Türkiye Kökenli Göçmenlerin Birleşik Krallık Siyasetine Katılımı ve Temsiliyeti

Birleşik Krallık'a ilk göç dalgasında “misafir işçi” olarak tanımlansa da zamanla misafir olmadıkları tecrübe edilmiş ve misafir tanımlaması yerini politik, sosyal ve ekonomik aktör olmaya ve tüm haklardan yararlanabilecek vatandaş olmaya bırakmıştır.

Türkiye Kökenli Göçmenlerin Birleşik Krallık Siyasetine Katılımı ve Temsiliyeti

Selçuk Aydın

Göç hareketleri, tarih boyunca önemli gelişmelere neden olmuştur. Günümüzde yaşanan göç, en temelde siyasi tartışmaları domine etmektedir. Bunun sebebi ise göç ile birlikte ülkele- rin demografisinin değişmesi ve modern dönemde oluşan ulus-devlet paradigmasının dönüş- mesidir. Ulus-devlet paradigması içerisinde dominant olan ırkın, kültürün, dinin tanımladığı devletin ve toplumun değişime uğraması, siyaset alanının temelden değişimine gebedir.

Göç sürecinde en önemli gelişme, Kaufmann’ın1 belirttiği gibi, Batı ülkelerinin demografisinin son 50 yılda önemli değişimler geçirmesi ve etnisite temelli devlet algısının yerine vatan- daşlık temelli bir anlayışa doğru yönelmesidir. Bu gelişmeleri Birleşik Krallık düzleminde dü- şündüğümüzde, Bruce’in2 belirttiği gibi “Protestanlık bir dönemler Britanyalı kimliğinin en önemli parçasıyken, artık öyle değildir”. Diger yandan, Soysal’in3 göç sürecinde ulus-devlet paradigmasındaki kurumsal yapının dönüşüme uğradığı ve devlet kurumlarının bu dönüşüm- den etkilendiği fikri önemli bir çıkarsamadır.

Bu süreçte, göçmenler, ilk göç dalgasında “misafir işçi” olarak tanımlansa da zamanla mi- safir olmadıkları tecrübe edilmiş ve misafir tanımlaması yerini politik, sosyal ve ekonomik ak- tör olmaya ve tüm haklardan yararlanabilecek vatandaş olmaya bırakmıştır.4 O yüzden tarihin önemli bir eşiğinde, ulus-devlet paradigmasının dönüşümünde ve vatandaşlığın tüm hukuki haklarını kullanan göçmen kökenli vatandaşların siyaset alanındaki rolleri araştırılmayı hak etmektedir.
Birleşik Krallık (BK), birbirinden farklı ulus, din, etnik ve mezhepsel farklılıklardan oluş- maktadır ve tüm bu farklılıklar “British (Britanyalı)” ulusunun bir parçasıdır. Göç dalgasın- dan önce Britanyalı olmak Bruce’in5 da belirttiği gibi en kapsayıcı kimlik olan Protestanlık üze- rinden, (her ne kadar İrlandalı Katolikleri kapsamasa da) inşa edilmekteydi. Göç dalgasından sonra tartışmanın farklı bir zemine kaydığı görülmektedir. Britanyalı olmak etnik, dini ve kül- türel aidiyetleri ile vatandaşlık bağlamındaki anlamı arasında tartışmalara sebep olmaktadır.6 Bu meseleye daha kapsayıcı bakanlar, BK’i her türlü kültürel, dil, etnik ve dini aidiyetlerin tem- sil edildiği ve “dünyanın bir ülkede toplandığı yer” olarak sembolize ettikleri görülmektedir.7 Tam da bu sürecin karşısında duranlar, BK devlet ve toplum kültürüne ve değerlerine vurgu yapıp, bu kültür ve değerler bütününün evrensel olduğunu iddia edip kurumsal ve toplumsal ötekileştirme yapmaktadırlar.8 Bu iki bakışın dışında, nüfusa oranları daha az olsa da dikkat çekilmesi gereken bir diğer grup ise doğrudan ötekileştirme ve ırkçılık yapıp, Britanyalı olma- ya vurgu yapmadan, İngiliz olmaya vurgu yapmaktadırlar. Bu grup, İngiliz olmayı İngiltere’de doğup büyümüş, ailesinin İngiliz ve “beyaz” olması gibi koşullarla birlikte değerlendiren ve Britanyalı tanımına dahi eleştirel bakanlardır.9
Bu çerçevede, vatandaşlık hakları bağlamında göçmen geçmişine sahip olan Britanya’da vatandaşların siyasi katılım hakları en önemli tartışmalar arasındadır. Bu düzlemde, çalışmamız, Türkiye Kökenli Göçmenlerin (TKG) siyasi katılım ve temsiliyet durumlarını ele alacaktır.

