2014 yılında Putin Rusya'sının SSCB özlemi / İbrahim Ali

Kremlin sarayı Aleksandr Dugin gibi Rus düşünürlerin dilinden Avrasya Birliği projesini gündeme taşıyarak önümüzdeki on yıllardaki hedefinin Avrupa ve Asya ülkeleri olduğunu açık bir şekilde belirtmiş oluyordu

2014 yılında Putin Rusya'sının SSCB özlemi / İbrahim Ali

İbrahim Ali/ Dünya Bülteni-Bakü

2013 yılı içerisinde eski SSCB ülkelerinde önemli gelişmeler yaşandı. Yılın sonuna denk gelmesine rağmen Ukrayna’da yaşanan olaylar uzun yıllar hafızalarda silinmeyecek. Ukrayna’da yaşananlar sadece halk ayaklanması ya da iktidar değişimi için baskıların yapılması şeklinde yorumlanamaz. Kiyev yönetiminin görünüşte beklenmedik bir adım atarak AB’ye yüz çevirme çabasını değerlendirmeden önce eski SSCB coğrafyasında yaşanan olayların Kremlin sarayından bağımsız bir şekilde değerlendirilmesinin yanlış olacağına dair bir hatırlatmada bulunalım.

2013 yılında yaşanan gelişmeler Putin Rusya’sının iç kargaşaya, rüşvet, yolsuzluk, merkezi devlete olan güvenin sarsmasına rağmen SSCB hayallerinin kuvvetli bir şekilde devam ettiğini bir daha ortaya koydu. Gürcistan’da Mihail Saakaşvili iktidarı tarihe gömüldü, Azerbaycan’da Kremlin sarayı ile yakın ilişkiler içerisinde olan Aliyev iktidarı ömrünü birkaç yıl daha uzattı, Yanukoviç AB’ye ve batı ülkelerinin tamamına tarihi çalım attı, Ermenistan ve Kırgızistan Gümrük Birliğine üyelik konusunda önemli anlaşmalar imzaladı.

Vladimir Putin ülkesinin içinde bulunduğu sosyo-psikolojik bunalıma, ağır siyasi travmaya, kamuoyunun kahir çoğunluğunun batı özleminin bulunmasına, Kuzey Kafkasya’nın yanı sıra Tataristan, Başkortostan gibi merkezlerde milli sorunların gündeme taşınmasına rağmen uluslararası arenada daha fazla söz sahibi oldu. Bölge analistleri içerisinde Arap halk ayaklanmalarının durdurulmasının, Suriye yönetiminin hala görevde kalmasının nedenleri sıralamasında da Putin’in hizmetlerini gösteriyor. Suriye ve Orta Doğu konusunda yapılan tespitler tartışmağa çok açık analizler. Kanaatimizce Suriye iktidarının göreve devam etmesinin ana sorumlusu Tahran yönetimi ve Lübnan Hizbullah örgütünün tutumu. Hatırlanacağı üzere batı ülkelerinin sınırsız desteğine ve otuz yılı aşkın bir sure İran’ın ambargo altında tutulmasına rağmen İsrail Lübnan Hizbullah’ını savaş meydanında mağlup edememişti. Bunun yanı sıra Lübnan içerisinde de Hizbullah aleyhindeki sayısızı girişimler de örgüt ve İran tarafından başarılı bir şekilde engellenmişti. Iran sadece Suriye’de gücünü korumakla kalmadı bunun yanı sıra Irak, Afganistan ve neredeyse Orta Doğu’nun tamamında etkili olmağı da başardı. Bölgede yaşanan gelişmelerin bu eğilimde devam etmesi durumunda ise kuvvetle muhtemelen önümüzdeki on yıl içerisinde İran İslam tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar etki alanına sahip olabilir. İran’ın bölgede güçlenmesinin arkasında Kremlin sarayının desteğini arayanlar da bulunuyor. Ancak kesinlikle bu destek kilit rol oynamıyor. Şayet Kremlin sarayı bu kadar güçlü olabilse Saddam’dan Kaddafi’ye kadar birçok eski Orta Doğu liderleri hala görevinin başında olurdu.

