Lübnan seçimleri kazananlar, kaybedenler ve İsrail saldırısı ihtimali - Dr.Öğr.Üyesi Yasin Atlıoğlu

ABD ve Körfez ülkelerinin siyasî ve iktisadî baskısı ile birlikte İsrail’in de Lübnan’a yönelik bir saldırıya girişmesi, zaten çok sayıda iç sorunla yüzleşen Lübnan’da yeni bir istikrarsızlık sürecini hatta yeni bir iç çatışmayı beraberinde getirebilir.

Lübnan seçimleri kazananlar, kaybedenler ve İsrail saldırısı ihtimali - Dr.Öğr.Üyesi Yasin Atlıoğlu

Dr. Yasin Atlıoğlu

Lübnan, yaklaşık 9 yıl aradan sonra 6 Mayıs 2018’de yaptığı parlamento seçimle- riyle ülkenin siyasal sistemindeki olağanüstü durumun sona erdiğini ve normalleş- menin sağlandığını tüm dünyaya göstermeye çalıştı. Normal koşullarda 2013 yılında yapılması gereken parlamento seçimlerinin 5 yıl gecikmesi, bu süreçte görev yapan parlamentonun ve hükümetlerin siyasî meşruiyetinin sorgulanmasını beraberinde getirmişti. Yine 2014’te seçilmesi gereken yeni devlet başkanının ancak 2016 sonba- harında seçilebilmesi, ülke siyasetinde neredeyse Mayıs 2014’ten Ekim 2016’e kadar süren ciddi bir yönetim krizine yol açtı. Öte yandan komşu Suriye’de süren iç savaşın olumsuz tesirlerinin zirve noktasına çıktığı bu süreçte, ülkedeki siyasî gruplar arasındaki fikir ayrılıkları ve bölünmüşlük derinleşirken Lübnan halkının da iktisadî kriz ve güvenlik sorunlarından dolayı devlete ve geleneksel siyasetçilere duyduğu gü- vensizlik ve şüpheler açıkça ortaya çıktı. Muhakkak ki bu durum, kırılgan bir siyasî ve iktisadî sisteme sahip olan Lübnan’ın tarihinde yaşadığı ilk kriz veya istikrarsızlık dönemi değildir. Her zaman olduğu gibi ülke içinde siyasetçiler arasında uzlaşmanın sağlanamaması ve Lübnan’ın yakın çevresindeki çatışma alanları gibi faktörler krizin derinleşmesine katkı yapıyordu. Lübnan, siyasî ve iktisadî olarak dibe vurmaya hatta ülkede bir iç çatışma ihtimali konuşulmaya başladığında ise siyasetçilerin aklı başına geldi ve ülkeyi kurtarmak için asgari müşterekler üzerinden bir anlaşmaya ulaşıl- dı. Bu bağlamda 2016’da Mişel Aûn’un devlet başkanlığına seçilmesi ve 6 Mayıs’ta parlamento seçimlerinin yapılmasına karar verilmesinin, ülkenin düze çıkması için gereken ve birbirinin devamı olan iki stratejik hamle olduğu aşikârdır.

Tabii bu iki stratejik hamleye rağmen Lübnan’da siyasî ve iktisadî istikrarın sağlanması, büyük ölçüde 6 Mayıs parlamento seçimlerinin sonuçları ve yeni hü- kümetin nasıl kurulacağı meselesiyle yakından ilgilidir. Şiî Hizbullah Örgütü ve Marunî  Samir  Caca’nın  Lübnan  Kuvvetleri  gibi  siyasî  aktörlerin  kazançlı  çıktığı, Sünnî Başbakan Saad Hariri liderliğindeki Müstakbel Hareketi’nin ise parlamentoda önemli oranda koltuk kaybettiği seçimlerin ülkenin yakın geleceğine nasıl yansıya- cağı merak konusu. Seçim sonuçlarının belli olmasının ardından Lübnan içinde ve uluslararası kamuoyunda yapılan yorumlar, seçimlerin büyük ölçüde Hizbullah’ın zaferi ve Hariri’nin yenilgisi olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. İran ve İsrail gibi Lübnan siyasetiyle doğrudan ilgilenen bölge devletlerinin resmi tepkileri de bu yorumlarla paralellik arz etmektedir. Kuşkusuz Lübnan’daki seçim sonuçlarına dair yapılan bu yorumlar ve gösterilen resmi tepkiler doğruluk payı taşımaktadır. Fakat mevcut seçim sistemi ve parlamentonun yapısı dikkate alındığında Lübnan’da hiçbir siyasî aktörün hiçbir seçimden mutlak/ezici bir zaferle çıkmasının mümkün olmadı- ğı hatta çoğu zaman bir siyasî aktör için kullanılan “zafer” veya “yenilgi” kavramla- rının parlamentodaki koltuk dağılımının ötesinde anlamlar taşıdığı söylenebilir. Bu- nunla birlikte seçmenin tercihi, seçimlere katılım oranı ve bilhassa ülkede uygulanan yeni seçim sistemi sonuçlar üzerinde temel belirleyiciler olmuştur. Bu bağlamda yeni seçim yasası çerçevesinde son seçimlerde uygulanan “nispî temsil” ve “tercihli oy” gibi yeniliklerin seçim sonuçlarına nasıl tesir ettiği dikkatle incelenmeye muhtaçtır. Öte yandan yeni seçim yasasının demokrasi açısından olumlu ve olumsuz birçok yönü bu seçimlerde ortaya çıksa ve tartışılsa da bunlar seçmen iradesinin parla- mentoya yansımasındaki en büyük sorunun mezhep kotaları olduğu gerçeğinin üs- tünü örtmeye yetmemiştir. Makalemizde, Lübnan’daki karmaşık seçim sistemi bağ- lamında parlamento seçim sonuçlarının ülkenin iç siyasetinde getireceği yeni güç dengeleri, ittifak olasılıkları ve ülkenin müzminleşmiş sorunlarına nasıl tesir edeceği ele alınmakta ve seçim sonuçlarının Orta Doğu bölgesindeki gerilim ve çatışmalarla karşılıklı ilişkisi analiz edilmektedir.
 
Yeni Seçim Yasası ve Seçimlerin Analizi

Lübnan’da Haziran 2018 yeni seçim yasasının parlamentoda kabul edilmesiyle uzun bir aradan sonra tekrar parlamento seçimlerinin yapılma ihtimali ortaya çıktı. Geçen Kasım’da Başbakan Saad Hariri’nin Suudi Arabistan’da istifa etmesiyle baş- layan 17 günlük krizi çözmesinin ardından Lübnan İçişleri Bakanlığı parlamento seçimlerinin 6 Mayıs 2018’de yapılacağına dair bir karar aldı. Bundan sonra ülkedeki tüm siyasî aktörler seçimlere odaklandı ve yeni seçim yasası çerçevesinde kendile- rine en kazançlı çıkabilecekleri seçim stratejilerini ve ittifakları belirlemeye çalıştı. Tabii yeni seçim yasası ve ülkedeki seçim sisteminin karmaşıklığı göz önünde bu- lundurulduğunda seçim stratejisi ve ittifak belirlemek, ülkedeki siyasî partiler için oldukça zor bir iş haline geldi. Bu noktada yeni seçim yasası bağlamında ülkedeki seçim sistemine kısaca göz atmakta fayda vardır. Yeni seçim yasasının getirdiği en önemli yenilikler, daha önce uygulanan çoğunluk sisteminin yerine nispi seçim sis- temine geçilmesi, yurt dışındaki Lübnanlıların oy kullanması, 26 seçim bölgesinin 15’e indirilmesi ve tercih edilen seçim listesinde sadece bir aday oy kullanılması- dır (tercihli oy). Bu yeniliklerle birlikte Taif Antlaşması’na dayanan parlamentodaki koltukların ülkedeki mezheplere dağıtılması, yani mezhep kotası uygulaması devam etmiştir. Lübnan’da Ta’if Antlaşması’na göre parlamentodaki 128 koltuk, ülkedeki Hristiyan ve Müslümanlar arasında eşit bölüştürülmektedir. Hristiyanlara verilen 64 koltuk, 34 Marunî, 14 Grek Ortodoks, 8 Grek Katolik, 5 Ermeni Ortodoks, 1 Ermeni Katolik, 1 Protestan ve 1 Hristiyan azınlık; Müslümanlara verilen 64 koltuk ise 27 Sünnî, 27 Şi‘î, 8 Dürzî ve 2 Alevî olarak dağılmaktadır. Yeni seçim yasası ile bu mezhep kotalarını ülkedeki 15 seçim bölgesinde dağılımı ise şöyle gerçekleşmiştir:

