banner15

Türkiye’nin ‘Yerli Yabancı’ Medyası (2)

Başka bir devlete bağlı yabancı medyaya Türkiye’de yayın izni verildiyse bunu karşı tarafa yönelik bir iyi niyet adımı olarak okumak gerekiyor. İyi niyete halel getirildiği algısının ağır bastığı durumlardaysa bu medya kuruluşları hedef ya da propaganda vasıtasına kolayca dönüşebiliyorlar.

Türkiye’nin ‘Yerli Yabancı’ Medyası (2)

Özcan Tikit

Bir önceki sayımızda Türkçe yayın yapan yabancı medya kuruluşlarından Rusya’Nin Sputnik radyo ve haber sitesini, ABD’nin Voice of America’sını, Almanya’nın Deutsche Welle’sini ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Rudaw ve K24 (Kurdistan24) medyalarını büyüteç altına almıştık. Türkiye’nin yerli yabancı medyalarını esas faaliyet alanları ve misyonları olan ‘gazetecilik’ mesleğinin ilke ve teorileri eksenleri ışığında ele alırken, bunların ait oldukları devletlerin Türkiye’yle olan ilişkilerine de ışık tutmaya çalıştık. 

Bu araştırmanın ilk bölümünün yayınlandığı günlerde Irak Kürdistan Bölgesi’yle Türkiye ve İran arasında bağımsızlık referandumu nedeniyle ciddi bir gerilim yaşandı. Ankara’nın bu referenduma karşı çıktıktan sonra yaptırım maksadıyla attığı ilk adımlardan biriyse bizim önceki araştırmamızda iç yapıları ve işleyişleri hakkında detaylı olarak masaya yatırdığımız K24 ve Rudaw’u Türksat’tan çıkarmak oldu.Türkiye’nin medyaya yönelik bu yaptırım kararı bile aslında Türkçe yayın yapan yabancı medya kuruluşlarının ülkenin ulusal güvenliği açısından hassas bir konu olarak algılandıklarının işareti niteliğindeydi. 

Dolayısıyla bundan şunu anlamak gerekiyor; başka bir devlete bağlı yabancı medyaya Türkiye’de yayın izni verildiyse bunu karşı tarafa yönelik bir iyi niyet adımı olarak okumak gerekiyor. İyi niyete halel getirildiği algısının ağır bastığı durumlardaysa bu medya kuruluşları hedef ya da propaganda vasıtasına kolayca dönüşebiliyorlar. Bunu son döneme has bir realite olmanın da ötesinde genele ilişkin bir olgu olarak görebiliriz. Bununla birlikte başka bir devlete, Türk vatandaşlarına doğrudan kendi medyası vasıtasıyla ulaşmasına izin verilmesini, devletin demokratiklik ve şeffaflık iddiasına bağlı olduğu şeklinde de okuyabiliriz. Hiçbir demokratiklik iddiası olmayan devletlerin, kategorik bir şekilde kendi kontrollerinde olmayan her türlü medya faaliyetine katı şekilde kapalı olmaları da doğrudan bu realiteyle ilintili bir sonuç olarak görülebilir. 

BREXIT’LE CANLANAN DOSTLUK 

İNGİLTERE’NİN TÜRKÇE MEDYASI; BBC

TÜRKİYE-İNGİLTERE İLİŞKİSİ 

İngiltere ve Türkiye arasındaki tarihsel ilişkiye bakıldığında Londra’nın Ankara’ya bakışta çoğu zaman diğer Avrupa başkentleriyle ayrıştığı rahatlıkla görülebilir. İki ülke arasındaki ticari işbirliği, savaş dönemlerini saymazsak neredeyse 200 yıldır aralıksız şekilde büyümektedir.

Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı almasından önceki süreçte de Türkiye’yle yürütülen üyelik müzakerelerine en fazla destek veren AB üyesi ülkeleri arasında da Londra her zaman başı çekmiştir. Bunun en önemli sebebi İngiltere’nin AB içi dengeler bağlamında Fransa-İngiltere ittifakına karşı Türkiye’yi kendi tarafında görme isteğiydi. 

Ancak ülkede 26 Haziran 2016 yılında yapılan Brexit referandumunda AB’den ayrılma kararı alınmasıyla birlikte Londra için hem Ankara hem de Brüksel’le ilişkiler bağlamında yeni bir sayfanın açılma sürecinin başladığını söyleyebiliriz. AB’yle ilişkileri yeni bir formata kavuşturmak için müzakere sürecine giren İngiltere yönetiminin bu hususta ‘Avrupa’dan değil AB’den ayrılıyoruz’ mottosuna sarılması önemlidir. Londra bu söylemle daha büyük bir Avrupa gücü olmayı hedeflediğinin bilinmesini istiyor. 

Londra’nın Brexit sonrası süreçte Türkiye’ye ilgisinin de Avrupa Birlği’ne oranla son derece pozitif şekilde ayrıştığını görüyoruz. Son bir yılda Ankara’ya en fazla uğrayan Avrupalı diplomatlar, siyasetçiler arasında İngilizlerin başı çekmesi tesadüf olarak okunamaz. İngiltere, Avrupalı komşularına oranla öteden beri Türkiye’deki değişimleri daha erken fark edip, bundan faydalanmada da daha başarılı olan bir devlet geleneğine sahiptir.

Türkiye’nin 15 Temmuz 2016’da yaşadığı darbe süreci, İngiltere’nin hem ABD hem de AB’den farklı bir yaklaşım içinde olduğunu göstermesi nedeniyle bilhassa önemlidir.  Aradan aylar geçmesine rağmen hiçbir AB yetkilisi ya da Avrupa Birliği yetkilisi Ankara’yı ziyaret etmedi. İngiliz hükümeti yaşananları bir FETÖ darbesi olarak tanımlamakta tereddüt etmediği gibi Avrupa’dan Sorumlu Devlet Bakanı Alan Duncan’ı da 15 Temmuz’dan üç gün sonra Türkiye’ye dayanışma mesajını iletmesi için Ankara’ya gönderdi. Nitekim Duncan, ilk ziyaretinden sonra aradan geçen bir senede 6 kez daha Türkiye’yi ziyaret etti. Bu arada Başbakanlık, Dışişleri nezdinde de karşılık ziyaretle oldu. Tüm bu ziyaretlerde istisnasız verilen bir mesaj; İngiltere’nin AB’den ayrıldıktan sonra da Türkiye’yle askeri, ticari ve diplomatik işbirliğinin güçlenerek devam etmesinden yana olduğuydu.    

