banner15

Endonezya’da seçimler ve siyasal aktörler - Mehmet Özay  

Endonezya’da seçimler ve siyasal aktörler - Mehmet Özay  

Mehmet Özay                                                                     

Endonezya bir başkanlık seçimini daha geride bıraktı. 17 Nisan Çarşamba günü yapılan seçimleri 2014 yılından itibaren başkanlığı yürüten Joko Widodo (Jokowi) kazandı.

Hızlı sayım yöntemine göre Jokowi ve yardımcısı Amin Ma’ruf oyların yaklaşık yüzde 55’ini alarak seçimi önde bitirdi. Kesin sonuçların 22 Mayıs’ta açıklanacağı ilân edilmesine rağmen, bazı itirazlar gündeme getirilse de, daha önceki seçimlerde de sağlıklı bir şekilde sınandığı üzere, hızlı sayım yöntemiyle ortaya çıkan bugünkü sonucun değişmesi beklenmiyor.

Bu seçimde, iki başkan adayı ve bunları destekleyen partilerin oluşturduğu koalisyon bloklarına bakıldığında, 2014 yılının bir tekrarı olduğunu söylemek mümkün. 2014 yılında da Jokowi ve eski general Prabowo Subianto aday olmuş ve seçimi Jokowi kazanmıştı.

Prabowo ve destekçileri

2016 yılından itibaren ülke siyasal ve toplumsal yaşamına bakıldığında, kimi çevreler farklı bir sonucun ortaya çıkacağını tahmin ediyordu. Ancak Prabowo ve onu destekleyen çevrelerin ortaya koydukları tüm argümanlara karşın, iktidardaki başkan yine koltuğa oturma hakkını elde etti.

Geçen üç yıl zarfında siyaset dilinin daha çok dini bağlama oturması önemli bir husustu. Kahir ekseriyeti Müslüman olan bir toplumda siyasi partilerin ve başkan adaylarının Müslümanların hassasiyetlerini dikkate almaları, hiç kuşku yok ki, ülkenin toplumsal gerçekliğiyle örtüşüyor. Ve dinin siyasette ve siyasal kurumlarda görünürlüğünün anlaşılabilir yanı olması da gayet doğal.

Son dönemde, mevcut başkana ve bazı uygulamalarına karşı geliştirilen tepkisel çıkışları, ülkenin seküler temeller üzerine inşa edilmiş olmasıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Bu noktada, eleştiri getiren çevrelerin İslami hassasiyetlerle hareket ettiği ileri sürülse de, ülke siyasal yaşamındaki ilişkilerin griftliği nedeniyle her şeyin pek de göründüğü gibi olmadığını ileri sürebiliriz.

Örneğin, bu çevrelerin kendilerine, Prabowo Subianto gibi insan haklarından sorumlu tutulmuş eski bir general ve ultra milliyetçi tezlere sahip bir siyasetçiyi lider olarak belirlemeleri oldukça sorunlu bir duruma işaret ediyor.

Ulusal siyasette dönüm noktası

Seçimin sona ermesi nedeniyle, ülkede siyasal yaşamın nereden nereye evrildiği veya evrilemediği konusunu kısaca ele almakta fayda var. Bu çerçevede, Endonezya siyasetinin son yirmi yılı üzerinden bir değerlendirme yapılabilir. Bu dönemlendirme, bizatihi kendi başına önem taşıyor.

Öyle ki, 30 Eylül 1965 tarihindeki darbeden itibaren general Suharto’nun üniformasını çıkartıp sivil bir siyasetçi olarak 1998 yılı Mayıs ayına kadar kesintisiz olarak ülkeyi yönetmesinin sona ermesiyle başlıyor. Bu uzun dönemi özetleyebilecek iki olgudan bahsedilebilir. İlki, ekonomik kalkınma, ikincisi siyasal ve toplumsal alanda sınırlı özgürlükler alanının oluşturulması.