l Beyrut I (8 Koltuk): 3 Ermeni Ortodoks, 1 Ermeni Katolik, 1 Marunî, 1 Grek Katolik,
1 Grek Ortodoks ve 1 Hristiyan azınlık;
l Beyrut II (11 Koltuk): 6 Sünnî, 2 Şiî, 1 Dürzî, 1 Grek Ortodoks ve 1 Protestan;
l Ba’albek-Hermel (10 Koltuk): 6 Şiî, 2 Sünnî, 1 Marunî ve 1 Grek Katolik;
l Akkâr (7 Koltuk): 3 Sünnî, 2 Grek Ortodoks, 1 Marunî ve 1 Alevî;
l Trablus-Minniyeh-Denniyeh (11 Koltuk): 8 Sünnî, 1 Marunî, 1 Grek Ortodoks ve 1 Alevî;
l Bşarri-Zagharta-Bartûn-Kûra (10 Koltuk): 7 Marunî ve 3 Grek Ortodoks;
l Jbeil-Kisravan (8 Koltuk): 7 Marunî ve 1 Şiî;
l Nebatiye-Marjayûn-Bint Jbeil-Hasbeya (11 Koltuk): 8 Şiî, 1 Sünnî, 1 Grek Or- todoks ve 1 Dürzî;
l Batı Bekaa-Raşeya (6 Koltuk): 2 Sünnî, 1 Marunî, 1 Grek Ortodoks, 1 Şiî ve 1 Dürzî;
l Zahle (7 Koltuk): 2 Katolik, 1 Ermeni Ortodoks, 1 Marunî, 1 Grek Ortodoks, 1
 
Şiî ve 1 Sünnî;
l Aley-Şûf (13 Koltuk): 5 Marunî, 4 Dürzî, 2 Sünnî, 1 Grek Ortodoks ve 1 Grek Katolik;
Metn (8 Koltuk): 4 Marunî, 2 Grek Ortodoks, 1 Grek Katolik ve 1 Ermeni Or- todoks;
l Sayda-Jezzine (5 Koltuk): 2 Sünnî, 2 Marunî ve 1 Grek Katolik;
l Zehrani-Sûr (7 Koltuk): 6 Şiî ve 1 Grek Katolik;
l Baabda (6 Koltuk): 3 Marunî, 2 Şiî ve 1 Dürzî.
Her şeyden önce seçim yasasının getirdiği yeniliklerin, zaten karmaşık olan se- çim sistemini hem siyasî partiler hem de seçmenler açısından daha da anlaşılmaz hale getirdiği aşikârdır. Bu durum, siyasî partilerin seçim stratejilerine doğrudan tesir etmekle birlikte seçim sonuçlarını tahmin etmeyi de oldukça zorlaştırdı. Yeni seçim yasasının avantajları ve dezavantajları ise ülke içinde ciddi bir tartışmayı bera- berinde getirdi. Öyle ki bazıları nispi seçim sisteminin seçmenin iradesinin sandığa yansımasını sağlayacağını hatta geleneksel partiler dışındaki adaylara parlamento yolu açacağını düşünürken bazıları ise yeni yasanın öncekinden daha iyi görünmesi- ne rağmen mükemmel olmadığını ve mezhep kotaları ile birlikte uygulandığında se- çimlerden bir partinin kesin zaferle çıkmasını imkânsız hale getirdiğini ifade ediyor- du. Öte yandan mezhepsel aidiyetlerin yanı sıra ülkedeki müzminleşmiş sorunların (kötü yönetim, yolsuzluk, elektrik kesintileri ve iktisadî kriz) seçmen davranışlarına nasıl tesir edeceği diğer bir tartışmaya yol açtı. Siyasî partiler, seçim hazırlıkları sı- rasında bu sorunları dile getirmeye gayret göstermekle birlikte mezhep aidiyetine dayalı olarak seçmenlerinden rakip partilere oy vermemesini istemekten de kendile- rini alıkoyamadı. Dolayısıyla 6 Mayıs’taki seçimlerde Lübnan toplumunun mezhep- sel kimlikleri yine temel belirleyicilerden biri oldu.

Lübnan İçişleri Bakanlığı, 26 Mart gecesi seçim listelerinin belirlenmesi için süre bittikten sonra ülke genelinde 77 listenin oluştuğunu ve 917 kişinin milletvekilliği adaylığı için başvurduğunu kamuoyuna duyurdu. 77 seçim listesi Lübnan tarihinde bir rekor olmakla birlikte adaylık için başvuran 917 kişiden sadece 597’si seçim yarı- şına devam edebildi. 320 aday ise ya kendi bağımsız listelerini oluşturamadığı ya da herhangi bir seçim listesine giremediği için yarış dışı kaldı. En yüksek sayıdaki aday listesi Beyrut II (9 liste), en düşük sayıdaki aday listesi Zehrani-Sûr (2 liste) seçim bölgesinde ortaya çıktı. Ayrıca Beyrut II seçim bölgesi 9 listede yarışacak 83 aday ile en yüksek aday sayısına ulaştı. Beyrut II’yi 8 liste ve 75 aday ile Trablus-Minni- yeh-Denniyeh seçim bölgesi takip etti. Sadece 2 listenin seçime gireceği Zehrani-Sûr seçim bölgesinde ise aday sayısı 13’te kaldı. Lübnan parlamento seçimleri, 6 Mayıs’ta büyük ölçüde sorunsuz bir biçimde tamamlansa da seçimlere Lübnanlıların ilgisi oldukça düşüktü. Ülkede kayıtlı 3.6 milyondan fazla seçmenin sadece %49’u sandık başına gitti. Nispi seçim sistemi- nin seçime katılım oranına olumlu katkı yaptığı düşünüldüğünde son seçimlerde katılım oranının çoğunluk sisteminin uygulandığı bir önceki seçimden daha düşük gerçekleşmesi şaşırtıcıdır. Katılımın en düşük kaldığı seçim bölgesi %33.13 ile Bey- rut I olurken en yüksek katılım %56.2 ile Sayda-Jezzine’de gerçekleşti. Sayda-Jezzine dışında katılım oranının %50’nin üstünde kaldığı iki seçim bölgesi Jbeil-Kisravan (%53.1) ve Ba’albek-Hermel (%50.2) oldu.3 Kuşkusuz seçimlerin Lübnan’da yarattığı heyecana rağmen seçmenlerin sandık başına gitme konusundaki isteksizliği, mevcut siyasal sisteme ve geleneksel siyasetçilere duyulan güvensizliğin ve bıkkınlığın bir sonucu olarak yorumlanabilir. Bununla birlikte Lübnan’da daha önce yapılan seçim- lerde de katılımın yüksek olmaması bu durumun ülkedeki siyasî kültürden kaynakla- nan bir sorun olduğu izlenimi vermektedir. Hatta Lübnan’da seçimdeki katılım ora- nından çok seçimin zamanında ve sorunsuz yapılıp yapılmasının önemli arz ettiği de aşikârdır.