Türkiye Kökenli Göçmenlerin Göç Süreci, Nüfusu Ve Siyasi Katılıma Etkisi

20. yy’in ilk yıllarında, başta Jamaica, Trinidad, Guyana ve Karayipler olmak üzere Hin- distan, Pakistan ve Bangladeş gibi ülkelerden Birleşik Krallık’a yoğun bir göç yaşanmıştır. Bu göç dalgası, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde artarak devam etmiştir.10 Ayrıca, 1970’lerden itibaren Avrupa ve Ortadoğu kökenli göçmen sayısında önemli bir artış olmuştur.11 Bunun- la beraber göçün en açıklayıcı resmi; BK topraklarında doğan göçmen kökenlilerin sayısının 1993’te 3,8 milyon seviyesinden, 2015’de 8,7 milyona yani iki katından fazlaya çıkmasından okunabilir.12 Yine aynı dönemde Britanya’da yaşayan Britanya vatandaşı olmayanların nüfusu 2 milyondan 5,7 milyonun üzerine çıkmıştır.13 Böylece, dünyanın farklı coğrafyalarından ve farklı dini, etnik, kültürel gruplardan insanların göçüyle çok-kültürlü bir topluluk oluşmuştur. Şunu da unutmamak gerekir ki BK’da Türkçe konuşan nüfus; Hindistan, Pakistan ve Bangladeş dillerinden hemen sonra gelmektedir.14 Bu bağlamda TKG (Türkiye Kökenli Göçmenlerin) di- ğer gruplar kadar göze çarpmasa da önemli bir yer tutmaktadır.

TKG nüfusu ve demografisi en tartışmalı konulardan biridir. TKG nüfusunun 500 binin üzerinde olduğu iddia edilse de TKG üzerine akademik çalışmalarıyla bilinen İbrahim Sirke- ci resmi rakamlardan yararlanıp 200-250 bin civarında bir TKG nüfusu olduğunu belirtmesi araştırmacılar için önemlidir. YTB’nin 2011 verilerine göre BK’da bulunan TKG nüfusu 180– 250 bin arasındadır. Ayrıca, BK Ulusal İstatistik Kurumu’na (Office of National Statistics) göre 150 bin civarındadır. Diğer yandan, House of Commons (Avam Kamarası), Home Affairs Committee hazırladığı bir çalışmada TKG nüfusunun “500.000 kadar olduğu düşünülüyor” şeklinde bir ifade kullanması tartışmalara sebep olmuştur. Sirkeci, BK Ulusal İstatistik Ku- rumu’na göre TKG nüfusunun 150 bin kadar olduğunu ve sözü geçen ifadede neden “500 bin kadar olduğu düşünülüyor” belirtildiğini öğrenmek için başvuruda bulunmuştur. Sirkeci, bu ve benzeri söylemlerin gerçekmiş gibi tartışılmasını her platformda eleştirmektedir. Çalışma- mızda, TKG nüfusunun Birleşik Krallık’taki siyasi katılımı araştırılmaktadır. Bu nedenle farklı kaynakların farklı nüfus rakamları belirtmesine rağmen bu çalışma resmi olan verileri göz önü- ne almayı önermektedir. BK’daki göçmen nüfusunun önemli bir kısmını oluşturan TKG’lerin siyasete katılımının değerlendirilmesi önem arz etmektedir.

