banner15

Taliban ve Dönüm Noktasında Afganistan

11 Eylül 2001 eylemleri sonrasında ABD ve onun Afganlı işbirlikçileri Kuzey İttifakı karşısında tutunamayıp Aralık 2001 yılında hükümetini kaybeden Taliban 2014 yılından sonra tekrar toparlandı ve o zamandan bugüne adeta bir kar topu gibi Afganistan kırsalında hakimiyetini büyütüyor.

Taliban ve Dönüm Noktasında Afganistan

Mahmut Osmanoğlu 


Afganistan yeni bir  kritik dönemece daha girdi. Önümüzdeki aylar  Afganistan ve Afganistan savaşına bulaşmış bölgesel ve küresel güçler açısından belirleyici olma delaletlerini taşıyor.
Bir taraftan sahada savaş şiddet kazanırken, aynı şekilde, birkaç taraftan, Afganistan’da barışı tesis etme çabaları da hız kazanıyor. ABD Başkanı Trump’ın son asker çekme kararını da bu açıdan okumakta fayda var.

11 Eylül 2001 eylemleri sonrasında ABD ve onun Afganlı işbirlikçileri Kuzey İttifakı karşısında tutunamayıp Aralık 2001 yılında hükümetini kaybeden Taliban 2014 yılından sonra tekrar toparlandı ve o zamandan bugüne adeta bir kar topu gibi Afganistan kırsalında hakimiyetini büyütüyor. Afgan ordusu daha etkili savunma için kırsalı boşaltıp şehirlerin savunmasını güçlendirme yoluna gidiyor.

Taliban’ın ülkenin ne kadarını kontrolü altında tuttuğu ile ilgili ortada çeşitli iddialar var. NATO tahminlerine göre ilçelerin yüzde 14 ünü “isyancılar”, yüzde 56 sını ise hükümet güçleri kontrolünde tutuyorlar. Geriye kalan yüzde 30 üzerinde ise hakimiyet çatışması var. Taliban’ın açıkça aktif olduğu alanı yüzde yetmişe kadar çıkaranlar da var. Açık olan gerçek ise Taliban’ın her geçen gün etki alanını artırdığıdır.
Yani Taliban’ın zamana yayılmış, derinden, güçlü ve sabırlı bir geri dönüşü söz konusu. Şehirler etrafındaki çemberin gitgide daraldığını söylemek mümkün.
Bu noktada Taliban güncellemesi yapmak zorunlu gözüküyor.

Taliban kurulduğundan bu tarafa üç lider, kendi tabirleri ile “Emirül Mü’minin” değiştirdi. İlki ve kurucusu Molla Muhammed Ömer, henüz bilinmeyen sebeplerden, 2013’te vefat etti ve vefatı iki yıl gizlendi.
2015 yılında onun yerine geçen ve vefatı ilan edilmeden onun yerine hareketi iki yıl perde gerisinden yöneten ikinci lider Molla Ahter Muhammed Mansur idi.

İlk çıkış dönemi, Afganistan’ın yüzde 80 -85 kontrolünü ele alması ve ardından ABD destekli Kuzey İttifakı karşısında tutunamayıp hükümetinin yıkılması, kısaca yükseliş ve çöküşü Molla Muhammed Ömer döneminde oldu. Dağılmış hareketi 2001 – 2013 yıllarında yeni baştan, tekrar toparlayanın da Muhammed Ömer olduğunu söylemek lazım.

Onun ölümünü 2 yıl gizleyen Molla Ahter Muhammed Mansur’un ise 2014’den sonra hareketi dönüştürdüğünü ve daha ileri düzeye taşıdığını görüyoruz. Daha doğrusu Taliban kabuğunu onun döneminde kırdı diyebiliriz.