Hiç şüphesiz ki bu durum İngiltere’nin Türkiye’ye yönelik çıkarlarına verdiği önemi gösteriyor. Bununla birlike İngiltere’nin 15 Temmuz’un Türkiye için bir dönüm noktası olacağını da zorlanmadan fark ettiği anlaşılıyor. Türkiye’nin 15 Temmuz sonrasındaki süreçte Rusya eksenine kaymaması adına da İngiltere’nin Batı’nın üstlenmekte zorlandığı rolü, Batı adına oynamaya başladığı görülüyor. 

İngiliz Büyükelçi Richard Moore’un, kısa süre önce Bloomberg Televizyonu’nda katıldığı programda verdiği mesajlar gayet manidardı. İngiltere’yi Türkiye’nin PKK ve DEAŞ terörüyle mücadeledeki en iyi ortağı olarak tanımlayan Moore “Türkiye yabancı teröristler konusunda bize çok iyi bir destek veriyor. 2016 çok zor bir yıldı. Türk güvenlik güçlerinin 2017'deki başarısı bizim için çok önemli. Türkiye güvenlik güçleri çok iyi çalışıyorlar. Etkileyici bir performans sergiliyorlar fakat tabi biz bu konuda beraberiz.” demişti. Bu sözleriyle Türkiye’yi Ortadoğu’dan kaynaklanan terör tehdidiyle mücadelede vazgeçilmez bir partner olarak tanımlayan Moore’un Ankara-AB hattında yaşanan krize ilişkin sözleri önemliydi. 
Ankara’nın Avrupa ve ABD’yle ilişkisinin iyi olmadığına işaret eden Moore “Avrupalı dostlarımızın endişelerini paylaşıyoruz. Geçen iki senede hukuk ve basın özgürlüğü konularında durum kötüleşti. Milletvekillerinin hapiste tutulmasını istemiyoruz. Eğer Türkiye normale dönerse o zaman çok daha memnun olacağız” demişti. Türkiye’deki en popüler büyükelçi ünvanını elinde bulunduran Moore’un bu sözleri, İngiltere’nin Ankara’da çok daha dostane bulunmakla birlikte demokratikleşme eleştirileri faslında AB’yle aynı cephede olduğu anlamına geliyor. AB ve ABD’den farklı olarak İngiltere, eleştirilerini çok daha dostane bir üslupla yansıtıp kavga etmeden de Ankara’ya duyurabiliyor. Sanırım bunu da İngiliz diplomasisinin bir başarısı olarak görmek gerekiyor. 

Yıl    İhracat    İthalat    Hacim
2015    10 milyar 556 milyon    5 milyar 541 milyon    16 milyar 98 milyon
2016    11 milyar 687 milyon    5 milyar 321 milyon    17 milyar 8 milyon

İngiltere’nin Türkiye’deki Medyasi; Bbc

BBC Türkçe’nin Türkiye’deki faaliyetleri Türkiye-İngiltere ilişkisi gibi köklü bir geçmişe sahip. Son dönemde Türkçe habercilik anlamında BBC dendiğinde Türkiye’de akla gelen isim, kuruluşun haber sitesi. Oysa BBC’nin bir de Türkçe radyosu bulunuyordu kısa süre öncesine kadar. 1939’da yayın hayatına başlayan BBC Türkçe 2001 yılında kapatıldı. 

BBC Türkçe yayınları ağırlıklı olarak haber ve güncele yönelikti. Yayınlar çoğunlukla kısa bir haber bülteni ile başlar, daha sonra haberlerde yer alan başlıca konular ayrıntılı şekilde irdelenirdi. Konunun tarafları ya da uzmanlarıyla mülakatlar içeren haber paketleriyle de yayın devam ederdi. BBC Türkçe, radyoda hafta içi her gün Türkiye saatiyle 07.00 ve 18.00’de haber programları yayınlamaktaydı. Hafta sonunda saat 18.00’de haber bülteni ve haftalık programlar yer almaktaydı.
Ne mutlu ki bu radyonun Türkiye’nin yakın tarihi için de kıymetli sayılabilecek arişivi, BBC Türkçe’nin internet sitesinde halen erişilebilir durumda. BBC Türkçe’nin haber sitesinin Türkçe’deki erişiminin yükselişe geçmesiyle, radyonun artık gereksiz görülerek kapatılmasına karar verilmesi son dönemde giderek daha çok sorulan ‘Gazeteciliğin geleceğiyle’ ilgili sorular açsından da önemli bir veri sayılır bana kalırsa. 
Kapatılan radyosuyla ilgili verdiğimiz bilgilerden sonra BBC Türkçe’nin haber sitesini ele almaya başlayabiliriz…

BBC Türkçe Bölüm Başkanlığı’nı Murat Nişancıoğlu yürütüyor. Kuruluşla ilgili araştırma kapsamında Nişancıoğlu’yla da irtibata geçtik. Ancak nedenine anlam getiremeyeceğim bir şekilde Nişancıoğlu, soruları cevaplamayı kabul etmesine rağmen olumlu veya olumsuz bir geri dönüşte bulunmadı. Bu nedenle BBC Türkçe’yle ilgili değerlendirmemde Nişancıoğlu’nun görüşlerine yer veremeyeceğim. BBC Türkçe, finansal profil yönüyle bakıldığında tıpkı diğer Türkçe yayın yapan kuruluşlar gibi ait olduğu devletin imkanlarıyla bir gazetecilik faaliyeti yürütüyor. Londra’da bürosu bulunan BBC Türkçe’nin operasyonları da doğal olarak bu ülkeden yönetiliyor. Ancak muadili durumundaki diğer medya kuruluşlarına oranla BBC yayınlarında ve kurumsal tanıtımlarında çok daha yoğun bir şekilde özgürlükçü ve bağımsız gazetecilik yaptığı iddiasında bulunuyor. Bununla birlikte Hayvan Çiftliği ve 1984 romanlarının medyaya yönelik sağlam eleştirileriyle bilinen gazeteci yazarı George Orwell’in, İkinci Dünya Savaşı yıllarında iki yıl çalıştığı ve BBC’yi  ‘liberteryen’ değil ‘otoriter medyanın’ tipik bir örneği olarak gördüğünü söylediği biliniyor. Üstelik Orwell, doğrudan İngiliz devletinin kontrolünde olduğunu söylediği BBC’nin 2. Dünya Savaşı’nda düşman devletler hakkında yaptığı propagandaya da doğrudan yaptığı haberlerle aktif destek veriyor. Evet yanlış duymadınız, BBC bugün tüm dünyada özgürlüğün dostu ve propagandayla ayakta duran otoriter rejimlerin düşmanı olarak bilinen Orwell’in yazarlıktaki hünerini bile İngiliz devletinin çıkarları doğrultusunda kullanabilmiş. İlginç bir şekilde Biyografi yazarı DJ Taylor, kısa süre önce Londra’da BBC merkezine heykeli dikilen Orwell’in de zaten BBC’de çalışmayı ‘ülkesine yaptığı bir savaş hizmeti’ olarak gördüğünü söylüyor.  

