banner15

Sun Tzu’nun Savaş Perspektifiyle Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi

Kaşıkçı cinayeti sonrası ABD ve İngiltere’den gelen ateşkesin sağlanması çağrıları ile Suudi Arabistan, Yemen’de mecbur kaldığı bir süreci yaşamak durumunda kalabilir. Hem operasyonların maliyeti hem de gözle görünür bir başarının elde edilememiş olması Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesinde bir çıkmaza girdiği şeklinde yorumlanabilir.

Sun Tzu’nun Savaş Perspektifiyle Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi

Mustafa Öztop


Suudi Arabistan, Yemen’de etkin hale gelen İran destekli Husi güçlerinin ilerleyişini Körfez’in ve kendi sınırlarının güvenliği açısından bir tehdit kabul etmiş ve buna yönelik olarak bir hava operasyonu başlatılmasına öncülük etmiştir. Sun Tzu, Savaş Sanatı adlı kitabında stratejik, askeri, mali ve toplumsal yönleri başta olmak üzere savaşı birçok yönden değerlendirmiştir. Bu çalışmada Sun Tzu’nun bu değerlendirmeleri referans alınarak, Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi incelenmiştir. Ayrıca çalışmada Sun Tzu’nun Savaş Sanatı adlı kitabının ana amacı olarak belirtilen “savaşmadan kazanmak” anlayışı üzerinden Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi’ne ilişkin yaklaşımları değerlendirilmiştir.

Giriş

Ortadoğu’da Arap Baharı ile başlayan yeni süreç birçok ülkede ciddi sonuçları olan gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Bahar olarak nitelendirilen zamanla kışa dönüştüğü ifade edilen bu süreç, otoriter rejimleri tehdit eder bir niteliğe sahip olmakla birlikte bazı güç odaklarının çatışmalarını da tetiklemiştir.

Suudi Arabistan, Körfez bölgesinde liderlik vasfına sahip bir ülke olarak değer- lendirilebilir. Arap Devletler Ligi, Körfez İşbirliği Teşkilatı, İslam İşbirliği Teşkilatı ve G20 gibi örgütlerde aldığı rol, bu liderlik vasfını destekler niteliktedir. Bu anlamda Yemen Bölgesi’nde yaşanan siyasi gelişmeler Suudi Arabistan’dan bağımsız bir temelde düşünülemez. Ayrıca Suudi Arabistan ve Yemen’in sınır komşusu olması da düşünüldüğünde iki ülkenin birbirinden etkilenmesi kaçınılmazdır.

Arap Baharı ile gelişen süreçte Suudi Arabistan, İran’ın Şii yayılmacılığından endişe duymuş ve Yemen’deki Şii grupların İran ile etkileşimini yoğunlaştırması bu endişeyi arttırmıştır. Yemen’deki karışıklığın oluşması sürecinde, Yemen’in kendi iç bünyesindeki grupların anlaşmazlığı ve Arap Baharı süreçlerinin etkili olduğu düşünülmektedir. Ayrıca Suudi Arabistan’da Kral Selman bin Abdülaziz’in kral olmadan önce Yemen’e müdahale edilmesi gerektiği ile ilgili düşünceleri bilinmektedir. Tüm bu  gelişmelerin sonucunda, Suudi Arabistan liderliğinde oluşan koalisyon güçleri 2015 Mart ayında Yemen’e bir askeri müdahale başlatmıştır. Bu anlamda Suudi Arabistan, bölgeyi kendine tehdit oluşturabilecek unsurlardan arındırmak, İran ve Rusya gibi güçlerin Aden Körfez’inde olası etkilerinden korunmak için ABD gibi küresel bir aktörün sessiz kalarak verdiği destekle müdahaleyi gerçekleştirmiştir. Müdahalenin gerçekleştiği dönemde Savunma Bakanlığı görevinde Kral Selman’ın oğlu Muhammed bin Selman bulunmaktadır. Kararlılık Fırtınası operasyonunda askeri bir deneyimi olmayan Muhammed bin Selman’a komuta görevi verilmesi sürpriz bir karar olarak nitelendirilmiştir. Muhammed bin Selman’ın, Sun Tzu’nun Savaş Sanatı adlı kitabından ve İngiliz başbakanlarından Winston Churchill’den ilham aldığını söylediği belirtilmektedir.

