İran Nükleer Anlaşmasının İptalinin Diplomatik ve Ekonomik Etkileri- Ahmet Furkan Özyakar

İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı “ABD tarihindeki en kötü anlaşma” olarak ni- telendiren ve başkanlık seçim kampanyası sürecinden bu yana her platformda anlaşmanın gözden geçirileceğini vurgulayan ABD Başkanı Donald Trump, kararını 8 Mayıs günü açıkladı.

İran Nükleer Anlaşmasının İptalinin Diplomatik ve Ekonomik Etkileri- Ahmet Furkan Özyakar

Ahmet Furkan Özyakar
 

Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak bilinen Nükleer Anlaşma’dan ABD Trump’ın imzalamış olduğu kararname ile tek taraflı olarak çekilmiş oldu.1 Anlaşmanın iptal edilmesinin ar- dından ise hem Trump hem de ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo İran’ın  ‘tarihteki en ağır yaptırımlar’ ile karşılaşacağını açıklayarak bu gelişmelerin İran için sadece bir başlangıç olduğunu belirtti.2 Bu açıklamaların akabinde hem politik hem de ekonomik olarak sıkıntılı bir duruma girecek olan nükleer anlaşmanın yeniden devreye sokulması için Avrupa Birliği kanadından ciddi şekilde uzlaşı ve müzakere vurguları yapılmaya başlandı. Anlaşmanın tarafları olan Rusya ve Çin de tüm tarafların anlaşmanın devam ettirilmesi için çaba harcaması gerektiğini belirtti. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Genel Müdürü Yukiyo Amino da İran’ın nükleer faaliyet yürütülen tesislerine erişimin sağlanarak çalışmaların kontrol edildiğini ve anlaşmanın kurallarına şu ana kadar uyulduğunu belirterek anlaşmanın sonladırılmasının büyük bir kayıp olacağını açıkladı. Buradan yola çıkarak, anlaşmanın devam ettirilmesi yönünde tüm tarafların ifadelerinin yer almasına rağmen, ABD Başkanı Trump’ın bu konuda İran’a sunduğu şartların kabul edilmemesi halinde geri adım atmaya niyetli olmadığı sonucuna varılmaktadır.

Trump’ın almış olduğu bu kararın önümüzdeki süreçte ciddi sonuçları olacağı tah- min edilmektedir. Öncelikle Trump’ın başkanlığının ilk 18 ayında diplomasi ile verdiği sınavların başarısızlıkla sonuçlandığı ve birçok kesim tarafından ciddi eleştirilere maruz bırakıldığı bilinmektedir. Bunun yanı sıra anlaşmanın iptali ile bir kez daha Ortadoğu’da İran, Suudi Arabistan ve İsrail gerilimlerinin tırmanacağı aşikardır. Ayrıca AB’nin yaşanan son gelişmelerin ardından ABD’ye karşı siyasi bir tavır alması gerektiğinde de genel bir mutabakat bulunmaktadır. Son olarak nükleer anlaşmanın imzalanmasının ardından birçok uluslararası şirketin İran pazarındaki son durumumun ne olacağı da belirsizliğini koruyan bir başka önemli gündem maddesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak yukarıda belirtilen maddelerin ele alınacağı bu makalede nükleer anlaşmanın yakın tari- hi, Trump’ın diplomasi ile olan sınavının şu ana kadar başarılı olamaması ve anlaşmanın ardından Avrupa Birliği ve İran başta olmak üzere anlaşmanın tarafı olan ülkelerin ve Ortadoğu’nun ortaya çıkan durumla ilgili gösterdiği reaksiyon ele alınacaktır. Bunun yanı sıra yakın ve orta vadede İran’ı ve Ortadoğu’yu bekleyen tehlikelere değinilecektir.