Bu dönemde, ülkenin ekonomik anlamda kalkınma sürecine konu olması, temelde Suharto’nun başarısı olarak gösterilmesi ve bu anlamda bu başkanın ‘Kalkınmanın babası’ unvanıyla anılıyor olması, Asya-Pasifik’te ve özelde Güneydoğu Asya ülkelerinde 1980’li ve 1990’lı yıllarda yaygın olarak görülen ekonomik modernleşmeden bağımsız ele alınamaz.

Öte yandan, siyasi ve sivil özgürlükler noktasında yaşanan kısıtlılıklar, ülkede Müslüman kitlelerin kendilerini temsil edebileceği siyasi partilerin de sınırlandırılması anlamı taşıyordu.

1997 yılına gelindiğinde, bölgedeki diğer ülkeleri de etkileyen Güneydoğu Asya mali krizinin de tetiklemesiyle artan toplumsal talepler neticesinde iktidarda değişimi zorunlu kılarken, bu süreç adı bugüne kadar reform olarak anılan sürecin de başlaması anlamı taşıyor.

Suharto’nun 1998 Mayıs ayında görevi bırakmasının ardından birbiri ardına kurulan siyasi partiler toplumsal bağlamda bir talep zenginliği olarak kabul edilebileceği gibi, bir tür parti enflasyonu olarak da adlandırılabilir.

Bu süreçte, 1999 yılı seçimlerine, kayıtlı 148 partiden 48’i katılma hakkı elde ederken, bunlardan önemli bir bölümünü kendilerini İslami hassasiyetlerle değerlendirdiği anlaşılan grupların inisiyatifiyle kurulan partiler oluşturuyordu.

Cava ulusal siyasette egemen

İşte tam da bu noktada, bu dönemde Endonezya siyasetinde neler olup bittiğinin anlaşılması gerekiyor. 1999 yılındaki seçimden başlayarak, eski ordu mensubu ve/ya ortanın sağında kabul edilen, bir diğer deyişle Cava milliyetçiliği unsurlarını üstünde taşıyan adaylar siyasal yaşama egemen konumdalar.

Geniş bir coğrafyaya sahip ülkede, ulusal siyaset belli bir coğrafi merkez etrafında yapılandırılırken, başkan adayları ve başkanlar özelinde bakıldığında, siyasal mücadele de neredeyse tamamen bu bölgeden çıkan aktörler arasında geçiyor.

1998 sonrasında Megawati hükümetinde ulusal güvenlik bakanlığında rol alan Susilo Bambang Yudhoyono’yu 2004 yılında Megawati’ye karşı başkan adayı olarak gördük.

2009 yılında Yudhoyono bir kez daha başkan adayı olurken, Megawati özel kuvvetler özel komutanı Prabowo, iş adamı ve Golkar eski başkanı Yusuf Kalla ise Wiranto ile başkanlık yarışına girdi.

2009 seçimlerine Megawati’nin başkan yardımcısı adayı olarak giren Prabowo 2014 ve 2019 seçimlerinde başkan adayı olurken, rakibi 2012 yılında kendi partisinin de Cakarta valiliği için desteklediği Jokowi’ydi. 17 Nisan 2019’daki seçimde de bu ikiliyi yine yarışta gördük.

Bir tür sistematik ilişkiyi ortaya koyan bu süreç, ordunun şu veya bu şekilde ulusla siyasette yer alma arzusunun bir yansıması olarak değerlendirilmek için kafi.

Reform ama nasıl?

Reform dönemi olarak adlandırılan son yirmi yıllık süreçte, bazı toplumsal kesimler siyasal yaşama dahil olmakla birlikte, siyasal ve toplumsal dönüşüm için dayanak noktası olacak sürdürülebilir bir siyasi ideolojinin ortaya çıkmaması, kuşkusuz ki temel bir handikap.

1999-2004 yılları arasında önce merhum Abdurrahman Wahid’in iki yıl, ardından Megawati Sukarnoputri’nin üç yıl süren başkanlıkları reform sürecinin yönelimine dair bir fikir veriyor.

