banner39

Almanya’nın “Irak Bölgesel Kürt Yönetimi” politikası

Almanya’nın Kürtlere olan ilgisinin ekonomik bir fırsatlar penceresi sunduğunu fark eden bölgede çeşitli etnik gruplardan gelen genç beyinler ise Alman kurumlarında çok dolgun maaşlara çalışmakta ve Almanların IBKY’daki dış politika hedeflerini gerçek-leştirmelerinin önünü açmaktadır.

Dübam 10.07.2018, 10:07 10.07.2018, 10:25
Almanya’nın “Irak Bölgesel Kürt Yönetimi” politikası

Dr. Bilal Çıplak

Ortadoğu denilince ekseriyetle akla Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) gelme-sine rağmen, ekonomik ve siyasi olarak Avrupa Birliği’nin lokomotif gücü olan Alman-ya’nın da Ortadoğu bölgesinde çok ciddi çalışmaları ve derin etkileri bulunmaktadır. Etnik temelde ise Almanya, özellikle bölgede dört ülkeye dağılmış olan Kürtlere ve “Irak Bölgesel Kürt Yönetimi”ne (IBKY) özel ilgi duymaktadır. Bu araştırmada Almanya’nın IBKY’ne olan ilgisi “siyasi ilişkiler”, “ekonomik ilişkiler”, “kurumsal ağ” ve “mülteciler” kategorileri çerçevesinde örneklerle incelenmiştir. Araştırmada özel-likle askeri gücü ile ön plana çıkan ABD ile karşılaştırıldığında Almanya’nın IBKY’de kurum oluşturmaya ve kurumsal alt yapıyı güçlendirmeye önem verdiği anlaşılmak-tadır. Almanya, GIZ gibi kendi devlet kurumlarını etkin bir şekilde araçsallaştırarak, insani yardım, teknik destek, danışmanlık ve askeri eğitim gibi konularda eğitim vere-rek IBKY’de çeşitli toplumsal gruplar ve bürokratlar ile iyi ilişkiler geliştirebilmektedir. Ayrıca, bu tür faaliyetler aracılığıyla, IBKY’de kapasiteli gençleri koopt ederek, kendi insan kaynaklarına katmakta ve bölgeyi onlar üzerinden dizayn etmeye çalışmaktadır. Almanya’nın Kürtlere olan ilgisinin ekonomik bir fırsatlar penceresi sunduğunu fark eden bölgede çeşitli etnik gruplardan gelen genç beyinler ise Alman kurumlarında çok dolgun maaşlara çalışmakta ve Almanların IBKY’daki dış politika hedeflerini gerçek-leştirmelerinin önünü açmaktadır. Araştırma yüz-yüze görüşmeler, web-sitesi tarama-ları ve ilgili literatür üzerine bina edilmiştir.

Giriş

Uluslararası sistemde hatırı sayılır bir gücü bulunan Almanya, sahip olduğu, ekono-mik, siyasi ve teknolojik güç ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Demokratik bir sisteme sahip olan Almanya, dış politika kararlarını uzun bir tartışma ve ölçme ve değerlen-dirme sürecinden sonra almakta ve bu kararların uygulama aşamasında oldukça siste-matik bir şekilde hareket etmektedir. Yani kurumsallaşma, Alman dış politikasının her alanında göze çarpmaktadır. Almanya’nın dış politika hedeflerine ulaşmak için kulla-nılan tüm stratejiler; Almanya’nın ülkesel güvenliğine, endüstriyel üretimine, Alman-ya’da üretilen mallar için pazar oluşturma ve genişletmeye ve son olarak Almanya’nın uluslararası arenada rekabet gücünü artırmaya hizmet etmektedir.

Kuzey Irak yaklaşımında Almanya, bir sistem temelinde ilişkilerini sürdürmektedir. Kurumsallaşma yoluyla inşa edilen ilişkilerin çok daha uzun mesafeli olacağının far-kında olarak, Kuzey Irak’ta gerek siyasi gerek ekonomik ve gerekse de sosyo-kültürel çalışmaları için güçlü bir kurumsal alt yapı oluşturmaktadır. Bu kurumlar sorunların proaktif çözümüne de katkıda bulunmaktadır. Kuzey Irak’taki Alman kurumlarında çok sayıda iyi eğitim almış Kürt genç koopt edilerek çalıştırılmaktadır. Almanya, bu gençlerin Kürtçe, Arapça ve Türkçe dil becerilerinden faydalandığı gibi, onların sosyal ağlarından, bölgedeki tecrübe ve görgülerinden ve uzmanlıklarından da faydalanmak-tadır. Almanya, bir taraftan yerel ile kurduğu olumlu ilişkiler yoluyla Kuzey Irak’ta bir güven ortamı oluştururken, diğer taraftan bu olumlu ilişkileri kullanarak IBKY üzerin-de çok ciddi bir siyasi etki meydana getirmektedir. Böylece Almanya, bölgede ekono - mik ve stratejik menfaatlerini muhafaza etmek için uygun bir ortam hazırlamaktadır.

