Referandum Sonrası IKBY’de Siyasi Durum ve KYB’nin Geleceği

PYD’nin yaklaşık 80 ülkeden üyesinin olması, bu çabanın göstergesi olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle Barzani ve Talabani yerine ABD’nin Irak’ta da PKK’yı bir şekilde aktör haline getirip politika izlemesi ihtimal dahilinde görünmektedir.

Referandum Sonrası IKBY’de Siyasi Durum ve KYB’nin Geleceği

Bilgay Duman

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) 25 Eylül 2017’de yapılan tartışmalı bağımsızlık referandumu, yerel, ulusal, bölgesel ve hatta küresel çapta bir etki ortaya çıkarmış, siyasetin dengesini ve doğasını değiştirmiştir. Özellikle referandum sonrası süreçte Kürt iç siyasetinin dinamikleri yeniden formülasyona girmiştir. 15 Ekim’i 16 Ekim’e bağlayan gece Irak merkezi hükümetinin başta Kerkük olmak üzere IKBY’nin kontrolünde olan ve ihtilaflı bölgeler olarak ifade edilen bölgelere müdahalesi sonrasında, iki gün gibi kısa bir süre içerisinde IKBY’ye bağlı tüm silahlı güçlerin anayasal sınırlar olan 2003 sınırlarına çekilmesiyle de IKBY’de yeni bir siyasi süreç başlamıştır. IKBY’de Kasım ayında yapılması gereken seçimler 8 ay süreyle ertelenirken, IKBY Başkanı Mesut Barzani de başkanlık görevini bırakmıştır. Böylece Kürt iç siyaseti açısından yeni bir döneme girmiştir. Bu noktada IKBY’deki yeni dengelerin analizi, IKBY iç siyasetinin geleceği ve bölgesel yansımaları açısından önemli olacaktır.

Öncelikle Barzani’nin başkanlık görevini bırakmasının tam anlamıyla siyasetten çekildiği anlamına gelmediğini söylemek gerekmektedir. Barzani, bölge başkanlığını bırakmakla birlikte, KDP liderliğine devam etmektedir. Zira IKBY’de hükümet halen KDP’nin liderliğinde, Neçirvan Barzani’nin başbakanlığından yürütülmektedir. Mesut Barzani, yetkilerinin büyük bölümünü başbakana devretmiştir. Neçirvan Barzani’nin Mesut Barzani’nin kontrolünden çıkması ihtimalinin düşük olduğu değerlendirildiğinde, IKBY siyasetindeki Mesut Barzani etkisinin devam edeceğini söylemek yerinde olacaktır. Hatta Mesut Barzani’nin IKBY başkanlığı görevini bırakması nedeniyle bir parti başkanı olarak siyaseten daha esnek hareket edebileceği ve hareket alanının artacağı da söylenebilir. Ancak 25 Eylül’de yapılan referandum Barzani’nin belki de siyasi hayatındaki en büyük dönüm noktalarından bir tanesi olarak gösterilebilir. Barzani belki 25 Eylül’den bir gün önce yani 24 Eylül itibariyle bu referandumu vazgeçmese bile, dondurmuş olsaydı pazarlık masasındaki bütün kozları elinde tutmuş olacaktı. Çünkü hem Türkiye hem İran hem Bağdat hem Amerika bu konuda ciddi bir baskı kurmuş, son güne kadar Barzani’yle diyalog sürecini devam ettirmiştir. Bu diyalog sürecinde Barzani, Bağdat’la müzakere masasına oturmuş olsa, kazanımlarını arttırması ve avantaj sağlaması mümkün olabilirdi. Ancak Mesut Barzani’nin referandum süreciyle birlikte bir kumar oynadığı ve risk aldığı söylenebilir. Bu risk ya bağımsızlığa götürecekti ya da Barzani’nin zaten Kürt siyasetinde düşen profilini iyice aşağıya çekecekti. Barzani’nin bu riski “Büyük Kürt Devletinin”, kurucusu olma isteğiyle ya da arzusuyla almış ya da KYB’nin Bağdat merkezi hükümeti ile anlaşmasını önceden görerek kendi grubunu ve siyasi tabanını konsolide edebilmek için en büyük koz olarak bağımsızlık hamlesini atmış olabilir. Ayrıca Barzani’nin bölgedeki krizlerden de fayda sağlamaya çalıştığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Zira Suriye, Katar, Yemen gibi kriz alanlarındaki problemler devam etmekle birlikte, Irak’taki hükümetin zayıflığı da Barzani açısından bir boşluk olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Ayrıca Barzani 2014 sonrası elde etmiş olduğu avantajı (IŞİD’le mücadele üzerinden sağlamış olduğu desteği) fiili duruma dönüştürme yönünde bir politika izlemiştir. Bu noktada ABD’nin itirazlarına rağmen Barzani’nin referandumla ortaya koyduğu emrivakiyi daha önce olduğu gibi Batı dünyasına kabul ettirebileceğini düşünmüş olabilir. Zira özellikle ABD, Mesut Barzani’nin attığı her adımda her ne kadar arkasında durmasa bile daha sonrasında kabullenmiştir. Yani Barzani siyasi hayatı boyunca emrivakileri ortaya koymuş, bu emrivakiler hep kabul edilmiştir. Örneğin IKBY’nin kendi sınırları dışında toprak kazanma çabalarına baktığımızda, peşmergelerin anayasal sınırları dışında yerleşmesine Amerika’nın izin verdiği görülmektedir. Diğer taraftan merkezi hükümetin izni olmadan IKBY’nin yaptığı petrol anlaşmalarına karşı çıkan ABD’nin en büyük petrol şirketi Exxon, 2013’te IKBY ile enerji anlaşması yapmış, hatta IKBY sınırları dışında bulunan Musul’da ortak çalışma yapmaya başlamıştır. Bu noktada Barzani’nin yeni bir emrivakiyi daha ABD’ye kabul ettireceğini düşünmüş olabileceği söylenebilir. Ancak bu kez Barzani, ABD’nin ciddi olduğunun farkında değildi. ABD’nin siyasal önceliğinin Suriye olduğu dikkate alındığında, Suriye’deki dengeleri oturtmaya çalışırken, Irak ila da uğraşmak istemediğini, bu nedenle Irak’taki dengenin korunmasını tercih ettiğini ifade etmek yanlış olmayacaktır. 

