banner39

Abdulfettah el Sisi

64 yaşındaki Abdülfettah el Sisi’nin Tam adı Abdülfettah Sait Hüseyin Halil El Sisi’dir. 19 Kasım 1954 tarihinde Mısır’ın Münüfiye ilinde doğmuştur. Geniş bir ailenin üçüncü çocuğu olan Sisi’nin, sekizi erkek, beşi kız olmak üzere 13 kardeşi var.

Dübam 20.01.2020, 13:34 22.01.2020, 12:15
Abdulfettah el Sisi

Prof. Dr. Mehmet Şahin / Dr. Öğretim Üyesi Ziya Abbas

Mısır 20 Yüzyılın 2. Yarısından itibaren ordunun kontrolünde yönetilen bir ülkedir. Yaklaşık 60 yıl boyunca asker kökenli yöneticiler tarafından ve güçlü bir “ordu” unsuruyla yönetilmiştir. Bu zaman zarfında Mısır halkı siyasal haklarının tanınmamasının yanında ciddi ekonomik sıkıntılarla da karşı karşıya kalmıştır. 2010 yılı sonunda bölgede ortaya çıkan özgürlük ve adalet rüzgârından etkilenerek Mısırlılar diktatörlüğe karşı ayaklanmıştır. Bunun sonucunda 2011’de Mısır’da köklü bir devrim gerçekleşmiştir. İktidara gelen Muhammed Mursi toplumun yüksek beklentileri ve küresel aktörlerin yoğun baskısı altında ülkeyi yönetmeye çalışmıştır.

25 Ocak 2011 devriminde halkın taleplerinden yana tavır alan Mısır ordusu Mübarek’in devrilmesinde önemli rol oynamıştır. Ancak unutmamak lazım ki geçen 60 senelik zaman zarfında devlet yönetiminde üst düzey idarecilerin tamamına yakınının asker kökenli olması, devlet elitleriyle ordunun iç içe bir yapıya sahip olmasına yol açmıştır. Bununla birlikte ordu, ülkedeki ekonomik gücün önemli bir kısmını da elinde bulunduruyordu. Öyle ki devrim sürecinde -sistemin ordunun kendi iştiraklerine evvelden beri izin vermesi sebebiyle- 20 civarında büyük fabrikanın işletmesi de ordunun elindeydi. Bu işletmeler yıllık 250-300 milyon dolar ihracat yapıyordu. Dolayısıyla 25 Ocak 2011 devrimi sonrası geçiş sürecinde Yüksek Askerî Konsey’in yönetimi sivillere devretmeyi geciktirmesi, halkta ciddi endişeye yol açmıştır. Bir anlamda ordu, yönetimi bırakmamakta ayak diriyordu. 1 Temmuz 2013’te yaşanan olaylar ordunun tek- rar yönetimi güçlü bir şekilde ele alması için kaçırılmayacak bir fırsat niteliğindeydi. Seçilmiş Cumhurbaşkanı olan Mursi’nin Genelkurmay başkanlığına getirdiği Sisi bu fırsatı kaçırmamış ve yönetime el koyarak orduyu yeniden Mısır tarihinde söz sahibi yapmıştır.

Bu çalışma 3 Temmuz 2013’te Mısır’da darbe yaparak yönetime el koyan ve daha sonra cumhurbaşkanı olan Abdülfettah El Sisi’yi konu almaktadır. Hakkında yazılan binlerce habere karşın akademik anlamda yeteri derecede güvenilir kaynak bulunmamaktadır. Zaman Zaman bölge meseleleri hakkında açıklamada bulunsa da basında ender görülen ve az konuşan biridir. Bu durum onun gizemini daha da arttırıyor. Çalışma sırasında Mısır kaynaklı basın ve araştırma merkezleri başta olmak üzere geniş yelpazeli bir bilgi kaynağı taranarak araştırma yapıldı. Bununla birlikte Türkiye’de çıkan haberler ve akademik çalışmalardan da yararlanılmıştır.

Kişisel Bilgiler

64 yaşındaki Abdülfettah el Sisi’nin Tam adı Abdülfettah Sait Hüseyin Halil El Sisi’dir. 19 Kasım 1954 tarihinde Mısır’ın Münüfiye ilinde doğmuştur. Geniş bir ailenin üçüncü çocuğu olan Sisi’nin, sekizi erkek, beşi kız olmak üzere 13 kardeşi var. Annesi Suat 90 yaşını aşmış halen hayattadır. Bununla birlikte ikisi kız dördü erkek olmak üzere altı tane üvey kardeşi var ve hepsiyle arasının iyi olduğu bilinmektedir. Üvey annesi, Sisi ailesinin Han Elhalili mahallesindeki komşularından biridir. Sisi’nin babası 2003’te, üvey annesiyse 2006’da vefat etmiştir. Ağabeyi Ahmet 63 yaşındadır. Ezher Üniversitesi şeriat ve hukuk fakültesi mezunudur. Yargıtay ceza dairelerinden birinin başkanı olarak danışman yargıç sıfatı taşmaktadır. Sisi’ye en yakın kişidir. Bu yakınlığı hasebiyle her zaman Sisi’nin komşusu olmuştur.

Bazı kaynaklar Sisi’nin yoksul bir aileden geliyor olduğunu söylüyor. Bazı kaynaklar ise ailenin kumaş üretimi ve ticareti yapan, gelenek göreneklerine sıkıca bağlı tanınmış bir Arap ailesi olduğunu savunmaktadır. Gelir durumunun orta sınıfın üstünde olduğu bilgileri aktarılıyor. Sisi ailesinin Cemaliye semtinde uzun yılları yaşaması Abdülfettah Sisi’nin kişiliğini derinden etkilemiştir. Söz konusu semtte Hz. Hüseyin Türbesi ve Ezher Üniversitesi gibi dini merkezlerin yanı sıra ailenin geleneklerine bağlılığı Sisi’nin küçük yaşlardan itibaren Kuranı Kerim ve hafızlık eğitimine yöneltmiş ve arkadaşları arasında “Şeyh” lakabıyla tanınmıştır.
Mısırlıların çoğu gibi El Sisi de dinine bağlı ve Kuran-ı Kerim’den alıntılar yapmayı seven biridir. Sisi’nin dindar bir Müslüman ve Eşinin tesettürlü olması da Mursi tarafından genel Kurmay Başkanlığına getirilmesine etkili olduğu bilinmektedir. Sisi, evli ve üçü erkek dördü kız olmak üzere yedi çocuk babasıdır.