Kıbrıslı Türkler hariç TKG’lerin Avrupa’ya göçü, İkinci Dünya Savaşı akabinde başlamış- tır.15 BK ile Türkiye arasında her ne kadar Almanya, Fransa ve Hollanda gibi işçi göçü an- laşmaları yapılmamış olsa da 1970’lerde BK ile Türkiye arasında vize serbestisi olduğu için Türkiye’den BK’a yoğun işçi göçü olmuştur. İşçi amaçlı göçlerin yanında, 1970’lerde Türkiye’de siyaset alanını domine eden sağ-sol kavgası, 1980 darbesi ve 1990’larda Türkiye’de Kürt nüfu- sun yoğunlukta olduğu bölgelerde çıkan çatışmalar arttıkça siyasi sebeplerle BK’a göç eden- lerin nüfusu da artmıştır.16 Ayrıca, bu göç süreci ile bağlantılı olarak, aile birleşimleri ile göç edenler de önemli bir nüfusa sahiptir.
BK’ın diğer bir yönü de eğitimin ve büyük şirketlerin merkezi olmasıdır. Bu çerçevede eğitim almak için gelip kalanlar, profesyonel işçi olarak gelip çalışanlar da mevcuttur. An- kara Antlaşması ile göç edenler de önemlidir. Bu çerçevede gelenler ticari amaçlı vize al- makta ve 5 yılın sonunda vatandaşlık alma hakkına sahip olabilmekteydi.17 2017 yılı itiba- riyle de Ankara Anlaşması çerçevesinde vatandaşlık alma sürecinde sorunlar çıkmıştır.

Kıbrıslılar 20. yy’in ilk yarısından başlayarak, ikinci yarısından itibaren yoğun bir şekil- de BK’a göç etmişlerdir. Bu süreç, koloni bağları sayesinde olmuş ve yine işçi göçü şeklin- dedir. İşçi göçü bağlamının dışında Kıbrıs’ta Rum ve Türk kesimi arasında yaşanan siyasi gerginlikler de göçün bir diğer dinamiğidir.

TKG demografik ve kimliksel olarak Türk, Kürt, Alevi, Kıbrıslı, sol, sağ, muhafazakâr ve seküler ayrımlarından faydalanılarak tanımlanmaktadır. Bu nüfus her ne kadar 200 bi- nin üzerinde olsa da, siyasi olarak farklı fraksiyonları barındırdığı için bir araya gelmeleri zordur. Bunda Türkiye’den getirdikleri politik kimliklerin etkisi olduğu gibi BK’da yaşa- dıkları tecrübeler de rol oynamıştır. Bu çerçevede TKG’i siyasi olarak tek bir grup gibi algılamamak gerekmektedir.

Birleşik Krallık Kurumları Bağlamında Türkiye Kökenli Göçmenlerin Siyasete Katılımı ve Temsiliyeti

Öncelikle BK düzleminde meseleye odaklanmanın en önemli noktası, her ülkenin kendi kurumsal koşulları çerçevesinde göçmen meselesini farklı şekilde ele almasıdır. Koopman’nın, ülkelerin kurumsal koşullarının en belirleyici unsur olduğunu Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda ve İsviçre örneklerinde karşılaştırmalı olarak ele aldığı çalışması, bu alandaki en önemli çalışmalardandır. Bu konu TKG mevzu bahis olduğun- da daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Türkiye kökenlilerin yoğun göçünü (özellikle OECD ülkelerini) göz önüne aldığımızda, göç ettikleri ülkelerin özel koşullarından dolayı göçmen tepkimeleri birbirinden farklılaştığı görülmektedir. Örneğin, Odmalm Türkiye kökenli İsveç, Hollanda ve Almanya vatandaşlarının siyasi katılımlarının nasıl farklılaş- tığını o ülkelerin siyasi kurumları ile ilişkilendirerek açıklaması ve bu bağlamda her bir ülkenin kendine has analiz araçları ve parametrelerin ortaya konulması bakımından önem
arz etmektedir. Bu çerçevede aynı geçmişe sahip göçmenlerin farklı ülkelerde farklı tepki vermeleri, haliyle bulundukları ülkelerin kurumsal koşulları ile doğrudan ilintili olmasın- dan kaynaklıdır ve bu çerçevede değerlendirilmelidir.