Diğer taraftan Barzani tarafı hiçbir şekilde savaşmadan ya da anlaşma olmadan tamamen yenik olarak geri çekilmiştir. KYB’nin çekilmesi Barzani açısından ihanet gibi görünmekle birlikte, KYB de Barzani’yi süreci buraya getirmek, IKBY’nin kazanımlarını baltalamakla suçlamaktadır. Yani Barzani önceki kazanımları geriye çevirmekle suçlanmakta ve hatta IKBY’deki yönetimsel yanlışlar nedeniyle bu duruma gelindiği söylenmektedir. Bu durum zaten çok sıkı olmayan KDP-KYB ilişkilerini krize sokacak niteliktedir. Zira 2004’te ortak yönetim için yapılan stratejik anlaşma da zaten 2013’te yapılan seçimlerde Mesut Barzani tarafından bozulmuş ve hükümet KYB dışarıda bırakılarak kurulmuş, KYB sonradan dahil olmuştur. KDP ve KYB 2014 Irak Parlamentosu seçimlerine de ayrı listelerle girmiştir. Nitekim KYB, 2016 yılının başında KDP ile stratejik ittifak anlaşmasını iptal ettiklerini açıklamış, 2016 Mayıs ayında da Goran ile ortaklık anlaşması yapmıştır. KDP-KYB arasındaki o tarihten gelen ayrışma bugün de devam etmekte ve bundan sonra da giderek derinleşecek gibi görünmektedir. Talabanilerin Bağdat’la anlaşması, Mesut Barzani’nin 1996’da Saddam Hüseyin ile anlaşarak KYB’yi Erbil’de çıkartmasına benzetmek mümkündür. Burada iç savaşı beraberinde getirebilecek daha uç bir düşünce akıllara gelmektedir. IKBY önümüzdeki süreçte 1990’lardaki iç savaş dönemine yeniden dönebilir. Bunun emareleri yaşanmış, IKBY’deki partilerin bürolarına karşılıklı saldırılar yaşanmıştır. Bunlar bölge açısından çok tehlikeli görünmektedir.