Eleştirilere karşı ise kimi zaman aşırı hassas tepki göstermesi onun tipik bir asker olduğunun göstergesidir. Örneğin parlamentodaki bir milletvekili yakıt fiyatlarına zam planlarının ertelenmesini talep ettiğinde El Sisi, “Sen kimsin? Bu konuyu iyice inceledin mi? Bu nasıl şey? Siz üzerinde konuştuğunuz konuyu hiç araştırdınız mı?  Bana, ‘bunu ertele!’ dediğinde, devletin yeniden ayağa kalkmasını mı istiyorsun? Çok rica ederim” diye karşılık vermişti.

Sisi özel hayatına ilişkin bilgileri özenle medyadan uzak tutuyor ve imajını sürekli korumaya çalışıyor. Az konuşup, iş yapmayı yeğlediğini söylüyor. Bu bağlamda Sisi, “Ben politikacı değilim. Yani sadece konuşan bir politikacı değilim, bu hiç bir zaman tarzım olmamıştır. Ülkeyi yeni baştan kuruyoruz, ama bunu lâfla yapmıyoruz! Ülkenin yeniden dirilişi nasıl mümkün oldu,  onu  Allah  biliyor”  diye kendisini tanımlıyor.

Genelkurmay Başkanlığına Giden Yol

Kahire’de aldığı ilk eğitimlerden sonra Mısır Harp Okulu’na girmiş ve 1977 yılında mezun olduktan sonra uzmanlık alanı tanksavar sistemleri ve havan topu sistemleri olmak üzere mekanize piyade taburunda subay olarak göreve başlamıştır.

Sisi 10 yıl kadar benzer görevlerde devam ettikten sonra 1987 yılında Genel komuta ve Kurmay Subay Kursuna ve Mısır Komuta ve Kurmay Subay Akademisi’ne katılmıştır. 1992 yılında İngiltere’de Genel komuta ve Kurmay Subay Kursu’na, Komuta ve Kurmay Subay Akademisi’ne, 2003 yılında Muharebe Kursu, Lisansüstü Harp Akademisi Bursu, Nasır’ın Askeri Bilimler Akademisi’ne, 2006 yılında Amerika’da Muharebe Kursu’na, ABD Kara Harp Akademisi’ne katılmıştır. 2006 yılında Pennslyvania’nın ABD Ordu Savaş Üniversitesi’nde öğretmenlik derecesi almıştır. Sisi, Mısır ordusuna dikkate değer eğitim ve ekipman sağlayan ABD ordusuna yakınlığı ile tanınıyor. Dindar olduğundan dolayı Sisi, Müslüman Kardeşler’e fazla yakın olmakla suçlanmıştır. Ancak çoğu Mısırlı subay gibi Sisi de, ulusalcı Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır hayranıdır. Savaş deneyimi olmayan Sisi, Mübarek rejimi sırasında Suudi Arabistan’da askeri ateşe olarak hizmet etmiştir. Bu hizmetinin ardından Mısır’da kuzey askeri bölgesinin kurmay komutanı olarak görev yapmıştır.

Sisi, Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi’nin en genç üyesi olmuştur. 2008 yılında Mısır Kuzey Askeri Bölgesi-İskenderiye’nin kumandanı daha sonra da Askeri İstihbarat ve Keşif Şefi olmuştur. 2012 yılında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi tarafından Mısır Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı olarak Muhammed Hüseyin Tantavi yerine Sisi getirilmiştir. Ayrıca Sisi, Mısır Bakanlar Kurulunda “Savunma Bakanı” görevini de üstlendi. 27 Ocak 2014 tarihinde Mısır ordusunda mareşalliğe yükselmiştir. Aynı sene içinde seçimlerde Cumhurbaşkanlığına aday olabilmek için istifasını sunmuş ve seçim sonrası Cumhurbaşkanı olmuştur.

Darbe

30 Haziran 2013 Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanlığının birinci yıldönümüydü. İslami akımlar dışındaki siyasi partiler ve değişim hareketlerinin tamamı Ulusal Kurtuluş Cephesi çatısı altında toplanmıştır. Ulusal Kurtuluş Cephesi “ülkenin iyi yönetilemediği, uygulanan ekonomik politikaların başarısızlıkla sonuçlandığı, Mursi’nin giderek otoriterleştiği ve hukukun üstünlüğüne aldırmaksızın İslamcı politikalar uyguladığı” gibi gerekçelerle erken cumhurbaşkanlığı seçimi talep etmiştir. Mursi taraftarları yasal sürenin yarısına dahi gelinmediği vurgulamışlardır. Seçimle iş başına gelmiş olan bir yöneticinin ancak seçim sandığından çıkacak olan oylara göre ve demokratik yöntemlerle görevini bırakması gerektiğini belirterek Mursi’ye olan desteklerini sürdürmüşlerdir. Gösteriler ilk başta barışçıl olarak başlamıştır. Kısa sürede iki taraf arasında gerginlik artmış ve yer yer çatışmalar meydana gelmiştir. Farklı çatışmalarda beş Mursi karşıtının öldürülmesi ile gerginlik şiddete dönüştü. Eş zamanlı olarak birçok Mısırlı da Kahire’nin Nasr semtinde Mursi’ye destek için toplanmıştır. 1 Temmuz sabahı Mursi karşıtı protestocular, Müslüman Kardeşler’in Kahire’deki genel merkezini basıp yağmaladılar. Örgütün Mukattam’daki genel merkezi civarında çıkan çatışmalarda 8 kişinin öldüğünü Sağlık ve Nüfus Bakanlığı tarafından duyurulmuştur. Başkent Kahire başta olmak üzere Mısır’ın birçok yerinde iktidar ve muhalefet yanlıları arasındaki çatışmalar saatler boyunca sürmüştür. Ancak tanıklar, güvenlik güçleri ya olaylara müdahale etmediğini, yetersiz güçle müdahale ettiğini, ya da çatışan gruplar arasın- da güvenlik koridoru oluşturmadığını dile getirmişlerdir. Örneğin Müslüman Kardeşler’in genel merkezini kuşatan ve binaya molotof kokteyli atarak yakan gruplara ve buna karşılık bina içinden karşılık veren gruplara polis Müdahale etmemiştir. Çatışma kendiliğinden sona erinceye kader güvenlik güçleri olayları seyir etmekle yetinmiştir. Tahrir’de göstericilere yönelik saldırılar sırasında da polis müdahale etmemiştir. Bu durum, bir kaos ortamı yaratılarak ordunun müdahale etmesi için zemin hazırlama yönünde gizli planların olduğunu akla getirmektedir.