Rusya Federasyonu Afganistan özel temsilcisi Zamir Kabulov’un Moskova’da kendisi ile görüştüğümüzde ifade ettiği gibi “bu Taliban önceki Taliban değil”

1.    Dünya’ya açıldılar, içerisinde Rusya, İran ve Çin’in olduğu siyasi açılımlar ve bağlantılar gerçekleştirdiler. Taraflar reddediyorlar ama, belki de silahlı çatışmayı sürdürebilmek için çevreden; ABD’den intikam almak isteyenlerden, ABD karşıtlarından ve Afganistan’ı ABD için yeni bir Vietnam’a dönüştürmek isteyenlerden askeri lojistik destek aldılar.
2.    Diplomasiyi güçlendirdiler ve ABD ile yüz yüze görüşmek istediler ve son dönemde bunu da kotardılar.
3.    Daha da önemlisi uluslararası meşruiyet oluşturmaya başladılar. ABD ile barış görüşüyorlar, Rusların düzenlediği barış konferanslarına katılıyorlar. Kendilerine çeşitli ülkelerde hareket alanları oluşturdular. Yakınlarda önemli şahsiyetlerine uygulanan ambargolar kalkar ve uluslararası platformlarda arzı endam ederlerse şaşmamak gerekir.
4.    İçeride de tabanlarını genişlettiler.
İlk dönem Taliban’ı büyük oranda, ülkede çoğunluk iddiasında olan, Peştunlardan oluşuyordu. Mezhebi toleransları, özellikle de Şii Hazaralara karşı, yoktu. Bu konularda da kendilerini geliştirdiler. Mansur zamanında ülkenin diğer büyük etnik unsurları Tacik ve Özbekler de Taliban’ın “Liderlik  Şurası”na tayin edildiler. Taliban’ın İran’la ilişkileri Şii Hazaralara olan tavırlarını da yumuşatmıştır diye düşüyoruz. Böylece, Taliban Afganistan’daki diğer önemli etnik ve mezhebi unsurları da kucaklamak ve tabanını tüm Afganistan’a yaymak istedi. Bugün Taliban Afganistan’ın dört bir yanında taraftar buluyorsa bu politikaların büyük etkisi olmalı.
5.    Gölge hükümet oluşturdular ve hakimiyetleri altındaki bölgelerde hükümet fonksiyonu yerine getirmeye başladılar. Hatta bazı bölgelerde, tuhaf gibi algılanacak ama, hükümetinde sanırım göz yumması ile hükümetle dirsek teması içerisinde bir yönetim sergiliyorlar.

Gözlemciler bütün bu değişim ve dönüşümde Molla Ahter Muhammed Mansur’un yeni politikalarının payının büyük olduğunu düşünüyorlar.
Bugün ABD Taliban’la Afganistan sorununu siyasi yoldan çözmek için yüz yüze görüşüyorsa Mansur’un bunda payı büyük olsa gerektir.

Şu da var ki, Molla Ahter Muhammed Mansur Taliban’ın geleneksel yapısı ve bağlantılarını radikal bir şekilde dönüştürmenin faturasını kendi hayatıyla ödemiş gibi gözüküyor. İddiaya göre, Mayıs 2016’da İran’dan Pakistan’a bir dönüşü esnasında ABD SİHA'sının hedefi oldu be şoförüyle birlikte hayatını kaybetti.

Mansur’un yerine mevcut lider Hibetullah Ahundzade Afganistan Taliban’ının 3. Lideri olarak dizginleri el aldı. Afganistan Taliban Hareketi halen de onun liderliği altında bulunuyor.
Taliban bir taraftan ülke içinde yıpratma savaşını sürdürürken diğer taraftan ABD ile doğrudan görüşmelerle siyasi çözüm için de önemli adımlar atıyor. Tabi bu  noktada,  başından  beri  Taliban’a  destek  çıktığı  iddialarına  muhatap  Pakistan’ın reflekslerine dikkat kesilmek gerekiyor. Pakistan’ı memnun etmeyen siyasi çözüm süreçlerinin ardında büyük sıkıntıları barındırdığına inanılıyor.

Barış Görüşmelerinde ABD Üsleri Önemli

Amerika Birleşik Devletleri’nin Afganistan’daki savaşı 17. Yılını doldurdu ve  18. Yılın içerisinde. Bu ABD’nin tarihindeki kesintisiz en uzun savaşı. 11 Eylül sonrasında geldiler. Yeri geldi yüz binin üzerinde asker yığdılar, yeri geldi on bine yakın asker bırakıp diğerlerini çektiler. Siviller dahil on binlerce can aldılar, binlerce can verdiler, yüz milyarlarca dolar döktüler. Yeni silahlarını, Atom bombası dışındaki en ölümcül bomba olan “tüm bombaların anası” yanında bildiğimiz ve bilmediğimiz yeni silahlarını bu ülkede denediler.

Trump’ın gelişi ile belirlenen yeni ABD stratejisinde asker sayısını sınırsız, Afganistan’daki varlıklarını ise süresiz bir hale getirdiler. Pek gidici gibi de gözükmüyorlar.