BK’ın çok kültürlü toplumuna rağmen devlet kurumlarında göçmenlere ne kadar yer verildiği önemli bir sorudur. BK’ın devlet kurumlarında birçok göçmen geçmişi olan insan çalışmaktadır. BK bürokratik ve siyasi kurumları çok-kültürlü yapılarını ortaya koyan bazı istatistikler paylaşmaktadır. 2008 yılı verilerine göre %13,6 azınlık nüfusun %8,9 oranı iş hayatında bulunmakta, 8,4’ü merkezi hükümet ile ilişkili kurumlarda ve %5,4’ü yerel resmî kurumlarda çalışmaktadır. İş hayatında, özel ve devlet kurumları dahil, daha üst pozisyon- da bulunan azınlık oranı %6,4’e düşerken bu merkezi hükümette %3,6’ya ve yerel kurum- larda %3,4’e düşmektedir. Her ne kadar göçmenler bürokraside çalışma imkânı bulsalar da verilen oranlar, göçmenlerin kamudan ziyade özel sektörde yoğunlukla yer aldıklarını göstermektedir. Resmî kurumlarda çalışanların oranlarının düşük olmasının yanı sıra, üst düzey bürokrat seviyesinde bu sayı çok daha düşüktür.

BK’ın eğitim ve dış politikası, göçmen kökenliler tarafından en dikkat çeken mese- lelerdir. Eğitim politikalarında Britanya değerleri22 bağlamında devletin vatandaşı olan “herkes belli bir değerler eğitimi almalı” görüşü özellikle Müslüman kökenliler tarafın- dan eleştiriler almaktadır.23 Britanya değerlerinin ki bu BK kültürü, dini, tarihi, ekonomik ve politik ilişkileri içinde gelişmişse de evrensel değerler bütünü olduğu gibi uygulanması eleştirilmektedir. Buna ek olarak küresel güç olan BK’ın göçmenlerin geldikleri ülke ile alakalı dış politikası her zaman tartışıla gelmiştir. Bu yüzden göçmen toplulukları, dış po- litikaya yakın ilgili ve yüksek seviyede tepki vermektedirler.

Bunlarla beraber, TKG hem eğitimde hem de dış politikada BK’ın sağladığı olanaklar- dan faydalanmıştır. Londra Eğitim Müşavirliği24 BK’da Türkçe eğitim hizmeti vermekte ve buna ek olarak birçok kuruluş kültürel etkinlikler düzenleyip TKG’in kültürel kodlarını koruma faaliyetlerini özgürce yapabilmektedir. Ayrıca, BK’ın ilk göçmen geçmişine sahip diplomatı, 2004 yılında atanan Kıbrıs Kökenli Alper Mehmet’tir. Dış politika bürokra- sisinde %6,4 gibi yüksek oranda göçmen geçmişli BK vatandaşı çalışsa da üst düzey po- zisyonlarda bu oran %1’i dahi bulamamaktadır.26 Dış politika bürokrasisinde çalışabilmek için en az 2 jenerasyon BK’da bulunmak ya da sömürge geçmişi ülkelerden gelmiş olma zorunluluğu vardı.27 Bu sebepten dolayı da göçmen kökenlilerin dış politikada bulunması, diğer kurumlara göre daha zor olduğu gözlemlenmektedir. Ayrıca dış politikada değin- memiz gereken bir diğer önemli konu ise Türkiye - BK ilişkilerinin “altın çağını” yaşadığı bir dönem olmasıdır. İlişkilerde bazı sorunlardan bahsetmek mümkün olmakla birlikte genel hatlarıyla Türkiye kökenlilerin eğitim ve dış politikada aktif olarak yer almaya çalış- tıkları söylenebilir.