BBC Türkçe Bölüm Türkiye medya sektöründe en fazla takip edilen yabancı devlet medyaları arasında başı çekiyor. Bölümün Londra’daki merkezinde çoğu farklı medya kuruluşlarından da gazetecilik deneyimine sahip yaklaşık 30 kişi çalışıyor. Türkiye’deyse kuruluşun Türkçe servisine bağlı olarak çalışan yaklaşık 5 muhabirin olduğu biliniyor. 

Türkiye’deki medya sektörüyle BBC Türkçe arasında da hayli güçlü bir bağın olduğunu söyleyebiliriz. Hürriyet Gazetesi’nin internet sitesinin Dünya bölümünde bir sütun daimi olarak BBC’ye ayrılmış durumda. Bu sütunda BBC’nin içerikleri doğrudan Hürriyet okurlarına ulaşıyor. Hürriyet’in aynı sayfasında bir sütunun da Deutsche Welle’ye ayrılmış ama Sputnik veya CRI gibi kuruluşlara aynı karşı cömertliğin sergilenmediği görülüyor. Öte yandan BBC Türkçe haber sitesi Türkiye’deki dış haberciler için de yaygın bir referans durumunda. Bu durum BBC’nin Türkiye medyasını yönlendirebilmesi anlamına da geliyor. 

BBC Türkçe, son dönemde muadilleri arasında Sputnik Türkçe’yle bir rekabet içindeymiş izlenimi uyandırıyor. Sputnik Türkçe, haberleriyle Rusya’nın Suriye’ye müdahalesini eleştiren haber ve analizlere yer vermeyip genelde Batı’nın özeldeyse ABD’nin etkinliğine karşı bir medya faaliyeti yürütüyor. Buna karşılık BBC Türkçe’yse haber ve analizleriyle Rusya’nın Suriye’deki rolünü ve konumunu sorguluyor. İnternet sitesinin 27 Kasım 2017’de manşete aldığı ‘Rusya, Suriye’de savaşı kazandı mı?’ başlıklı, Savunma ve Diplomasi Muhabiri Jonathan Marcus imzalı haber bunun tipik bir örneğini teşkil ediyor.  Haberde bir yandan Rusya’nın sahadaki etkinliği teyid edilirken Rus ordusunun Suriye’de savaş suçu sayılabilecek türden bir faaliyetle, sivil katliamlarıyla başarılı olduğu belirtiliyor.  Aynı haberde ABD’nin de Suriye’de YPG’ye destek vererek başarılı bir araç elde ettiği kaydediliyor ve şu ifadelere yer veriliyor: “ABD böylece İran ve Rusya’nın zaferini sınırlı tutuyor. Ancak stratejik olarak Kürtleri destekleyerek Türkiye’yi, Suriye’yi ve Irak’ı dışlamaya devam edecek.”

İngiliz medyasındaki Türkiye özetlerinin derlenerek, zaman zaman manşete çekilmesinin BBC Türkçe’nin günlük yayın klasiklerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Manşete çekilen haberler genellikle Türkiye’nin gündemine İngiliz bakış açısını yansıtan, mümkünse bölgedeki duruma da dokunan türden haberler arasında seçiliyor.  BBC Türkçe’nin haberlerinde Türkiye’nin Suriye politikasından bahsedilirken buradaki PYD karşıtlığının doğrudan ‘Kürt karşıtlığı’ olarak aktarıldığı görülüyor. Bu durum özellikle sosyal medyada BBC’nin Türk okurlar tarafından eleştirilmesine yol açsa da bu editoryal bakış açısı uzun zamandır sürdürülüyor.  Tahmin edileceği üzere PKK ve FETÖ için de terör ifadeleri kullanılmıyor BBC Türkçe’nin haberlerinde.  BBC’nin, son dönemde Türkiye’deki okurlar tarafından en fazla eleştirilen yabancı haber kaynağı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle 2013’teki Gezi eylemleri sırasında BBC internet sitesi İngilizce yayın yapan BBC News Televizyonu kanalıyla gayet agresif ve Türkiye’deki hükümete muhalif yayınlar yaptığı gerekçesiyle eleştirilmişti. BBC Türkçe muhabiri Selin Girit’in sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, bir eylemcinin sözlerinden hareketle Türkiye’deki iktidarın ancak herkesin para harcamaktan vazgeçmesi, dolayısıyla ekonominin çökme noktasına gelmesiyle devrilebileceğini söylemesi günlerce tartışılmıştı. BBC Türkçe Servisi yetkilisi Nişancıoğlu, son derece hararetli geçen bu dönemde muhabirin sadece gazetecilik yaptığını söyleyerek eleştirilere karşı çıkmıştı. Takip eden dönemde de Türkiye’nin Suriye savaşındaki rolünü sorgulayan haberlere yoğun şekilde yer verilmişti. 

Türkiye’de muhalif duruşuyla bilinen gazetecilerin yazdığı, Türkiye’nin Suriye’de IŞİD terör örgütüne destek vermekle suçlandığı makaleler sitede ‘analiz’ adı altında geniş yer bulmuştu. İlginçtir, ilgili haberlerinin çoğunda Rusya karşıtı bir çizgi izleyen BBC’nin Türkçe sitesinde “Türkiye’nin IŞİD’den petrolü aldığı iddiaları gerçekçi mi?” başlıklı bir haber yayınladı.  Haberde uçak düşürülmesi hadisesinin ardından Rus yetkililerinin Google’dan indirdikleri uydurma haritalarla Türkiye’yi IŞİD’den petrol almakla suçladığı iddiası uzmanlara soruluyor.  Mikrofon uzatılan üç isimden biri “Bunların IŞİD değil Kürt petrolü olarak sınırlardan geçiriliyor olmasına şaşırmam” derken, ikincisi “Benim vardığım sonuç şu, Rusya’nın iddiaları bazı noktalarda makul, bazı noktalarda ise tartışmalı” ifadelerini kullanıyor. Görüşüne başvurulanlardan sadece biri “İŞİD’in kendi kontrolündeki bölge dışına ham petrol kaçırdığına inanmak, en hafifinden beraberinde getirdiği teknik güçlükler nedeniyle çok zor” ifadesiyle bu iddiaya karşı çıkıyor. Özetle pek çok konuda Rusya’ya muhalif olan BBC, bahse konu tarihte Rusya’nın karşı karşıya geldiği ülke Türkiye olunca daha nötr bir durumda kalmaya çalıştığı izlenimi veriyor. 
Bununla birlikte BBC’nin Türkiye’ye yönelik yayınlarında özellikle 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından nispeten daha pozitif bir editoryal çizginin benimsenmesi dikkat çekiyor. 