Yılın en önemli olayı Kiyev meydanlarında yaşandı

Ukrayna halkı eski SSCB ülkeleri içerisinde yılın en önemli olaylarına imza atmağı bir daha başarmış oldu. Hatırlanacağı üzere daha önce Turuncu devrim sonucunda batı yanlısı ve Rusya karşıtı siyasi lider Viktor Yuşenko göreve getirilmişti. Son yaşanan olayların henüz amacına ulaşmamasının nedenleri arasında Yuşenko kadar güçlü bir liderin ortaya çıkmayışı gösteriliyor. Meydanlara akın eden yüzbinlerce vatandaşın tepkisine neden olayın sadece AB ile ilişkiler olduğunu düşünmek yanlış olurdu. Bu SSCB sonrasında yaşanan sosyal patlama örneği idi. Halk devlet memurlarının suiistimalleri, yolsuzluk, rüşvet, otorite karmaşası, oligarkların aşırı bir şekilde zenginleşmesi ve ülke genelinde sefaletin büyük bir hızla artmasına tepki gösteriyordu. Bu gibi halk ayaklanmalarının hiç kuşkusuz ilk nedeni sosyal sorunlar olmakta. Baltık ülkeleri dışında hiçbir eski SSCB ülkesi ekonomik istikrarı yakalayamadı ve istikrarsızlık vatandaşlar tarafından sürekli tepki ile karşılandı. Kağıt üzerinde Rusya’dan Azerbaycan’a, Kazakistan’dan Türkmenistan’a kadar birçok ülkede ekonomik başarıların gerçekleştiği hatta çağın ötesine dahi çıkıldığı söylenebilir. Ancak bunların hiçbirisi bölge vatandaşların gerçek refah durumunu yansıtmıyor. Özellikle de enerji kaynaklarından elde olunan yüz milyarlarca dolara rağmen eski SSCB vatandaşlarının kahir çoğunluğu sefalet içerisinde yaşamağa devam ediyor.

Gürcistan’da, Ukrayna’da, Kırgızistan ve diğer eski SSCB ülkelerinde halk kurtuluş yolu arıyor. Devlet ile halkı arasında bağın olmadığı bu ülkelerde aşırı bir şekilde zenginleşen iktidarlar ve onların yakın çevreleri ise yaşanan sefaleti görmezden geliyor.

Bu arada Ukrayna devlet başkanı Yanukoviç kendi siyasi kariyeri açısından başarılı bir hamlede bulunmuş oldu. 21 Kasım 2013 tarihinde imzalanmayan AB anlaşması sonrasında Kiyev meydanlarında sadece birkaç bin kişi bulunuyordu. Meydana toplanan insanlara karşı yapılan sert müdahalelerin sosyal paylaşım sitelerinde yayılmasından sonra ise üç gün gibi kısa bir sure zarfında Kiyev kenti yüzbinlerin gösterisine tanıklık etti. Sanki Yanukoviç kasıtlı olarak halkın tepkisinin büyüklüğünü göstermeğe çalışıyordu. Hatırlanacağı üzere AB ile görüşmeler öncesinde başkent Moskova’ya gizli bir ziyaret gerçekleştirmiş ve Putin ile bir görüşme yapmıştı. Ancak görüşmenin ayrıntıları konusunda hiçbir bilgi verilmemişti. Hatta basına sızdırılmamış olsa görüşme konusunda bilgi alınamayacaktı. Muhtemelen son görüşmede Yanukoviç Putin pazarlıkları hala devam etmesine rağmen nihai sonuç elde edilemedi. Ukrayna ekonomisinin en temel sorunu enerji sorunu. Bu konuda bağımlı olduğu ülke ise Rusya. Rusya ile yapılan doğalgaz anlaşmaları ülkenin iç politikasını o kadar derinden etkiliyor ki iktidarlar dahi değişebiliyor. Nitekim eski başbakanlardan Yuliya Timoşenko da bu anlaşmalar sırasında yapmış olduğu hatalar nedeniyle hala hapiste tutuluyor.