BK siyaset ve yönetim sistemi Krallık, Lordlar Kamarası, Avam Kamarası (Parlamen- to) ve Belediyelere dayanmaktadır. Bu kurumların göçmenlere ne kadar kucak açtığı doğ- rudan siyasi partiler ile alakalıdır. Lordlar Kamarasının çoğunluğunu oluşturan yaklaşık %70’lik kısmı partiler tarafından önerilip, temsilen Kraliçe tarafından onaylanan kişilerden oluşur. Parlamento ve belediyelerde bağımsız adaylar yerine siyasi partiler tarafından do- mine edilmektedir. Siyaset alanında en güçlü partiler, Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi’dir. Bu partilerden sonra oy oranları ve güçlerine göre İskoç Ulusal Partisi, Lib-Dem (Liberal Demokratlar), Demokratik Birlik Partisi ve UKIP (BK Bağımsızlık Partisi) gelmektedir. İşçi Partisi, İskoç Ulusal Partisi ve Lib-Dem göçmenlere en açık partilerdir. Bunun yanında Muhafazakâr Parti, hem bazı göçmen karşıtlarını hem de bazı göçmenleri partide tutarak denge politikası izlemektedir. Ancak, UKIP açıkça göçmen karşıtı politikalar izleyip ırkçı söylemlerde bulunmaktadır.

En güçlü iki partinin, yani Muhafazakâr ve İşçi partileri, etnisite ve göçmenler ile iliş- kisini söylem analizi çerçevesinde araştıran Frank, BK politikasında hala geleneksel eko- nomi politik temelli ayrışmaların daha baskın olduğunu ortaya koymaktadır. Muhafazakâr Parti’nin göçmen karşıtı söylemleri ve beyaz üstünlüğü gibi bakışlarını tarihsel olarak em- peryalizm ile ilişkilendirilebileceğini iddia etmektedir.30 Hooghe ve Gary31, Avrupa ülke- lerinde klasik sol ve sağ partilerin düşüşte olduğunu, siyaset alanının ekonomik krizler, küreselleşme, göçmenler, terörizm gibi dalgalardan etkilendiğini, bu nedenle ulusalcı ve küreselleşmeci partilerin daha güçlü olacağını iddia etmektedir. Bu iddia, Mayıs 2017 ta- rihinde gerçekleştirilen Fransa Başkanlık Seçim’inde, ana akım klasik sol ve sağın gücünü kaybettiği ve aşırı sağcı Le-Pen ile küreselleşmeci Macron’un en çok oy alan iki aday ol- masında gözlemlenmiştir. Ancak BK’da hala geleneksel partiler yani İşçi ve Muhafazakar Partiler gücünü korumaktadır.

Lordlar Kamarası’nda azınlıkların temsili yeterli seviyede değildir. Lordlar Kamara- sı’nın istatistiki ve demografik bilgileri parlamento tarafından rapor olarak sunulmuş- tur. Üyelerin etnik ve dini kimlikleri hakkında bilgilendirme yapma zorunluluğu olmama- sına rağmen verilen bilgilere göre %5 oranında azınlık geçmişine sahip üye vardır. Halbuki 2011  CENSUS’a  (nüfus  sayımına)  göre  %13,6  oranında  azınlık  gözükürken  bu  oranın Lordlar Kamarası’nda %5’de kalması temsilin düşük seviyede olduğunu göstermektedir. Ama şunu da unutmamak gerekir ki 2000 sonrasında azınlık geçmişine sahip 13 üye atan- mış ve azınlıkların oranı önceki dönemlere göre nispeten artmıştır. TKG arasında hiçbir parlamento üyesi çıkmamasına rağmen Lordlar Kamarası’nda Kıbrıs kökenli Barones Me- ral Hussein-Ece bulunmaktadır. Meral Hussein-Ece, 2010 yılından beri Lordlar Kamarası üyesidir. Siyasete 1994 yılında İşçi partisinde Hackney Belediye Meclis Üyesi olarak baş- lamış, daha sonra Lib-Dem’e geçmiştir. Meral Hussein-Ece, uzun yıllar doğup büyüdüğü Islington’dan belediye meclis üyesi olmuş ve Lib-Dem eski lideri Nick Clegg’in azınlıklar konusundaki danışmanlığını yapmıştır. Meral Hussein-Ece, hem kadın olması hem de azınlıkların hakkını savunan birisi olması nedeniyle sadece TKG için değil, bunun yanında tüm BK azınlıkları için örnek bir isimdir.