Bu makale Almanya’nın “Irak Bölgesel Kürt Yönetimi” (IBKY) nezdindeki çalış-maları gözden geçirerek, Almanya’nın Kürtler üzerinde hangi araçları kullanarak nü-fuz oluşturduğu ve bu nüfuzun ne denli olduğunu açıklamaya çalışmaktadır. Makale, Alman-IBKY ilişkisini “siyasi ilişkiler”, “ekonomik ilişkiler”, “kurumsal ağlar” ve “mülteciler” olmak üzere dört kategoride incelemektedir.

Siyasi İlişkiler

Almanya ve Irak arasındaki ilişkilerin geçmişi, ülkenin kuruluş dönemine kadar uzanmaktadır. Amerika’nın Irak’ı işgalinden hemen sonra, Almanya’nın Ortadoğu’ya ve özellikle Irak’a olan ilgisi arttı. 1990-91 körfez savaşından sonra iki ülke çok sınırlı bir şekilde ilişkilerini devam ettirdi. Irak’ta ise özellikle Kürtlerin yoğun bir şekilde yaşadığı Kuzey Irak’a ilgi duymaktadır (Çil, 2010) . Ağustos 2004 tarihinde Almanya Irak’ta bir büyük elçilik açtı.1 2009’un ilk aylarında Almanya’nın Erbil’de bir başkonso-losluk binası açması, Almanya için Kuzey Irak’ın ve 2003 Irak müdahalesi sonucunda Almanya’ya göç eden Iraklı Kürtlerin ne denli önemli olduğunun da bir göstergesidir. Arap Baharı başladıktan sonra, Almanya ve IBKY arasında üst düzey temaslar yoğun-laştı (German Ministry of Foreign Afairs, 2018). Almanya IBKY’de işleyebilen siyasi ve ekonomik kurumların kurulabilmesi için IBKY makamlarına hem uzmanlık hem de finansal destek sağladı. Almanya Dış İşleri Bakanlığı sayfasında o dönemlerde Alman-ya’nın Kuzey Irak’a katkıları şu şekilde anlatılmaktadır:

“2003’te savaş başladıktan hemen sonra, Almanya yoğun bir şekilde Irak’a insani yardım tedarikinde bulundu ve o zamandan beri ülkenin ekonomisini ve siyasi kurumlarını yeniden kurmak için yardım etti. Hukukun üstünlüğü (özellikle mahkemeler), insan hakları, eğitim, mesleki eğitim, kültür ve mülteciler ve yerinden- edilmişlerin yeniden uyumlarının sağlanabilmesi için gerekli olan ekonomik ve yeniden-yapılandırma çalışmaları… Hepsinden daha önemlisi, Paris Kulüp Anlaşması çerçevesinde (Irak’ın) 4.7 milyar Avro değerindeki borcu silindi. 2500 den fazla Iraklı (mühendis, yargıç, diplomat, gazeteci, memur, vb.) kurslara katılım sağladı. Almanya Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kurumların sahadaki projelerini desteklemektedir.”

Almanya, IBKY’ya karşı olan ilgisini çok çeşitli yollarla ifade etmektedir. Bunu ya-parken de Almanya’nın tek amacı ekonomik menfaatlerine hizmet ederken siyasi ola-rak bölgede etkili olmaktır. Bu doğrultuda teknik destek, insani yardım, danışmanlık hizmeti, bürokratik alanda çeşitli eğitimler ve yerelde Kürt gençler ile çalışmak hatta başarılı Kürt gençlerini ilgili Alman kurumlarının uluslararası misyonlarında görev-lendirmek, Almanya’nın başvurduğu stratejiler olarak karşımıza çıkmaktadır. Alman-ya’nın en büyük havayolları firması olan Lufthansa, Bağdat uçuşlarını başlatmadan önce (Bağdat uçuşları Ekim 2010 itibariyle başlamıştır), “25 Nisan 2010’da Frank-furt’tan Erbil’e uçuşlar başlatması da Kürt bölgesine duyduğu ilginin boyutlarını göstermektedir” (Çil, 2010).

IBKY ise içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve güvenlik şartlarından dolayı Al-manya’nın bölgedeki etkinliğini teşvik etmiştir. Öncelikle, IBKY devlet olma hedefiyle hareket eden ve bu doğrultuda uluslararası destek arayan bir aktör olarak politik ge-liştirmektedir. İkincisi, Bölgesel Kürt yönetimi sık sık DEAŞ gibi terör unsurlarının saldırılarına maruz kalmıştır. Dahası, her ne kadar Amerika Birleşik Devletleri Kör-fez Savaşından itibaren, Kuzey Irak’ta Kürtlerin devletleşmeleri için kurumsal bir yapı oluşturmalarında onlara hem finansal hem de know- how desteği vermişse de Almanya gibi hem siyasi istikrarını uzun süre muhafaza etmiş hem de güçlü bir devlet geleneği, ekonomisi, teknolojisi ve uluslararası etkinliği olan bir ülkenin desteğine hayır deme-miş hatta bunu teşvik etmiştir.