Şu an açıkçası kazananı belli olmayan bir durum ortaya çıkmıştır. Önümüzdeki süreçte KDP, KYB, Goran ve İslamcı partiler arasındaki dönemsel bir çatışma olasılığını göz ardı etmek mümkün değildir. Mutlaka bu sürecin engelleyici ve dengeleyici tarafı ortaya çıkacaktır. Fakat oluşan bu savaş ve çatışma ortamı zaten fırsat kollayan PKK’ya fayda sağlayabilir. Her ne kadar PKK, KYB ile iyi ilişkilere sahip görünse de KDP’nin de aslında PKK ile problem yaşamadığı görülmektedir. Örneğin Sincar’da KDP, PKK’ya müdahale etmemiş, hatta çatışmasızlık anlaşması yapmıştır. 2017’nin Nisan ayında Türkiye’nin Sincar’a yaptığı hava harekatında PKK’lılarla birlikte peşmergelerden de ölen olduğu hatırlanmalıdır. ‘Türkiye peşmergeleri vurdu’ gibi bir algı oluşmasına rağmen, PKK ve KDP kontrol noktaları arasında 50-60 metre gibi kısa mesafelerin olması nedeniyle IKBY’nin sesini yükseltmediği görülmektedir. Bu noktada 2003 sonrası Kürt grupların hiçbir şekilde PKK’ya müdahale etmedikleri hatta faydalandıklarını söylemek mümkündür. Bu anlamda hem KYB hem de KDP’nin bir şekilde PKK’yı yanına çekmeye çalıştığı söylenebilir. Burada PKK’nın nasıl davranacağı çok önemlidir. PKK bir aktör olarak ortaya çıkmak isteyebilir ve bölgenin dengeleyicisi veya arabulucusu konumuna kendisini koymaya çalışabilir. Çünkü ABD’nin desteğiyle PYD-PKK yapılanması uluslararası toplumda “seküler, tercih edilebilir, daha demokrat” bir yapı lanse edilmeye ve meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. SDG kurularak Rakka’ya yapılan operasyon bunun uluslararası alana yansıması olarak nitelendirilebilir.

PYD’nin yaklaşık 80 ülkeden üyesinin olması, bu çabanın göstergesi olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle Barzani ve Talabani yerine ABD’nin Irak’ta da PKK’yı bir şekilde aktör haline getirip politika izlemesi ihtimal dahilinde görünmektedir. Bu tehdit hem Barzani hem de Talabani ailesi için güçlü bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Mevcut durum itibariyle KYB’nin, Barzani’nin IKBY’deki sultasını yendiği gözükmekle birlikte, KDP’nin yeni süreçte nasıl bir strateji izleyeceği, bölgesel ve küresel güçler açısından yeniden nasıl güven sağlayacağı, Bağdat’ın tavrı, KYB’nin Bağdat’la anlaşma karşılığında alacaklarıyla IKBY siyasetine nasıl etki edeceği gibi konular IKBY’nin geleceği açısında belirleyici kriterler olacaktır. Zira referandum sonrası süreç, KDP ve KYB arasındaki çekişmeyi de yeniden açığa çıkarmıştır. Bağdat’la yapılan anlaşma sonucu, Talabani ailesinin liderliğindeki KYB peşmergelerinin geri çekilmesiyle, Irak merkezi hükümetine bağlı güçler kısa bir sürede Kerkük ve tartışmalı bölgeleri kontrol altına almış, KDP peşmergeleri de savaşmadan çekilmek zorunda kalmıştır. Özellikle Kerkük’te KYB peşmergeleri çekilince KDP peşmergeleri de çekilmiştir. KYB’liler referandum sürecinin yanlış olduğunu açıklayarak, Bağdat hükümetiyle anlaşarak çekildiklerini ifade etmektedir. Bu anlaşmanın sonucunda bir karşılıklı çıkar ilişkisi olduğu görülmektedir. KYB’nin çekilme karşılığında merkezi hükümetten bir fayda sağlayacağı beklenmektedir. Ancak KYB’nin içerisindeki liderlik mücadelesi KYB açısından önemli bir meydan okumadır. Çünkü Celal Talabani’nin hayatını kaybetmesinden sonraki KYB’deki liderlik mücadelesi KYB’yi sekteye uğratabilir. Özellikle KYB dışında yeni bir oluşuma giden Berham Salih ve Erbil’de Barzani ile yakınlaşan Kosrat Resul, KYB için sorun teşkil edebilir. Bu, KYB içerisindeki dengeleri son derece olumsuz olarak etkileyecektir. Bu noktada KYB’nin IKBY siyaseti içerisindeki evrimi IKBY’nin siyasi geleceğine yön verecek nitelikte olabilir.