Nitekim ordu, devam eden söz konusu protestoları gerekçe göstererek 1 Temmuz 2013’te bir bildiri yayımlamıştır. Ordu bu bildiride, hükümet ve eylemcilere 48 saatlik uzlaşma süresi vermiştir. Ordunun yayımlamış olduğu bildirinin ardından Mursi karşıtı on binlerce kişi başkent Kahire başta olmak üzere ülke genelinde sokaklara çıkmıştır. Mursi karşıtları Tahrir Meydanı ve İttihadiyye Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde kutlamalar yapmıştır. Mursi 2 Temmuz günü yaptığı konuşmasında meşruiyetini demokratik seçimlerle cumhurbaşkanı seçilmesinden aldığını ve askeriyenin önerilerini reddettiğini, ayrıca ordunun olaylarda taraf olduğunu belirtmiştir.

3 Temmuz 2013’te, Mursi’ye tanınan süreden biraz daha geç, ordu bir darbe yaparak Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’yi ve hükumetini devirmiştir. Ordu, Mursi’nin yerine anayasa mahkemesi başkanı Adli Mansur’u geçici cumhurbaşkanı olarak atadığını açıklamıştır. Açıklamada Mursi’nin cumhurbaşkanlığının sona erdiği, anayasanın askıya alındığı ve yeni cumhurbaşkanı seçimlerinin en kısa zamanda gerçekleştirileceği duyurulmuştur. Adli Mansur geçici cumhurbaşkanı olarak geçici teknokrat bir hükümet kurmakla görevlendirilmiştir. Mursi ev hapsine, Müslüman Kardeşler yöneticilerinden bazıları da gözaltına alınmıştır. Müdahale açıklamasının ardından ülke genelinde gösteriler düzenlenmiş ve müdahaleye destek verenler ile karşı olanlar arasında çatışmalar yaşanmıştır. Ayrıca el-Ezher Baş İmamı Ahmed el-Tayyip, Kıpti Patriği II. Tavadros ve muhalefet lideri Muhammed el-Baradey de müdahale bildirisinin ardından ordunun tavrını destekleyen açıklamalarda bulunmuşlardır. Halkın bir kesimi de ordunun müdahalesini “darbe” olarak değil, demokrasiye yöneliş olarak görüp gösterilerle askere destek vermiştir.

Darbenin hemen ardından şiddeti teşvik etmek ve toplumun huzurunu bozmak suçlarından yargılanan birçok Müslüman Kardeşler üyesi de tutuklanmıştır. Ordunun başındaki genelkurmay başkanı General Abdülfettah El Sisi, televizyonda cumhurbaşkanının “Mısır halkının taleplerini karşılamayı beceremediğini” dile getirmiş ve anayasanın askıya alınacağını bildirmiştir.
 
Darbe sonrası atanan Cumhurbaşkanı Adli Mansur, 9 Temmuz 2013 tarihinde yeni bir Anayasa Beyannamesi yayımlamıştır. Hürriyet ve Adalet ile Cemaat-i İslami tarafından kurulan Bina ve Kalkınma Partileri beyannameyi tamamen reddederken, Selefilerin siyasi kanadı Nur Partisi beyannameye desteklediğini açıklamıştır. Muhammed el-Baradey ve Amr Musa ise beyannameye olumlu yaklaşmakla birlikte seçimler konusundaki maddelere itiraz etmişlerdir.

Nur Partisi, 30 Haziran 2013’e kadar olan süreçte sık sık Hürriyet ve Adalet Partisi ile gerginlik ve çatışma yaşamasına rağmen Mursi’nin görevi bırakmasına yönelik bir söylem oluşturmamıştır. Ancak 3 Temmuz darbesi sonrası Sisi’nin yanında yer almış ve darbe yönetimini desteklemiştir.

Mısır ekonomisinde ordu önemli bir aktördür. Mübarek döneminde birçok alanda üretim yapan ordu, ürettiklerini halka satıyordu. Ordunun ürettiği malın kalitesi piyasadaki mevcut malların kalitesinden daha yüksektir. Ordunun yaptığı üretim  ve elde ettiği kâra dair bilgiler ise açıklanmıyor, gizli tutuluyordu. Devrimden sonra bu rakamların araştırılması ihtimali sebebiyle ordu illegal bir yapıdan legal bir yapıya geçme çabasına girmiştir. Mursi’nin iktidara gelmesinden sonra orduya ait ekonomik projeleri sonlandırması veya azaltmasından korkulmuştur. Fakat Mursi denetim sağlanması koşuluyla bu projelere herhangi bir engellemenin olmayacağını açıklamıştır. Askerlerin 1952’den beri yönetimde söz sahibi olması orduya kurumlar üstü bir statü sağlamıştır. Başka bir ifadeyle ordu devlet içinde bir devlet haline gelmiştir. Dolayısıyla sivil bir yönetim tarafından denetlenmeyi kabullenemeyen ordu Sisi’nin yanında yer alarak darbeyi desteklemiştir. Darbe sonrasında yönetici sınıf ekonomi başta olmak üzere birçok alanda orduya imtiyaz tanıyan kanunlar çıkarmıştır. Bu imtiyazlar ordunun darbeyi desteklemesinin bir mükâfatı niteliğindedir. Ordu artık arsaları bedava alabiliyor, ihalelerde orduya öncelik tanınıyor ve belli bir alandan ziyade buğday, ilaç, şeker gibi temel alanlarda üretim yapabiliyor duruma gelmiştir. Son dönemde de okullar yaptırmaya, eczaneler açmaya başlamıştır.