ABD Başkanlık Seçiminden Günümüze Yaşananlar

Başkanlık seçim kampanyalarını ABD’nin eski ihtişamlı ve dünya politikasında karar verici olduğu günlerine döndürmek üzere kurgulayan Trump’ın seçim gündemini oluş- turan başlıklardan birisi de selefi Barack Obama’nın imzalamış olduğu KOEP’i eleştirerek ABD için ‘kötü  bir  anlaşma’  olduğu ve bu anlaşmanın ABD’nin ulusal ve uluslararası çıkarlarına göre yeniden gözden geçirilecek olmasıydı. Bu kapsamda Trump, aslında seçim sürecinde açık ve kararlı bir şekilde bugünkü yaşanan olayların sinyalini vermişti. Anlaşma ile ilgili her ne kadar ilk bir yıllık başkanlık sürecinde ciddi olarak somut adımlar atmamış olsa da basın toplantılarında anlaşmanın revize edileceğini Trump birçok defa dile getirmiştir. Bu süre zarfında Trump, İran’ın Suriye’deki askeri faaliyetleri ve İran’da balistik füze sistemleri ile ilgili yürüttüğü çalışmaları da sonlandırmayı düşündürecek ekonomik şartları ağırlaştırılmış bir anlaşmayı göz önüne alıyordu. Bunun akabinde İran’da 2017 yılının son günlerinde ekonomik krizin dayanılmaz boyutlara gelmesiyle meydana gelen ve ülke çapına yayılan protestoların da Trump’ın anlaşmanın geleceği ile ilgili daha sert önlemler alabilmesinin önünü açtığı söylenebilir. Bu gelişmelerin ışığın- da  sürecin  ciddi  bir  şekilde  hızlanmasının  bir  başka  sebebinin  de  Trump’ın  çekirdek kadrosunda yapmış olduğu değişimlerle CIA eski direktörü Michael Pompeo’nun ABD Dışişleri Bakanı olarak atanması ve İran karşıtlığı ile bilinen ve bu karşıtlığı yansıtan bir makale kaleme alan John R.Bolton’un Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanması gösterilebilir. Bu sebeple her ne kadar kararnameyi imzalayan Trump olsa da olayın arka planında Pompeo ve Bolton’un izlemiş oldukları stratejinin, anlaşmanın geleceğini doğrudan etkilediğini söylemek mümkündür.

Trump’ın  başkanlığı  ile  işlemeye  başlayan  ‘yeni  ABD  stratejisi’  ve  son  dönemde Pompeo’nun İran’a karşı tehdit ve İran’dan beklentilerinin diplomasideki en basit karşılığı şüphesiz Tahran’daki rejimin Ortadoğu’daki yayılmacı politikalarını kısıtlamak ve cay- dırıcı önlemler alınmasını sağlamaktır. Bu politikanın ise bölgede Suudi Arabistan ile İsrail’in, İran’a karşı politik, ekonomik ve güvenlik olarak avantajlı duruma geçeceği göz önüne alınırsa, önümüzdeki süreçte İran’ın Suriye’deki pozisyonu da bu durumdan et- kilenecektir. Böyle bir tabloda İran’ın Suriye’deki askeri varlığını ne şekilde devam etti- receği soru işareti olarak karşımıza çıkıyor olsa da ekonomik kanalları tıkanan bir İran ve ülke içinde her geçen gün artan ekonomik sıkıntılar ve işsizlik durumu mevcutken ve halihazırda eyleme geçmeye hazır bir kitleyi göz önüne aldığımızda, İran’ın Suriye’deki geleceğinin de sorgulanmaya başlanacağı vurgulanmaktadır. ABD’nin son dönemde izle- diği dış politikanın kazananları şu an için Riyad ve Tel Aviv olsa da ABD müttefiki ülkeler de İran’a karşı artarak devam eden yaptırımlardan önümüzdeki süreçte olumlu olarak etkileneceklerdir.

Trump’ın  anlaşmaya  karşı  çıkmasındaki   sebepler  arasında;  imzalanan  anlaşmanın nükleer faaliyet ile sınırlandırılmasının belli bir zaman dilimi için geçerli olması, anlaşmanın İran’ın balistik füze programını kapsamaması ve son olarak İran’a yapılan yaptırımların durdurulması sonucu olarak İran’ın 100 milyar dolarlık bir kaynak elde etmesi ve kaynağı ‘Ortadoğu’da terör ve baskı politikası’ amaçları doğrultusunda kullanıyor olması gösterilebilir.7 Anlaşmanın iptali ve İran’a dayatılmakta olan ambargoların daha da katılaşması ihtimali, iki ülkenin bölgede etkinliğinin gün geçtikçe artmasının ve politik manevra alanlarının genişleyeceğinin bir göstergesidir.