Afganistan’a akıttıkları yüz milyarlarca doların semeresini Afgan hükümeti ile yaptıkları “İkili Güvenlik Anlaşması” ile elde ettiler. Anlaşma ABD’ye Afganistan’da yirmiye yakın (9+10) üs açma ve “dünyanın damında” Pakistan, Hindistan, Çin ve Rusya’dan sonra beşinci bir nükleer güç olarak yerleşme imkânı veriyor. Ancak bu durum başta Rusya Federasyonu olmak üzere bölgesel ve küresel oyuncuları rahatsız ediyor. Rusya’nın Afganistan temsilcisi Zamir Kabulov kendisi ile iki sene önceki görüşmemiz de konuyla ilgili biraz da öfkelenerek “Biz aynı şekilde Meksika’da üsler açsak ABD’nin tepkisi ne olurdu” diyerek tepki gösteriyordu.

Evet, ABD “İkili Güvenlik Anlaşması”  ile bölgede rakiplerine karşı büyük bir stratejik kazanım elde etti, daha da önemlisi Afgan devleti ile yaptığı anlaşma ile işgalini legal bir düzleme getirdi ama bir taraftan da Afganistan’daki kanamasının önüne geçmek ve desteklediği Eşref Gani Hükümeti ile savaşan Taliban Hareketi arasında siyasi bir çözüm oluşturmak için çabalarını hızlandırdı.

Bu meyanda son dönemde iki önemli adım attı ABD:

1.    Daha önceden, çeşitli ABD başkanlarına danışmanlık, Afganistan ve Irak’ta ABD büyükelçiliği, BM’de ise daimî temsilcilik yapmış olan Afgan asıllı Zalmay Halilzad’ı Afganistan özel temsilcisi olarak atadı. Halilzad şu günlerde Afganistan’da siyasi bir çözüm sağlamak için taraflar arasında hızlı bir mekik diplomasisi yürütüyor. Bu diplomasi içerisinde en göze çarpanı ise Taliban ile iki kez doğrudan görüşmeler yapmış olması. Halilzad’ın siyasi çözüm için bir yol haritası oluşturacağı söyleniyor ama henüz bununla ilgili bir paylaşım yapılmadı. Halilzad’ın önünde uzun ve meşakkatli bir yol ya da yol haritası olduğunu söylesek abartmış olmayız.

2.    ABD’li kaynaklardan, Suriye’den askerlerini çekecekleri açıklamaları ile neredeyse eş zamanlı olarak Afganistan’da konuşlu 14000 askerinin yarısını çekecekleri açıklamaları da ortalıkta dolaştı. Asker çekme meselesi siyasi çözüm görüşmeleri   yürütülen   Taliban’a,   güven   artırıcı   adımlar   babında,   bir   mesaj anlamına da gelmektedir. Taliban yabancı güçlerin Afganistan’dan çekilmesini istemektedir.
Bu iki gelişmeye rağmen birkaç noktanın üzerinde durmakta fayda var: Öncelikle, Taliban ile Afganistan’da siyasi çözüm gerçekleşse bile, ABD elde ettiği üslerden çekilmek istemeyecektir. ABD askeri üsleri siyasi barış müzakerelerinin kalbinde yer alacaktır. Siyasi çözüm için belki anlaşmanın yenilenmesi yoluna gidilebilir ama ABD uğruna çok büyük bedeller ödediği üslerden kısa ve orta erimde çekilmez istemez. En azından minimum miktarda askerini burada tutmak ister.

Taliban ile anlaşılması durumunda “İkili Güvenlik Anlaşması” yenilenir ve ABD büyük lojistik maliyetler getiren askeri varlığını kendisine oldukça tasarruf sağlayacak minimum asker sayısı ile “Dünyanın damında” sürdürmeye devam eder.

İran ve Düşmanımın Düşmanı Politikası

İran Afganistan’ın Batı komşusudur. Arada 921 km sınır vardır. Ortak tarih vardır ve dil, demografi ve mezhebi açıdan bir iç içe geçmişlikte söz konusudur.
İran’ın Afganistan’la ilişkileri inişli çıkışlıdır. 19. Yüzyılın son çeyreğinden bu tarafa iki ülke ilişkilerini şu şekilde özetlemek mümkündür: Afgan Mücahitlerinin Sovyetlerle “Cihad” döneminde İran milyonlarca Afgan muhaciri barındırmıştır ve hala da büyük bir kitleyi barındırmaktadır.

