlık dışı ceza uygulamaları, sosyal ve kültürel tahribat, eğitim politikaları Belçika tarihi için kara leke olarak kalacak türdendir.

Belçika’nın Değişen Afrika Politikası: Araçlar ve Etkenler

Afrika’da başlayan bağımsızlık hareketleri kıtada yaklaşık 100 yılı bulan sömürgecilik döneminin sonlanmasına neden oldu. Belçika’nın Afrika politikasında 1959 tarihine kadar herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Kongo, Ruanda- Urundi’de karar alma inisiyatifi kraliyet ailesinden Belçika hükümetine geçmesine rağmen bazı temel hak ve özgürlük talepleri göz ardı edilmiştir. Fakat Kongo’da başlayan isyanların, diğer Afrika ülkelerinde yaşanan çatışmalara dönüşmesi ihtimali nedeniyle Belçika hükümeti ani bir kararla 1960 yılında Kongo’nun yönetimini yerel güçlere bırakmıştır. 2 yıl sonda Ruanda-Urundi’de(Burundi) iki ayrı devlet olarak bağımsızlığa kavuşmuştur. Bu ülkelerde Belçika yönetimi tarafından bilinçli bir şekilde oluşturulmayan siyasi ve sosyal kurumların eksikliği bağımsızlık sonrası da bu ülkeleri Belçika’ya bağımlı hale getirmiştir.

Belçika’nın Afrika politikasındaki önemli değişikler II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan NATO ve 1980’li yıllarda önemli bir siyasi birliğe dönüşmeye başlayan, 1993 yılında Avrupa Birliği’nin Belçika siyasetine etkileri ile yaşanmıştır. NATO’nun merkezinin Brüksel’de olması yine AB’nin başkenti olarak Belçika’nın seçilmesi ülkeyi dış politika başta olmak üzere bir eksen değişikliği içine sokmuştur. Bu değişiklik Belçika’nın Afrika politikasının da önemli bir değişikliğe girmesine neden olmuştur. Belçika’nın yeni Afrika politikasının çerçevesi; demokrasi, kalkınma işbirliği, insan hakları, barış, güvenlik, cinsiyet eşitliği, eğitim, sağlık gibi başlıklardan çizilmiştir. 

Belçika’nın Afrika politikasında yaşanan değişimin sahaya yansıdığını söylemek mümkün değil. Kongo, Burundi ve Ruanda’da yaşanan gelişmeler Belçika’nın değişim politikasının pratiğe dökülmediğinin göstergesidir. Bu ülkelerde yaşanan askeri darbeler, siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklar, çatışmalar ve katliamlarda Belçika pasif role bürünerek, cılız tepkiler ile yetinmiştir. Kongo’da askeri devrim ile ülke yönetiminin başına geçen Mobutu Sese Seko ile Belçika arasındaki ilişki Belçika’nın Afrika politikasının çıkarlar doğrultusunda gerçekleştiğinin önemli bir örneğidir. Kongo’da bağımsız politikalar izleyen Patrice Lumumba iktidarının Belçika ve Batı çıkarlarına tehdit arz etmesi ülkede Belçika destekli bir askeri darbenin önünü açmıştır. Belçika, uzun yıllar çıkar ilişkisi sürdürdüğü Mobutu’nun insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklarını göz ardı etmiştir.

Belçika için yeni Afrika politikasının bir başka sınavı Ruanda ve Burundi’de yaşanmıştır. Sömürgecilik döneminde Belçika yönetimi tarafından oluşturulan etnik gruplar  Hutu ve Tutsiler Batılı devletler tarafından kışkırtılarak, 1 milyon insanın hayatını kaybettiği bir soykırımına neden olmuştur.

Belçika’nın Afrika Politikasında Sahraaltı Afrika

Belçika dışişleri mekanizmasının Afrika tasavvuru, kıtayı iki bölümde değerlendirmektedir. Kuzey Afrika ülkeleri Belçika dışişleri tarafından Ortadoğu kapsamında değerlendirilmektedir. Belçika’nın dış politikasındaki Afrika tanımı Sahraaltı Afrika olarak bilinen bölgeden oluşmaktadır. Orta Afrika kavramı da Belçika’nın eski sömürgeleri Kongo(Demokratik Kongo Cumhuriyeti), Ruanda ve Burundi gibi ülkeleri kapsıyor. Belçika dış politikasının önceliği bu ülkeler olsa da son yıllarda bütüncül bir Afrika politikası Belçika dışişlerinin prensiplerinden biri olmuştur.

Avrupa Birliği’nin Belçika dış politikasının eksenini değiştirmesi sonucu ortaya çıkan Afrika politikasında asıl önemli hamleler 1999 yılında Guy Verhofstadt ve Louis Michel liderliğindeki koalisyon döneminde yaşanmıştır. Belçika Dışişleri Bakanı Michel, Afrika’ya olan ilginin çıkarlardan ziyade ‘ahlaki’ bir tavır takınma çabası içine girmiştir. Bu dönemde sonra Belçika Afrika’da sebep olduğu bazı vakalar ile yüzleşmeye çalışmıştır. Ruanda’daki soykırımındaki pasif politikalar, Lumumba’nın askeri darbe sonrası katledilmesi için araştırma komisyonları kurulması gibi yüzleşme politikaları bu dönemin sonucudur. Bu yüzleşme silsilesinin bir sonucu olarak Kongo’nun devrik lideri Patrice Lumumba’nın ismi Brüksel’de merkezi bir caddeye verilmiştir. 

Belçika, Sahraaltı Afrika’da eski koloni ülkeleri dışında gerek birebir temaslarla gerekse uluslararası ve bölgesel kuruluşlar vasıtası ile Afrika ülkeleri ile diplomatik ilişkiler kurmaya çalışmaktadır. Bu kapsamda yatırım desteği, askeri ve sivil eğitim, sağlık, tarım vb. araçlarla Afrika ülkeleri ile temas halindedir. Diplomatik temsilcilik bulunmayan ülkelere yeni büyükelçilik açmakta, birebir diplomatik teması olmayan ülkelerle AB, Afrika Birliği gibi kuruluşlar aracılığıyla temasa geçmektedir. Bu kapsamda Mali, Gine, Nijer ve Benin’e 2018 yılının başlarında büyükelçilikler açılmıştır. 

Belçika, Afrika’da geçmişteki sömürgeciliğin izleri ve suçları silmeyi başaramamış olsa da, ürettiği dış politika retorikleri sayesinde çeşitli araç ve etkenlerin de yardımıyla Afrika kıtasındaki etkinliğini artırmaya çalışmaktadır. Belçika Başbakanı Charles Michel, Afrika’daki Batı sömürgeciliğinin suçları hatırlatıldığında, “Afrika tarihini baştan yazamayacaklarını, kıtada geçmişten çok geleceğe odaklanılması gerektiğini” dile getirmiştir. Tarihten günümüze üzerinde durduğumuz veriler ışığında Belçika’nın yeniden şekillenen Afrika politikasının kıta için ne sonuçlar doğuracağını zaman gösterecektir.

Kaynak: akem.org.tr

Güncelleme Tarihi: 08 Mayıs 2019, 15:09
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35