Celal Talabani Sonrası KYB ve Kürt İç Siyasetine Etkisi

Ortadoğu, Irak ve Kürt siyasetinin önemli figürlerinden biri olan Celal Talabani’nin uzun süren hastalığının ardından 3 Ekim 2017 tarihinde hayatını kaybetmesi, başta Celal Talabani’nin liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) olmak üzere Kürt iç siyaseti ve Irak’taki Kürt varlığı açısından önemli sonuçlar ortaya çıkaracağı açıktır. Özellikle Celal Talabani’nin 2012’de hasta olmasının ardından KYB içerisindeki belirginleşen ayrışma ve liderlik mücadelesinin Celal Talabani sonrası somutlaşacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu anlam itibariyle referandum süreciyle IKBY’de değişen dengelerin, Celal Talabani’nin hayatını kaybetmesiyle daha karmaşık bir yapıya dönüşmesi beklenmektedir.

KYB’nin Yapısı ve Mevcut Durumu

1975 yılında KDP’den koparak oluşan KYB, Celal Talabani ve İbrahim Ahmet öncülüğünde kurulmuştur. Süleymaniye merkezli (Soran bölgesi merkezli) siyasetin en önemli örneklerinden biri olmakla birlikte Irak Kürt siyasetine yön veren Mesut Barzani’nin partisi KDP ile Irak’taki Kürt siyasetinin yürütücüsü konumunda olmuştur. KYB, Süleymaniye’nin yanı sıra Kerkük, Diyala ve Selahattin’de en fazla tabana sahip Kürt partisidir. KDP gibi muhafazakar, geleneksel ve aşiret düzenine sahip partideki sistematikten rahatsız olan Celal Talabani ve İbrahim Ahmet, KYB’yi daha çok sol merkezli, özgürlükçü, devrimci bir yapıya oturtmaya çalışmıştır. Bu noktada KYB’nin kuruluşundan beri Marksistler, devrimciler, demokratlar gibi farklı fraksiyonları bünyesinde barındırmaktadır. Bu gruplar kendilerini 1991 yılında feshederek tek bir çatı altında birleşmiş ve böylece KYB’deki farklı gelenekler görünürde ortadan kalkmıştır. Fakat bu gruplar kendilerini lağvederek bir araya gelmelerine rağmen aralarındaki farklılıklar ve rekabet sürmüştür. 

Birinci Körfez Savaşı sonrası 1991’de Irak’ın kuzeyinde uçuşa yasak bölgenin oluşturulması ile birlikte, KDP ile Irak’ın kuzeyinde ortak bir otonom yönetim kurarak Süleymaniye merkezli bir yönetim gücüne erişen KYB, 1990’lı yıllarda, göreli olarak sol eğilimli bir ulusal kurtuluş mücadelesi yürüten bir hareketten KDP’nin bir başka versiyonuna dönüşmüştür. 1994’te KDP ile KYB arasında yaşanan iç savaş, ancak 1998’de sona ermiş ve Irak’ın kuzeyinde KDP ve KYB öncülünde iki başlı bir yönetim ortaya çıkmıştır. KYB kurulduğu dönemden itibaren KDP’nin tersine bir aşiret veya aile partisi olmamasına rağmen son dönemde KYB’de de aile bağları hissedilir hale gelmiştir. Buna rağmen KDP gibi aşiretçiliğin güçlü olduğu bir parti değildir. Bunun en önemli nedeni, partinin asıl tabanı olan Süleymaniye’de aşiretçiliğin zayıf olması, partinin diğer güçlü olduğu yer olan Kerkük’ün ise uzun süre Arapların yönetiminde kalmasıdır. Ancak KYB’deki aile bağlarının gittikçe güçlenmesi parti içinde bazı tepkiler doğurmuştur. Nitekim 2009 yılında Celal Talabani’ye en yakın isimlerden ve KYB içerisindeki Marksist geleneğin öncülerinden biri olan Noşirvan Mustafa KYB’den ayrılarak Goran Hareketi’ini kurmuştur. Goran Hareketi’nin KYB’ye yönelik temel eleştirilerinden birisi de partinin bir aile ya da şirket yönetimi haline dönüştürülmesi olmuştur. 