Yanukoviç ülke içi olayların büyümesine müsaade ederek hatta katkıda bulunarak hem AB hem de Rusya’dan gerekli desteği almış oldu. 17 Aralık 2013 tarihinde Viktor Yanukoviç ile Vladimir Putin anlaşma imzaladı. Anlaşmağa göre Ukrayna ekonomisine kredi desteği sağlanmış olduğu doğalgaz fiyatında indirime gidildi. Ülke ekonomisine en az 15 milyar dolar destek sağlanmış olacak. Insanların meydanlarındaki gösterisi ise devam etti. Bu sefer onların sokakta ikametlerine müsaade edildi. Batı ülkeleri şu anda olaylara müdahil olamıyor. Muhalifler ise 2015 başkanlık seçimlerini beklemek zorunda.

2014 Ukrayna açısından kader yılı olabilir

Bölge analistlerinin önemli bir kısmı 2014 yılını şimdiden Ukrayna açısından “kader yılı” ilan etmiş durumda. Ülkede erken seçimin yapılabileceğine dair söylentiler artmağa başladı. Ancak erken seçimler olmasa da batı yanlıları ile Rusya yanlıları arasında yeni siyasi çatışmaların yaşanabileceği tahmin ediliyor. Şimdiden seçim anketleri yapılmağa başladı. “SOÇİS” Merkezi 7-17 Aralık tarihleri arasında yapmış olduğu anket sonuçlarını açıkladı. Şu anda seçimlerin yapılması durumunda ilk turu mevcut devlet başkanı Yanukoviç önde götürebilir. Ancak onun yüzde 20’lik oy oranının ikinci tur için yeterli olmayacağı gözüküyor. Muhaliflerin Kliçko, Yaçenyuk, Timoşenko hatta Pyotr Poroşenko’yu dahi desteklemesi durumunda seçimi açık ara farkla kazanabileceği belirtiliyor. Uzmanlar bu durumu sadece AB ile yakınlaşma sürecinin baltalanması ile izah etmiyor. Daha ziyade ülke iç politikasında bölgesel ayrışmaların yaşandığı, merkez ve batı bölgelerinin yönetimden uzak tutulmağa çalışılması sonucunda bu durumun ortaya çıktığı vurgulanıyor.

Yanukoviç’in seçimi kaybetmesi durumunda ise Timoşenko’nun serbest kalmasına ve onun yerine mevcut başkanın gözaltına alınmasına ise kesin gözüyle bakılıyor. Ancak doğalgaz fiyatlarına Rusya tarafından yapılan indirimlerin iç piyasaya yansıması ve Ukrayna ticari mallarının tekrar Rusya pazarına sunulması durumunda – fiyatlar üç misli azalabilir- ekonomik iyileşmenin kamuoyunu önemli ölçüde etkileyebileceği de unutulmamalı. Sadece son 6 ay içerisinde Rusya pazarının kapatılması sonucunda ülke ekonomisi 4 milyar dolardan fazla zarar etti. Zararın yıllık maliyetinin ise 10 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. 2014 yılının başından sonra ise durum değişecek ve Ukrayna Gümrük Birliğine üye olmadan da önceliklerden faydalanabilecek.

Kırım yarımadası Kiyev yönetiminin en zayıf noktası

Kremlin sarayının Kiyev yönetimine en önemli baskı unsurlarından birisi de hiç kuşkusuz Kırım yarımadasında konuşlandırılan Kara Deniz askeri filosu. Yanukoviç’in 17 Aralık tarihinde Moskova’da gerçekleştirdiği ziyaret öncesinde Putin ile anlaşma sağlamaması durumunda Kırım’da olayların patlak vereceğine dair yorumlar yapılmağa başladı. Hem de bu yorumlar sadece siyasi analistler tarafından değil Ukrayna siyasileri tarafından da desteklendi. Ukrayna Yüksek Rada’sı ulusal güvenlik ve savunma biriminin üyesi “Özgürlük” partisi millet vekili Yuri Sirotyuk Yanukoviç iktidarının iç kargaşayı durduramaması durumunda ve Putin ile anlaşmaması durumunda Kırım’da Kara Deniz filosunun askeri müdahalede bulunacağına dair iddialı bir açıklamada bulunmuştu. Milletvekili bunun sadece kendi düşüncesi olmadığını ve üyesi olduğu ulusal güvenlik ve savunma birimine ulaşan istihbarat raporlarına dayandığının altını çizmişti.