Avam Kamarası yasamanın merkezidir ve yönetim parlamenter sistem olduğu için hü- kümet de Avam Kamarası’ndan çıkmaktadır. Bu nedenle Avam Kamarası BK’ın en önemli kurumu olduğu söylenebilir. BK, 650 seçim bölgesine ayrılmıştır. Bu seçim bölgelerinin 533 tanesi İngiltere, 59 tanesi İskoçya, 40 tanesi Galler ve 18 tanesi Kuzey İrlanda’dadır. Her seçim bölgesinden ortalama her 70 bin kişiye bir vekil düşecek şekilde ayarlanmış- tır.35 TKG, belli bölgelerde yoğun olarak yaşadığından bu sistemde parlamentoda temsil edilmeleri teoride daha kolaydır ancak 2017 sonu itibariyle parlamentoya temsilci gönde- rememiştir.

BK’da belediye meclisleri (council) farklı seviyelerde yerel yönetim hizmetleri sunmak- tadır. 27 taşra ilçe (county), 55 üniter (unitarian), 32 Londra ilçesi (London Borough), 36 metropol ilçesi (metropolitan borough), 201 semt (district) belediye meclisi bulunmakta- dır. Toplamda 18,100 kadar belediye meclisi üyesi (councillor) görev yapmaktadır. Bele- diye meclis üyeleri, 4 Mayıs 2017 yapılan seçimlerle yenilenmiştir. BK genelinde belediye meclis üyelerinin %54’ü Muhafazakâr Partili, %28’i İşçi Partili, %2’si Liberal Demokrat Partili, %0.3 UKIP’li ve %0.3’ü de bağımsızdır. %15’in ise herhangi bir politik eğilimi bu- lunmamaktadır. Londra ilçe belediye meclisleri ve çevre semtler incelendiğinde Hackney, Haringey, Enfield ve Islington belediye meclislerinde TKG’in etkisi yoğunlukla görülmek- tedir. Örneğin, 57 kişiden oluşan Harringey meclisinin 5 üyesi TKG’dendir.37 Bunun da se- bebi, TKG nüfusun adı geçen bölgelerde nüfus yoğunluğunun bir sonucudur. Bunun yanı sıra Edmonton, Camden, Wandsworth, Mole Valley, Bexley, Havering, Hillingdon, North Yorkshire belediye meclislerinde de TKG meclis üyeleri bulunmaktadır.

Kurumsal yapıyı anlamak için konuyu sadece resmî kurumlar bağlamında değerlendirmek eksik kalacaktır. Bunun bir diğer veçhesi olan toplumsal kurumlar da önemli rol oynamaktadır. Göçmenler mevzusunda toplumun büyük kesiminin ve devletin mutabık olduğu nokta; Britanya değerleri konusunda BK vatandaşlarının buluşması gerektiği dü- şüncesidir. Buna ek olarak 2002 yılında geçen kanunla vatandaşlık alan göçmen kökenlile- rin vatandaşlık testine girmesi ve belli seremonilerden geçmesi gerektiği kabul edilmiştir. 2005 yılında alınan kararla göçmenlerin “BK’da hayat”39 adlı sınavları geçmeleri zorunlu kılınmıştır. Bu değerler, özellikle Müslüman kesime karşı ötekileştirici rol oynamaktadır. Ayrıca İslamofobi’nin yanında güçlü bir Turkofobi41 olduğu da medyaya yansıyan olaylardan gözlemlenmektedir. BK siyasi arenasında TKG adres gösterildiği seçim kampanyaları olmuştur. UKIP, Türkiye’nin AB’ye girmesi durumunda, Türk istilası olacağı gibi iddia- larla nefret söyleminde bulunmuştur. Halbuki, diskurun ve düşünülenin aksine, yapılan araştırmalarda Türkiye’nin AB’de serbest dolaşım hakkına sahip olması halinde çok cüzi bir nüfusun göç etme ihtimali vardır. Sonuç olarak, iç politikada İslamofobi’ye ek olarak Turkofobi’nin da olması, TKG’in siyasete katılımında bir önyargıya ve engele sebep ol- maktadır.