Anlaşma Sürecini Etkileyen  Aktörler  ve Olaylar

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Dışişleri Bakanı Cevad Zarif tarafından özellikle 2013 yılından itibaren yürütülen mekik diplomasisi, İran Devrim Lideri Hamaney, me- clisteki muhafazakar kesim ve İran Devrim Muhafızları’nın karşıtlığına rağmen başarıya ulaştırılmıştı.8 1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana devam eden ekonomik ve politik baskıların ülke içerisinde had safhalara ulaşmasının yanı sıra ABD’de 11 Eylül saldırıları sonrasında ABD’nin o dönemki başkan Bush’un İran’ı “şer üçgeninin bir parçası” olarak nitelendirmesi de İran’daki radikalliğin artmasına ve güvenlik tehdidi sebebiyle nükleer çalışmaların hızlandırılmasına yol açtı. Bununla birlikte muhafazakar kanadı temsil eden Ahmedinejad’ın İran Cumhurbaşkanı olması ile başlayan süreçte diplomasi adına gerek- li adımlar atılamamış ve ABD-İran arasındaki tansiyon sürekli olarak yükselmişti. Buna karşın, Avrupa Birliği’nin yürütmekte olduğu çalışmalara Obama’nın da destek vermesi ve İran’da reformist kesimi temsil eden Ruhani’nin 2013 senesinde İran Cumhurbaşkan- lığı’na gelmesi, İran’ın ambargolardan kurtulması adına gelecek vaat etmekteydi. İran Dışişleri Bakanı Zarif ’in 2013-2015 yılları arasında Avrupadaki mevkidaşları ve ABD ile olan görüşmelerinin sonucunu birçok zorluklara rağmen almış olmasıyla nükleer anlaş- ma 14 Temmuz 2015 tarihinde İran ve P5+1 ülkeleriye imzalandı. Bu mutabakatın so- nucu ise İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini %5 ile sınırlandırması ve nükleer çalışmalarını kısıtlaması, bunun karşılığında da ülkeye uygulanan yaptırımların kademeli olarak azaltılması ve yeni yaptırımlara maruz bırakılmaması olarak özetlenebilir.9 An- laşmayla beraber yıllardır ambargo sebebiyle müdahil olunamayan İran pazarı, birçok uluslararası şirket için cazibe merkezi haline gelmiş ve birçok şirket, İran ile faaliyetlerini yeniden hayata geçirmek için ticari anlaşmalar imzalamaya başlamıştı. Bu gelişmelere rağmen anlaşma metninde yer alan yaptırımların kısmi olarak kaldırılması ve İran’ın yurt dışındaki bankalarda bulunan parasına uygulanan blokenin kalkmaması, başta Devrim Lideri Hamaney olmak üzere muhafazakar kanattan tepkilere sebep olmuştu.

Bu gelişmelerle birlikte Ruhani ve Zarif ’in bu konuda gerekli adımları atmasına rağmen beklentiler karşılanamadı ve İran’da artan ekonomik kriz 2017 yılının son gün- lerinde başkent Tahran ve ülke genelindeki protestolarda yansımasını gösterdi. Bununla birlikte İran’ın özellikle Suriye ve Yemen’de savaşın tarafı konumunda olması, Lübnan ve Irak’taki politik ortama da müdahil olmak istemesi, ülkeye ekonomik sıkıntıları da be- raberinde getirdi. Bu durumun sonucunda, İran’da yaşam standartlarının %15 oranında düşmesi, enflasyonun dörtnala gitmesi ve yatırımların azalması ve bunun bir yansıması olarak da işsizliğin %15 civarında izlemesi, ülke içindeki rahatsızlığı tetikleyen noktalar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Anlaşmanın imzalanması aşamasında her fırsatta karşıtlığını dile getiren parlemento- daki muhafazakar kanat ve İran siyasetinde önemli bir konumu bulunan İran Devrim Mu- hafızları Ordusu, geçen süre zarfında ülke içinde artan ekonomik kriz sebebiyle Ruhani hükümetinin politikalarını eleştirirken bir yandan da ABD’ye ve Batı ülkelerine güve- nilmemesinin büyük bir yanlış olduğunu değişik platformlarda dile getirdiler. İran’ı yak- laşık 40 yıldır maruz bırakıldığı ambargolardan ve yalnızlaştırma politikasından kurtar- maya çalışan ve bu konuda da gerekli diplomatik süreci şu ana kadar ‘başarılı’ bir şekilde devam ettiren Ruhani ve Zarif ’in bir yandan ülke içerisindeki muhalefetin çıkışlarıyla bir yandan da Trump’ın başkanlığı ile başlayan sıkıntılı süreçle uğraşması, anlaşmanın geleceği ile ilgili de endişelerin de ciddi şekilde artmasına yol açmıştır. Bu gelişmelerin ötesinde devrim lideri Hamaney’in ekonomik olarak İran’a karşı uygulanan baskı karşısında Ruhani hükümetine karşı verdiği yetki de belli kesimlerce sorgulanmaya başlanmıştır.