Noşirvan Mustafa’nın partiden ayrılması ve Goran Hareketi’ni kurması ise KYB’yi zayıflatmıştır. 2007 yılından itibaren KYB içinde kötü gidişatın durdurulması için parti örgütünün yeniden gözden geçirilmesi ve uzun süreden beri yapılmayan kongrenin yapılması gündeme gelmiştir. Bu ihtiyaç özellikle 25 Temmuz 2009’da KYB’nin Süleymaniye’deki kötü performansı ve Gorrancıların beklenmedik başarısı ile daha da belirginleşmiştir. KYB içinde parti örgütünün aşırı hantallaşması, yolsuzluğun çok büyük düzeylere ulaşması ve partide farklı güç odakları oluşması sonucunda parti içi liderlik mücadelesinin artması gibi temel sorunlar baş göstermiştir. Bu sorunlar KYB’nin IKBY’de yapılan seçimlerdeki başarısına da yansımış ve 2009 seçimlerinden sonra 2013’te yapılan seçimlerde Goran Hareketi’nin ardından ancak üçüncü parti olabilmiştir. Celal Talabani’nin 2012’de hastalanmasının ardından ilk seçimlerde ciddi bir düşüş yaşayan KYB, aynı düşüşü yerelde de yaşamış ve genel seçimlerle aynı zamanda yapılan yerel seçimlerde de Süleymaniye’de Goran’ın gerisinde kalmıştır. Siyaseten bu gerileme yönetimsel bazda da kendini göstermiş ve 2013 seçimlerinin galibi olan KDP, hükümet kurma görüşmelerinde ilk olarak Goran ile masaya oturmuştur. KYB bu nedenle çekimser bir tavır izlemiş ve nitekim yaklaşık 8 ay süren hükümet görüşmelerinde hükümete son dahil olan parti olmuştur. Bu seçimler hem KYB hem de Kürt iç siyaseti açısından bir dönüm noktası olmuş, KYB, IKBY içerisindeki ikinci parti konumundan gerilerken, 2004’te KDP ile yönetim paylaşımı üzerinden yapılan stratejik ittifak da bozulmuştur. Böylece KYB’nin bir muhalefet partisine dönüştüğünü söylemek yerinde olacaktır. 

Bu noktada KYB’nin bu düşüşünde iç nedenlerin yanı sıra, KDP’nin geliştirdiği stratejinin de önemli payı vardır. Zira Bağdat’taki Kürt siyaseti genel olarak KYB’nin üzerine yüklenirken, KDP, IKBY’deki en etkin güç olmuştur. Celal Talabani, 2003 sonrasında iki dönem Irak Cumhurbaşkanlığı’nı yürütmesi sebebiyle IKBY iç siyasetine yeteri kadar zaman ayıramamış, gelişmelerden uzak kalmıştır. Bu nedenle hem parti içerisinde yaşanan gelişmelere hem de IKBY’deki gelişmelere anlık ve etkili reaksiyon gösterememiş ya da geç kalmıştır. KDP’nin (Mesut Barzani) bölge başkanlığını elinde tutmasının yanı sıra stratejik ittifaka rağmen, KYB ile iktidar ortaklığını paylaşmaktan imtina etmesi ve 2004’ten 2013’e kadar başbakanlığın KYB ve KDP arasında el değiştirmesi gerekirken KYB’ye yaklaşık 3 yıl hükümete (Berham Salih) başkanlık etmesi de KYB’nin IKBY’deki etkisini sınırlamıştır. Nitekim KDP ve KYB arasındaki stratejik ittifakın bozulduğu 2014 Irak genel seçimlerinde net bir biçimde ortaya çıkmış ve bu seçimlere kadar ortak liste ile seçimlere giren KDP ve KYB, 2014 seçimlerine ayrı listelerle katılmıştır. 

2014’te IŞİD’in ortaya çıkması ve IKBY’yi de tehdit eder boyuta ulaşması, hem IKBY’deki hem de KYB’deki sorunları ötelerken, KYB peşmergelerinin IŞİD’le mücadelede etkin rol alması, KDP ve Goran işbirliğinde kurulan hükümetin işlemez hale gelmesi ve Mesut Barzani’nin başkanlıktaki ısrarı gibi sebepler KYB’deki geriye gidişi durdurmasa da yavaşlatmıştır. KYB, Mayıs 2016’daki Goran’la stratejik anlaşma imzalayarak Kürt iç siyasetine yön vermeye çalışsa da mevcut durum itibariyle başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir.
IŞİD’le savaşın sonuna gelinmesi, IKBY’deki referandum kararı ile Mesut Barzani’nin popülaritesini ve etkisini arttırması, IKBY’de genel ve yerel seçim sürecine girilmesi ve nihayetinde Celal Talabani’nin hayatını kaybetmesiyle, KYB içerisinde üstü örtülen sorunlar tekrar belirginleşmeye başlamıştır. 