Wahid’e yönelik, bir anlamda iç darbe ile başkanlık koltuğu Megawati’ye kalırken, reformculuğu sadece Suharto’nun yerinden edilmesine odaklamış bir siyasi partiyi iş başına getirmesi, ibrenin reformcu yönelimden içe kapanmacılığa döndüğüne işaret ediyordu

Suharto sonrası bu ilk tecrübenin başarısızlığı askerleri teşvik etmiş olmalı ki, yukarıda dile getirildiği üzere birbiri ardına emekli askerler siyasal hayatta boy gösterdi.

Bu noktada, geçmişte ordu içerisinde rol alan, emeklilikleriyle siyasal yaşama geçen eski askerlerin başını çektikleri partilerin gerçek bir reform yanlısı olup olmadıkları ve kayda değer öneriler sunup sunmadıkları meselesi de önemlidir.

2004 ve 2009 seçimlerini kazanarak on yıl boyunca ülkeyi yöneten Susilo Bambang Yudhoyono’nun Demokrat Partisi geniş kamuoyu için bir umut olurken, ikinci döneminde arzu edilen gelişmeyi gerçekleştiremedi.

2005 yılında Açe’de barış anlaşmasının imzalanmasında rolü ile küresel gündemde yer edinen Yudhoyono hükümeti, önemli bakanlarının sonra yolsuzluklara bulaşması ile geniş kamuoyundaki cazibesini giderek yitirmiş ve ardından küçülen bir parti oldu.

Diğerleri ile kıyaslandığında sivilleşmeye daha yakın duran, uluslararası çevrelerle ilişkilere açık tutum sergileyen Yudhoyono özellikle, ikinci dönem başkanlığı sürecinde beklenen değişimleri sergileyemezken, diğer asker kökenlilerin olası başkanlıkları döneminde süreci nasıl yönetecekleri gayet tabii ki şüpheyle karşılanıyordu.

Yudhoyono’nun on yıllık başkanlığının ardından, Prabowo adının başkan adayı olarak gündeme gelmesi, sürecin yine asker emekliler üzerinden yürütüleceğine gönderme yapıyordu. Bu anlamda, birbirlerini yakinen tanıyan Doğu Cava kökenli siyasal elit arasındaki stratejik rekabet siyasal güç merkezinde kimin oturacağını belirliyor.

Jokowi sürprizi

Bu noktada, Megawati’nin başında bulunduğu Endonezya Mücadeleci Demokrasi Partisi (PDI-P) ile Büyük Endonezya Partisi (Gerindra) tarafından desteklenerek Cakarta valiliğine getirilen Jokowi’nin daha görev süresi dolmadan 2014 seçimlerine başkan adayı olarak çıkartılması bir sürpriz oldu.

Bu hamle, artık başkan olma şansı kalmayan Megawati’nin ve giderek eriyen PDI-P’nin siyasi varlığının devamı olarak hayati öneme sahipti. Ve Megawati, bu hamlede başarılı olduğunu her iki seçimi de Jokowi’nin kazanmasıyla kanıtlanmış oldu.

Tüm bu bağlamlar içerisinde, 2012’den bu yana merkez siyasette yer alan Jokowi’nin ne tür bir siyasal eğilim içerisinde olduğu sorusu önemli. Söylenmesi gereken ilk şey, Jokowi’nin bir ideolog olmadığıdır.

Halka yakın duruşu, temiz toplum özlemini dillendiren bir siyasetçi olarak Jokowi, kendi kadrolarını kurabilecek bir lider değil. Politikaları arasında yolsuzluklara çare bulabilme, bazı yapısal değişimleri mevcut insan kalitesiyle gerçekleştirme hedefi, onu halk nezdinde kabul edilebilir kılmaya yetiyor. Büyük söylemler peşinde olmaması da, onu PDI-P ve bu partiye destek veren siyasi elitin yönlendiriciliğine açık hale getirebiliyor.

Son yirmi yıla damgasını vuran ve Doğu Cava eliti arasındaki siyasi rekabet bağlamında geçen ‘reform’ sürecine müdahil olamayan, dışardan bakıldığında İslami hassasiyetlerle hareket ettiği intibaı veren partilerin nasıl bir işlev üstlendikleri konusu üzerinde düşünmeye değer bir husus.

Kaynak: guneydoguasyacalismalari

YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35