Lübnan İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre seçim bölgelerinde kazanan adaylar ve oy oranları şöyledir:

Beyrut I: Ermeni Ortodoks koltukları Hagop Terziyan (Taşnak/3.451 oy), Alek- sander Matusyan (Taşnak/2.376 oy) ve Paulette Yakûbyan (Sabaa/2.500 oy) kazandı. Marunî koltuğu Nedim Cemayel (Ketaib/4.096 oy), Grek Ortodoks koltuğu İmad Vakim (Lübnan Kuvvetleri/3.936 oy), Grek Katolik koltuğu Nikola Sehnaûi (Özgür Yurtseverler/4.788), Ermeni Katolik koltuğu Jean Talûsyan (bağımsız) ve Hristiyan azınlık koltuğu Antûn Bano (Özgür Yurtseverler yanlısı/539 oy) kazandı.
Beyrut II: Sünnî koltukları Saad Hariri (Müstakbel/20.751 oy), Tamam Selam (Müstakbel/9.599 oy), Nûhad Maşnûk (Müstakbel/6.411 oy), Rûla Tabaş (Müstak- bel/6.637 oy), Adnan Trablusi (el-Ahbaş/13.018 oy) ve Fûad Makhzûmi (Ulusal Di- yalog Partisi/11.346 oy) kazandı. Şiî koltukları Emin Şerri (Hizbullah/22.961 oy) ve Muhammed Khavaca (Emel/7.834 oy), Dürzî koltuğu Faysal es-Sayegh (İlerici Sos- yalist/1.902 oy), Grek Ortodoks koltuğu Nezih Nacim (Müstakbel/2.351 oy) ve Pro- testan koltuğu Edgar Trablusi (Özgür Yurtseverler) kazandı.

Ba’albek-Hermel: Şiî koltukları Cemil es-Seyyid (bağımsız-/33.223 oy), Hüseyn Hac Hassan (Hizbullah/15.662 oy), İhab Hamadeh (Hizbullah/18.404 oy), Ali Mik- dad (Hizbullah/17.321 oy), İbrâhim el-Mûsevî (Hizbullah/16.942 oy) ve Gazi Zaeiter (Emel/17.767 oy) kazandı. Sünnî koltukları Bakr el-Huceyri (Müstakbel/5.994 oy) ve Velid Succariyeh (Hizbullah/6.916 oy), Marunî koltuğu Antoine Habaşi (Lübnan Kuv- vetleri/14.858 oy) ve Grek Katolik koltuğu Albert Mansûr (SSMP/15.881 oy) kazandı.

(Müstakbel/14.145 oy) ve Muhammed Süleyman (Müstakbel/7.911 oy) kazandı. Grek Ortodoks koltukları Vehbi Katişa (Lübnan Kuvvetleri) ve Esad Dergham (Öz- gür Yurtseverler/7.435 oy), Marunî koltuğu Hadi Hubeyş (Müstakbel/13.055 oy) ve Alevî koltuğu Mustafa Hüseyn (bağımsız/1.353 oy) kazandı.
Trablus-Minniyeh-Denniyeh:  Sünnî  koltukları  M.  Kabbara  (Müstakbel/9.600 oy), Samir Cisr (Müstakbel/9.527 oy), Dima Cemali (Müstakbel/2.066 oy), Sami Fat- fat (Müstakbel/7.943 oy), Osman Alemuddin (Müstakbel/10.221 oy), Necib Mikati (bağımsız/21.300 oy), Faysal Karami (Karama Hareketi/7.127 oy) ve Cihad Samad (8 Mart Yanlısı/11.897 oy) kazandı. Marunî koltuğu Jean Ubeyd (bağımsız/1.136 oy), Grek Ortodoks koltuğu Nikolas Nahas (bağımsız/1.057 oy) ve Alevî koltuğu Ali Der- viş (bağımsız/2.246 oy) kazandı.

Bşarri-Zagharta-Batrûn-Kûra: Marunî koltukları Cibran Bassil (Özgür Yurt- severler/12.269 oy), Mişel Muavad (İstiklal Hareketi/8.571 oy), Fadi Saad (Lübnan Kuvvetleri/ 9.842 oy), Setrida Caca (Lübnan Kuvvetleri/6.677 oy), Joseph İshak (Lübnan Kuvvetleri/5.990 oy), Tony Franciyyeh (Marada/11.407 oy) ve İstefan Du- veyhi (Marada/5.435) kazandı. Grek Ortodoks koltukları ise George Atallah (Öz- gür Yurtseverler/3.383 oy), Selim Saadeh (SSMP/5263 oy) ve Fayez Ghosn (Marada/ 4224 oy) kazandı.

Jbeil-Kisravan: Marunî koltukları Simon Abi Ramiya (Özgür Yurtseverler/9.729), Şamil Rûkoz (bağımsız/7.300 oy), Nimat Frem (bağımsız/10.717 oy), Roger Azar (Özgür Yurtseverler/6.793 oy), Ziad Havat (Lübnan Kuvvetleri /14.424 oy), Ferid Heykel el-Khazen (bağımsız/ 9.081 oy) ve Şevki Dakkaş (Lübnan Kuvvetleri/10.032 oy) kazandı. Şiî koltuğu ise Mustafa el-Hüseyni (bağımsız/256 oy) kazandı.
Nebatiye-Marjayûn-Bint Jbeil-Hasbeya: Şiî koltukları Ali Bazzi (Emel/9.290), Eyûb Hmayyed (Emel/7.875 oy), Yasin Caber (Emel/7.920 oy), Hani Kubeyssi (Emel/20.504 oy), Ali Hassan Khalil (Emel/16.765 oy), Hassan Fadlallah (Hizbul- lah/39.722 oy), Muhammed Raad (Hizbullah/43.797 oy) ve Ali Fayyad (Hizbul- lah/27.460 oy) kazandı. Sünnî koltuğu Kasım Haşim (Ba’as/6.071 oy), Dürzî koltuğu Enver Khalil (Emel/7.347 oy) ve Grek Ortodoks koltuğu Esad Hardan (SSMP/3.321 oy) kazandı.

Batı Bekaa-Raşeya: Sünnî koltukları Muhammed Kar’avi  (Müstakbel/8.768 oy) ve Abdürrahim Murad (İttihad Partisi/15.111 oy), Şiî koltuğu Muhammed Nasrallah (Emel/8.897 oy), Dürzî koltuğu Vael Ebû Faûr (İlerici Sosyalist/10.677 oy), Marunî koltuğu Henri Şedid (bağımsız/1.584 oy) ve Grek Ortodoks koltuğu Elie Ferzli (ba- ğımsız/4.899 oy) kazandı.
Zahle: Grek Katolik koltukları Mişel Goerge Daher (Özgür Yurtseverler/9.742 oy) ve Goerge Okais (Lübnan Kuvvetleri/11.363 oy), Marunî koltuğu Selim Aûn (Özgür Yurtseverler/5.567), Grek Ortodoks koltuğu Kayssar Maâluf (Lübnan Kuv- vetleri/3.554 oy), Sünnî koltuğu Asım Aracı (Müstakbel/7.224 oy), Şiî koltuğu Enver Cumaa (Hizbullah/15.601 oy) ve Ermeni Ortodoks koltuğu Adi Demirciyan (bağımsız/77 oy) kazandı.