Cihad dönemi İran Afganlı Şii partileri örgütlemiş ve yönlendirmiştir. Sünni Cihad gruplarına siyasi büro açma izni vermiştir. Ancak Taliban’ın ülkeyi ele ge- çirdiği dönemde İran destekli Şii Hizbi Vahdet lideri Abdulali Mezari’nin 1995 te Taliban tarafından öldürülmesi, Şii Hazaralara karşı girişilen katliamlar ve nihayetinde, Taliban mensuplarının Afganistan’ın Kuzey bölgesi önemli şehirlerinden Mezarı Şerif ’i Ağustos 1998 de ele geçirmeleri esnasında İranlı 11 diplomatı öldürmesi ilişkilere büyük darbe vurmuştur.

İran Taliban’ın ülkeye hakimiyeti esnasında ona karşı direnen Kuzey İttifakına destek çıkmış ve Taliban’ın devrilmesinde ABD’de de aynı grubu desteklediği için zımnen ABD ile iş birliği yapmıştır.
Aslında bu zımni iş birliği Irak’taki durumla da büyük benzerlik arz etmektedir. İran tüm çabasına rağmen Saddam’ı yıkamamış ama ABD’nin Saddam’ı devirmesinden en karlı çıkan İran olmuştur. Günümüzde İran’ın Irak üzerindeki nüfuzu büyüktür.

Diğer detaylarını bilmiyorum ama bir kaynağım Kabil’in düşmesi üzerine sohbet ederken İranlı meşhur General Kasım Süleymani’nin de Kasım 2001 de Kabil’in düşmesi esnasında orada bulunduğunu söyledi.
Buradan anlaşılan ABD ve İran’ın birbiri ile bağlantılı olmasa da Kuzey İttifakı üzerinden Taliban’ı devirmek için iş birliği yaptığıdır.

Daha sonraki dönemde Afganistan’daki ABD varlığına rağmen İran’ın Taliban sonrası Afgan hükümetleri ile ilişkileri iyileşmiş, İran Afganistan içerisinde çok boyutlu bir nüfuz alanı oluşturmaya başlamıştır. Taliban sonrası dönemde İran Afganistan’da medya üzerinde de etkili olmuştur. Afganistan halkının tamamının Farsçanın bir lehçesi olan Deri dilini konuşuyor olması, kitap, sinema, televizyon kanalları gibi ortak dildeki güçlü enstrümanların varlığı kültürel açıdan İran’ın elini güçlendirmektedir. Afganistan’da son dönemde İran’ın şehirlerde ve entelektüeller üzerinde kültürel bir hegemonyasından bahsetmek mümkündür.

Gelinen noktada İran’ın Afganistan’daki nüfuzu bilinenin çok ötesindedir. İran bir taraftan hükümetle iyi geçinirken, diğer taraftan mezhebi uzantısını da çok iyi bir şekilde değerlendirmektedir. Bunda Afgan Mücahitleri – Sovyetler savaşı döneminden beri Şii mezhebine mensup ve Afganistan’ın orta bölgelerinde yaşayan Hazaraların mezhebi ve siyasi açıdan bilinçlendirilmelerinin büyük payı vardır.

Hazaralarla ilgili, başka, Afganistan ve bölge açısından tehlikeli durum İran’ın Afganistan, Pakistan ve diğer bölgelerden Şiileri Suriye gibi çatışma bölgelerinde lejyoner (Fatımiyyun Tugayları, Zeynebiyyun Tugayları vs.) olarak kullanmasıdır.

İran Taliban’ı kendi varlığı için ideolojik bir tehdit olarak değerlendirse de araya kan girmiş olsa da bölgede değişen dengeler İran’ı Taliban’a karşı yumuşamaya ve hatta Afganlı yetkililerin iddialarına göre silah desteği vermeye kadar götürmüştür. Taliban’ın 2. lideri Molla Mansur’un İran’dan dönüşte SİHA ile öldürülmesi manidardır.

Taliban hükümeti döneminde Taliban’a karşı ABD’yi, zımnen de olsa (daha derinlerde neler var bilmiyoruz) destekleyen İran bu kez ABD’ye karşı Taliban’a koltuk çıkmaktadır. Muhtemelen Rusya’nın da Taliban’a olumlu bakmaya başlamasının bunda etkisi vardır.