Türkiye Kökenli Göçmenlerin Kurumsal Koşulları Bağlamında Siyasi Katılım ve Temsiliyet

Siyasi katılımın hangi seviyede olduğu sorusuna TKG’in kurumsal koşulları çerçeve- sinde bakmak gerekmektedir. Bu anlamda TKG’in, çalıştıkları sektörler, ekonomik du- rumları, eğitim seviyeleri ve demokratik kültür ile ilişkileri önemli meselelerdir. TKG’in ekonomik yapısı incelendiğinde 1980’lerde ve 1990’larda fabrikalarda, özellikle tekstil sektöründe, çalışan işçi kesimi oldukları görülmektedir. BK’da fabrika ve tekstil sektörü- nün güç kaybetmesi ve yok olmaya doğru gitmesi ile 2000’lerde TKG yoğunlukla olarak gastronomi (döner/kebap), market, taksicilik, kuaför ve inşaat sektöründe yer almışlardır. Bu sektörlerde kendi işlerini kuran TKG’in, geçmişe nazaran ekonomik olarak daha iyi oldukları gözlemlenmiştir. Kendi işlerini kurmaları ve belli sektörlerde güçlü olmalarıyla birlikte etnik-ekonomi45 denilen bir sektör oluşmuştur. Normal şartlarda haftada 48 saat- ten fazla çalışmanın yasak olduğu ve haftalık ortalama 36-40 saat çalışıldığı BK’da, TKG etnik ekonomi içerisinde çok daha uzun saatler çalışmaktadırlar. Kıbrıslıların çalışma şartları bağlamında Türkiye kökenli Türklere ve Kürtlere göre Britanya sistemine daha çok ayak uydurdukları görülmektedir. TKG’in ekseriyetinin çalışma saatlerinin fazla olması, siyasete vakit ayıramamalarına sebep olmakta ve siyasete aktif katılımı da olumsuz etkilemektedir.

Siyasete ilginin eğitim seviyesi ile doğrudan ilişkisi olmasa da siyasi katılım ve temsi- liyette önemli bir bileşen olduğu, siyasetçilerin çoğunluğunun lisans ya da lisansüstü eği- tim almasından anlaşılabilir. TKG dahil göçmenlerin ikinci jenerasyonundan sonra eğitim seviyelerinde artış gözlemlenmektedir.48 TKG eğitim seviyesi BK’daki diğer topluluklarla karşılaştırınca ne yazık ki düşük seviyededir.49 Yeni gelen nesil de aile ticaretinin içinde doğup büyümekte ve eğitime odaklanamamaktadır. Bunda BK eğitim sisteminin yüksek ücretli olmasının da etkisi vardır.