Aley-Şûf: Marunî koltukları Henri Helû (İlerici Sosyalist/7.894 oy), George Advan (Lübnan Kuvvetleri/9.956 oy), Cesar Abi Khalil (Özgür Yurtseverler/8.124 oy), Mario Aûn (Özgür Yurtseverler/5.124 oy) ve Ferid Bustani (Özgür Yurtse- verler/2.657 oy) kazandı. Dürzî koltukları Ekrem Şihayeb (İlerici Sosyalist/14.088 oy), Teymûr Canbulat (İlerici Sosyalist/11.478 oy), Mervan Hamadeh (İlerici Sosyalist/7.266 oy) ve Talal Arslan (Lübnan Demokratik Partisi/7.887 oy) kazandı. Sünnî koltukları Bilal Abdullah (İlerici Sosyalist/8.492 oy) ve Muhammed Kasım Reşid Haccar (Müstakbel/10.003 oy), Grek  Ortodoks koltuğu Enis  Nassar (Lüb-  nan Kuvvetleri/7.872 oy) ve Grek Katolik koltuğu Nehmeh Tohmeh (İlerici Sosya- list/7.253 oy) kazandı.

Metn: Marunî koltukları Sami Cemayel (Ketaib/13.968 oy), Elias Hankas (Keta- ib/2.583 oy), İbrâhim Kenaan (Özgür Yurtseverler/7.179 oy) ve Mecid Edi Abi el-La- ma (Lübnan Kuvvetleri/8.922 oy) kazandı. Grek Ortodoks koltukları Elias Bû Saab (Özgür Yurtseverler/7.299 oy) ve Mişel Murr (bağımsız/11.945 oy), Grek Katolik koltuğu Edgar Maalûf (Özgür Yurtseverler/7.299 oy) ve Ermeni Ortodoks koltuğu Hagop Pakradûnyan (Taşnak/7.182 oy) kazandı.
Sayda-Jezzine: Sünnî koltukları Bahia Hariri (Müstakbel/13.739 oy) ve Ussame Saad el-Mısri (Popüler Nasırcı Parti/9.880 oy) kazandı. Marunî koltukları Ziyad Es- ved (Özgür Yurtseverler/7.270 oy) ve İbrâhim Azar (bağımsız/11.663 oy), Grek Ka- tolik koltuğu ise Selim el-Khûri (Özgür Yurtseverler/708 oy) kazandı.

Zehrani-Sûr: Şiî koltukları Nebih Berri (Emel/42.137 oy), Ali Usseyran (Emel/2.203 oy), Ali Khreiss (Emel/15.672 oy), İnaya Ezzeddine (Emel/18.815 oy), Navaf Mûsevî (Hizbullah/24.379 oy) ve Hüseyn Çeşi (Hizbullah/23.864 oy) kazandı. Grek Katolik koltuğu ise Mişel Mûsa (Emel/4.162 oy) kazandı.

Baabda: Marunî koltukları Hikmet Dib (Özgür Yurtseverler/4.428 oy), Alain Aûn (Özgür Yurtseverler/10.200 oy) ve Pierre Bû Assi (Lübnan Kuvvetleri/13.498 oy) ka- zandı. Şiî koltukları Ali Ammar (Hizbullah/13.692 oy) ve Fadi Alameh (Emel/6.348 oy), Dürzî koltuğu ise Hadi Ebû el-Hassan (İlerici Sosyalist/11.844 oy) kazandı.

Lübnan’daki seçimlerden önce yeni seçim yasasının sonuçlara nasıl tesir edeceği en çok merak edilen konulardan biriydi. Seçim sonuçlarına bakıldığında nispi temsil sistemi ve tercihli oy uygulamasının bazı seçim bölgelerinde koltuk kazanılması veya kaybedilmesinde doğrudan belirleyici faktörlerin başında geldiğini söylemek müm- kündür. Tabii ki bu faktör, partilerin seçim listeleri hazırlanırken yaptığı stratejik hatalar ve kendi seçmenini sandığa çekme konusundaki başarı/başarısızlık ile bir- likte düşüldüğünde daha anlamlı hale gelmektedir. Yeni seçim yasası ve saydığımız diğer faktörlerden dolayı en çok kayba uğrayan parti ise Başbakan Saad Hariri’nin Müstakbel Hareketi oldu. Buna karşılık kendilerine güçlü seçim listelerinde yer bu- lan küçük partiler ve bağımsız adayların yeni seçim yasasının getirdiklerinden en fazla faydayı sağlayanlar olduğu aşikârdır. Ayrıca nispi temsil sistemi ve seçmelerin doğrudan seçtiği tek adaya oy vermesi uygulaması, hem daha adil ve demokratik bir seçim yapıldığı hem de milli iradenin daha iyi bir şekilde sandığa yansıdığı algısını güçlendirdi. Ülke çapında seçime katılım oranlarının beklenenin aksine düşük kal- masına rağmen Hizbullah ve Emel’in Şiî adaylarının bu iki partinin güçlü oldukları seçim bölgelerinde oldukça yüksek oy alarak seçimi kazanmaları dikkat çekici bir ayrıntıdır. Örneğin, Nebatiye’de Hizbullah adayı Muhammed Raad 43.797 oy alarak Şiî koltuğu kazanmanın yanı sıra ülke çapında da en çok oyu alan aday oldu. Raad’ı, Zehrani’de 42.137 oy alan Emel adayı Nebih Berri, Bint Jbeil’de 39.732 oy alan Hiz- bullah adayı Hasan Fadlallah ve Ba’albek’te 33.223 oy alan Hizbullah destekli bağım- sız aday Cemil es-Seyyid takip etti. Bunları dışında 20.000 oyun üzerine çıkan 5 Şiî adayın (Ali Fayyad, Navaf Mûsevî, Hüseyn Çeşi, Emin Şerri ve Hani Kubeyssi) 4’ü Hizbullah’ın 1’i de Emel’in adayıdır.

Seçimlerde ülke çapında en yüksek oyu alan Sünnî aday, Trablus’ta kendi oluş- turduğu bağımsız listeden seçime giren Necib Mikati’dir. 21.300 oy alan Mikati’yi Beyrut II seçim bölgesinde yarışan Müstakbel adayı Saad Hariri (20.721 oy) ve yine aynı partinin Akkâr’daki adayı Velid Bârini (20.426 oy) takip etti. Ülke çapında en yüksek oyu alan Marunî aday, Ba’albek-Hermel’de seçime giren Lübnan Kuvvetleri adayı Antoine Habaşi (14.858 oy) oldu. Habaşi’yi Jbeil’de Lübnan Kuvvetleri adayı Ziad Havat (14.424 oy) ve Metn’de Ketaib adayı Sami Cemayel (13.963 oy) takip etti. Ülke çapında en yüksek oyu alan Dürzî aday ise İlerici Sosyalist Partisi’nden Ekrem Şihayeb olurken onu aynı partiden Baabda’da seçime giren Hadi Ebû el-Hassan (11.844 oy) ve Şûf ’ta seçime giren Teymûr Canbulat (11.478 oy) takip etti. Kuşku- suz Hizbullah ve Emel’in çok yüksek oy oranlarıyla koltuk elde etmesini, bu seçim bölgelerinde seçmen sayısının 300.000’in üzerinde olması, Şiî nüfusun yoğunluğu ve liste sayısının azlığı gibi faktörlere bağlamak mümkündür. Bununla birlikte Hizbul- lah, rekabetin yoğun olduğu bölgelerde de kurulan stratejik ittifaklar ve seçmenini sandığa çekmekteki başarısıyla yüksek oy alarak koltuk kazandı. Örneğin, Beyrut II gibi rekabetin yoğun olduğu bir seçim bölgesinde Hizbullah, hem el-Ahbaş ile kurulan ittifak sayesinde Sünnî aday Adnan Trabulsi’yi 13.018 oyla hem de kendi Şiî adayı Emin Şerri’yi 22.961 oyla parlamentoya sokmayı başardı. Hatta Şerri, bu seçim bölgesinde Saad Hariri gibi güçlü Sünnî adaylardan bile fazla oy toplayıp tüm adaylar arasında en çok oy alan kişi oldu. Öte yandan seçimde nispi seçim sistemi ve tercihli oyun mezhepsel kotalarıyla birlikte uygulanması, bazı adayların çok az oyla koltuk kazanmasına imkân tanıdı. Örneğin, Zahle’de Ermeni Ortodoks koltuk için yarışan Hizbullah destekli listeden bağımsız aday Adi Demirciyan sadece 77 oyla parlamen- toya girmeyi başardı. Muhakkak ki Demirciyan’ın bu koltuğu kazanmasında aynı lis- tedeki Hizbullah adayı Enver Cumaa’nın aldığı 15.601 oyun tesiri vardır. Diğer ilginç bir örnek de Jbeil’de Ketaib ve bağımsızlardan oluşan bir liste içinde seçime giren Şiî aday Mustafa el-Hüseyni’nin sadece 256 oyla koltuk kazanmasıdır. Aynı koltuk için yarışan Hizbullah-Emel listesinin adayı Hüseyn Zeaiter ise 9.369 oy almasına rağmen seçim sisteminden dolayı bu koltuğu rakibine kaptırdı.5