ABD’nin Nükleer Anlaşmadan Çekilmesi ve Yaşanan Gelişmeler

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun anlaşmanın devam ettirilmesi için İran’a sunduğu 12 maddelik beklentiler şu şekildedir:
1-    İran, halihazırda yürütmekte olduğu ve önceden var olan askeri amaçlı olarak kullanılan  nükleer  programını  Uluslararası  Atom  Enerjisi  Kurumu’na  bildirmek  zorunda olup, kalıcı olarak bu faaliyetleri durduracak,
2-    İran, plütonyum üretimi ve tekrar işlemesini sonlandıracak,
3-    İran, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’na ülke içerisinde bulunan tüm tesislerini her hangi bir şart ortaya koymadan açacak,
4-    İran balistik füze faaliyetlerini sonlandıracak ve nükleer kabiliyeti olan füze sistem- lerini geliştirmeyi durduracak,
5-    İran, halen asılsız suçlamalarla tutuklu olan ABD vatandaşları ve ABD’nin müttefiki olan ülkelerin vatandaşlarını serbest bırakacak,
6-    İran, Ortadoğu’da Hizbullah, Hamas ve Filistin İslami Cihat Örgütü başta olmak üzere tüm terör faaliyetlerine desteklerini sonlandıracak,
7-    İran, Irak devletinin egemenliğine saygı duyacak ve Şii milislerin silahsızlandırıl- masına, tasfiyesine ve Irak devleti ile yeniden bütünleşmesine izin verecek,
8-    İran, Yemen’deki savaşın tarafı olan Husi milislere olan askeri desteğini sonlandırı- cak ve barışçıl bir siyasi sistemin yerleşmesi için çalışmalar yapacak,
9-    İran, Suriye’de bulunan tüm askeri güçlerini ülkeden çekecek,
10-    İran, Taliban başta olmak üzere Afganistan’da ve bölgede yürütülmekte olan terör faaliyetlerine desteğini sonlandıracak ve El-Kaide’nin üst düzey isimlerini İran’da barındırmaktan vazgeçecek,
11-    İran, Devrim Muhafızları Komutasında bulunan Kudüs Gücü’nün terör faali- yetlerine ve başka ülkelerdeki askeri ortaklara olan desteğini sonladıracak,
12-    Son olarak, İran birçoğu ABD müttefiki olan komşularını tehdit etmeyi bırakacak, İsrail’i yok etme söylemlerini durduracak, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne füze saldırılarını sonlandıracaktır.
Pompeo’nun açıklamış olduğu maddelerden de yola çıkarak ABD’nin İran ile yeniden masaya oturmaktan ziyade İran’ın Ortadoğu’da bugüne kadar yürütmekte olduğu ve si- yasi olarak bölgesel bir aktör olmasına yardımcı olan tüm çalışmaların sonlandırılması istenmektedir. Öne sürülen şartların birçoğunun İran’ın kırmızı çizgileriyle örtüşmediği- ni söylemek ve anlaşmanın geleceği ile ilgili iyimser bir duruş sergilelemek çok doğru olmayacaktır.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile imzalanan nükleer anlaşmayı iptal etmesi- nin ardından, İran kanadından ve anlaşmanın diğer taraflarından peş peşe açıklamalar gelmiştir. Anlaşmanın iptaline bağlı olarak, özellikle son iki yıl içinde yaptığı çalışmalar ile İran’ı ekonomik ambargodan kurtarma adına yoğun diplomatik temaslarda bulunan Ruhani ve Zarif ’in imaj kaybına uğradığı göz ardı edilemez. İran parlementosundan muhafazakar kanadı oluşturan meclis üyeleri, anlaşmanın tek taraflı iptalini, ABD bayrağı ile anlaşmanın bir kopyasını ateşe verip, “Amerika’ya ölüm” sloganları atarak protes- to ettiler.12 Bu durumun önümüzdeki süreçte daha ciddi krizlere yol açacak olmasının görülebilir olmasıyla birlikte, muhafazakar kesimi Ruhani ve Zarif ’e karşı oldukça cesare- tlendirdiği yorumu yapılabilir.

Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini başta olmak üzere anlaşmanın Avrupa ayağını oluşturan taraflar konuya sağduyulu bir şekilde yaklaşılmasını ve Trump’ı kararından döndürmenin yollarını ararken bir yan- dan da bu durumun gerçekleşmemesi durumunda nasıl bir yol haritası izlemeleri gerek- tiği konusundaki ikincil süreci de zaman kaybetmeden başlattılar. Anlaşmanın iptalinin ardından mevcut durumu korumak adına Avrupa Birliği’nin önümüzdeki süreçte geniş çaplı bir strateji ortaya koyması gerekmektedir. Bu sürecin temel konu başlıklarından birisi, İran’ın balistik füze programı ve bölgede yürütmekte olduğu yayılmacı politika- larının son bulması üzerine kurulmasıdır. Bu durumun başarılı olması durumunda ABD ile daha geniş çaplı bir mutabakat için zemin oluşturulabilecektir. Diğer taraftan Avrupa Birliği bu anlaşmanın sürekliliğini devam ettirmekle birlikte ABD’nin ilan ettiği yaptırım kararlarına karşı kendi şirketlerini ekonomik olarak korumaya çalışacaktır. Yukarıda belirtilen yol haritasının izlenememesi durumunda, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un belirttiği şekilde Ortak Kapsamlı Eylem Planı ile aynı doğrultuda başka bir anlaşmanın öne çıkabileceği görüşülmektedir.

Anlaşmanın tek taraflı ile siyasi gelişmeler yaşanmaya devam ederken, akademisy- enlerden  de  konuyla  ilgili  ortak  bir  tepki  geldi:  Federica  Mogherini’ye  gönderilen  ve aralarında Noam Chomsky, Slavoj Žižek, Ervand Abrahamian dahil olmak üzere birçok akademisyenin imzasını taşıyan açık mektup anlaşmanın korunması için gerekli önlem- lerin alınmasını ve aksi bir durumda Ortadoğu’da daha ciddi bir kaosun beklenebileceği endişesini yansıtıyordu.
İmzalanacak  yeni  bir  anlaşmanın  görüşmelerinde  -AB’nin  de  temel  hedeflerinin başında olan- Ortadoğu’nun daha istikrarlı bir yapıya bürünmesi, İran ile Suudi Arabistan arasında devam eden tansiyonun düşürülmesi, ABD, Rusya ve Çin’in daha etkili bir politi- ka izleyerek ortamı yumuşatmaları görüşleri gündeme getirilmektedir. Bu sürecin başarılı olması halinde ise şüphesiz en önemli kazanç ise Avrupa Birliği’nin stratejik olarak çok yönlü politikasının, Trump’ın ABD’yi önceleyen politikasına karşı üstünlüğü olacaktır. Aksi takdirde anlaşmanın iptalinde ortaya çıkacak tablodaki en önemli konulardan birisi AB’nin ekonomik ve güvenlik konularından ABD’ye olan bağımlığının artması olacaktır. Bu aşamada AB’nin kendi kaderini tayin edecek şekilde kararlar alması gerekmektedir. Alınacak olan kararlar, yalnızca anlaşmanın devamlılığını sağlamaya yaramayacak, aynı zamanda AB’nin kendi prestiji için de etkili olacaktır. ABD’nin seçim vaatlerinden olan “önce Amerika gelir” politikasının hayata geçirirken; Trans-Pasifik Ortaklığı ile Paris İklim Anlaşması’ndan  ve ardından KOEP’den de çekilmesi, Trump’ın diplomasiye olan bakışını ortaya koyan üç önemli unsur şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bundan sonraki aşamalarda ABD ile diplomasi görüşmelerinde bulunacak ya da anlaşma yapacak olan devletlerin ve/veya kurumların daha ihtiyatlı olması önem arz edecektir.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Çin’in başkenti Pekin’e yaptığı ziyaret son- rasında, Trump’ın kararıyla ilgili “anlaşmanın  tarafı  olan  diğer  beş  ülke  anlaşmaya devam ettiği sürece, İran da bu anlaşmada ABD’nin karşı çıkmasına rağmen şartları korumaya devam edecektir” açıklamasını yaparak diplomasi kapılarının kapanmaması için  gerekli  müdahaleleri  yapacağı  teminatını  vermektedir.  Buna  karşın  Hamaney’in İran Atom Enerjisi Kurumu’a nükleer faaliyetlere başlamak için hazır olmaları yönünde verdiği talimat da anlaşma ile ilgili olarak müzakereden ziyade eylemsel bir sonuca doğru yol alacağı izlenimi vermektedir.