Taliban Hükümetinin devrilmesi ile Afganistan’da önemli bir aktör haline gelen İran, bu sefer de Taliban’ın barış süreci üzerinden dönmesi ile birlikte birçok avantaj yakalayabilecektir.

Rusya Yeniden Denklemde

Rusya Federasyonu’nun küllerinden doğduğu Sovyetler Birliği için Afganistan bir Vietnam oldu. Yenilgi sonrası Sovyetler Birliği dağıldı. Rusya Federasyonu onun mirasını devraldı. Araya bağımsız devletler girmesi dolayısıyla Rusya artık Afganistan’a komşu değil. Doğrudan irtibatı kesildi. Ama Orta Asya’da Sovyetler Birliğinden ayrılıp bağımsız olan devletleri kendi hinterlandı, arka bahçesi olarak görüyor. Zaten bu ülkeler Sovyetler Birliğinin emperyalist etkilerini henüz üzerlerinden tam olarak atabilmiş değiller.

Rusya da artık o komünist rejimin çöktüğü dönemdeki Rusya değil. Ayağa kalktı ve süper güç refleksleri veriyor. Yavaş yavaş çeşitli yollarla hakimiyetini yaymaya, nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor.
Rusya’nın Afganistan’da ABD’ye ödetmek istediği bir hesap var. Sovyetlerin acısını henüz unutmuş değiller. Almak istedikleri bir intikam var. Bunun da en iyi yolu ABD’nin Afganistan’da mümkün olduğunca kanatılması. Bunun yolu da ABD’ye karşı silahlı mücadele veren gruplara destek çıkılmasından geçiyor.

Rusların daha önceden kendi ulusal güvenliklerine tehdit olarak gördükleri Taliban ile ilgili duruşları son dönemde değişti. Taliban’a desteklerini gizlemez iken, onlar inkâr etse de bazı çevreler Rusların Taliban’a silah desteği verdiğini iddia ediyorlar.

2016’da Aralık ayının ortalarında kendisi ile görüştüğüm Rusya’nın Afganistan özel temsilcisi, deneyimli diplomat Zamir Kabulov Taliban’ın artık eski ideolojisini bırakıp yerel bir güç konumuna geldiğini söyledi.
Ruslar, hangi düzeyde olduğunu açık etmese de Taliban’la “iyi bir seviyede” irtibatları olduğunu gizlemiyorlar, “bizim Suriye’de avladığımız kişilere (DAEŞ) karşı Taliban Afganistan’da savaşıyor” diyorlar ve Taliban ile “çıkar- larının örtüştüğünü” ifade ediyorlar.

Rusları rahatsız eden bir başka önemli husus ise ABD’nin Afganistan’la bir “İkili Güvenlik Anlaşması” imzalayarak askeri üsler elde etmesi ve Afganistan’daki askeri varlığını meşru bir hale getirmesidir.
Kabulov, ABD’nin Afganlıları söz konusu anlaşmayı imzalamaya zorladığını anlaşma uyarınca ABD’nin Afganistan’da dokuz büyük üs kurma hakkı elde etti- ğini ve ilave olarak on askeri üssü kullanma hakları da bulunduğunu söylüyor.

Kabulov ABD’nin bu üsler sayesinde istediği zaman çok kısa bir süre içerisinde binlerce asker yığabileceğini, üslerin kendilerini rahatsız ettiğini söylüyor ve soruyor “Meksika’da benzer bir şey yapsak, bu ABD için rahatsız edici olmaz mı?”

Dolayısı ile bu durumdan aşırı derecede rahatsız olan Rusya Federasyonun ABD’nin kanatılması ve Afganistan’dan çekilmeye mecbur edilmesi hedefini ta- şıyor. Bunun da şimdilik en iyi yolu hükümet ve içerisinde ABD’nin de olduğu yabancı güçlerle en iyi savaşan Taliban’ı desteklemekten geçiyor.