Seçimin Kazananları ve Kaybedenleri

Lübnan’da 6 Mayıs’ta yapılan seçimler, parlamentodaki koltuk dağılımında bir önceki seçime göre oldukça farklı bir görüntü ortaya çıkardı. Seçim sonuçlarına göre parlamentodaki koltuk dağılımı şu şekilde gerçekleşti: Özgür Yurtseverler Hareke- ti (20 koltuk), Müstakbel Hareketi (19 koltuk), Emel Hareketi (15 koltuk), Lübnan Kuvvetleri (14 koltuk), Hizbullah (13 koltuk), İlerici Sosyalist Partisi (9 koltuk), Su- riye Sosyal Milliyetçi Partisi/SSMP (3 koltuk), Marada Hareketi (3 koltuk), Taşnak (3 koltuk), Ketaib Partisi (3 koltuk), Ba’as Partisi (1 koltuk), Popüler Nasırcı Hareket (1 koltuk), el-Ahbaş (1 koltuk), Lübnan Demokratik Partisi (1 koltuk), İttihad Partisi (1 koltuk), Karama Hareketi (1 koltuk), İstiklal Hareketi (1 koltuk), Ulusal Diyalog Partisi (1 koltuk), Sabaa Partisi (1 koltuk ve bağımsızlar (17 koltuk).

2005’ten beri Lübnan siyasetine hâkim olan 14 Mart-8 Mart bloklaşması, son zamanlar da anlamını giderek yitirmeye başlasa da bu bloklaşma üzerinden 6 Ma- yıs seçim sonuçları değerlendirildiğinde Hizbullah liderliğindeki 8 Mart bloğunun seçimlerden avantajlı çıktığını söylemek mümkündür. Nitekim 2009 seçimlerinde Müstakbel liderliğindeki 14 Mart bloğu sahip olduğu 71 koltukla parlamentoda üs- tünlüğü elinde tutarken 2018 seçimlerinde 8 Mart bloğunun bağımsızlar ve küçük partilerle kuracağı olası ittifaklarla rahatlıkla 64 koltuğun üzerine çıkıp parlamen- toda çoğunluğu sağlayacağı düşünülmektedir. 8 Mart bloğu içindeki üç büyük par- ti (Hizbullah, Özgür Yurtseverler ve Emel) bir önceki seçimlere göre toplamda 4 koltuk fazla (45’ten 49’a çıktı) kazanmanın yanı sıra kendi seçim listelerinden giren ve seçimi kazanan bağımsız adaylarla birlikte parlamentoda daha güçlü hale gelmiş- tir. Ayrıca 8 Mart bloğuna destek veren Taşnak ve Suriye Sosyal Milliyetçi Partisi (SSMP) gibi küçük partiler, koltuk sayılarını 1’er arttırıp 3 vekil elde ederken Ma- rada Hareketi de bir önceki seçimlerdeki koltuk sayısını (3 koltuk) korumayı ba- şardı. Bunlara ek olarak 1’er koltuk kazanan Ba’as Partisi, Nasırcı Popüler Hareket, El-Ahbaş, Lübnan Demokratik Partisi, Karama Hareketi ve İttihad Partisi’nin 8 Mart bloğuna destek vermesi durumunda Hizbullah ve müttefiklerinin yeni parlamento- da ağırlığının olacağı söylenebilir. Tabii tüm bu ihtimallerin bağımsızlar ve küçük partilerin yeni siyasî koşullarda parlamentodaki hiçbir bloğun içinde yer almaması durumunda anlamını yitireceğini de unutmamak gerekiyor.

Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, seçimin ardından yaptığı açıklamada sonuçları ülkenin egemenliğini korumaya çalışan direniş hareketi için büyük bir siyasî ve psi- kolojik zafer olarak nitelendirdi. İstikrarlı ve güvenli bir ülke istediklerini söyleyen Nasrallah, iç ve dış tehditlere karşı da tüm Lübnanlı partilerin işbirliği içinde hareket etmeleri gerektiğini vurguladı. Emel lideri Nebih Berri de seçim sonuçlarının ülke siyasetinde ordu, halk ve direniş arasında bir denge ortamı oluşturduğunu söyledi. Berri’ye göre seçim sonuçları Lübnan Ordusu ve Hizbullah’ın silahlı gücünün, ülke- nin korunmasındaki önemini açıkça ortaya koyuyordu.8 Özgür Yurtseverler Hareketi lideri Cibran Bassil ise partisini seçim başarısından dolayı kutlayıp müttefikleriyle birlikte partisinin parlamentodaki koltuk sayısının 29-30’a ulaşmasını beklediğini belirtti. 6 Mayıs seçimlerini Lübnan için büyük bir şans olarak gördüğünü söyleyen Bassil, seçim sonuçlarının ülkedeki siyasî partiler arasındaki güç dengelerini de ye- niden şekillendireceğini iddia etti.

Lübnan içinde ve uluslararası medyada 6 Mayıs seçim sonuçları büyük ölçüde Hizbullah’ın zaferi üzerinden değerlendirilirken parlamentodaki koltuk sayısını en fazla arttıran parti olan Marunî Samir Caca’nın liderliğindeki Lübnan Kuvvetleri’nin seçim başarısı biraz arka planda kaldı. Oysaki Lübnan Kuvvetleri’nin koltuk sayısını 8’den 14’e çıkarması gerek parlamento içindeki rekabetleri gerekse hükümet kurulması sürecini yönlendirmesi açısından oldukça önemli bir rol oynayabilir. Bu başarının yanı sıra Saad Hariri’nin de seçimden ciddi bir kayıpla çıkması, Caca’nın Hizbullah karşıtı muhalefetin liderliğine oynamasına ve sağlayacağı dış destekle ülke siyasetinde kendisine yeni bir pozisyon belirmesine yol açabilir. Tabii bu durum, daha önce Hizbullah ile muhalifleri arasındaki mücadelenin Sünnî-Şiî ekseninden Marunî-Şiî eksenine kaymasını da beraberinde getirebilir. Nitekim Lübnan Kuvvet- leri’nin seçim başarısının farkında olan Suudi Arabistan’ın seçim sonrası temas kur- duğu ilk liderlerden biri Caca olmuştur. Kuşkusuz, Caca’nın iç savaştaki kirli geçmişi ve Lübnan Kuvvetleri’nin silahlı bir güçten siyasî bir partiye dönüşmesi gibi neden- ler Hizbullah ile girişilecek rekabetin dış yönlendirmelerle bir çatışmaya dönüşmesi riskini de içinde barındırmaktadır.