Sun Tzu’nun savaşa dair düşünceleri uluslararası ilişkiler alanına ek olarak ekonomi, hukuk, tıp, spor ve kişisel gelişim gibi birçok alanda çalışmalara konu edilmiş ve temel bir referans olarak kullanılmıştır. Sun Tzu savaşı; stratejik, askeri, toplumsal ve ekonomik boyutları başta olmak üzere farklı boyutlardan ele almıştır. Bu çalışmada, Sun Tzu’nun savaş ile ilgili düşünceleri temel alınarak Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesini değerlendirmek amaçlanmıştır.

Sun Tzu’nun Savaş Perspektifi

Sun Tzu, savaş stratejileri tarihinin önemli bir eseri olan Savaş Sanatı adlı kitabı ile en eski askeri tezin yazarı olarak bilinmektedir. “En iyi zafer savaşmadan kazanılan  zaferdir”  anlayışı, Sun Tzu’nun Savaş Sanatı kitabının ana fikri olarak değerlendirilmektedir. Bu ana fikir uluslararası ilişkiler açısından ele alınırsa; devletler arasında silahlar kullanılmadan, insan hayatına mal olan bir savaşa girilmeden mücadele edilmesi gerektiği söylenebilir. Savaş tüm yönleriyle titiz bir şekilde ele alınması gereken bir süreci gerektirir. Aksi takdirde kayıplar artacak ve şartlar olumsuzlaşacaktır. Sun Tzu’nun yeterli bilgi sağlanırsa bir savaşın sonucuna ilişkin net değerlendirmelerin yapılabileceği düşüncesinin aksini kanıtlar nitelikte bir çalışma yapılmamış olması, bu değerlendirmelerin irdelenmesi gerekliliğinin açık kanıtı olarak ifade edilmektedir. Sun Tzu’ya göre yenilmez olabilmek, savaş ve rekabetin psikolojisinin ve politikasının doğru analizi ile rakiplere karşı üstünlük kazanmanın yollarının anlaşılmasıdır. Sun Tzu, savaşta stratejinin önemini, strateji belirlemeden düşmanını hafife alan savaşçı düşmana esir düşmekten kendini koruyamaz diyerek açıklamaktadır. Yani strateji savaşın olmazsa olmazıdır. Düşmana karşı sessiz ve görünmez olmanın yanında savaşta stratejinin anlaşılmaz olması da önemli bir unsur olarak görülmektedir.

“Bir komutanı savaşta yenilgiden uzak tutup, zafer kazandıran şey öngörülemeyen akılcılığı ve izi algılanamayan hareket tarzıdır. Sadece tavrı bilinemeyene etki edilemez.”

Sun Tzu’nun askeri değerlendirmelerinde silahlar, kötü kehanetin araçları olarak görülmekte ve bu nedenle çok mecbur kalınmadıkça kullanılmaması gerektiği belirtilmektedir.  Silahların en son çare olarak değerlendirilmesi Sun Tzu’nun Savaş Sanatı kitabının barışın kitabı olarak değerlendirilmesini destekler niteliktedir. Savaşta ya da müdahalede neyi, ne zaman yapmak gerektiği önemlidir. Bunun yanında müdahalenin nasıl yapılacağı da şartlara göre değerlendirilmeli ve buna göre hazırlıklar yapılmalıdır. Sun Tzu, bu konulara bakışını askerlerin kullanılma zamanının saptanması, hazır olunmayan konularda bile bir farkındalık sağlanması gerekliliğini ifade ederek açıklamıştır.

Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesinde ele alınabilecek konulardan biri, devlet halk ilişkisi bağlamında değerlendirilebilir. Bu anlamda Sun Tzu’nun savaşın toplumsal yönüne ilişkin değerlendirmelerinde, üst yöneticiler ile halk tabanının aynı derecede savaşmayı istemesi gerektiği belirtilmektedir. Savaşın meşruiyeti için önemli bir etken de halkın yöneticiyi desteklemesidir. Bu anlamda Sun Tzu devletin öncelikle halkını düşünmesi gerektiğini ve halkın oluru olmadan girişilecek bir savaşın zaferden uzak olduğunu belirtmiştir. Savaşta kendi imkan ve olanaklarını bilmek önemlidir. Sun Tzu bu konuda kendini ve düşmanı iyi tanıyan bir ordunun zaferden emin olabileceğini söylemektedir. Savaşın hile olduğu anlayışını dile getiren Sun Tzu, düşman en güçlü olduğunda güçsüz görünmek gerektiğini de eklemiştir. Ayrıca aldatmayı maliyeti düşük ve karşı konulması zor bir yöntem olduğu için en etkili güç aracı olarak değerlendirmiştir.

Sun Tzu savaşın ekonomi boyutu ile ilgili, uzaktan yardımla yaşamak zorunda kalan bir ordunun halkının fakirleşeceğini belirtmektedir. Bu durum günümüz savaşlarında hala kara kuvvetlerinin önemini koruması ve operasyon yapılan bölgenin lojistik ihtiyaçlarının karşılanmasında koşulların uygunluğu gibi konuların önemine işaret etmektedir. Hava operasyonlarının maliyeti ve başarı oranı değerlendirildiğinde, Suudi Arabistan rejiminin mali kaynakları geniş olsa da bir süre sonra artan maliyetin karşılanması zorlaşabilir. Ayrıca insan hayatına vurgu ile savaş sürecinin zaman, para ve hayat kaybı olarak algılanması gerektiğini belirtmiştir. Günümüz şartlarında teknoloji savaşları, ekonomik savaşlar, siber savaşlar ve vekalet savaşları gibi kavramların yaygınlaştığı ve kullanıldığı bir dünyada ne ile nasıl savaşmak gerektiğini bilmek çok önemli hale gelmiştir. Bu durumu Sun Tzu’nun, akıllı bir lider düşman ordusunu savaşmadan ve düşman kentlerini kuşatmadan ele geçirmesini bilir yaklaşımıyla ele almak anlamlıdır. Düşman görülen ya da rekabet edilen güçlere karşı illa topyekun bir savaş ilan etmek gerekmiyor ve günümüzde bu durumun birçok örneğinin bulunduğu söylenebilir. İran’ın ambargolar üzerinden ve yapılan nükleer anlaşmanın iptali ile köşeye sıkıştırılmak istenmesi güncel bir örnek olarak değerlendirilebilir. İsrail’in, İran’ın artan nüfuz alanlarında yaptığı siyasi çalışmalar ile İran’ı baskılaması, İran’a doğrudan bir saldırı olmadan istediği sonucu elde etmesini sağlayabilir. İsrail’in Suudi Arabistan ile işbirliğini arttırarak, Lübnan Başbakanı Saad Hariri üzerindeki Suudi nüfuzunu, İran ortak tehdidine karşı organize etmesi bölgede diğer bir örnek olarak gösterilebilir. İsrail’in, Suriye’de Rusya ve Ürdün ile işbirliği hâlinde İran güçlerini oyun dışı bırakacak çalışmalar yaptığı söylenmektedir. Suudi Arabistan’ın nüfuzunu bölgede artırmaya yönelik çalışmalarla İran’ı dengeleme girişimleri de bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Sun Tzu bu anlamda, düşmanın savaş meydanlarında uzun sürecek savaşlardan çok savaş oyunları ile bi- tirilmesinin akıllıca olduğunu ve buna “Stratejik Savaş” dendiğini belirtmiştir. Sun Tzu’nun fikirleri realist temelli olarak değerlendirilse de güç dengesindeki uyumun bozulmasının sistemde belli bir dengeyi sağlayarak barışın oluşumuna katkıda bulunması, idealist-hümanist felsefenin varlığını göstermektedir.

Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi

Yemen’in Sa’da kentinde Bedreddin El Husi liderliğinde kurulan ve Ensarullah Hareketi olarak bilinen Husiler, 2004 yılında ordunun müdahalesi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu süreçten sonra Husiler ile hükümet güçleri arasında gerilim, silahlı sıcak çatışmalara dönüşmüştür. Bu durum ilerleyen zamanlarda da farklı şekillerde çatışma ve kısa dönemli ateşkesler ile sürmüştür.

Yanlış yönetim biçimleri, gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluğun had safhada olması, çatışma alanlarının kontrol altına alınamaması, uluslararası alanda azalan saygınlık Yemen halkının önemli sorunları olarak görülmektedir. Bunun yanında otuz yılı aşkın süredir iktidarda olan Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in bu kez de oğlunu iktidara getirme eğilimiyle halkın değişime olan inancının kaybolma noktasına gelmesi bölgedeki gelişmelerin tetikleyicisi olarak değerlendirilebilir.

2011 yılının Ocak ayında Sanaa Üniversitesinde başlayan olaylar, Taiz ve Aden’e yayılarak kitlesel bir hale dönüşmüştür. Mayıs ayında Ahmar aşireti, Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’e karşı silahlı mücadeleye başlamış ve çatışmalarda Ali Abdullah Salih yaralanmıştır. Suudi Arabistan’da tedavi olduktan sonra Yemen’e dönen Ali Abdullah Salih, ülkesindeki siyasi sürece tutunmakta kararlılık göstermiştir. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Salih’in varlığını destekleyen Körfez ülkeleri, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) inisiyatifi ile Ali Abdullah Salih ve muha- lifler arasında bir anlaşma imzalanmasını sağlamıştır. Anlaşmaya göre, 21 Şubat 2012’de seçimlerin yapılması ve Salih’in yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi’nin Cumhurbaşkanı olması kararlaştırılmıştır. Bu gelişmeler ile Yemen’de tarafların kabul ettiği bir geçiş sürecinin başlatılması istenmiştir. Salih’in görevi devretmesi karşılığında, Salih’e dokunulmazlık verilmiş ve etkisi altında bulunan Genel Halk Kongresi’ne de geçiş hükümetinde yer verilmiştir. Tüm bu gelişmeler karşısında muhaliflere yapılan uzlaşma çağrıları sonuç vermemiş ve Salih, iktidarı bırakmak zorunda kalmıştır.

Ali Abdullah Salih her ne kadar resmiyette iktidarı bırakmak zorunda kalmış olsa da uzun yıllar Yemen’i yönetmiş olmasının verdiği gücün de etkisiyle, Yemen’de siyasi gelişmelerin dışında kalmamakta ısrarcı olmayı sürdürmüştür. Ali Abdullah Salih, bu kez de Husi güçleri ile ittifak yaparak hükümete karşı mücadeleye girişmiştir. Bu da aslında Yemen’de dengelerin değişmesinde etkili olmuştur. Husiler protestoları genişletmiş ve ülkedeki kriz daha da tırmanmıştır. 2014 yılında Husiler’in başlatmış oldukları protestolar devlet kurumlarını kontrol altına almaya dönüşmüş ve Husiler Sanaa’daki hükümet binalarını ele geçirmeye kadar giden bir ilerleme kaydetmiştir. Cumhurbaşkanı Hadi, Husiler’in ilerleyişi, Cumhurbaşkanlığı sarayının kuşatılması ve birçok siyasi kararın kendisine dayatılmasının etkisiyle 22 Ocak 2015’te Temsilciler Meclisi Başkanı’na istifasını vermiştir. Başbakan Halid Baha da hükümet olmanın gerekliliklerini yerine getiremedikleri gerekçesiyle istifa etmiştir. Husiler’in etkinliği ile Körfez ülkeleri mali yardımları askıya almış ve bu durumun da etkisiyle Cumhurbaşkanı Hadi, Körfez’den arabuluculuk yapmasını istemiştir. Ancak Husiler ve ittifak hâlinde oldukları Salih güçleri bunu reddederek BM’nin aracılık yapmasını istemiştir. Cumhurbaşkanı Hadi, 25 Mart’ta BM’ye bir mektup ile Güvenlik Konseyinden Yemen’de Husilerin ilerleyişini durdurmaya gönüllü ülkelerin askeri müdahalesine yetki veren bir karar almasını istemiştir. Yemen’deki durumun bir Husi darbesi ol- duğu ve BM’nin 51. Maddesi ve Arap Birliği anlaşmalarına referans vererek askeri müdahale talep etmiştir. Bu gelişmelerin üzerine Suudi Arabistan liderliğinde on ülkeden oluşan koalisyon gücü Yemen’e operasyon başlatmıştır. Koalisyon gücünü oluşturan ülkeler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Kuveyt, Bahreyn, Ürdün, Sudan, Katar, Pakistan ve Fas’tır.