Evet, Afganistan’da DAEŞ de kendisini hissettirmeye başladı ve bu Rusları tedirgin  ediyor  ama  Rusların  ana  hedefi  ABD’ye  2.  Vietnam’ı  yaşatıp  Afganistan’dan tamamen çekilmesini sağlamak.
ABD’nin Afganistan’a özel temsilci atayıp siyasi çözüm süreci başlatması ile hemen hemen eşzamanlı olarak Ruslar da bir barış süreci başlattılar. Hem de birçok bölgesel aktörü sürece dahil ederek. Rusların bu girişimleri ABD’ye göre daha zayıf olsa da Afganistan denklemine bir oyuncu olarak yeniden dönmeleri açısından önemli gözüküyor
Ruslar Afganistan’daki gelişmeleri çok yakından takip ediyorlar. Belki de bilinenin çok ötesinde Afganistan ile haşır neşirler.
 

Pakistan’ın Stratejik Derinlik Arayışı

Pakistan Afganistan’ın komşusu ve aralarında oldukça elverişsiz 2640 kmlik bir sınır var. Pakistan bu uzun sınırla Afganistan’ı Güneydoğu, Güney ve Güney- batı’dan kuşatarak bir kara devleti yapıyor. Pakistan tarihi 14 Ağustos 1947 den daha geri gitmeyen yeni bir devlet. Kurulur kurulmaz Afganistan ile egemenlik tartışmaları başladı. Afganlılar Pakistan’ın bayağı büyük bir parçasının tarihsel olarak kendi egemenlik alanı olduğunu iddia ediyorlar ve Pakistan’dan bu bölgeleri istiyorlar. Sovyetlerin Afganistan’ı işgal dönemi hariç bu konu iki ülke arasında büyük sorun oluşturdu. Defalarca savaşın eşiğine geldiler.

Sovyet işgali öncesi, Pakistan’ın Afganistan içerisinde istikrarsızlaştırma faa- liyetleri oldu. Pakistan Sovyetlerin Afgan işgali esnasında büyük bir rol üslendi. Bir taraftan 5 milyona yakın Afgan muhacirine kucak açarken, diğer taraftan CIA ile birlikte Afganistan içerisindeki direnişi organize etti, dışarıdan gelen si- lahları Mücahitlere dağıttı. Sovyetlerin Afganistan’dan çekilmesi için yapılan görüşmelere Mücahit gruplar adına katıldı.

Sovyetlerin çekilmesi sonrasında kurulacak Afgan Hükümeti üzerinde etkili olmak için çok çalıştı. Ama hesaplar ters gitti ve elindeki kartlar kendisine bu nüfuzu sağlayamadı, artı, Afgan hükümetini kendisine düşman etti. Hiç de istemediği bir şekilde Afgan hükümeti Hindistan’la yakınlaştı. Pakistan’ın Hindistan’a karşı stratejik derinlik elde etme çabaları böylece boşa gitti. Hindistan’ın her geçen gün Afganistan’daki ağırlığını artırması da cabası.

Birçok taraf Taliban’ın arkasında Pakistan’ın olduğunu iddia etmekte, Pakistan ise bu iddiaları reddetmektedir. Ancak, Pakistan’ın Taliban üzerindeki etkisi inkâr edilemez bir gerçektir.
Gelinen noktada Pakistan’ın Afganistan Hükümeti ile ilişkileri oldukça gergindir. Dahası Amerika Birleşik Devletleri de Pakistan’ı “kendilerinin Afganis- tan’da savaştığı teröristlere yardım ve yataklık etmekle” suçlamaktadır.

Yine de Taliban ile sürdürülecek siyasi çözüm süreçlerinde Pakistan’ın ağırlığı olacaktır. Siyasi çözüm görüşmeleri neticesinde Taliban’ın ülkedeki siyasi sürece katılması herkesten çok Pakistan’ın işine yarayacak ve iki ülke arasındaki buzların eritilmesinde büyük etkisi olacaktır.

Çin Sessiz ve Derinden Gidiyor

Çin de Afganistan’ın Doğu Türkistan üzerinden komşularından. Afganistan’ın Çin’e Kuzey Doğu’daki Vahan  Koridoru üzerinden  76 kilometrelik bir sınırı var.
Sessizden yol aldığı için fazla bilinmez ama  Çin  Afganistan  bağlamında  önemli roller oynamıştır. Mücahitlerin Sovyetlerle savaşı esnasında  silahların  çoğu Çin’den (satın alınarak) sağlanmıştır.
Afganistan için olumsuz yakın tarihi bir geçmişe sahip olmayan Çin, Sovyet işgali sonrası nüfuzunu her geçen gün artırmıştır. Ama ABD’den dolayı nüfuzu sınırlı kalmıştır.
Yine de Taliban ile irtibat kurmada başarılı olmuş, Taliban temsilcilerini ülkesinde görüşmeler için ağırlamıştır. Taliban ile Afgan Hükümeti arasında arabuluculuk yapabileceğini açıklamıştır.
Çin’in Afganistan’daki askeri rolü şimdilik sadece Afganistan’la sınırının bu- lunduğu Badahşan vilayeti ile sınırlıdır ve buradan Sincan olarak tanımladığı Doğu Türkistan’a yönelik militan faaliyetleri kontrol etmeye yöneliktir.