KYB’de Temel Ayrışmalar ve Partinin Geleceği

Daha önce de ifade edildiği gibi KYB içerisinde Celal Talabani’nin 2012’de hastalanmasının ardından ayrışmalar ve liderlik mücadelesi kızışmaya başlamış, ancak Celal Talabani’nin siyaseten olmasa bile sembol bir lider olarak yaşıyor olması KYB içerisindeki çatlakların ayrışmasının önüne geçmiştir. Bununla birlikte Celal Talabani’nin hayatta olduğu süre içerisinde de var olan çatlakların derinleştiği görülmektedir. Bu derinleşen çatlaklar deprem fay hattına benzercesine büyük parçanın kopmasıyla mevcut varlıklarından daha büyük bir patlama potansiyeline ulaşması ihtimali azımsanmayacak kadar yüksektir. Daha net bir ifade ile KYB içerisinde yüzeysel görünen parti teşkilatındaki bozulma ve liderlik mücadelesinin beklenenden daha derin etkiler ortaya çıkarması muhtemeldir. Referandum sonrası Kerkük merkezli gelişmeler de KYB içerisindeki çatlağı ve mücadeleyi belirginleştirmiştir.

Bu noktada öncelikle KYB’deki liderlik mücadelesini değerlendirmek yerinde olacaktır.  Bu mücadelede 2009-2012 yılları arasında IKBY Başbakanlığı da yapan KYB Genel Sekreteri 2. Yardımcısı Berham Salih, KYB Siyasi Büro Başkanı Molla Bahtiyar, KYB Genel Sekreter 1. Yardımcısı Kosrat Resul ve Celal Talabani’nin eşi Hero Talabani’nin isimleri ön plana çıkmıştır. Celal Talabani’nin hastalığı süresince Hero Talabani, partideki karar alma mekanizmalarını yönlendirmiş, özellikle yürütmedeki Talabani ailesi mensuplarının desteğini arkasına almıştır. Bununla birlikte Hero Talabani’nin Süleymaniye merkezli ekonomik gücü de Hero Talabani’yi güçlü kılmaktadır. Ancak genel itibariyle Ortadoğu siyasetinde kadınların rolü düşünüldüğünde Hero Talabani’nin liderlik şansının zor olduğu düşünülse de bu durum Hero Talabani için farklılık gösterebilir. Zira Hero Talabani’nin siyasetçi bir aileden geliyor olması (Babası İbrahim Ahmet KYB’nin kurucusudur) ve Celal Talabani’nin hastalığından sonraki süreçte aktif rol alması şansını arttırmaktadır. Bununla birlikte liderlik istememesi durumunda Hero Talabani’nin işaret edeceği bir ismin lider adayları arasındaki en güçlü isimlerden biri olması beklenmektedir. Bu aşamada Celal ve Hero Talabani’nin oğulları Kubat ve Bafel Talabani isimleri ön plana çıkmaktadır. Kubat Talabani, mevcut durumda IKBY’de Başbakan Yardımcılığı görevini yürütmekte, ancak Başbakanı Neçirvan Barzani’nin altında pasif kalmakla eleştirilmektedir. Bununla birlikte Kubat Talabani’nin uzun yıllar ABD’de yaşadıktan sonra bölgeye dönmesi ve kültürel olarak yozlaştığı düşüncesiyle KYB tabanı ve parti teşkilatından destek alamadığı bilinmektedir. Bafel Talabani ise Kubat’tan küçük olmakla birlikte, sahadan hiç kopmamış ve mücadelenin içerisinde kalmıştır. Buna rağmen siyasi kabiliyet ve karizma açısından yeterli görülmemektedir. Bununla birlikte Bafel Talabani’nin KYB içerisindeki lider adaylarından Molla Bahtiyar’ın kızı ile evli olması da Bafel Talabani’nin önündeki bir engel olarak nitelendirilebilir. Ancak Molla Bahtiyar’ın desteği ve yönlendirmesinin de Bafel üzerinde etkili olabileceği akıllarda tutulmalıdır.