Operasyonun başlangıcından bugüne bakıldığında, Suudi Arabistan’ın operasyonun net hedeflerini belirlediğini gösteren veriler bulunmamaktadır. Eğer hedef Husiler’in ilerleyişinin durdurulması ise operasyonun başlamasından bugüne kadar bu noktada hedefe ulaşıldığını söylemek doğru olmayacaktır. Koalisyon güçlerinden BAE Dış İşlerden Sorumlu Devlet Bakan’ı Enver  Karkaş, BAE açısından Yemen’deki savaşın sona erdiği ve Kararlılık Fırtınası operasyonunun hedeflerine ulaştığını açıklasa da Yemen’deki mevcut durumun bunu gösterdiğini söylemek güç. Yakın dönemde Yemen hükümet güçlerinin bölgenin önemli bir bölgesi olan Hudeyde’de, Uluslararası Hudeyde Havaalanı’nı ele geçirdiği haberleri gelmekle birlikte ülkede çatışmalar hala devam etmektedir.


Yemen’de süren iç savaşın meydana getirdiği kaos ortamı açlık ve yoksulluğa neden olmaktadır. Uluslararası toplum müdahalenin başlangıcından bugüne genel olarak tespit yapmaktan ve insani yardım göndermekten öteye savaşın durdurulmasına yönelik ciddi bir girişim sergileyememiştir. Ekim ayında Türkiye’de yaşanan Kaşıkçı cinayetinin ardından Ekim ayının sonlarında ABD’den Yemen’deki iç savaşın sonlandırılması için ateşkesin sağlanması ve barış görüşmelerinin başlaması çağrısı gelmiştir. Bu çağrıya İngiltere de destek vermiş ve bölgede çatışmaların durdurulmasına ilişkin söylem düzeyinde de olsa gelişmeler yaşanmıştır. Suudi Arabistan, Kaşıkçı cinayeti ile ilgili devletler nezdinde farklılıklar gözlense de dünya kamuoyunda büyük bir tepki görmüştür.40 Bazı yaptırımlar ve baskılarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yaptırım ve baskıları hafifletmeye yönelik olarak Yemen’de ateşkesin sağlanması Suudi Arabistan için de bir çıkış yolu ve gereklilik hâlini alabilir. Trump’ın Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a alan açmak için Suudi Arabistan’ı bölgede İsrail’in güvenliğinin sağlanmasının yanında barışın tesis edilmesinde de önemli bir ortak olduğunu söylemesi kimseyi şaşırtmayacaktır.

Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesinin iki devlet arasındaki çıkar ilişkileri bağlamında sınırlı, İran’ın mezhepçi politikaları bağlamında bölgesel, AB, ABD ve Rusya gibi aktörlerin de petrol sevkiyatı açısından önemli bir yer olan Bab’ül Mendep boğazına ilgileri açısından küresel etkileri olduğu değerlendirilebilir. Yapılan girişimlere bakıldığında tarafların kimi zaman sahadaki mevcut durumu değiştirmekte zorlandığı kimi zaman da mevcut iç çatışmayı sürdürmek istediği akıllara gelmektedir. ABD’nin bu anlamda Yemen’i Suudi Arabistan ve İran rekabetinde kendine bir fırsat alanı olarak gördüğü söylenebilir.