Türkiye’den de anlaşmanın geleceğiyle ilgili açıklamalar gelmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan anlaşmanın iptaline ilişkin “Kaybeden Amerika olacaktır. Çünkü yaptığınız anlaşmaya sadık kalmıyorsunuz” sözleriyle Trump’ı eleştirirken bu kararın “şimdi bunun bir anda ters istikamette gelişmesi sadece sadece bölgeyi değil  tüm dünya ekonomisi ve Türkiye’yi de etkileyecek” ifadeleriyle anlaşmanın geleceği ile ilg- ili endişelerini dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı’ndan da yapılan açıklamada müzakerel- erin devam ettirilmesine vurgu yapılırken şu anki aşamada KOEP’in devam ettirilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın raporlarının dikkate alınması gerektiği vurgusu yapılmıştır.

Nükleer Anlaşmanın Ekonomik Maliyetleri

Nükleer Anlaşma’nın iptal edilmesinin ardından değinilmesi gereken konulardan bir tanesi de bundan sonraki süreçte İran’ı bekleyen ekonomik çıkmazın daha da için- den çıkılmaz bir hale dönüşüp dönüşmeyeceğidir. Bilindiği üzere Trump anlaşmanın ekonomik boyutlarıyla ilgili eleştirilerini dile getirirken altını çizdiği konulardan biri- si de İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ve Tahran’daki bürokratların daha fazla zenginleşmelerinin ve Suriye ile Yemen’de terörü destekleyici faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Bu kapsamda Trump, anlaşmanın tarafları olan İngiltere, Almanya ve Fransa’ya gerekli “uyarıları” yaparken, aynı zamanda İran ile ticari işbirliği yapan şirketlere de yapmakta oldukları ekonomik faaliyete göre 90 ile 180 gün arasında an- laşmalarını dondurma veya çekilme süreci tanımıştır.21 Bu sürecin dışına çıkmayı göze alacak şirketlere ağır yaptırımlar uygulanacağı belirtilerek uluslararası piyasalara da tehditler yapılmıştır. Bunun yanı sıra anlaşmanın diğer taraflarından Rusya’nın, Suri- ye’de ABD ile fikir ayrılığı yaşamasının ardından ekonomik olarak Ortadoğu’daki ABD müttefiki körfez ülkeleriyle sıkıntılı bir sürece girmek istemeyecektir. Çin ise tüm tarafların anlaşmaya bağlı kalmaları halinde kendilerinin de anlaşmaya devam edece- klerini beyan ederken, bir taraf seçilmesi durumunda Trump’ın politikaları sebebiyle ABD’yi doğrudan karşısına almamak, siyasi ve ekonomik güvenliğini korumak adına İran’dan vazgeçebilme konumuna geçebilir.

Bu noktada Avrupa Birliği bir yandan anlaşmanın güncel şartları ile devam ettir- ilmesini vurgularken bir yandan da İran ile ticari ilişkileri olan şirketleri korumanın yollarını aramaktadır. Her ne kadar başta İran olmak üzere anlaşmanın imzacı ülkeleri çözüm üretmek için çaba sarfetseler de İran’da yapılmış olan yatırımlar önümüzdeki süreçte şirketleri riskli bir tabloyla karşı karşıya getirebilir. Bununla birlikte an- laşmanın geleceği ile ilgili olarak kesin bir sonuç olmamasına rağmen, şu ana kadar Amerikan Boeing24, Fransız Total25, İngiliz BP26, Alman Siemens27 ve DZ Bank28 olmak üzere birçok önemli şirket yapmakta oldukları anlaşmaları dondurma veya sonlandırma kararı aldılar.