14 Kasım 2017 tarihinde “Rakka’nın kirli sırları: BBC, IŞİD militanlarının tahliyesi için yapılan gizli anlaşmayı ortaya çıkardı” başlıklı haber bu yeni editoryal bakışın en belirgin örneği olması bakımından önem taşıyor. Türkiye’yle ABD arasında iplerin YPG’ye yapılan silah yardımları nedeniyle kopacak düzeyde gerildiği bir dönemde BBC muhabiri Quentin Sommerville imzasıyla manşete taşınan özel haberde “250 IŞİD militanı ve ailelerinin, ABD öncülüğündeki koalisyon ile Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ortak operasyonuyla Rakka’dan güvenli bir şekilde tahliye edildiği” ifadelerine yer verildi. İddianın IŞİD’lileri taşıyan araçların şoförlerinin ağzıyla doğrulandığı haberde Koalisyon sözcüsü Albay Ryan Dillon’un da “Biz kimsenin ayrılmasını istemedik. Ama bu, sahadaki yerel liderler tarafından, onlarla ve onlar aracılığıyla yürütülen stratejimizin odağında olan, Suriyelilere kalmış bir mesele. Savaşan ve ölen onlar, operasyonlarla ilgili kararları onlar alıyor” sözlerine yer verildi. 

BBC SDG’yi IŞİD’le işbirliği yapmakla suçladığı bu haberle son yıllarda belki de ilk kez Suriye’de Türkiye’nin savlarına bir katkıda bulunmuş oldu. 
Bbc Türkçe Sosyal Medya Poülaritesi
Twitter: 2. 855.268 Facebook: 1.022.873

Çin-Türkiye Medya İlişkileri

ÇİN’i ekonomik anlamda hızla yükselen bir küresel güç olarak tanımlayabiliriz. Bugün dünyadaki ekonomik büyümenin yüzde 30’unu tek başına sağlayan Çin’in, 2030’da ABD’yi de sollayarak dünyanın en büyük ekonomik gücü olması bekleniyor. 

Aslına Çin bir ülkenin zayıf noktasını milli bir avantaja çevirmesi bakımından da  dikkatle incelenmeyi hakkediyor. 1980’lerde en zayıf noktası olarak görülen nüfusu, yaklaşık 30 yıldır uygulanan dışa açılma politikası ve içteki yapısal ekonomik reformlar nedeniyle artık Çin’in en büyük avantajı olarak görülüyor. Farklı bölgelerde gerçekleştirilen stratejik yatırımlar Pekin’in dünya dengelerindeki siyasi ağırlığını da kaçınılmaz olarak artırıyor. Myanmar, Kuzey Kore ve Afrika coğrafyasında önemli adımlar atan her aktör artık Çin’i de hesaba katma gereği duyuyor.  Pekin her yıl ortalama 50 milyar dolarlık yatırımla dışarıya en fazla yatırım yapan ülkeler arasında çok önemli bir yer tutuyor. Türkiye-Çin ilişkisi, gelişime açık bir vaziyet arz ediyor. Türkiye’nin Çin’den yılda 2 milyar dolar yatırım alan bir ülke olması, önümüzde halen alınabilecek uzun bir mesafe olduğuna işaret ediyor. 

Türklerle Çinliler arasındaki ilişkinin asırlara dayandığını söylemeye bile gerek yok. Gün olmuş çetin savaşlar da yaşanmış ama kültürel, ekonomik ve sosyal ilişki sürekli bir şekilde devam etmiş. Bugün geldiğimiz noktadaysa Çin’le Türkiye ilişkileri özellikle Çin’den başlayarak Londra’ya kadar ulaşması planlanan ‘Kuşak Yol Projesi’ sayesinde önümüzdeki yıllarda hızla gelişmeye devam edecek gibi görünüyor. Türkiye, 1800 km ile Kuşak Yol hattındaki 67 ülke arasında en fazla alana sahip olma potansiyelini elinde tutuyor.  Bununla birlikte AB ile müzakere eden, Gümrük Birliği anlaşması nedeniyle Avrupa pazarında diğer ülkelere oranla imtiyazlı bir yere sahip olmasının da Türkiye’nin Çin’in gözündeki cazibesini artıracağı tahmin edilebilir.  
Ancak gelecek projeksiyonları, nüfusunun bir kez daha Çin’in en büyük ‘kırılganlığı’ haline gelebileceğini gösteriyor. Bugün çalışan, üreten ve ödediği vergiyle devletin yükselmesini sağlayan yaklaşık Çin nüfusunun 220 milyonu, 2025 yılında 65 yaşını geçmiş olacak. Küresel ısınma nedeniyle Çin’in yarısının da çöl olacağı söyleniyor. Tarım alanları şimdi bile kendisine yetmeyen Çin, tam da bu nedenlerle dışarıdan Afrika’dan madenler (Bugüne kadar Afrika’ya 60 milyar dolarlık yardımda bulundu), Avrupa’dan limanlar, Brezilya’dan ormanlıklar, Ukrayna’dan da tarım alanları satın alıyor ve yatırımlar yapıyor. Bugün küresel ısınmayla mücadele eden ülkelerin başında neden Çin’in geldiği sorusunun cevabı da Çin’in bu konulardaki zaaflarında yatıyor.    

89 milyon üyeli Çin Komünist Partisi’nin son kongresinde kurucusu Mao ve Dıng’a verilen ‘merkezi lider’ unvanının Xi Şinping’e de verilmesi, Pekin’in korkularıyla mücadelede daha lider merkezli, cesur adımlar atma ihtiyacı duyduğu şeklinde yorumlanabilir. Tüm dünyada yaşanan güçlü partili lider trendi Çin’e de uğramış gibi görünüyor. Bu trend, Çin’de 1980’lerde olduğu gibi yeniden bir değişimin eşiğine gelindiğini anlatıyor.  