6 Mayıs seçimlerinde hem parlamentoda koltuk hem de ülkedeki Sünnî kesimin liderliği konusunda itibar kaybeden siyasetçi Müstakbel Hareketi lideri Saad Ha- riri oldu. Parlamentodaki koltuk sayısı 26’dan 19’a düşen Hariri, bilhassa Beyrut, Trablus ve Sayda gibi partisinin güçlü olduğu seçim bölgelerinde rakipleri karşında ciddi kayıplar yaşadı. Beyrut’ta 8 Mart bloğuna karşı 2005’te 18’e 1, 2009 ise 17’ye 2 üstünlük kuran Müstakbel ve müttefikleri son seçimlerde bu üstünlüğünü koruya- madı. Beyrut I’de 14 Mart bloğu içindeki Keta’ib, Lübnan Kuvvetleri ve 1 bağımsız aday toplam 3 koltuk alırken Beyrut II’de Müstakbel’in adayları 6 Sünnî koltuktan sadece 4’ünü, 1 Grek Ortodoks koltuk ve Müstakbel ile ortak listeden giren İlerici Sosyalist Partisi adayı 1 Dürzî koltuk kazanabildi. Beyrut’taki toplam 19 koltuğun 10’u Müstakbel’in rakiplerine gitti. Kuşkusuz Hariri’nin bu seçim bölgelerinde ka- yıplar yaşamasının nedenleri arasında seçim listelerinin hazırlanmasındaki stratejik hatalar, ittifak yaptığı küçük partilerin ve bağımsız adayların başarısızlığı, Sünnî seçmeni sandığa getirme konusundaki yetersizlik ve yeni seçim yasasının tesiriyle yeni rakiplerle yüzleşmesi gibi faktörler sıralanabilir. Öte yandan Hariri’nin 2005’te babasının suikast sonucu öldürülmesinin ardından ülke içinde ve dışında kazandığı nüfuzunun zamanla düşüşe geçtiği de aşikârdır. Son olarak geçen Kasım ayında Su- udi Arabistan’da istifaya zorlanması, Hariri’nin siyasî kariyerindeki düşüşün en açık ifadelerinden biri olmuştur. Bu bağlamda Hariri’ye duyulan güvensizliğin seçmenle- rin eğilimlerine yansımış olması muhtemel görünmektedir.

Seçimlere iddialı bir şekilde hazırlanan ve Hariri ile Sünnî kesimin liderliği konu- sunda rekabet edeceği düşünülen Eşref Rifi de seçimlerden umudunu bulamayanlar arasındadır. Rifi, 5.931 oy almasına rağmen milletvekili seçilemediği gibi onun liste- sinden girenlerden hiçbiri başarılı olamadı. Kuzeydeki Trablus-Minniyeh-Denniyeh seçim bölgesinde Rifi değil diğer iki Sünnî aday Faysal Karami ve Necib Mikati’nin listeleri, Hariri’nin Müstakbel adaylarıyla ciddi bir yarış içerisine girdi.10 Bu seçim bölgesinde Müstakbel 6 milletvekili (5 Sünnî ve 1 Grek Ortodoks) çıkarırken Mi- kati’nin listesi 4 koltuk (1 Sünnî, 1 Marunî, 1 Grek Ortodoks ve 1 Alevî) ve Kara- mi’nin listesi 1’i bağımsız aday Cihad Samad olmak üzere 2 koltuk (2 Sünnî) elde etti. Müstakbel’in güçlü olduğu bu seçim bölgesinde diğer ilginç bir ayrıntıysa 21.300 oy alan Necib Mikati’nin ve 11.897 oy alan Cihad Sammad’ın (Karami’nin listesinden) Müstakbel’in en yüksek oy alan adayının (Osman Alemuddin- 10.221 oy) üzerinde yer almasıdır.

Seçimlerden beklediğini bulamayanlardan biri de Velid Canbulat’ın İlerici Sosya- list Partisi’dir. 2009 seçimlerinde 11 vekille parlamentoya giren parti, son seçimlerde 2 kayıp yaşayarak 9 koltuk elde etti. Oğlu Teymûr’u parti liderliğine hazırlamakla meşgul olan Velid Canbulat, son zamanlarda ülke siyasetinde biraz arka planda kal- mış ve emekliye ayrılmak üzere olan bir lider görüntüsü vermişti. Aley-Şûf seçim bölgesinde Müstakbel ve Lübnan Kuvvetleri ile ittifak kuran İlerici Sosyalist Partisi, bu bölgede 5 koltuk (3 Dürzî, 1 Sünnî ve 1 Marunî), diğer bölgelerde de 3 Dürzî kol- tuk kazanabildi. İlerici Sosyalist Partisi gibi önceki seçimlere göre 2 koltuk kaybeden diğer bir parti de Ketaib’dir. Beyrut I’de 1 ve Metn’de 2 Marunî koltuk kazanabilen Ketaib, partinin genç lideri Sami Cemayel’i ve Nedim Cemayel’i parlamentoya sok- mayı başarsa da kurduğu ittifaklar ve oy oranlarıyla başarısız bir performans sergile- di. Bu seçimlerde Sami ve Nedim’in babalarının (Emin ve Beşir Cemayel) ülke siya- setinde daha önce sahip olduğu nüfuza ulaşma potansiyelinden yoksun oldukları da ortaya çıktı. Sami ve Nedim’in aksine ülkenin diğer önemli Marunî lideri Süleyman Franjiyye’nin oğlu Toni ise Marada Hareketi ile seçimlerde iyi bir performans sergi- ledi. Marada Hareketi, Zagharta-Batrûn’da SSMP ile kurduğu ittifakla 2 Marunî ve 1 Grek Ortodoks koltuk elde ederek bir önceki seçimdeki parlamentoda sahip olduğu koltuk sayısını korumayı başardı. Aynı seçim bölgesinde 1 koltuk elde eden SSMP ise marjinal bir parti olarak görülmesine rağmen toplamda 3 koltuk elde ederek bir önceki seçimdeki koltuk sayısını 1 arttırarak seçimin kazananlarından biri oldu.

Seçimin son kaybedeni ise ülkedeki müzminleşmiş siyasî ve iktisadî sorunlar üze- rinden seçim kampanyalarını yürüten ve bilhassa büyük kent merkezlerindeki orta sınıftan ve gençlerden oy alması beklenen sivil toplum aktivistleridir. Seçim önce- sinde Lübnanlıların geleneksel siyasî partilere karşı duyduğu bıkkınlığın ve yeni se- çim sisteminin sivil toplum aktivistlerinin parlamentoya girmesini kolaylaştıracağı düşünülüyordu. Oysaki sadece Beyrut I seçim bölgesinde ünlü haber spikeri Paula Yakûbyan (Ermeni Ortodoks) 2.500 oyla parlamentoda koltuk elde edebildi. Yakûb- yan ile aynı listede (Kullina Vatani) Beyrut I seçim bölgesinde yarışan kadın hakları savunucusu yazar Cûmanna Haddad ise seçim gecesi 341 oyla koltuk kazandığını ilan etse de sonraki gün Haddad’ın koltuğu 539 oy alan Antûn Bano’ya kaptırdığı anlaşıldı. Sivil toplum aktivistleri, seçimlerin ardından oy kullanma sırasında baskı ve şiddete maruz kaldıklarını ve seçimlerin adil koşullarda yapılmadığını dile getir- di. Hatta Beyrut sokaklarında küçük toplulukların önünde seçimleri protesto eden Haddad, oyların yeniden sayılmasını talep etti. Ayrıca Haddad, 9 Mayıs’ta sosyal medya üzerinden seçimleri başarıyla tamamladığından dolayı hükümeti kutlayan Beyrut’taki ABD Büyükelçisi Elizabeth H. Richard’ı eleştirdi. Haddad, tüm dünyada demokrasinin savunucusu olan ABD’nin Lübnan seçimlerindeki şiddet ve baskıyı da dikkate alması gerektiğini düşünüyordu. Tabii ABD’ye seçimlere müdahale çağrı- sı olarak algılanan Haddad’ın bu sözleri, büyük beklentilerle parlamentoya gireceği düşünülen sivil toplum aktivistlerinin de dış müdahalecilik konusunda ülkedeki geleneksel siyasetçilerden farklı düşünmediğini gösteriyordu.