AB ile ABD arasında ciddi bir ticaret hacmi mevcut olsa da Trump’ın politikalarının Avrupa Birliği’nin çıkarlarıyla ters düştüğü bir tabloda, anlaşmanın tarafı olan ülkeler ve birlik, Ortadoğu’da yeniden nükleer silahlanmanın ortaya çıkması ihtimalini göz önüne almak istemeyerek İran’a aynı şartlar ile yeni bir anlaşma önerisi sunmaları gün- demde olabilir. Her ne kadar Avrupa Birliği, İran için gerekli düzenlemelerin yapılıp anlaşmanın devamlılığı için gerekli önlemlerin alınacağını belirtse de bunun kısa vad- ede gerçekleşmesi çok mümkün görünmemektedir. Yakın ve orta vade de AB’nin yanı sıra Türkiye, Rusya ve Çin’in ABD-İran çatışmasında takınacakları tavır ve politikalar, ya İran’ı şu anki şartlardan daha ağır bir anlaşmaya zorlayacak ya da İran’ın kesin bir resti ile karşılaşılıp diken üstünde olmaya devam eden Ortadoğu’da bölgesel istikrarsı- zlığının artacağı ve daha fazla kaosun yaşandığı bir süreci başlatacaktır.

Buradaki tabloda altı çizilmesi gereken husus; AB’nin İran ile olası bir mutabakatın- da İran ile ticari anlaşmaları olan şirketlerin ekonomik olarak bu durumdan etkilen- meden çıkmalarıdır. Önümüzdeki süreçte AB ile ABD’nin bir orta yol bulamamasını hesaba katarak İran için sancılı günlerin beklediğini iddaa etmek yanlış olmayacaktır. İlerleyen haftalarda İran ve anlaşmanın diğer tarafları için anlaşmanın bağlayacılığının devam mı edeceğine, yoksa Trump’ın özellikle AB ülkelerini kendi safına mı çekeceğine şahit olacağız.

Her ne kadar Trump, önümüzdeki süreçte İran ile müzakere kapılarını açık bırak- mış gibi görünse de İran için çok daha acı bir reçetenin masaya sunulacacağını görmek mümkün. Bu kapsamda İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Dışişleri Bakan Cevad Zarif olmak üzere birçok İranlı üst düzey diplomatın ilmik ilmik ördüğü diplomatik çabalar, yeni bir sınav vermek için hazır hale getirilecektir. Bu noktada anlaşmanın ip- talinden sonra tepkisini ortaya koyan Devrim Lideri Hamaney’in özellikle Pompeo’nun sıralamış olduğu 12 maddelik taleplerinin ardından yeni bir pazarlık masasına otur- mak ve ülkenin her geçen gün kötüye giden ekonomisinin daha da sıkıntılı bir duruma sürüklenmesine karşı nasıl bir tavır takınacağı da merak konusudur. Ayrıca, İran ile ABD arasındaki sürtüşmeden en fazla zarar görecek ülkelerin başında gelen Türki- ye’nin bu artan tansiyonun aşağı çekilmesi için ekstra bir diplomatik çaba içerisinde girmesi gerekecektir.
Son olarak üzerinde durulması gereken bir gerçek de şudur: Suriye’de devam eden iç savaşa müdahale yetersizliği, ABD Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması, iklim değişikliği konusunda takındığı tutum ve bununla birlikte ayrılıkçı ve uluslararası barış ve istikrarı tehlikeye sokan politikalarıyla Trump’ın, AB’nin müdahelesi ile karşılaşmadığı sürece, bu tarz politikalarına devam edeceğe benziyor. Son dönemde özellikle İran konusunda yaşanan gelişmeleri bir zincirin halkalarını benzetirsek ve Donald Trump, Benjamin Netanyahu, John Bolton ve Mike Pompeo’yu bu halkaları tutan bir bağ olarak ele alır- sak İran’ın bu zinciri kopararak ekonomik olarak ambargolardan kurtulması yakın ve orta vadede imkansız uzun vadede ise bir rüya olarak değerlendirilebilir.
 

Ahmet Furkan Özyakar kimdir?

Selçuk Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisans eğitimini School of Oriental and
African Studies (SOAS), Londra Üniversitesi’nde İran Çalışmaları bölümünde tamamladı. Özyakar, doktora eğitimine Exeter Üniversitesi Politika bölümünde devam etmektedir.
Çalışmalarını İran’ın kültürel diplomasi faaliyetletleri, İran Dış Politikası ve İran’ın Orta Asya politikaları konularında sürdürmektedir.
 

YORUM EKLE

banner26

banner25