Diğer taraftan, biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, ABD’ye rağmen Afganistan’daki rolü yatırım ve altyapı anlamında büyümektedir.
Çin, Afganistan’a burnunu sokan Ruslar ve Amerikalılar gibi diğer küresel güçler aleyhine herhangi bir bedel ödemeden her dönemin kazananı olmuş ve her geçen gün etkisini artırmıştır.
Afganistan’a barış gelmesi durumunda 3 trilyon dolar civarında tahmin edilen Afganistan’ın tabi kaynaklarını işletme noktasında büyük bir avantaja sahip olacaktır.
Afganistan denkleminde bu ana oyuncular dışında Hindistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan gibi bölgeye yakın, Türkiye, Avrupa ülkeleri, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi aktörler de var. Ama onların rol ve etkileri sınırlı gözüküyor.

2019 Barış Yılı mı?

Afganistan ve halkı savaştan yoruldu. 40 yılın üzerinde bir savaş, savaş içerisinde yetişen nesiller var. Bugünlerde Afganistan’da kan gövdeyi götürüyor, günde ortalama taraflardan yüz kişi hayatını kaybediyor. Afganistan barışa her zamankinden daha muhtaç. Herkes Afganistan meselesinin siyasi çözüm dışında halledilemeyeceğinde hemfikir ama bugüne kadar bu başarılamadı.

2018 in son çeyreği Afganistan üzerinde yoğun bir siyasi çözüm çabalarına sahne oldu. Bir taraftan ABD kendi metodu, diğer taraftan Ruslar da kendi metotları ile Afganistan’da çözüm için bastırıyorlar. Az da olsa mesafe alınmış gibi gözüküyor.

Siyasi çözüm için uygun bir atmosfer var gibi duruyor. Taliban da barış için iradesini koymuş durumda. Elbette provokasyonlar olacak, elbette iki taraftan da şahinler belirecektir. Elbette fiziki tasfiyeler yaşanacaktır. Kısa bir süre içerisinde Başkanlık seçimlerinin ertelenmesi, esir değişimi gibi bazı güven artırıcı adımlar da atılacaktır.

Ancak, siyasi çözüm sürecinin ana mihverini yabancı askerlerin çekilmesi, üsler ve kurulacak hükümetin nasıl paylaşılacağı meseleleri oluşturacaktır.
 
ABD açısından bir trilyon dolara yakın maliyet ardından elde edilen askeri üslerin devam etmesi önemlidir. Taliban ve Rusya (ve hatta İran ve Çin) açısından ise üslerin kapatılıp yabancı askerlerin gitmesi.
Bir ara çözüm olarak ABD’nin Afganistan ile yaptığı “İkili Güvenlik Anlaşması”nın revize edilip, üslerin ve yabancı askerlerin çekilmesi orta ve uzun erime yayılabilir. Taliban da buna yanaşabilir.

Süper güçlerin mezarlığı Afganistan’daki bu yeni “Büyük Oyunu” herkesin tatmin olacağı bir şekilde bitirmek mümkün olmayabilir ama, hazır uygun atmosfer yakalanmışken 2019 yılı içerisinde Afganistan sorununa, süreç uzun ve sıkıntılı olsa da siyasi bir çözüm bulunması savaş yorgunu Afgan halkı başta tüm tarafların lehine olacaktır.

Mahmut Osmanoğlu kimdir?

Pakistan Uluslararası İslam Üniversitesi- Din Usulü ve Davet Bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsünde Siyasi tarih ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde Master yaptı. 1980’den bu yana çeşitli dergi ve gazetelerde dış politika yazıları yazdı, çeşitli radyo ve televizyonlarda dış politika programları yaptı.
 

Kaynak: Blimevi Dış Politika Dergisi Sayı: 7
 

Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2020, 12:02
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48