ABD ve Avrupa Birliği’nin aksine Çin yükselen küresel bir güç olmakla birlikte emperyalist veya rejim ihraç eden ülke olmak gibi bir iddiada bulunmuyor. Ekonomik gücünü gerekli gördüğünde siyasi operasyonlarda kullandığına pek rastlanmamış olması, toprak genişletme siyasetinden uzak durması Çin’in nüfus olarak kendisinden yaklaşık 14 kat daha küçük olan Türkiye’nin gözündeki cazibesini de artıran ekstra özellikler olarak sıralanabilir.   

Sonuç olarak Türkiye’nin Post-West yani Batı sonrası olarak adlandırılan yeni dünya düzeninde ittifaklarını zenginleştirme sürecine girdiği günümüzde Çin’in de önemli bir yer taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Üstelik Kars-Tiflis-Bakü tren hattı, Marmaray, Üçüncü Köprü gibi büyük projeler Türkiye’nin stratejik planlamalarının Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’yle de örtüştüğünü gösteriyor. Tüm gelişmeler ışığında Çin’in ticaret ve teknoloji alanında önemli bir partneri haline gelmekte olduğu söylenebilir. Bununla birlikte iki tarafın birbirlerini iyi anlamaları bağlamında sosyal ve kültürel alanda  daha fazla işbirliğine girmelerinde de fayda olduğu anlaşılıyor.   

ESKİYE DÖNÜŞ MÜ? 1600’larda Çin, küresel ekonominin yüzde 29’unu, Hindistan ise yüzde 22.4’ünü oluşturuyordu. Akıllara şu soru geliyor: Acaba dünya eski dengeye geri mi dönüyor?

Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti Ekonomik İlişkileri
Ticari Veriler: 
YILLAR     İHRACAT     İTHALAT     HACİM     DENGE 
2011     2,46     21,69     24,16     -19,22 
2012     2,83     21,29     24,13     -18,46 
2013     3,6     24,68     28,29     -21,08 
2014     2,86     24,92     27,78     -22,05 
2015     2,41     24,86     27,27     -22,45 
2016     2,32     25,44     27,76     -23,12 

Çin’in Türkçe Markasi Critürk

ÇİN’in Türkçe sesi CRI, Türk Çin Uluslararası Radyosu’nun Türkiye ayağında faaliyet gösteriyor. Her ne kadar şimdilik esas iddialı olduğu alan radyoculuk olsa da CRI Türk internet sitesiyle sayılabilecek bir habercilik faaliyeti yürütüyor. Radyodaki programlara konuk olanların söyledikleri, dikkatli bir habercilik diliyle dijital alemde de okurlara ulaştırılıyor. Türkiye’nin gündemine gelen hemen hemen her önemli meselede CRI Türk’ün de gündeminde yer verdiği manşetler arasında yer alıyor. Türkiye siyasetindeki gelişmeler kadar kültür-sanat, ekonomi, teknoloji ve spor haberciliği gibi alanlarda gayet geniş yelpazede bir habercilik faaliyeti yürütülüyor. 

Pozitif Katkiya Odakli

CRI Türk’ün haber dilinde ve seçilen konularda iki ülke ilişkilerine zarar vermekten imtina eden bir editoryal bakış açısının izleri kolaylıkla görülebiliyor. 
Türkiye için başlı başına yeni bir dünya sayılan Çin’de her alanda yaşanan gelişmelere ve yeniliklere dair haberlere geniş yer veriliyor. Yapılan yayınlardan CRI Türk’ün Çin’deki gelişmeleri Türkiye’deki medya pazarına ilk elden ulaştırma gayesiyle hareket ettiği anlaşılıyor. Her ne kadar ekonomik alanda son yıllarda dünyaya önemli ölçüde açılmış olsa da halen Çin’de yabancı medya faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların devam ediyor olması, CRI Türk’ün gördüğü işlev açısından eşsiz bir konuma erişmesini sağlıyor. Çin’le ilgili haberlerde Batı medyasının kaynağı belirsiz bazen de yanıltıcı veya maksatlı haberleri olabiliyor. Devlete ait olması nedeniyle objektifliği her zaman için tartışmaya açık bir mevzu olmakla birlikte CRI Türk, yine de Çin’den gelen haberlerin öğrenilmesi bakımından Türkiye medya pazarı açısından önemli bir açığı dolduruyor. Pekin yönetiminin dünyadaki faaliyetleri ama özellikle de Ankara’yla ilişkilerine yayınlarda özel bir önem verildiğini söylebiliriz. Türkiye’deki gündeme ilişkin bakış açısında da olabildiğince objektif olma yönünde bir gazetecilik refleksiyle hareket edildiği kanısındayım. 

CRI Türk’ün Türkiye Temsilciliği’ni Doç. Dr. Michael Kuyucu yürütüyor. CRI Türk’le ilgili araştırmam sırasında irtibata geçtiğim Kuyucu, kendisini “Medyada radyo ve televizyon alanında programcı ve yönetici olarak çalışan ve aynı zamanda akademik çalışmalarda bulunan bir medya ve müzik aşığı” olarak anlattı. Akademik çalışmalarını İstanbul Aydın Üniversitesi’nde sürdüren Kuyucu, bugüne kadar Doğan Grubu, Doğuş Grubu, Best Fm,  Number One Medya,  Süper Fm, Metro Fm, Joytürk-Joy Fm, Radyo Mega ve Alem Fm gibi pek çok ‘radyo ve grupta’ çalışmış. 

Kuyucu’nun öncülüğünde kurulan CRITürk radyo da 2016 yılının Kasım ayında tanıtımı yapıldıktan sonra 2017 yılında faaliyetlerine başlamış.
Dilerseniz bundan sonrasına Kuyucu’ya sorduğumuz sorular ve bize verdiği cevaplarla devam edelim.

Merak ettiğim konuların başında pek çok alanda bir dünya devi olan Çin’in CRITürk’ün nasıl bir misyonla hareket ettiği. Kuyucu “Çin’in Dünyada Barış içinde dostluk için kültürlerin birbirleri ile etkileşim içinde olmasını ve Sosyal ve Ekonomik alanlarda yeni işbirlikleri yapmak istediğini” belirterek CRI Türk’ün de stratejik hedef olarak “Çin ile Türkiye arasında özel bir kültürel ve ekonomik bağın kurulmasının medya ayağı olmak” olmak istediklerini söylüyor. İkincil bir misyon olarak da Yeni İpek Yolunda Çin ile Türkiye’nin daha aktif olmasını sağlamak ve bu alanda da iki ülkenin ortaklıklara imza atmasında medya motivasyonunu sağlamak. CRITürk, internet haberciliğinde tüm alanlara hizmet ve bilgi sunuyor diyebiliriz. Radyoda ise durumun farklı olduğunu belirten Kuyucu “Türkiye’de radyo dinleyicisi dünyadakinden biraz farklı, müziği daha çok seviyor. Ondan biz müziği sözün önünde tutarak mesajlarımızı müziği bir araç olarak kullanarak vermeye çalışıyoruz” diyor.  Ve Kuyucu yakında açılacak televizyon kanalında  da bu misyonun süreceğini, özellikle video haberciliğinde ve dikey yönde büyüyen bir medya grubu olarak içerik sunma konusunda iddialı olduklarını ifade ediyor. 