Uluslararası Toplumun Tepkisi

Mısır’da 3 Temmuz 2013’te Abdülfettah El Sis’nin önderliğinde gerçekleşen darbeye karşı bölgesel ve küresel ölçekte farklı tavırlar alınmıştır. ABD, Mısır’daki askeri müdahaleyi “darbe” olarak adlandırmamıştır. Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin darbe karşısında aldıkları ikircikli tutum da tartışma konusu olmuştur. ABD 3 Temmuz’u “darbe” olarak tanımlamaktan kaçındı. Bunun en önemli sebebi ABD’nin  Mısır’a  1979  yılında  beri  yaptığı  askeri  ve  ekonomik  yardımların  kesilmemesi idi. 1961 tarihli ABD Dış Yardım Yasası (Foreign Assistance Act), seçilmiş bir hükümeti askeri güç yoluyla iktidardan düşürerek darbe yapan bir yönetime yardım sunmayı yasaklıyor. Ulusal güvenlik çıkarları gereği Mısır’a askeri ve ekonomik yardımını sürdürmek isteyen ABD yönetimi ABD kanunlarının kendilerine, Mısır’a olanları “darbe” olarak tanıma yükümlülüğü getirmediğine kanaat getirerek yardımların devam edileceğini açıklamıştır. Bununla birlikte, darbe karşıtı gösterilere aşırı güç kullanarak müdahalede bulunulması zaman zaman ABD yönetiminin darbe yönetimine üstü örtülü uyarılar yapmasına neden olmuştur. Nisan 2014’te ise 683 kişinin idama mahkum edilmesi yardımın ABD Kongresi’nde tartışılmasına yol açmıştır. İdam kararlarını veren mahkemeyi ve yargılamayı eleştiren Dış Operasyonlar Alt Komitesi Dönem Başkanı Patrick Leahy, Mısır Hükümeti hukukun üstünlüğünü esas alana kadar yardım paketini imzalamayacağını açıklamıştır.

Sisi’nin ülkeye kısa vadede güvenlik ve istikrar getirmeyi başarabileceği sıklıkla dile getirilse de, Sisi’nin ülkeyi Mübarek zamanında olduğu gibi yönetmesinin mümkün olmadığı, İslamcılar, laikler, Hristiyanlar, gençlik grupları gibi ülkedeki farklı siyasi ve sosyal grupları yönetime dâhil etmesinin elzem olduğu kabullenilen bir gerçektir. Ancak Sisi’nin darbe ile yönetimi ele geçirmesi ABD ve Batılı pek çok ülke tarafından kabullenilmiştir. Nitekim Beyaz Saray, 2014’te Mısır cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında yaptığı açıklamada, seçimi kazanan Sisi ile çalışmayı dört gözle beklediklerini, Obama’nın Sisi’yle görüşeceğini ve demokratik bir düzene geçiş için reformların bir an önce hayata geçirilmesinden yana olduklarını açıklamıştır. Obama’dan sonra ABD başkanı olan Trump da ABD’nin Sisi’ye olan desteğini devam ettirmiştir. Mısır’daki yeni durum için “darbe” tanımlamasını yapmaktan özellikle kaçınan ABD, kısa bir süre Mısır’a sağladığı parasal fonu kısıtlasa da daha sonra 1,3 milyar dolarlık fon akışını aynı şekilde devam ettirmiş ve 2015 ve 2016 yıllarında askerî yardımlarda artışa gitmiştir.

Bir başka küresel güç olan Rusya darbe yönetimini desteklemiş ve Şubat 2014’te Moskova’yı ziyaret eden Sisi ile Mısır’a silah satışına ilişkin olarak ön anlaşma imzalamıştır. Avrupa Birliği de ABD’ye benzer biçimde Mısır’daki askeri müdahaleyi “darbe” olarak nitelendirmekten kaçınmıştır. Almanya başta olmak üzere birçok Batılı ülke, Sisi’yi istikrarın garantörü olarak görmüş ve desteklemiştir. Bu da Mısır Devlet Başkanı’na hareket serbestisi sağlamıştır. Sisi destekçilerine göre Mısır dış politikada önemini kaybetmeye başlamıştı. Ancak Sisi’nin başa geçmesiyle yeniden bölgesel bir aktör olarak eski gücünü toparlamış ve kısa süre birçok ülkeyle iyi ilişkiler geliştirmeyi başarırken ABD ve Rusya gibi küresel güçler başta olmak üzere ülkesinin diğer devletlerle olan mevcut ilişkilerini daha da güçlendirecek şekilde sürdürmeyi başarmıştır.
Darbeye karşı en net tavır sergileyen bölge ülkeleri Türkiye ve Katar olmuştur. Bu ülkeler Mısır’da yaşananları açıkça “darbe” olarak nitelendirmiş ve sert tepki göster- miştir. Özellikle Türkiye, söz konusu tarihlerde Başbakan olan Recep Tayyib Erdoğan başta olmak üzere, darbe yönetiminin gerçekleştirdiği ihlallere yönelik sert eleştirilerde bulunmuştur. Bu eleştiriler Türkiye-Mısır ilişkilerinin gerginleşmesine neden olmuştur. Mısır bu sebeple 23 Kasım 2013’te Türkiye’nin Kahire Büyükelçisini “istenmeyen kişi” ilan etmiş ve Türkiye ile diplomatik ilişkilerin derecesini düşürmüştür.