Sonuç

Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesine Sun Tzu’nun savaş perspektifiyle bakıl- dığında çeşitli değerlendirmeler yapmak mümkündür. Suudi Arabistan öncülüğünde Yemen’de başlatılan müdahale bugün itibariyle dört seneye yaklaşan bir süreci kapsamaktadır. Bu anlamda müdahalenin başlangıcından bugüne yapılan açıklamalarda operasyonun hedeflerinin net bir şekilde belirlenmediği söylenebilir. Hedefleri net belirlenmemiş bir operasyonun sürecinin de oldukça uzadığı düşünülürse operasyonla beklentilerin karşılanmadığı yorumu yapılabilir. Washington merkezli Uzak- doğu Araştırma Merkezi’nin raporuna göre, Suudi Arabistan’a Yemen’de savaşın aylık maliyeti beş-altı milyar dolar olarak dönmektedir. Ayrıca uzun süren savaşın maliyeti Sun Tzu’nun da söylediği gibi katlanmaktadır. Sun Tzu, bu konuda planlamanın iyi yapılması gerektiği ve uzun süren bir savaşın hesap edilemeyecek boyutlarının ortaya çıkabileceğini belirtmiştir. Tam da bu noktada, Suudi Arabistan için Yemen Krizi sürdükçe farklı sorunlar ortaya çıkmış ve kimi zaman koalisyon müttefikleri ile Yemen’de karşı karşıya geldiği değerlendirmeleri yapılmıştır. Koalisyon güçlerinden BAE ile ortaya çıkan rekabet Aden kenti ve Babül Mendep Boğazı başta olmak üzere batı ve güney sahillerinin kontrolü konusunda yaşanmaktadır. Ayrıca koalisyon güçlerinden olan Katar gibi bazı ülkelerle yaşanan kriz ve gerilimler, başlatılan operasyonun yürütülmesinde bazı zorlukların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunun yanında Pakistan’ın operasyona katıldığı açıklansa da operasyon konusunda tarafsız kalma eğilimi gösterdiği göz önüne alındığında, Suudi Arabistan’ın operasyon planlamasını yeterince iyi yapamadığı ancak algı oluşturma anlamında maliyeti düşük olan aldatmayı kullandığı söylenebilir.