Bugün Türkiye medyasında Çin ile ilgili tüm haberlerde CRI TÜRK’ün çok önemli bir kaynağa dönüştüğüne şüphe yok. CRITürk’ün bu konuda iddialı olduğunu anlatan Kuyucu, “Tabii ki altını çizmem gereken bir konu da var, doğru olan haberleri biz duyuruyoruz. Kalan yalan ve asparagas haberlerle alakamız yok. Lokal bazda baktığımızda ise siyaset - müzik alanında doğruda ilk elden birincil haberler alıyoruz. Kendi ürettiğimiz özel haberlerde iddialıyız. Şu ana kadar yüzün üzerinde özel haber ürettik. Bu açıdan bakıldığında aslında butik bir haber ajansı gibi de çalışıyoruz. Ürettiğimiz özel haberler hiç bir yerde olmayan özel haberlerden oluşuyor” diyor. 

Peki ya yayın politikası, CRITürk’ün bir kırmızı çizgilerinden, hassasiyetlerinden söz edebilir miyiz mesela? Program yapan kişilerde aranan nitelikler neler, muhalif veya hükümet taraftarı türünden bir ayırım yapılıyor mu türünden sorular da var aklımda. 

Kuyucu yine net ve iddialı. “Türkiye’nin medyada yaşadığı kutuplaşmadan uzak kalmaya çalışıyoruz ve bunu da başardık. Yayıncı kadrosunun CRI TÜRK markasının kurumsal yapısına profesyonelce uymasını bekliyoruz; o, bu, şu şeklinde adam çalıştırmıyoruz. Tek düşüncemiz ‘verim’. Bir nevi ‘win win’ yapmaya çalışıyoruz, biz nasıl faydalanırız o çalışan bizden nasıl faydalanır? Çalışan arkadaşlarımızın herhangi bir siyasi görüşün fanatiği olmamasını, konulara evrensel bakış açısıyla bakmasını istiyoruz.” diyor ve ekliyor: “Anayasanın temel kuralları bizim de temel kurallarımız. Buna bir de Basın Konseyi ve RTÜK’ü de eklememiz lazım. Bu kurumların kurallarına uyulmasını rica ediyoruz sadece. Tüm görüşlerin ses bulabildiği tek medya grubu CRI TÜRK. Bu Türkiye için çok önemli bir miladdır.”
 
Kuyucu’dan CRI Türkiye’de dışarıdan hizmet veren kurum ve kişilerle beraber ellinin üzerinde insanın çalıştığını öğreniyorum. Finansman konusundaysa diğer medya kuruluşlarıyla CRITürk arasında pek bir fark bulunmuyor. Arada bazı farklar varsa bu da Çin’in kendine has devlet-medya teşkilatlanmasından kaynaklıyor. İşin doğrusu biz de işin bu kısmını fazla da kurcalama gereği duymuyoruz. 


Kuyucu, CRITürk’ün Türkiye’deki medya kuruluşları arasında kendilere “rakip seçmekte zorlandıklarını belirterek kulvarında rakipsiz bir medya markasına dönüştüklerini” söylüyor. Bu durumu da “Çünkü tüm siyasi görüşlere yer veren tek medya biziz, ihale peşinde koşan medya patronları ile alakamız yok, siyasi rant peşinde koşan medyalar gibi değiliz. İçerik olarak bakıldığında tematik medyayız, hedef kitle olarak her ne kadar niş bir ürün olsa da biz CRI TÜRK ana akım medya mantığında şekillendiriyoruz. Ama asla ana akım medya değiliz, tematik ve niş bir ürünü ana akım medyanın kalitesinde sunan bir medya grubuyuz.” sözleriyle açıklamayı tercih ediyor.
 
Özellikle Çin’de yaşayan Türkler ve tabi Türkiye’de yaşayan Çinliler’in yayın çizgilerini ve faaliyetlerini çok desteklediklerini belirterek “Her iki kitle de bizimle beraber, gelen geri bildirimlerden bunu görüyoruz. Ama CRI TÜRK’ün asıl hedef kitlesi Türkiye’de yaşayan medya tüketicisi. Biz lokal bir medya oyuncusu gibiyiz” diyor.  

Diğer bazı yabancı medya organlarından farklı olarak CRITürk’ün ‘FETÖ’ ve ‘PKK’yı haberlerinde kesin bir dille ‘terör örgütü’ olarak tanımladığını görüyoruz. Kuyucu bu farkı anlatırken “Gerçekleri söylemek bizim görevimiz, misyonumuz ‘İyi müzik doğru haber’ doğru haber veren tüm kurumların bu oluşumlara ‘terör örgütü’ demesi gerekiyor. Bu hepimizin bu ülkede yaşayan herkesin olduğu gibi bizim içinde bir vatandaşlık görevidir. Ayrıca ‘şehit’ kavramına sonsuz saygımız var ve bu kavramı da gerektiği gibi kullanıyoruz. Türkiye’de siyasi oyunlar peşinde koşan medya işletmelerinin oynadığı iğrenç kelime oyunları ile işimiz yok. Ekibimiz de bende yatırımcımız da yaşadığımız ülkenin bütünlüğüne saygılıyız ve bu konuda medya olarak üstümüze düşen sosyal sorumluluğu özellikle bu tarz konularda ve söylemlerimizle yerine getiriyoruz” ifadelerini kullanıyor. 
 
CRI TÜRK’e bugüne kadar yüzün üstünde politikacı, yazar, kanaat önderi, sanatçı konuk olduklarını belirten Kuyucu, sözlerini şu ifadelerle noktalıyor: “Kimsenin tek bir sözünü bile sansürlemedik. Kapılarımız herkese açık. Türkiye’nin milli bütünlüğü ve varlığı adına gelişmesi adına konuşmak isteyen herkes gelip fikrini söyleyebilir. Oto sansür konusunda hiçbir medya, oto sansür yapmıyoruz diyemez. İmkansız. Bazen kanunlar ve etik kurallar adına oto sansür uygulayabilirsiniz, bunu da zaten herkes yapıyor, yapmalı da. Aksi halde ülke curcunaya döner.  Biz Türkiye’ye diğer yabancı medya sermayelerinin de yatırım yapmasını, yabancı yatırımcıların ülkeye gelmesine öncülük etmek istiyoruz. Pek çok konuda yabancı sermaye ürkek davranıyor. Ama Türkiye, yabancı sermaye dostu bir ülke. Bunu tüm dünyanın bilmesi gerekiyor. Yabancı sermaye yatırımlarının artması, ülkemiz ekonomisi adına çok olumlu olacaktır”.