Lübnan parlamento seçimlerinin ardından Beyrut başta olmak üzere bazı kent- lerde farklı partilerin taraftarları arasında küçük çaplı şiddet olayları yaşansa da Lübnan hükümeti ve güvenlik güçlerinin müdahalesiyle bu olaylar büyümeden en- gellendi. Oyların sayımının sürdüğü seçim gecesinde, ülkenin birçok yerinde kutla- ma yapmak için havaya ateş açıldığı haberleri Lübnan medyasında sıklıkla yer aldı. Hükümet yetkilileri ve seçimde yarışan siyasetçilerin uyarılarına rağmen bu olaylar sonucunda yaralanmalar meydana geldi. Seçim sonrası uluslararası kamuoyuna da yansıyan en önemli şiddet olayı ise Beyrut’ta kutlama yapan Hizbullah ve Emel taraf- tarlarının yollardaki Müstakbel Hareketi’ne ait seçim pankartlarını yakması ve Refik Hariri heykelinin çevresinde yaptığı taşkınlıklardır. Ketaib Partisi’nden milletvekili seçilen Nedim Cemayel, Beyrut’taki şiddet olaylarının sorumlusu olarak motosiklet- lerle sokaklarda dolaşan Hizbullah taraftarlarını suçladı. Nitekim Lübnan İçişleri Bakanlığı da farklı gruplar arasındaki gerilimleri engellemek için motosikletler ile sokağa çıkılmasını yasaklayan bir karar aldı. Seçim sonrası ölümle sonuçlanan şiddet olayı ise Beyrut’un güneydoğusundaki Şuvayfat bölgesinde farklı siyasî eğilimdeki Dürzî gruplar arasında yaşandı. İlerici Sosyalist Partisi ile Lübnan Demokratik Par- tisi arasında seçim gününden beri süren gerilim, 8 Mayıs’ta iki taraf arasında kavga- ya dönüştü ve kavga sırasında Alâ Ebû Farac adlı bir İlerici Sosyalist Partisi taraftarı öldürüldü. İki partinin lideri Velid Canbulat ve Talal Arslan müşterek bir açıklama yaparak gerilimi düşürmeye çalışırken Lübnan Ordusu da güvenlik tedbirlerini art- tırarak çatışmanın büyümesini engelledi. Cinayet şüphelisi olan Lübnan Demokratik Partisi üyesi Amine Sûki, olayın ardından Suriye’ye kaçtı. Sûki’nin kardeşi Tarık Sûki ve Vael el-Banna 12 Mayıs’ta Lübnan Ordusu tarafından tutuklandı. Bununla bir- likte bu olay daha sonraki günlerde Dürzî siyasetçiler arasında bir polemik konusu haline gelerek gerilimin sürmesine katkı yaptı.
 

Seçim Sonrası Beklentiler ve İsrail Saldırısı İhtimali

Lübnan’da seçim sonrası siyasetçilerin çoğu ülkenin istikrarı ve geleceği için di- yalog ve işbirliğinin önemine vurgu yaptı. Bunların başında ülke siyasetinde bir den- ge unsuru olarak görülen Devlet Başkanı Mişel Aûn geliyordu. Aûn, 8 Mayıs’ta yap- tığı açıklamada ülkedeki tüm siyasî gruplara Ta’if Antlaşması ilkeleri çerçevesinde diyalog kurma çağrısı yaparak olası bir İsrail saldırısı karşısında müşterek bir ulusal savunma stratejisi belirlenmesi gerektiğini söyledi. Aûn’un bu çağrısı, seçim sonra- sı yeni güç dengelerinin oluştuğu Lübnan’da siyasî istikrarın sağlanması açısından önem taşıdığı gibi dış tehditlerin ülke siyasetine yönelik istikrarsızlaştırıcı rolünü de açıkça gözler önüne seriyordu. Tabii ülke içinde sağlanacak uzlaşmada Aûn ile Saad Hariri arasında son dönemde varolan işbirliğinin sürmesi, yaşamsal bir öneme sahiptir. Öte yandan seçimden kazançlı çıkan siyasî partilerin kurulacak hükümette daha fazla güç sahibi olma arzusunun sıkı pazarlıkları ve krizleri beraberinde getir- me riskinin olduğu da gözden kaçmamalıdır. Bunun yanında Lübnan siyasetine doğ- rudan tesir edebilme kapasitesine sahip bölgesel ve küresel güçlerin bu pazarlıkları ve krizleri kendi çıkarları lehine yönlendirmeye çalışacakları aşikârıdır. Seçimlerden avantajlı çıkan Hizbullah’ın devlet kurumlarının işleyebilmesi ve hükümetin istikrarı için Hariri’nin başbakan olarak kalması ve Aûn ile Hariri arasında kurulan denge- nin sürmesine razı olma ihtimali yüksektir. Tabii böylesi bir hükümette seçimlerden zayıflayarak çıkan Hariri üzerinde Hizbullah ve müttefiklerinin yaptırım gücünün daha fazla olması beklenmektedir. Hariri’nin dışında birinin başbakanlığında kuru- lacak hükümetin ise çok etkili ve sürdürülebilir olamayacağı, bilhassa dışarıdan ge- lebilecek baskılara karşı uzun ömürlü olamayacağını Hizbullah dâhil ülkedeki tüm siyasî aktörler bilmektedir. Muhakkak ki seçimlerden zayıflayarak çıkan Hariri de ülke içinde kaybettiği itibarını ülke dışındaki bağlantıları yoluyla telafi etmeye çalı- şacak ve ülke dışından sağladığı destekle Hizbullah’ın talepleri karşısında daha di- rençli olmaya çalışacaktır. Lübnan gibi siyasî ve iktisadî olarak kırılgan yapıya sahip bir ülkede siyasî rekabetler ve mücadeleler, siyasî istikrarı her zaman tehdit etmekle birlikte tüm aktörlerin tekrar bir iç çatışma riskini göze alamayacak durumda olması bir şekilde anlaşacaklarına dair umutları yükseltmektedir.

Hizbullah’ın seçimlerdeki başarısının Batılı devletler ve bazı bölge ülkeleri ta- rafından kaygıyla karşılandığı aşikârdır. Bununla birlikte Lübnan’da görev yapan  bu devletlerin elçileri seçimlerin sorunsuz yapılmasından dolayı memnuniyetlerini belirtip en kısa sürede yeni hükümetin kurulması yönünde olumlu bir tavır takın- mayı tercih etmiştir. Tabii Lübnan’ın iktisadî sorunlarının çözülebilmesi, istikrarlı bir hükümetin kurulmasının yanı sıra uluslararası desteğe de ihtiyaç duymaktadır. Yükselen kamu borçları, dış ticaret açığı ve elektrik kesintileri gibi konular, yeni hükümetin öncelikli ilgilenmesi gereken konulardır. Aynı zamanda Lübnan’daki Su- riyeli mültecilerin geri dönüşü meselesinde hükümetin daha aktif bir siyaset izle- mesi, bölgesel ve uluslararası işbirliğini ve dış desteği zorunlu kılmaktadır. Lübnan gibi küçük bir ülkede Suriyeli mültecilerin varlığı şu ana kadar birtakım toplumsal ve iktisadî gerilimlere yol açmakla birlikte belki de yakın gelecekte daha büyük bir iç çatışmanın kaynağı haline gelebilir. Bilhassa Filistinlilerin yaşadığı kamplarda bir süredir var olan gerilimin ve küçük çatışmaların benzerlerinin Suriyelilerin arasın- da veya Suriyelilerle Lübnanlılar arasında gerçekleşmesi ihtimali yüksektir. Seçim öncesi Lübnan’daki Suriye karşıtı siyasetçiler mültecilerin geri dönüşü konusunda Suriye hükümetiyle işbirliği yapma konusunda çekimser davransa da yeni kurulacak hükümetin bu konuda birtakım adımlar atması beklenebilir. Nitekim seçim sonrası Lübnan’daki Suriye Büyükelçisi Ali Abdülkerim Ali, “Lübnan’da Suriye’nin düşmanı yok, mültecilerin geri dönüşü ancak iki hükümet arasında işbirliği ile çözülebilir” di- yerek bu konuda işbirliğine istekli olduklarını göstermiştir.15 Tabii mültecilerin geri dönüşü konusunda Lübnan içinde bir uzlaşma sağlanabilmesi, hem Devlet Başkanı Aûn’un etkin bir rol oynaması hem de Suriye İç Savaşı’nın seyriyle doğrudan bağ- lantılı olacaktır.