Öte yandan liderliğin Talabani ailesinde kalması düşünülecekse, Celal Talabani’nin yeğeni olan ve Diji Terör (Terörle Mücelede Gücü) olarak bilinen, 2010’daki KYB kongresinde Hero Talabani’nin desteğiyle KYB yönetimine alınan ve sadece KYB’nin askeri yapılanması içerisinde yer alan güvenlik gücünün başında olan Lahor Şeyh Cengi de sürpriz bir lider adayı olarak ifade edilebilir. Ancak Talabanilerden güçlü bir aday çıkmaması durumunda Molla Bahtiyar isminin de KYB liderliği konusunda şanslı isimlerden biri olduğunu söylemek mümkündür. Molla Bahtiyar, Celal Talabani’nin hastalığı sonrasından Hero Talabani’yi destekler pozisyon alması, Berham Salih gibi Celal Talabani yaşarken, KYB genel merkezine aykırı hareket etmemesi ve teşkilata sadık kalması, Molla Bahtiyar’ın parti tabanı ve teşkilatında etkisini arttırmıştır. Bununla birlikte Celal Talabani ile çocuklarının evliliği vasıtasıyla akrabalık ilişkisi de geliştirmiş olması Molla Bahtiyar’ı ön plana çıkarmaktadır. Ancak Molla Bahtiyar’ın Hanekin (Diyala) kökenli olması ve Feyli (Şii Kürt) olarak bilinmesi, Süleymaniye’de kabul görmeyebileceği konusunda algı uyandırmaktadır. 

KYB’de liderlik konusundaki bir başka güçlü aday ise Kosrat Resul olarak görünmektedir. Erbilli ve eski bir peşmerge olan Kosrat Resul, güçlü bir askeri yapılanmaya sahip olmasının yanında KYB tabanında sevilmektedir. Ancak Kosrat Resul’un fazlasıyla Erbil merkezli hareket etmesi, KYB’nin temel güç kaynağı Süleymaniye’den uzaklaşmasına sebep olmuştur. Bu nedenle Kosrat Resul’un kapsayıcı bir lider olamayacağı görüşü hakimdir. Bununla birlikte son dönemde Kerkük Valisi Necmettin Kerim’le ittifak içerisinde olması, Necmettin Kerim’in Kerkük’teki etkinliği düşünüldüğünde, Kosrat Resul’un elini güçlendirmektedir. Ancak Süleymaniye tabanından uzak olması, Kosrat Resul’un liderliği açısından en önemli dezavantaj olarak görülmektedir. Ayrıca Kosrat Resul’un de sağlık sorunları bulunmaktadır. 

Kosrat Resul’le birlikte daha önce ittifak ilişkisi içerisinde olan, ancak daha sonra bağımsız hareket etmeye başlayan Berham Salih de KYB liderliği açısından önemli bir figürdür. Özellikle ABD ve Batı ile ilişkileri, genç, yenilikçi ve entelektüel taban tarafından destek görmesi, Talabani ailesi dışındaki lider figürler arasında tek Süleymaniye kökenli kişi olması Berham Salihi avantajlı konuma getirmektedir. Ancak KYB’den istifa etmeden, ertelenme ihtimali olmakla birlikte Kasım 2017’de yapılması planlanan seçimlere katılmak üzere Eşitlik ve Demokrasi Koalisyonu adıyla bir liste sunması, Berham Salih’i KYB liderliğinden uzaklaştırmaktadır. 