Sosyal Medya Poülaritesi
Facebook: 80.189 Twitter: 68.762

Tahran- Ankara İlişkisi 

Klasik bölgesel denklemdeki rolü yönüyle İran’ı Türkiye için hem ezeli bir rakip hem de partner olarak tanımlayabiliriz. Nitekim hem Batı’yla ilişkiler hem de Ortadoğu’yla ilişkilere bakıldığında İran ve Türkiye’nin sık sık sahada karşı karşıya geldiğini görürüz. İki gücün çıkarları örtüştüğünde bölgesel krizlerin çözümü büyük ölçüde kolaylaşıyor. 
Irak Kürdistan Bölgesi’nin 25 Eylül’deki bağımsızlık referandumu ve Suriye krizi, iki bölgesel gücün ittifakının sahada ne kadar büyük etkiye sahip olduğunu gayet net ortaya koyması bakımından önemliydi. 
Tahran ve Ankara’nın işbirliği halinde Bağdat’a destek olmaları, Kuzey Irak Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlık referandumundan sonra elde etmiş olduğu pek çok kazanımı da kaybetmesine yol açtı. 

Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle yakınlaşmaya başladığında veya tersinden söyleyecek olursak İran Körfez’e fazla müdahil olmaya başladığında Ankara ve hattının çoğu kez gerildiğini görüyoruz. Bununla birlikte Washington-Tahran hattında yaşanan gerilimlerin de NATO müttefiki olması nedeniyle Ankara-Tahran hattını olumsuz etkilediği bir vaka. Türkiye, İran’la Batı arasında yaşanan krizlerde çoğunlukla diplomatik çözüm bulunmasından yana bir siyaset izledi. Irak’ta yaşanan senaryonun bu kez de İran’da tekrarlanmasına doğal olarak karşı çıktı. Nitekim 2009 yılında NATO’nun stratejik vizyonu güncellenirken İran’ın düşman olarak nitelenmesine karşı çıkan ve bu bakış açısının ittifaka hakim olmasını engelleyen de sonuçta Ankara’nın tavrıydı.

Ankara, İran’ı geçmişte deyim yerindeyse birçok kez ipten aldı. 2010 yılında BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yönelik yeni yaptırım kararları alınmasına ABD’nin tehdit minvalindeki açıklamalarına rağmen karşı çıktı. Neylersin ki bu dostane tavır da iki ülkenin birbirlerini gerçek birer dost olarak tanımlayabilecekleri bir devrin kapılarını açmalarına yetmedi.  

Tahran, çıkarları söz konusu olduğunda Suriye krizinde olduğu gibi Türkiye’yi karşısına almaktan hiç imtina etmedi. Beşar Esad rejimine verilen sonsuz destekle Suriye halkına karşı girdiği savaş, Ankara’nın Tahran’la Suriye’de askeri anlamda burun buruna gelmesine yol açtı.  Neyse ki iki ülke gerilimin en yüksek olduğu noktada bile karşılıklı işbirliği ve ticareti derinden etkileyecek bir tavrın içine girmekten imtina ettiler. Karşılıklı işbirliği özenle ‘krizler’ hanesinden uzak tutuldu.
Bu akl-ı selim tutumun krizlerin çözümünde de pozitif rol oynadığı da görüldü.

Altı yıl boyunca hiç bitmeyecekmiş gibi devam eden Suriye’deki ateş, iki bölgesel gücün Rusya öncülüğünde aynı masaya oturup uzlaşmanın ortak çıkarları için en makul çıkış yolu olduğu kanaatine varmalarıyla birlikte sönmeye başladı.
İki ülke ilişkilerinin 15 Temmuz hadisesinden sonra belli bir iyileşme içine girdiği de söylenebilir. Tahran’ın 15 Temmuz’da net şekilde demokrasiden yana tavır koymasının gelecekte Batı-İran gerilimlerinde Türkiye’nin geleneksel pozisyonunda büyük bir kırılmaya yol açıp açmayacağını gelecekte göreceğimiz kanaatindeyim. Ankara ve Tahran’ın özellikle bekaları bakımından ‘aynı gemide olmanın getirdiği farkındalıkla’ hareket etmeye başladıklarını söyleyebiliriz.  

Türkiye-İran Dış Ticaret Değerleri (1.000 Dolar)

Yıllar    İhracat    İthalat    Hacim    Denge
2000    235.785    815.730    1.051.515    -579.945
2008    2.029.760    8.199.689    10.229.449    -6.169.929
2009    2.024.863    3.405.986    5.430.849    -1.381.123
2010    3.044.177    7.645.008    10.689.185    -4.600.831
2011    3.589.635    12.461.532    16.051.167    -8.871.897
2012    9.921.602    11.964.779    21.886.381    -2.043.177
2013    4.192.511    10.383.217    14.575.728    -6.190.706
2014    3.886.190    9.833.290    13.719.480    -5.947.100
2015    3.663.760    6.096.254    9.760.014    -2.432.494
2016    4.966.404    4.699.777    9.666.181    +266.627
İran Ekonomisi (2016): 
GSYH (milyar $)     : 386.125 
Reel GSYH Büyüme Oranı (%)     : 3,9 
Nüfus (milyon)     : 79,9 
Kişi başına GSYH ($)     : 4.798 
İhracat (milyar $)     : 102 
İthalat (milyar $)     : 79.4 
İşsizlik oranı (%)     : 12.4 
Enflasyon Oranı (%)     : 9.8 
Başlıca ithalat ürünlerimiz: Petrol ve petrol ürünleri, doğalgaz. 
Ülkemize gelen İranlı turist sayısı: 1.7 milyon (2015), 1.65 milyon (2016). 