Nitekim birkaç gün öncesinde Rusya’nın Simferopol konsolosu Vyaçeslav Svetliçnıy “Russkiy Blok” partisinin başkanı Gennadi Basov, “Russkoye yedinstva” (Rus birliği) partisinin başkanı Sergey Aksyonov ve “Bölgeler Partisinin” millet vekilleri ile bir araya gelmişti. Görüşme sırasında Kırım’da özgürlük referandumunun yapılması konusu da gündeme taşınmıştı. Hatırlanacağı üzere Yanukoviç iktidarı Kiyev olaylarına müdahil olması maksadıyla Kırım’da bulunan askeri birliklerin başkente getirilmesine dair hazırlık içerisinde idi. Ukrayna’lı askerlerin Kırım’ı terk etmesinden sonra ise yarımadada sadece Kara Deniz askeri filosu bulunacaktı. Olayların devam ettiği sırada askeri filo yetkililerine dayanan haberlerde onların tatbikat hazırlığı içerisinde oldukları ve askeri tatbikatın maksadının yönetim binalarının ele geçirilmesi olduğu vurgulanmıştı.

Bunun yanı sıra Putin yönetimi Kara Deniz filosunun bölgede konuşlandırma şartının değiştirilmesini de talep ediyordu. Şartların değişmesi durumunda Ruslar Kırım’a nükleer silahlar taşıyabilir ve Kara Deniz’de güç dengesi Kremlin sarayı lehinde değişmiş olurdu. Hatırlanacağı üzere 1997 yılından sonra gelen bu gibi taleplere Ukrayna sürekli karşı çıkıyordu.

Çin’in Kırım yatırımı tartışmalara neden olmuştu

Hatırlanacağı üzere Ukrayna başkanı Vilktor Yanukoviç’in Çin ziyaretinden sonra Pekin yönetiminin Kırım yarımadasına milyarlarca dolar değerinde yatırım yapacağına dair nihai karar aldığı açıklandı. Çin Ukrayna anlaşması Kremlin sarayı tarafından da yakından takip ediliyordu. Çin’in Yevpatoriya’da liman inşa edecek olması ve Sevastopol limanını genişletme projesi Kara Deniz filosunun geleceğine dair sorunu da gündeme taşımış oldu. Rus askeri filosunun bölgedeki varlığı konusunda Pekin yönetiminin de söz hakkına sahip olabileceği iddia edildi. Bununla da hem Ukrayna ekonomisi 12 milyar dolar değerinde kredi elde etmiş olacak hem de bölgeye üçüncü bir güç daha taşınmış olacaktı. Rus basının Çin’in Shanghai Securities News gazetesine dayandırdığı haberlere göre Kara Deniz filosunun yakınlığında liman inşa edilecek ve inşaat çalışmalarına 10 milyar dolar değerinde yatırım yapılacak. İnşaat çalışmaları ise Çin’li iş adamı Van Çzin’in başkanı olduğu Beijing Interoceanic Canal Investment Management Co., Ltd şirketi yürütecekti.

Pekin yönetiminin bölge planı “Yeni İpek yolu” projesi kapsamında gerçekleşiyor. Projenin tamamlanması ile beraber Çin ile Avrupa ve Orta Asya ülkeleri arasındaki ticaret hacmi de birkaç misli artmış olacak. Çin’in bölge yatırımına dair haberler Kremlin sarayına yakın çevreler tarafından endişe ile karşılanmadı. Orta Asya ülkelerinde olduğu gibi Ukrayna’da da Çin’in Rusya’ya rakip olamayacağına dair düşünce hala hakim konumda. BDT ülkeleri Enstitüsünün başkanı Konstantin Zatulin Rusya’nın da benzer bölgesel yatırımlar konusunda planlar yapmasını savunmuştu.