Öte yandan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt Mısır’da yaşananları “darbe” olarak görmemiştir. Onlar Mısır’da yaşananları bir “devrim” olarak nitelendirmiştir. Bununla birlikte söz konusu körfez ülkeleri darbe yönetimine 14 milyar dolarlık yardımda bulunacaklarını açıklayarak ekonomik, siyasal ve sosyal destekte bulunmuşlardır. Adı geçen ülkelerin bu tutumu darbe yönetimini Mısır halkı nezdinde meşrulaşmasını sağlamaya yönelik bir çaba olarak yorumlanmıştır. Ortadoğu’da Arap Baharı ile başlayan isyanların kendi ülkelerine sıçramasından korkan bu ülkeler, bölgedeki otokratik rejimlerin korunması için büyük mücadele vermiştir. İslam ile demokrasinin birbiriyle çelişmediğini savunan ve barışçıl mücadele ile iktidara ulaşmak isteyen İhvan bu rejimler için “kötü bir örnek” olmuştur. Bu nedenle, “Seçimle göreve  gelmiş  Mursi iktidarının  devrilmesi,  siyasi  otori-  teye itaat etmeyi  benimseyen  ve  kendisini  İslam  şeriatının  tek  uygulayıcısı  olarak gören Suudi Krallığı için, demokratik yollarla seçilmiş  bir iktidar  anlayışı  tehdit oluşturmaktadır.’’ Başka bir ifadeyle söz konusu körfez ülkeleri için seçilmiş iktidarların diğer Müslümanlara örnek teşkil etmemesi hayati bir meseledir. Onlar için bu “kötü örneğin” daha henüz yolun başındayken ortadan kaldırılması lazım gelmiştir. Bu süreçte, Suudi Arabistan 7 Mart 2014’te, Müslüman Kardeşler grubu- nu “terör örgütü” olarak ilan etmiştir.

Mısır’da Siyasi Yönetimin Yeniden Domine Edilmesi

3 Temmuz darbesi sonrası yeni anayasanın yürürlüğe girmesinin ardından bir belirsizlik olmuştur. Ülke 2013 yılının sonuna kadar yasama organının ve seçilmiş bir devlet başkanının yokluğunda yönetilmiştir. Darbe sonrası hazırlanan yeni ana- yasa taslağı Geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur tarafından kabul edilmiş ve 14-15 Ocak 2014 tarihlerinde anayasa referandumu gerçekleşmiştir. Başta İhvan olmak üzere 3 Temmuz darbesine destek veren kesimlerin büyük çoğunluğunun boykot ettiği referanduma katılım oranı %38’de kalmıştır. Halkın %62’sinin sandığa gitmediği bu halkoylamasında anayasa oyların %98’nin kabulüyle onaylanmıştır. Başba- kanın haklarını genişletip karma bir yönetim oluşturan 2014 Anayasasının getirdi- ği en önemli değişikliklerden birisi Şura Meclisinin kaldırılarak bütün yetkilerinin Mısır Halk Meclisine verilmesi olmuştur. Böylece iki kanattan oluşan parlamento- nun varlığı tek kanatlı hale dönüştürülmüştür. Sivillerin askeri mahkemelerde yar- gılanabilmesine izin veren 2014 Anayasası’nda ayrıca Sedat döneminden beri Mısır anayasalarında yer alan “Kanun koyucu İslam Şeriatı prensipleridir” şeklindeki hüküm yine yer almıştır. Ancak dini nitelikli parti kurmak yasaklanmıştır
 
Seçimlerin yapılması için de ilk olarak Eylül 2013’te Yüksek Seçim Kurulu oluşturulmuştur. Ekim ayından itibaren de cumhurbaşkanı adayları belirlenmeye başlamıştır. Anayasada parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin bir takvimin belirtilmemesi tartışmasına darbe lideri Abdulfettah el-Sisi son vermiştir. Cumhurbaşkanlığı seçimleri önce yapılmasına karar vermiştir. Sisi Aralık ayında yaptığı açıklama ile 26-27 Mayıs tarihlerinde yapılan seçimlerde adaylığını koymuştur. 14 Nisan 2014’te İskenderiye Acil Durumlar Mahkemesi, Müslüman Kardeşler üyelerinin cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine katılmasını yasaklamıştır. Müslüman Kardeşler’in ve 3 Temmuz darbesine destek veren birçok muhalif grubun boykot ettiği seçimlerde Sisi’nin tek rakibi Hamdin Sabbahi olmuştur. Yüksek Seçim Kurulu düşük bir katılım oranı durumunda meşruluğu tartışmaya gireceği için oy verme işlemini bir gün daha uzatmıştır. Bunun yanı sıra 27 Mayıs günü devlet dai- releri ve bankalarda resmi tatil ilan edilmiş ve oy vermeyenlere 70 dolar para cezası uygulanacağı açıklanmıştır. Ancak tüm bu çabalara rağmen seçime katılım oranı yüzde 44,4’te kalmıştır.

Seçimde oyların yüzde 96,7’sini alan Sisi’nin Mısır Cumhurbaşkanı olarak seçildiği açıklanmıştır.20 Sisi yasama yetkilerini bir süre elinde tuttuktan sonra Halk Meclisinin tekrar açılması için seçim yapılmasına karar vermiştir. 18 Ekim 2015’te başlayan Halk Meclisi seçimleri sürecinde seçmenin yaklaşık yüzde 80’i sandığa gitmemiştir. Zira Sisi’nin iktidarına meşruiyet kazandıracak bir araç olduğu gerekçesiyle İhvan ve bazı muhalif siyasi partiler seçimleri boykot etmiştir. Nitekim 10 Ocak 2016’da açılan Halk Meclisinde yeni anayasaya göre milletvekillerinin yüzde 5’i Sisi tarafından bağımsız aday listesinden atanırken, 420 milletvekili bağımsız listeden, 120 milletvekili de siyasi parti listelerinden Meclise girebilmiştir. Böylece Meclisin büyük kısmının bağımsızlardan oluşması sağlanarak cumhurbaşkanı kar- şısında etkin bir güç olmasının önüne geçilmiştir. Mısır’da üç yıl aradan sonra açılan Meclis ise ikinci oturumunda yeni terörle mücadele yasasını onaylayarak olağa- nüstü hal rejiminin süreceğinin ve özgürlüklerin ikinci planda kalacağının işaretini vermiştir.

Sisi’nin Politikaları

Mısır’da darbe karşıtı protestoların sürmesi karşısında darbe hükümeti çareyi daha sert kanunlar çıkarmakta bulmuştur. Kasım 2013’te İçişleri Bakanlığı tarafın- dan yeni bir terörle mücadele yasası taslağı hazırlanmıştır. “Terörizm” tanımını genişleten yeni kanun tasarısı, şiddet içermeyen gösteri ve eylemleri dahi “terör faaliyetleri” kapsamına almıştır.
Geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur’un Kasım 2013’te onayladığı 107 nolu Yasa ise İçişleri Bakanının gösterileri dağıtmak için muğlak nedenlere dayanmasına ve kolluk birimlerinin göstericilere karşı ateşli silah kullanmasına izin vererek “toplantı ve gösteri özgürlüğü hakkının” kullanımını daha  da  güç  hale  getirmiştir. Yine Kasım 2013’te hükümet tarafından yayımlanan bir kararname ile güvenlik güçlerinin rektörlerden izin almadan üniversitelere istedikleri zaman girebilmelerine izin verilmiştir. Ocak 2013’te çıkarılan bir Yasa ile de öğrencilerin toplantı, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne ilişkin kısıtlamalar getirilmiştir.