Öte yandan liderlik mücadelesine paralel olarak teşkilatı içerisindeki bölünmeden söz etmek mümkündür. Özellikle referandum sürecinde KYB’nin Erbil, Süleymaniye ve Kerkük il teşkilatları arasındaki uyumsuzluk ve ayrışma dikkat çekmiştir. Örneğin referandum konusunda KYB’nin Kerkük il teşkilatı Kerkük’te referandum yapılmasına karşı çıkarken, KYB genel merkezinin ısrarı ve Kosrat Resul öncülüğünde Kerkük’e güç göndererek referandumun yapılmasına zorlaması, KYB genel merkezi ve il teşkilatları arasındaki uyumsuzluğun bir göstergesi olarak nitelendirmek mümkündür. Aynı şekilde Irak Federal Mahkemesi tarafından görevinden azledilen Kerkük Valisi Necmettin Kerim’in görevi bırakması konusunda da KYB içerisinde ayrışmalar yaşanmıştır. KYB’nin Kerkük’teki Aso Mamand, Ala Talabani, Rıfat Abdullah gibi ağır topları, Necmettin Kerim’in görevi bırakması yönünde tavır göstermiştir. Bununla birlikte Kosrat Resul’un önderliğindeki KYB Erbil teşkilatı ise hem Süleymaniye hem de Kerkük’ten farklı hareket etmektedir. Nitekim Irak merkezi hükümetinin Kerkük’te yaptığı operasyonlarda Talabani ailesine bağlı peşmergeler Kerkük’ten çekilirken, Kosrat Resul’e bağlı birliklerin çekilmeyi kabul etmediği, KDP peşmergelerinin de çekilmesiyle Kosrat Resul’e bağlı peşmergelerin çekilmek zorunda kaldığı bilinmektedir.

Buradan hareketle KYB’nin önümüzdeki süreçte bir dağılma sürecine girmesi muhtemel görünmektedir. KYB genel merkezi, 2018’de yapılması planlanan seçimler öncesinde Celal Talabani sonrası yeni lideri seçmek ve parti teşkilatını yeniden düzenlemek için olağanüstü kongre yapma kararı almıştır. Bu kongrenin KYB’nin geleceği açısından en kritik köşe taşlarından biri olması beklenmektedir. Özellikle KYB’deki en güçlü lider adaylarından biri olarak gösterilen Berham Salih’in farklı bir oluşumla seçimlere katılacak olması, KYB’nin IKBY içerisindeki gücünü zayıflatacaktır. Bu anlamda Goran’ın önümüzdeki seçimlerdeki performansı da KYB’nin geleceği açısından belirleyici kriterlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Noşirvan Mustafa’nın hayatını kaybetmesiyle liderlik sıkıntısı yaşayan Goran’ın eski gücünü kaybettiği söylenmektedir. Bu durum KYB’yi Süleymaniye’de güçlü kılmaktadır. Buna rağmen IKBY’de başta referandum süreci olmak üzere iç politikada KYB’nin ortak bir söylem geliştirememesi, Barzani’nin her şeye rağmen başkanlığını koruması ve Kürt ulusal liderliği pozisyonunu güçlendirmesi, KDP’yi önümüzdeki süreçte KYB’nin önüne taşırken, KYB’yi giderek aşağı çekebileceği bir süreci başlatabilir. Bu noktada KYB’nin IKBY dışındaki Kerkük, Diyala, Selahattin gibi vilayetlerdeki Kürt nüfus üzerindeki etkinliğini devam ettirmesi, KYB’nin IKBY içerisinde kaybettiği konsolidasyonunu IKBY dışındaki alanlara yöneltmesi ve ağırlığını IKBY dışındaki tabanına yöneltmesi muhtemeldir. Bu durum Bağdat’la ilişkilerde KDP’ye nazaran daha olumlu bir tavır izleyen KYB’yi IKBY iç siyaseti yerine Irak merkezli bir politikaya yönlendirebilir. Böylece KYB içeride kaybettiği gücü ve desteği dışarıdan ikame etmeye çalışacak ve referandum konusunda Mesut Barzani’ye yönelen tepkiyi kendisine bir avantaj olarak değerlendirecektir. Zira referandum sonrasında tek taraflı alınan referandum kararına ilişkin olarak Hero Talabani’nin “büyük bir hata” olduğuna dair yaptığı açıklama dikkate değerdir.

Bilgay Duman kimdir ?

1983’te Ankara’da doğdu. 2011 yılı itibariyle Abant İzzet Baysal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Programında eğitimini sürdürüyor.
Özellikle Irak konusunda yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Başta Irak olmak üzere Ortadoğu coğrafyasında sıklıkla saha çalışmaları yapıyor. Irak ve Afganistan seçimlerinde uluslararası
gözlemcilik görevleri yürüttü. Çalışmalarına ORSAM bünyesinde Ortadoğu Araştırmacısı olarak devam ediyor.

Kaynak: bilimevi Dış Politika Dergisi, Sayı:3
 


 

YORUM EKLE

banner33

banner37