Göçmenler bağlamında bir diğer önemli sorun ise Müslümanların iş yaşamına dahil olmakta yaşadığı ayrımcılıktır. Yapılan araştırmalar, Müslüman isimli insanların iş başvu- rularında, özellikle beyaz yaka işlerinde, dezavantajlı durumda olduğunu ortaya koymuş- tur.50 Bu yüzden de TKG yeni jenerasyonu, eğitime ve eğitim bağlamında ulaşabilecekleri iş olanaklarındansa kendi işlerine yönelmektedirler. Bu da eğitim kültürünün oluşmasını engellemektedir. Eğitim vesilesiyle BK’a göç edip vatandaşlık alanların oranı yüksek olsa da bu grubun TKG içinde sosyalleşmediği ve politikada aktif olmadıklarından dolayı siyasi katılım ve temsiliyet bağlamında bir karşılığı olmamaktadır.
Siyasi katılımın kültürel yönü de önemlidir. Bunun TKG açısından iki önemli yönü bulunmaktadır. Birincisi TKG’in, BK siyaset kültürüne uyum sağlayabilmeleri meselesidir. TKG’dan çıkan siyasi temsilcilerin çoğunluğu, Britanya kültürüne daha kolay adapte ola- bilen seküler hayat tarzına sahiptir. Bunun sebebi BK’ın muhafazakâr olanlara ayrımcılık yapmasından değil, siyasete katılım sürecinde muhafazakârların başat güç olan Britanya ve seküler kültüre uyum sağlamada zorluk çekmeleridir. Örneğin, BK’ın ilk başörtülü ve- kili 2012 yılında seçilmiştir ve 2017 genel seçimiyle birlikte başörtülü vekil bulunmamak- tadır.51 İkinci mesele ise siyasi katılım kültürü ve geleneğinin oluşmasıdır. Göçmen kökenli siyasetçilerin çoğunluğu en az ikinci jenerasyondur. Bu anlamda Kıbrıs kökenlilerin temsil anlamında daha önde olmaları, BK’da daha büyük bir geçmişe sahip olmaları ile alakalıdır. Böylece, BK siyaset kültürüne uyum sağlayabilme ve BK’da kültür ve geleneğin oluşması da TKG siyasete ilgi, katılım ve temsiliyetinde önemli faktörlerdir.

TKG’nın BK siyasetine katılımı ve temsiliyeti, hem BK hem de TKG’in kurumsal ko- şulları bağlamında değerlendirilmiş ve güncel tablo ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede TKG’in yoğunluklu yaşadığı yerlerde seçimlere katılım BK oranları ile aynı ya da üstünde seyir etse de nüfusuna oranla siyasi temsiliyet düşük seviyededir. Bunun sebeple- ri, BK’ın toplumsal ve bürokratik koşulları bağlamında değerlendirilebileceği gibi TKG’in toplumsal yapısı ile de değerlendirilmelidir. BK’da bulunan göçmen kökenli vatandaşların nüfusuna oranla siyasi temsiliyetleri düşüktür. Ama siyasi temsil oranının gitgide art- ması BK kurumsal koşulların süreç içinde göçmenlerin siyasi arenada daha da var ola- bileceklerinin sinyalini vermektedir. Yalnız TKG İslamofobi ve Türkofobi gibi sorunlarla yüzleşmektedir. Buna ek olarak TKG’in kurumsal koşulları, toplumsal, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı, siyasi katılım ve temsiliyet konusunda önemli faktörlerdendir. TKG ge- nel olarak birlikte belli bölgelerde yaşamakta ve belli sektörlerde oluşan etnik-ekonomide yer almaktadırlar. Bu durumun grup aidiyeti ve lobicilik imkanı verme potansiyeli olsa da eğitim seviyelerinin düşük olması, Türkiye’den gelen siyasi ayrımlar, TKG’in politik bir grup olmasını engellemektedir. Son olarak, BK siyaset kültürüne uyum sağlama ve BK’da siyaset yapma kültür ve geleneğinin olgunlaşma sürecinde olması, siyasi temsiliyetteki ek- sikliğin bir diğer yönünü oluşturmaktadır.

Selçuk Aydın kimdir?

King’s College London Üniversitesinde Savaş ve Güvenlik Çalışmaları bölümünde doktora çalışmalarını yapmakta ve TRT World Araştırma Merkez’inde araştırmacı olarak çalışmaktadır. Uluslararası medyada ve akademik yayınlarda makaleleri yayınlanan Aydın’ın uzmanlık alanları Kurumsalcı Yaklaşım, Kürt ve İslami Hareketler,
Osmanlı Sonrası Devlet Kurulma Süreci, İngiliz ve Fransız Manda Rejimleri ve Diaspora çalışmalarıdır.
 

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi, Sayı:5

Güncelleme Tarihi: 19 Temmuz 2018, 16:49
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35