Cunta döneminde sistematik ihlallere karşı hak savunuculuğu yapan sivil toplum örgütleri de darbe yönetiminin hedefi haline gelmeye başlamıştır.22 Çalışmalarından dolayı vatan hainliği ile suçlanan STK’ları devlet güdümüne almaya yönelik girişimlerde bulunmuştur. Hükümet “STK’ların mali yapısını izlemek” gibi gerekçelerle yaptığı yasal düzenlemeler ile bu amacını gerçekleştirmek istemiştir. Darbe sonrası Mısır’da çalışmalarını sürdüren İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Cenevre merkezli Kerame İnsan Hakları Örgütü’nün Kahire ofisleri tehdit ve baskı sonucu kapatılmıştır.

Mısırlıları en derinden sarsan konu başta gösteriler sırasında olmak üzere siyasi muhaliflere yönelik “yaşam hakkı” ihlalleri olmuştur. 25 Ocak 2011 devrimi sırasında öldürülenlerin failleri daha yargı önüne çıkarılmadan Mısır yeni katliamlara sahne olmuştur. Mısır’da 2011 yılından beri birçok gösteride binlerce insan yaşamını yitirmiş veya yaralanmıştır. Darbe karşıtı gösterilerin gerçekleştirildiği 14 Ağus- tos 2013, binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği katliamlar zirve noktasına ulaşmıştır. Siyasi mahkûmlar cezaevlerinde kötü muameleye maruz kalmıştır.

Darbe sürecinde kadınlar en fazla saldırıya uğrayan kesimlerden biri olmuştur. Sadece 28 Haziran-3 Temmuz arasındaki 4 günlük süreçte en az 91 kadın çetelerin taciz ve tecavüzüne maruz kalmıştır.
Mısır’da Sisi rejiminin baskıcı uygulamaları nedeniyle 2015 boyunca şiddet olayları yaşanmış, bu dönemde özellikle marjinal grupların güvenlik güçlerine yönelik saldırıları yoğunlaşmıştır. Sina yarımadası başta olmak üzere ülkenin birçok yerinde giderek aktif hale gelen silahlı grupların Sisi yönetimince sert bir biçimde bastırılmaya çalışılması bu durumu daha da alevlendirmiştir. Bu grupların rejime yönelik şiddet içeren eylemlerini gerekçe gösteren Sisi rejimi, şiddeti her fırsatta reddeden sivil muhalefete baskısını arttırmıştır. Bu durum ülkede bir taraftan barışçıl muha- lefete yönelik insan hakları ihlallerinin artmasına neden olmuştur. Diğer taraftan da yönetimin silahlı gruplarla nitelikli bir mücadele yürütmesine engel olmuştur.
Sisi, 2015 yılında da Mısır’ın tarihinde bir Kıpti Ortodoks cemaatinin Noel ayi- ninde hazır bulunan ilk devlet başkanı olmuştur.25 Ancak Nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların, yaklaşık yüzde 5’ini de Hristiyan Kıptilerin oluşturduğu Mısır’da özellikle Sünniler ve Kıptiler arasındaki gerginlik darbe sonrası artmıştır. 2013 son- rası Mısır genelinde Kıptilere yönelik saldırıları engellemede güvenlik güçleri başa- rısız olmuştur.

Mısır’da gayrimüslimlere yönelik saldırıların yanı sıra mezhepler arasındaki gerginlik de artmıştır. Mısır’da azınlıkta bulunan Şiiler zaman zaman Sünni ve Selefi grupların da saldırısına uğradıklarını belirtirken, Şiiler hakkında “dine hakaret et- tikleri” gerekçesiyle 25 Ocak devriminden bu yana açılan dava ve soruşturmalar da eleştiri konusu olmuştur.

Mısır’da azınlıkta bulunan Kıptiler, Şiiler ve Bahailer’in maruz kaldığı sistematik ihlallere karşı hükümetlerin etkin önlem alma konusunda yetersiz kaldığı sıklıkla insan hakları örgütleri tarafından dile getirilmektedir. Azınlık mensuplarının “dine hakaret ettikleri” gerekçesiyle hapis ve para cezasına çarptırılması uygulamasının yanı sıra 2014 Anayasası’nda semavi dinler dışındaki dinlerin tanınmayarak ibadet yeri açma izni verilmemesi de eleştirilmiştir.

Darbe yönetimi sırasında sadece azınlıklarla ilgili ihlaller yaşanmadı. Nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünni kesimi de kontrol altında tutmak isteyen hükümet, 2014 yılında çıkarılan 51 nolu Kanun ile din dersleri ve vaazları kontrol altına alınmıştır. El-Ezher veya Vakıflar Bakanlığından izin alınmaksızın ders ve vaaz veren kişilere ise 1 yıla kadar hapis ve 50 bin cüneyhe kadar para cezası verilmesi öngörülmüştür. Din özgürlüğünün açık bir ihlali olan ve farklı mezhep ve cemaatlerin toplumda kendisini ifade etmesini engelleyecek bu düzenleme ile hükümet, vaazlar aracılığı ile Müs- lüman kesim üzerinde propaganda faaliyetlerini yürütmeyi ve Müslüman Kardeşler gibi siyasi grupların çalışmalarını sekteye uğratmayı amaçlamaktadır.

Darbeyle birlikte Mısır’da basın ve ifade özgürlüğü de derinden etkilenmiştir. Nitekim Sisi’nin darbe açıklamasından hemen sonra üç İslami TV kanalının (Mısır 25, el-Nas ve el-Hafız TV) yayınları anında durdurulmuştur. Akabinde, ulusal ve uluslararası medya çalışanları cunta ve onun desteklediği milis güçlerinin saldırı ve baskılarına maruz kalmıştır.