İRAN’IN DEĞİŞEN BAKIŞI MEHR’E YANSIYOR

MHA (MEHR Haber ajansı) özellikle son yıllarda Irak, Lübnan, Suriye, Yemen ve Körfez bölgesiyle ilgili haberlerde İran’ın resmi yayın kuruluşu olarak etkin bir Türkçe habercilik faaliyetine öncülük ediyor. 2003’te kurulan MHA misyonunu; “‘İran’ ve ‘İslâm Dünyası’nın diğer bölgeleri hakkında doğru ve güncel haberleri kamuoyuna ulaştırmak” olarak tanımlıyor. Ajansın Türkçe sitesinde İran’ın dış siyaset alanına giren konular, komşu ülkeler ve özellikle de Türkiye ile ilgili haberlere geniş yer veriliyor. Türkçe’nin yanı sıra Farsça, İngilizce ve Arapça da yayın yapan MHA kendisini siyasetin yanı sıra ‘Kültür, Sanat, Ekonomi, Sosyal ve Spor alanlarında da hizmet veren’ profile sahip bir ajans olarak tanımlıyor. Ancak MEHR’in Türkçe sayfası gözden geçirildiğinde siyasete verilen ağırlığın diğerlerinden oldukça fazla olduğu görülüyor. İran’ın dış politikasını ve içeriden dünyaya verilen mesajları içeren haberlerin sayısı günde ortalama 10 civarındayken, mesela spor alanında bazen haftalarca haber yayınlanmadığı fark ediliyor. 

Ajans’ın Türkçe sayfasında Türkiye ve Azerbaycan’a ayrı bölümler açılmış. MEHR, İran’ın bölgedeki dış politikasını son derece agrasif bir dille destekliyor ve tavrını incelikle bile olsa çok fazla gizleme gereği duymuyor. Mesela özellikle Suudi Arabistan’la ilgili konularda İran’ın resmi bakışının da ötesinde bir agresif habercilik tavrının izlendiği görülüyor. Örnek vermek gerekirse, 20 Kasım 2017 tarihli bir haber; ‘Suudilerin bölgedeki yeni kaos planı: Kod adı Saad Hariri’ başlığıyla yayınlanmış ve bölgeden haberlerin sıralandığı haberin girişinde de “Okuyacağınız yazıda, Hariri’nin Suudi Arabistan’ın bölgedeki yeni kaos planının uygulanması yönünde birer araç olarak kullanıldığını ispatlayan gelişmeleri bir kez daha gözden geçirmeye çalışacağız” ifadelerine yer veriliyor.

Türkiye-İran hattında son birkaç ayda olumlu yönde değişen ilişkilerin Mehr’in yayınlarına doğrudan yansıdığını görüyoruz. Kısa süre öncesine kadar özellikle Suriye’deki iç savaş nedeniyle yayınlarında düzenli olarak Türkiye hedef alınırdı. Özellikle İranlı üst düzey yetkililerin Türkiye’yi tehdide varan sözleri manşetten verilirdi. Türkiye’deki AK Parti iktidarını eleştiren gazeteci, siyasetçilerin yazıları ve demeçlerine MEHR’de geniş yer verilirdi. Aslında şimdi de Türkiye’yi yeterince ABD ve Batı karşıtı olmamakla suçlayan Türk siyasetçilerin görüşleri MEHR tarafından ilgiyle öne çıkarılıyor. Ancak MEHR şu sıralar daha çok iki ülke ilişkilerinin siyasi, ekonomik ve sosyal yönünü pozitif şekilde öne çıkaran haberlere yer vermeyi tercih ediyor. Bununla birlikte Türkiye’de, Batı’dan uzaklaşmayı ve İran’la yakınlaşmayı savunan siyasetçiler ve gazetelerdeki yazarların söyledikleri de MEHR’in yayınlarında öne çıkarılıyor. 

MEHR’in internet sitesindeki ‘DEMEÇ’ başlıklı köşenin ilk sırasında Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’le yapılan bir röportaj bulunuyor. Aslında Perinçek, İran’ın Öğrenci Haber Ajansı olarak bilinen İSNA’sına konuşmuş ama MEHR de bunu Türkçe olarak yayınlamış. Perinçek röportajda geleneksel Batı karşıtı söylemlerini tekrarlarken Türkiye-İran-Suriye ve Lübnan’ın bölgede ABD planlarına ve destekçilerine karşı birlikte durduklarını ifade ediyor. Aynı röportajda ‘Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Rusya silah arkadaşı’ olarak tanımlanıyor. 

Rastgele yapılmadığı aşikar Perinçek röportajındaki mesajlar, kuvvetle muhtemel ki MEHR’in de Türkiye yayınlarının misyonunu tarif etmek adına büyük önem taşıyor. MEHR’in bir diğer önemli özelliği de pek çok haberinde öne çıkan Amerikan karşıtlığı. Dolayısıyla İran’ın dış politikasının değişmezi burada da kendini gösteriyor.  
MEHR’in bir diğer dikkat çeken yönü de İran’ın bilim özellikle de silah teknolojisi alanındaki ürünlerini Türkiye’ye tanıtması. 

Haberleştirilen açıklamaların önem sıralamasında da İran içi protokol dengesine uyulduğu görülüyor. İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in yaptığı bir açıklamanın gündemle fazla ilişkili olmadığı durumlarda bile manşete çıkarılıyor oluşu bu şekilde açıklanabilir.  

Öte yandan MEHR’in siyasetten sonra en fazla önem verdiği alanın kültürel haberler olduğunu söyleyebiliriz. İran sinemasının Batı’da övgüye layık bulunan örnekler haberleştirilerek Türkiye medya pazarının çok bilgi sahibi olmadığı bu hazineyle tanışması sağlanıyor. Bu durum hiç şüphesiz ki iki ülke halklarının birbirini tanımalarına yönelik de büyük bir katkı olarak anılmayı hak ediyor. Kısa süre öncesine kadar Türk basınının ve kamuoyunun İran’la ilgili algısı Batı’nınkinden farksızdı. Ne yazık ki İran denilince de akla çarşaflı, gelişmemiş, mollalar tarafından yönetilen talihsiz insanların olduğu bir ülke düşünülürdü. Neyse ki MEHR’in de katkılarıyla Türkiye medyası İran’ı artık daha iyi tanımaya başlıyor. Tanıştırmaya yönelik faaliyetler arttıkça iki halk arasındaki dostluk da her alanda gelişecektir muhtemelen.
 

Özcan Tikit kimdir ?

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu olan Özcan Tikit, gazeteciliğe 2000 yılında Hürriyet Gazetesi İzmir Bürosu’nda Güvenlik Muhabiri olarak başladı. Sonrasında, Akşam Gazetesi Dış Haberler Servisi’nde muhabir ve editör olarak çalıştı. Halen gazete Habertürk’te Dış Haberler Şefliği ve köşe yazarlığı yapmakta, birçok televizyon kanalında siyaset-dış politika programlarına yorumcu olarak katılmaktadır.
 

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi, Sayı: 3

YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48