Lübnan’da yeni hükümetin kurulması sürecinde ülke içindeki çekişmelerin bir iç çatışmaya dönüşme ihtimali de mevcuttur. Muhakkak ki bu iç çatışma, Lübnanlı siyasî gruplar arasındaki çekişmelerin yanı sıra bölgesel gerilimlerin yönlendirmesiyle veya doğrudan bir dış müdahalenin tesiriyle ortaya çıkabilir. Seçimin ardından  ABD yönetimi ve 6 Körfez ülkesinin Hizbullah’ın üst düzey isimlerine yönelik yeni yaptırımları devreye sokması, Lübnan üzerindeki baskının yakın gelecekte daha da artacağının ilk işareti oldu.16 Ayrıca seçimlerin hemen ardından ABD’nin İran ile ya- pılan nükleer antlaşmadan çekilmesi ve İsrail’in Suriye topraklarındaki İran varlığını neden göstererek Şam ve çevresine yaptığı füze saldırıları bölgedeki gerilimi giderek tırmandırmıştır. ABD’nin 14 Mayıs’ta büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması ve İsrail’in Filistinli sivillere yönelik giriştiği saldırılar bölgedeki gerilimin zirve noktasına çıkmasına yol açmıştır. Bu bağlamda İsrail’in Lübnan’a yönelik bir saldırı beklentisi giderek güçlenmektedir. Nitekim seçimlerin ardından İsrail hükümeti de Eğitim Ba- kanı Naftali Bennett’in ağzından “Lübnan eşittir Hizbullah” açıklamasını yaparak Lübnan’a doğrudan saldırı planının gündemde olduğunu göstermiştir. Ayrıca İsra- il’in Şam’a yaptığı füze saldırısının arifesinde bu kez Enerji, Su Kaynakları ve Altyapı Bakanı Yuval Steinitz aracılığıyla Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı tehdit etme- si, Lübnan’a düzenlenecek bir saldırının Golan Tepeleri üzerinden açılacak yeni bir cepheyle birlikte iki cepheli olarak sürdürülmesi ihtimalini de ortaya çıkarmıştır. Son dönemdeki tüm saldırgan tutumuna rağmen İsrail’i durdurabilecek bir bölge- sel veya küresel gücün olmadığı inancı, İsrailli karar alıcılar arasında gün geçtikçe güçlenmekte ve bu durum İsrail’in yayılmacı siyasetine tüm hızıyla devam edeceğini düşündürmektedir.

Kuşkusuz ABD ve Körfez ülkelerinin siyasî ve iktisadî baskısı ile birlikte İsrail’in de Lübnan’a yönelik bir saldırıya girişmesi, zaten çok sayıda iç sorunla yüzleşen Lübnan’da yeni bir istikrarsızlık sürecini hatta yeni bir iç çatışmayı beraberinde getirebilir. Tüm bu dış tehditler karşısında Lübnan’da yeni kurulacak hükümetin temel me- selelerinden biri ülke içinde güvenliğin sağlanması ve ülkenin olası bir dış saldırıya karşı savunulması olacaktır. Tabii ülkenin dış tehditlere karşı savunulmasında Lübnan Ordusu’nun zafiyetleri ve Hizbullah’ın silah gücü üzerine yapılan tartışmalar  iç siyasette gerilimi daha da arttırabilir. Lübnan Ordusu ile Hizbullah, son yıllarda özellikle sınır bölgelerindeki IŞİD ve Nusra Cephesi tehdidine karşı birlikte hareket edebildiklerini göstermiştir. Fakat olası bir İsrail saldırısında bu uyumun ne kadar süreceği bilinmemektedir. Ayrıca ABD’nin ve onun bölgedeki müttefiki olan Körfez ülkelerinin, Hizbullah’ın silahları meselesini sürekli gündemde tutarak Lübnan için- deki tartışmaları alevlendirmeye çalışacakları söylenebilir. Buna karşılık Hizbullah da sahip olduğu silahlı güç konusunda tavizkâr davranmaya yanaşmayacaktır. Nite- kim seçim sonrası konuşan Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, partisinin “ordu, halk ve direniş”  sloganının Lübnan’ın olası bir İsrail saldırısına karşı uygulayabileceği  en iyi formül olduğunu iddia etmiş ve silahlarını orduya devretmesinin mümkün olmadığını söylemiştir.19
İsrail’in Lübnan’a yönelik olası saldırısına Lübnan Ordusu’nun yanıt verme kapasitesi sınırlı olmakla birlikte Hizbullah’ın 2006’da olduğu gibi yine ülkenin savunmasında ön plana çıkması muhtemeldir. Hizbullah, askerî gücünü her ne kadar Lübnan ve Suriye arasında bölmüş olsa da Suriye’deki iç savaşta kazandığı deneyim ve arttırdığı askerî kapasitesiyle İsrail’e karşı ciddi bir direniş gösterme potansiyeline sahiptir. Ayrıca İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmanın Lübnan topraklarıyla sı- nırlı kalmama ihtimali de mevcuttur. Bu durum, İsrail’i hem Lübnan’da hem de işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nde iki cepheli bir savaşla karşı karşıya bırakabilir. Kuşkusuz İsrailli karar alıcılar, Lübnan’a yönelik bir saldırı konusunda verecekleri kararda bu iki cepheli savaşın risklerini göz önünde bulundurmaktadır. Buna rağ- men İsrail hükümeti içindeki şahin kanatın, ABD’nin sınırsız desteği, İsrail’in böl- gedeki askerî üstünlüğü, Arap dünyasının yaşadığı krizler ve iç parçalanmışlık gibi faktörleri kaçırılmayacak bir fırsat olarak gördüğü aşikârdır. Bölgedeki bu gerginlik- ler, önümüzdeki 2-3 ay boyunca tüm Lübnanlı siyasetçilerin kafasında olası bir İsrail saldırısı tehdidine yönelik kaygıları arttıracağı gibi ülkede yeni kurulacak hükümetin de istikrarına doğrudan tesir edecektir. Bu noktada Lübnan’ın önümüzdeki birkaç ayı herhangi bir dış saldırıya maruz kalmadan çatışmasız geçirmesi ve bölgedeki ge- rilimlerin mümkün olduğunca uzağında kalması, ülkede kurulacak yeni hükümetin istikrarı ve başarısı için büyük önem arz etmektedir. Aksi takdirde siyasî ve iktisadî olarak dibe vurmuş bir ülke olan Lübnan, daha büyük ve yıkıcı bir felaketle yüzleşebilir.

Dr. Öğr. Üyesi Yasin Atlıoğlu kimdir?

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. Lisans eğitimi İstanbul Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini Marmara Üniversitesi, Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, Ortadoğu Siyasi Tarihi ve Uluslararası İlişkiler Ana
Bilim Dalı’nda tamamladı. Beşşar Esad Suriyesi’nde Reform (2007) ve Savaşta ve Barışta Lübnan Marunîleri (2014) adlı kitapların yazarıdır.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi, Sayı:5
 

YORUM EKLE

banner26

banner25