Mısır’da darbe sonrası en çok hedef alınan medya kuruluşlarından birisi el-Cezire olmuştur. Darbenin başında dört gazetecisi tutuklanan el-Cezire’nin çeşitli yayın organlarının mensuplarına yönelik gözaltı, tutuklama, şiddet, tehdit, ekipmana el koyma, sınır dışı etme vb. yollarla baskılar gerçekleştirilmiştir. 16 Ağustos 2013 günü Ramses Meydanı’nda düzenlenen gösterilerde ise TRT muhabiri Metin Turan ve Anadolu Ajansı muhabiri Hiba Zekeriya tutuklanmıştır. Ayrıca TRT’nin Kahire bürosu polis tarafından basılmıştır.

Medya ve insan hakları savunucularına yönelik baskılar karşısında uluslarara-   sı kamuoyunun tepkisi hükümeti Eylül 2015’te geri adım atmaya zorlamıştır. Sisi, Cumhurbaşkanlığı yetkilerini kullanarak Kurban Bayramı vesilesiyle çoğunlukla insan hakları aktivistleri ve gazetecilerden oluşan 58 hükümlünün cezasını affetmiştir. Cezası affedilen hükümlülerin sayısı sınırlı kalmıştır. İktidarı uzun süre elde tutabilmek için medyanın bağımsız değil kendi güdümlerinde olması gerektiğini bilen darbe yönetimi medyayı çeşitli baskı yöntemleri ile kontrol altına almak iste- miştir.26 Televizyon yayıncılığını ve sosyal medya paylaşımları istihbarat birimleri tarafından kontrol edilmeye başlanmıştır. Yazılı medyadaki darbe karşıtı söylemleri de Sansür Komitesi takip etmeye başlamıştır. Ayrıca sosyal medya hesaplarından Sisi karşıtı paylaşım yapan birçok kişi tutuklanarak uzun süre cezaevinde tutulmuştur. Mısır’da darbe sonrasında medyanın vizyonu; darbenin meşrulaştırılması adına araç olarak kullanılmaktan öteye gidememiştir.

Ekonomik Reformlar

Mısır uzun yıllardır ekonomik sıkıntılar yaşayan bir ülkedir. Arap Bahar ve Darbe sonrası istikrarın sarsılması ekonomiyi iyice dar boğaza sürüklemiştir. 2016 raporlarına göre Mısır Merkez Bankası’ndaki döviz kuru ve döviz miktarı da azalmıştır. Merkez Bankası’nın yabancı yatırımcıların beklentilerini karşılayamaması Mısır’da yatırım yapmanın külfetini arttırmıştır. Bu durum ise General Motor gibi bazı önemli yabancı yatırımcıların ülkeyi terk etmesine sebep olmuştur. İhracat ve ithalatın istikrarsız seyri ve birbirine uzak rakamlardaki oranları, cari açığın artmasına sebep olmuştur. Mart 2016 verilerine göre Mısır’ın iç borcu 2,3 trilyon cüneyh, dış borcu ise 53,4 milyar dolar olmuştur. İç borçlanma devletin bankalara, sosyal sigortalar kurumuna, şirketlere veya bazı kişilere borçlanması şeklinde gerçekleşmiştir. Darbe yönetimi, iç borçlarına parayı kurumlar arasında devir daim ettirerek geçici çözüm- ler sunmuştur. Ancak borçlarla ilgili kalıcı bir çözüm geliştirilememiştir.

El Sisi, bir dizi ekonomik reform başlatmıştır. Bu reformlarla ülke ekonomisinin kötü gidişatının önüne geçilmek istenmiştir. Ancak bu reformlar fiyatların yüksel- mesine neden olmuştur. Sisi Süveyş Kanalı’nın genişletilmesi ve yeni başkent imarı gibi devasa inşaat projeleri başlatmıştır. Süveyş kanalının genişletilmesi projesinin tamamlanmasıyla kanal kapasitesi 49 gemiden 97 gemiye çıkacak ve Mısır ekonomisinin yıllık gelirini 100 milyar dolara çıkaracağı tahmin edilmiştir. Henüz ülke ekonomisinde somut bir gelişme görülmese de Sisi yandaşlarına göre bu adımlar sayesinde Mısır gözle görülür bir biçimde ilerliyor. Çünkü onlara göre ülkenin ba- şında bir politikacı değil, verdiği sözü tutan bir iş bitirici var.

Batı dünyası Sisi’nin başlattığı ekonomik reform sürecine önemli destek vermiştir. Örneğin Sisi bir açıklamasında, ekonomik reform sürecinde Almanya’nın Mısır’a verdiği destekten övgüyle bahsetmiştir. Bu durum Sisi karşıtlarınca darbe yönetiminin meşrulaştırılması için atılan adımlar olarak nitelendirilmiştir. Reform- ların başlamasıyla enflasyon oranı yükselmiştir. Merkez Bankası Haziran 2016’da faiz oranını 100 puan attırmıştır. Bu ise ürün ve hizmet fiyatlarına yansımıştır. Örneğin Mısır Elektrik fiyatları Eylül 2016’da %45 oranında artmıştır.33 Reformlar vatandaşları derinden etkilemiştir. Nitekim Sisi bir açıklamasında bu durumu dile getirerek, ekonomik reformların cesaret gerektiren, Mısır tarihinde alınan en zor kararlar olduğunu, vatandaşların bu süreçte yükü omuzladığı ve sabırla reformlara katlandığı için teşekkür ettiğini dile getirmiştir.

Sonuç

Uzun yıllar devlet yönetiminde söz sahibi olmasıyla birlikte Mısır Ordusu, ülke ekonomisi için önemli bir güçtür. Dolayısıyla devrim sonrası geçiş sürecinde ordu yönetimi sivillere devretmek istememiştir. Ordu 1 Temmuz 2013’te yaşanan olayları bir fırsat bilerek tekrar yönetimi güçlü bir şekilde ele almıştır.