Gümrük Birliğinin sınırları genişliyor

Rusya, Belorus ve Kazakistan’ın Gümrük Birliğine üye olması Kırgızistan ve Ermenistan’ın üyelik baş vurusunda bulunması, Ukrayna’nın tercihinin Kremlin sarayından yana kullanması SSCB hayallerini tekrar gündeme taşımış oldu. Gallup Enstitüsü yetkilileri eski SSCB vatandaşları içerisinde anket çalışması yaptığını ve onların çoğunluğunun Sovyet blokunun yıkılmasının olumsuz sonuçlar doğurduğunu düşündüğünü öne sürdü. Bu arada Avrasya Birliğinin geleceğine dair önemli kararlar alındı. YevrAzES üyesi ülkelerin başkanları 24 Aralık 2013 tarihinde Moskova’da bir araya gelerek Avrasya Birliğinin uluslararası hukuk statüsünün belirlenmesi konusunda önemli bir adım attı. Alınan kararlara göre ulus devletlerin üzerinde bir konuma sahip olacak Mahkeme kurulacak ve karşılıklı sorunlar bu Mahkemede çözülecek. Putin’in açıklamasına göre 1 Ocak 2015 tarihinde Avrasya Birliği resmen faaliyete başlamış olacak. Moskova zirvesine Ermenistan başkanı Serj Sarkisyan, Kırgızistan başkanı Almazbek Atambayev ve Ukrayna başbakanı Nikolay Azarov da katıldı. Ermenistan’ın Birliği üyeliği konusunda “yol haritası” belirlenmiş oldu.

Ünlü Rus astroloji uzmanı Pavel Sviridov 2025 yılına kadar SSCB’nin tekrar kurulabileceğini iddia ederek Kremlin sarayının projelerinin gerçekçi olduğuna dair ön görüleri desteklemiş oldu. Hala yeni SSCB’nin bir hayal olduğu düşünülüyor. Ancak SSCB’yi yıkma kararı alan gücün etkin konuma sahip olduğu unutuluyor. SSCB’yi yıkma kararı alanlar birliğin imhasından ziyade yeniden yapılanmasını tasavvur etmiş ve orta vadede yeni bir oluşumun kurulabileceğinin sinyallerini vermişti. Nitekim hemen sonrasında kurulan BDT, müteakip olarak Kolektif Güvenlik ve İş Birliği Örgütünün oluşturulması, Avrasya Birliği projesinin başarılı bir şekilde uygulamağa konulması yeni SSCB’nin sınırlarının çok daha geniş olabileceğinin işaretlerini taşıyor. Kremlin sarayı Aleksandr Dugin gibi Rus düşünürlerin dilinden Avrasya Birliği projesini gündeme taşıyarak önümüzdeki on yıllardaki hedefinin Avrupa ve Asya ülkeleri olduğunu açık bir şekilde belirtmiş oluyordu.

Rusya’nın iç sorunları, eski SSCB ülkelerinin Avrupa ülkeleri ve Çin ile yakın iş birliği içerisinde olması ilk bakışta bunun sadece bir hayal olabileceğine dair düşünceyi akla getirebilir. Ancak Birinci Cihan Harbinden sonra bolşevik ihtilalinin yapıldığı iç savaş enkazının ortadan kaldırılmasının beklenmesine gerek kalmadan Rusya’nın daha da büyüdüğü unutulmamalı. Petra ile beraber girdiği büyük savaşların neredeyse tamamına yakınını kazanan Rusya sürekli olarak gücünü güç kattığı da önemli bir tarihi hatırlatma olmalı.

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2014, 11:39
banner53
YORUM EKLE

banner39