Özellikle Kral Selman bin Abdülaziz’in henüz kral olmadan Yemen’e müdahale edilmesi gerektiğini söylemesi ve tahta oturmasından sonraki süreçte İran’a karşı ittifak edilmesi gerektiğini açık bir şekilde ifade etmesi savaşı ve çatışmayı ön plana alan bir bakışı göstermektedir. Bu bağlamda, Sun Tzu’nun temel savaş felsefesi olarak değerlendirilen en iyi zafer, savaşmadan kazanılan zaferdir anlayışının, Suudi Arabistan’ın bu müdahale arzusu ve icraatıyla gözardı edildiği görülmektedir. Sun  Tzu’nun  yenilmezlik  için  savaşın  ve  rekabetin  psikolojisi  ve  politikası  anla- mında söyledikleri açısından da, Suudi Arabistan’ın başarılı olduğunu söylemek zor. Özellikle yapılan hava saldırılarında isabet oranının düşük olması ve saldırılar sonucunda meydana gelen sivil kaybın uluslararası basında yer alması bu anlamda değerlendirilebilir. Basına yansıyan haberler sonucu Suudi Arabistan, müdaha- le konusunda ciddi eleştiriler almaktadır. Ayrıca silahları çok mecbur kalmadıkça kullanmamak gerektiğini ifade eden Sun Tzu’nun bakışına ters bir anlayışla Suudi Arabistan’ın Yemen’de silah kullanmaktan çekinmediği ve Kral Abdullah döneminde gerekli görülmeyen müdahalenin Kral Selman’ın bakışıyla gerekli görüldüğü düşünülmektedir. Operasyonu Muhammed bin Selman’ın yönetmesi ve operasyonun başlangıcından yaklaşık bir ay sonra annesi Yemenli bir aileye mensup olan Veliaht Prens Mukrin bin Abdülaziz’in görevden alınması da dikkat çekici gelişmeler olarak değerlendirilebilir. Düşmana karşı görünmezliği önemli bir unsur olarak gören Sun Tzu’nun aksine, Muhammed bin Selman’ın dış politika anlayışına Suudi ailesinden gelen tepkiler bağlamında konuya yaklaşıldığında, Suudi iktidarının güçlü bir kamuoyu desteğiyle bu müdahaleyi gerçekleştirdiğini söylemek doğru olmaz. Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi öncesi BM’den karar çıkarma girişimleri ve Cumhurbaşkanı Abdurrabu Mansur’un çağrısına yanıt olarak operasyonu başlatması kendi halkı nezdinde olmasa da uluslararası zeminde meşruiyet arayışı açısından önemlidir. Ayrıca kendi kabiliyetlerini bilmek anlamında müdahale sürecinde hava operasyonlarının başarısızlığı ile kendini tanımadan bir müdahaleye girişen Suudi Arabistan imajı ortaya çıkarken bir taraftan bazı yorumlarda da Suudi Arabistan’ın Yemen’de askeri kabiliyetlerini denediği ya da silahların denenmesini sağladığı söylenmektedir.

Suudi Arabistan’ın son dönemde içinde bulunduğu siyasi atmosfer, güçlü bir Suudi Arabistan imajı çizmekten uzak iken, olduğundan güçlü görünme arzusu ise Sun Tzu’nun düşman en güçlü olduğunda güçsüz görünmek gerektiği düşüncesi ile bağdaşmamaktadır. Yine Sun Tzu’nun savaşta aldatmaya verdiği önem açısından Suudi Arabistan, İran ile ilişkilerini iyi tutmaya çalışıyor görünüp gizli ittifaklar kurarak rakibiyle mücadele edebilirdi. Suudi Arabistan’ın ABD önderliğinde İsrail ve BAE desteğiyle sürdürdüğü İran’ı baskılama politikası açık ve sert bir şekilde yürütüldüğü için Sun Tzu’nun “olabildiğince gizlen, öyle ki görünmez ol ve olabildiğince gizemli  ol,  öyle  ki  sesin  bile  işitilmesin  de  düşmanın  kaderi  senin  elinde  olsun” anlayışı ile uyuşmamaktadır. Bunun aksine olarak mücadelenin İran’ın nüfuz alanları üzerinden başlamış olması topyekun bir savaş ilan etmeden bir rekabetin sürdürüldüğünü göstermesi açısından Sun Tzu’nun öğretileri ile benzerlik göster- mektedir.  Sun  Tzu’nun  savaş  öğretileri  ile  bağdaşmayan  birçok  yönelimi  bulunan Suudi Arabistan için sert ve açık söylemler bir eksiklik gibi görünse de İran’a karşı açık bir savaş başlatmadan Körfez’de, Yemen’de, Irak’ta ve Suriye’de çeşitli işbirlikleri ve fırsatlar oluşturma anlamında Suudi Arabistan’ın aslında Sun Tzu’nun “Strate- jik Savaş” anlayışını hayata geçirmek istediği söylenebilir. 2 Ekim günü Türk asıl- lı Suudi Arabistan vatandaşı Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda kaybolması ile gelişen süreç hiçbir diplomatik tavır ve savaş stratejisi ile bağdaşmamaktadır. Yaşanan hadisenin Muhammed bin Selman’dan habersiz bir şekilde yaşanmasının pek mümkün olmadığı düşünülmektedir. Ayrıca yaşanan hadisenin tüm detayları ile basına yansıması ve Suudi Arabistan’dan istihbarat servis elemanlarının dakika dakika takip edilebilmesi Suudi Arabistan istihbaratının Sun Tzu’nun gizlilik ve görünmezlik yaklaşımlarından tamamen uzak olduğunu göstermektedir. Henüz tamamlanmamış bir süreç için şu an yorum yapmak zor olsa da Suudi Arabistan’ın iç siyasetini konsolide edebilmesi durumunda dış politikada başarılı olduğu bir dönemi yaşaması mümkün olabilirdi. Ancak bu yaşanan son hadise gösterdi ki; Muhammed bin Selman için artık kral olma süreci zorlaştı. Muhammed bin Selman dünya kamuoyunda geri kazanılması mümkün görünmeyen bir itibar kaybına uğradı. Son gelişmeler ile Suudi Arabistan yönetimi Cemal Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğünü kabul etmiştir. Suudi yönetiminin olayın kendi topraklarında gerçekleştiğini ve faillere gereken cezayı kendi mahkemelerinde vereceklerini söylemesi ise kısa vadeli olarak üzerlerindeki baskıyı azaltabilir. Suudi Arabistan’ın bu süreçte en büyük destecisi; İsrail’in güvenliği ve silah satışı açısından kaybedilemeyecek önemde bir ülke olmasını dünya kamuoyuna açıklamaktan çekinmeyen ABD Başkanı Donald Trump’tır. Suudi Arabistan’da Muhammed bin Selman’ın kral olma yolunda çok sa- yıda prensi ve din alimini tutuklattırması ise iç dinamiklerdeki rahatsızlığı yüksek düzeye taşımıştır. Bu durum süreç içerisinde yaşanabilecek gelişmeleri anlamak açısından fikir verebilir. Yemen Müdahalesi’nde başarı elde edilememiş olması da iç siyasette uhalefetin elini güçlendiren bir durum olarak görülebilir.

Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi geldiği nokta itibariyle henüz net bir başarı elde edememiş olsa da İran’a farklı alanlardan ve yönlerden yapılan baskılar sonucu, İran alan daraltmak zorunda kalabilir. İran’ın alan daraltma noktasına geldiği bir durumda ise ilk akla gelen yer Yemen bölgesi olabilir. Şu ana kadar yaşanan gelişmeler İran’a kurulan baskıların bazı sonuçları olacağını gösteriyor. Dolayısıyla İran desteği azalan Husi güçlerinin Yemen’de etkinliğini arttırması veya sürdürmesi pek mümkün görünmemektedir. Ancak Yemen’in iç dinamiklerinden kaynaklanan bir Husi direnişinin ise daha uzun seneler sürmeye devam etmesi mümkün görünmektedir. Sonuç olarak, Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi kısmi olarak bazı yukarıda belirtilen yönleri ile Sun Tzu’nun savaş perspektifine uygun görünürken ağırlıklı olarak bu perspektife aykırı süreçlerin yaşandığı görülmektedir. Kaşıkçı cinayeti sonrası ABD ve İngiltere’den gelen ateşkesin sağlanması çağrıları ile Suudi Arabistan, Yemen’de mecbur kaldığı bir süreci yaşamak durumunda kalabilir. Hem operasyonların maliyeti hem de gözle görünür bir başarının elde edilememiş olması Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesinde bir çıkmaza girdiği şeklinde yorumlanabilir. Eğer söylendiği gibi Suudi Arabistan’ın dış politikasında söz sahibi olduğu düşünülen Muhammed bin Selman, Sun Tzu’dan ilham aldığını iddia ediyorsa bunu büyük oranda başaramadığı söylenebilir.

Mustafa Öztop kimdir?

2010 yılında Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun oldu. 2011 yılında TRT’de yayın personeli olarak çalışmaya başladı. Yüksek lisans eğitimini Süleyman Demirel Üniversitesi’nde tamamladı.
Marmara Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Tarihi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine devam etmektedir.  Suudi Arabistan, Kudüs ve dış politika konularıyla ilgili çalışmalar yürütmektedir.
 


Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi Sayı: 7
 

Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2020, 17:33
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48