İster 25 Ocak 2011 devrimi, isterse 3 Temmuz 2013 darbesi ve sonrasında yaşanan katliamlar ve insan hakları ihlalleri sadece Mısır’da değil dünyanın diğer coğ- rafyalarında çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu toplumlar üzerinde  büyük bir etki oluşturmuştur. Ne var ki 2011 yılından beri yaşanan trajediler azalmamıştır. Darbe sonrası ilk iki yılda 3 binden fazla gösterici öldürülmüştür. 15 binin üzerinde insan yaralanmıştır. 40 binden fazla insan tutuklanmıştır. Bu trajediye rağmen Sisi, darbe destekçileri tarafından kahraman olarak lanse edilmiş ve darbenin sorunların çözümü değil kökeni olduğu gerçeği göz ardı edilmiştir.
Yukarıda bahsi geçen küresel güçlerin yanı sıra bazı bölge ülkelerinin darbeyi desteklemesi Sisi’nin elini güçlendirmiştir. Darbe sonrası gerçekleşen insan hakları ihlallerinin uluslararası insan hakları örgütleri tarafından yeterli ölçüde takip edil- memesi darbe yönetimine hareket serbestisi sağlamıştır.


Kaynakça

Al Ahram, Abdülfettah es-Sisi Raisen Limasr, http://www.ahram.org.eg/NewsQ/291625. aspx, 26.11.2018.
Arabic cnn, Essisi Yuşidu Bişşab Elmasri, https://arabic.cnn.com/business/artic- le/2018/12/12/sisi-praises-egyptian-people-bear-burdens-steps-bold-economic, 20.12.2018.
Arabic Reuters, Eham Elkararat ve Ettatavvurat Eliktisadiyye Fi Mısır Tahta Hükm Essisi, https://ara.reuters.com/article/businessNews/idARAKBN1F90AH, 20.12.2018.
Dw, Abdulfettah el Sisi kim?, https://p.dw.com/p/2v7Wa, 26.11.2018.
Edip, İmaduddin, Malumat Cedide An Neşet El Sisi ve Mesiratuhu, https://arabic.rt.com/ middle_east/930499-%D9%85%D8%B9%D9%84%D9%88%D9%85%D8%A7%D8%AA-%- D8%AC%D8%AF%D9%8A%D8%AF%D8%A9-%D8%B9%D9%86-%D9%86%D8%B4%- D8%A3%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%8A%D8%B3%D9%8A-%D9%88%- D9%85%D8%B3%D9%8A%D8%B1%D8%AA%D9%87/#, 24.11.2018.
El Beyan Gazetesi, Elam El Evvel Lil  Sisi Ahd Elincazat, Sayı 12772, 07.07.2015.  El Misak Gazetesi, Şahsiyetani Dammarata El İhvan, Sayı 1673, 19.08.2013.
Elyevm, Muhammed, Essire Ezattiye Liabdülfettah Essisi,
https://misr5.com/55291/%D9%85%D8%B9%D9%84%D9%88%D9%85%D8%A7%- D8%AA-%D8%B9%D9%86-%D8%A7%D9%84%D8%B3%D9%8A%D8%B3%D9%8A/, 26.11.2018.
Fatima Rıza, Essisi: Nukaddir Eddam El Almani Libarnamec Elislah Eliktisadi Fi Mısır, https://www.elbalad.news/3551827, 24.11.2018.
Güçtürk, Yavuz, Devrimden Darbeye Mısır’da İnsan Hakları, SETA Raporu, I. Baskı, Tur- kuvaz Matbaacılık, İstanbul, 2016.
Neoldu, Abdulfettah el Sisi kimdir?, https://www.neoldu.com/abdulfettah-el-sisi-kim- dir-10947h.htm, 26.11.2018.
Sabah Gazetesi, Abdulfettah el Sisi kimdir?, https://www.sabah.com.tr/galeri/aktuel/ab- dulfettah-el-sisi-kimdir, 26.11.2018.
Sınmaz, Kadriye, Mısır Kriz Raporu 2016 Bir Darbenin Muhasebesi, İNSAMAR, Pelikan Yayınları, İstanbul, 2016.
Şeltut, Tarık Bilesma Tearraf Ala aşikka Errais Essisi, http://www.elmogaz.com/ node/329247, 26.11.2018.
Telci, İsmail Numan, Mısır 2015, Ortadoğu Yıllığı, Ortadoğu Araştırmalar Merkezi, Sa- karya 2015.
Time Türk, Abdülfettah es-Sisi, https://www.timeturk.com/abdulfettah-es-sisi/biyogra- fi-797380, 26.11.2018.
Tamer, C., 2017. Yemen’deki Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri Rekabeti ve İran. Erişim Tarihi: https://ankasam.org/yemende-suudi-arabistan-birlesik-arap-emirlikleri-reka- beti-ve-iran/
TRT Haber, 2015. Kral Selman’ın Oğluna Kritik Görev. Erişim Tarihi: 25.06.2018
TRT Haber, 2016. Kararlılık Fırtınası Operasyonu Hedefine Ulaştı. Erişim Tarihi: 25.04.2018. http://www.trthaber.com/haber/dunya/kararlilik-firtinasi-operasyonu-hedefi- ne-ulasti-256607.html
Tzu, S., 2009. Savaş Sanatı. Arya Yayıncılık, 160s, İstanbul.
Varlık, A. B., 2013. Askeri Tarih Felsefesinin Temel Sorunları. 21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi, 4, 145-170.
Yelseli, D., 2017. Suudi Arabistan’ın Yemen Müdahalesi ve Avrupa Birliği’nin Müdahaleye Bakışı, Yüksek Lisans Tezi, 83s, İstanbul.

Dr. Öğretim Üyesi Ziya Abbas kimdir?

Irak’ta Şii Merciliğinin Siyasi Rolü adlı teziyle 2012’de doktorasını tamamlamıştır. Uzmanlık alanı Ortadoğu, Siyasi tarih, Din ve Siyaset İlişkisi, Teopolitik, Şiilik ve Irak’tır. Halen Aksaray Üniversitesi İİBF, Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesidir.

Prof. Dr. Mehmet Şahin kimdir?

Polis Akademisi, Güvenlik Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesidir. Lisansını ODTÜ Tarih bölümünde, Yüksek Lisansını ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünde, Doktorasını ise Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. 13 yıl Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde çalıştı. Çeşitli düşünce kuruluşlarında danışmanlık ve yöneticilik yaptı. Üniversite dışında Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi’nde dersler verdi.
 

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi sayı: 7

banner53
Yorumlar (0)
26
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?