Kuzey Irak ve Almanya ilişkileri uzun bir geçmişe sahiptir. Özellikle Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) için Almanya’nın çok özel bir yeri vardır. 1975’te Suriye’nin başkenti Şam’da kurulması karalaştırılan Kürdistan Yurtsever Birliği’nin kuruluş açık-laması, Berlin’de Celal Talabani ve Dr. Kemal Fuat’ın öncülüğünde yapıldı. Bundan dolayı KYB ve Almanya’nın ilişkileri uzun bir süreden beri devam etmekte ve 2002 yılından beri yine başta Berlin’de olmak üzere Almanya’nın çeşitli şehirlerinde temsil-cilikleri bulunmaktadır. Bu temsilcilikler yoluyla KYB Irak’ta ve Kuzey Irak’taki siya-si ve sosyal gelişmeleri duyurmakta ve Almanya’daki siyasi faaliyetlerini ve ilişkilerini sürdürmektedir. Bunun yanında Alman hükümetiyle görüşmeler yapıp Kürt Bölgesinin ihtiyaçlarına yönelik projeler sunmaktadırlar.

Almanya’nın Irak politikasının merkezinde Irak’taki siyasi yapının federe bir tarzda gelişmesi, siviller ile ilişkiler geliştirilerek sosyal hayatın sivilleşmesi, sağlıklı ve çalışan bir ekonomik yapının hayata geçirilmesi ve Irak’ın dünya pazarına entegre edilmesi bu-lunmaktadır. Bu hedeflere dikkatlice bakıldığında federe sistem üzerinden Almanya’nın Irak’taki çeşitli federe birimler üzerinde etkinliğini artırma hedefi, sivillerle iyi ilişkiler sonucunda Irak’taki sosyal yapıya nüfuz etmek istemesi ve güçlü bir ekonomik yapının oluşmasıyla Alman ürünlerini satın alabilecek güçte bir piyasanın ortaya çıkmasının hedeflendiği söylenebilir. Yani, bu politika iki tarafa da menfaat sağlayan bir politi-ka olarak IBKY tarafından algılanmaktadır. Bu çerçevede Almanya Irak’ın genelinde birçok faaliyette bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi Almanya’nın Erbil’de kurduğu Avrupa Yönetim Akademisi’dir. Bu akademi bünyesinde devlet kademesinde çalışacak personel yetiştirilmektedir. Almanya Dışişleri Bakanlığı (Auswaertiges Amt) ve Birleş-miş Milletlerin çatısı altındaki International Organisation for Migration (IOM) birlikte yürüttükleri programla 30.000’den fazla insana sürekli destekte bulunulmaktadır.

DEAŞ’in bölgesel bir tehlike olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, Almanya’nın IBKY’ne yönelik ilgisi daha da artmıştır. Aslında DEAŞ’in ortaya çıkması, Alman devletine Irak’ta stratejik bir varlık göstermesi için fırsatlar doğurmuştur. Angela Merkel’in Eylül 2014’te ülkesinin IBKY’ne askeri yardım ve silah göndereceğini beyan etmesi, Almanya’nın bu fırsatları değerlendirmek istemeye yönelik politikalarının net bir ifadesidir (Deutsche Welle Türkçe, 2014). Bu karar aynı zamanda Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonra-sında ilk defa bir silahlı çatışma bölgesine silah sevkiyatı gerçekleştirmesi anlamına gel-mektedir. 2016’dan beri Almanya’nın Kuzey Irak’ta bir askeri üssü bulunmaktadır.

Ekonomik İlişkiler

Son yıllarda Almanya ve IBKY arasındaki ticarette belli bir artışın ardından, Almanya’nın bölgeyle ithalat ve ihracatı durgunlaşmış ve Irak’taki belirsizlik nedeniyle ticari ilşkilerde bir gerileme meydana gelmiştir. Örneğin, 2014 yılında Irak’ın Alman-ya’ya ihracatı 1,1 Milyar Avro iken, Almanya’dan ithalatı ise 438 Milyon Avro civarında idi. 2015 yılında Irak’a yapılan ihracat yaklaşık olarak 1 Milyar Avro’ydu; bu da ticaret hacminde yüzde 12’lik bir düşüşe denk gelmektedir.2
Irak piyasasında Alman firma ve ürünleri için büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Almanya Federal Hükümeti için özel bir öncelik, mesleki eğitim sektörünü geliştirmek-tedir. Federal Hükümet ayrıca, Erbil ve Bağdat’ta bulunan Irak’taki Sanayi ve Ticaret için iki İrtibat Bürosuna (DAG) destek vermektedir. İki ülke arasındaki yakın ekonomik ilişkiler, Alman-Irak Ortak Ekonomik Komisyonu’nun iki yılda bir yapılan toplantıla-rına da yansımaktadır. İki ülkenin Ekonomi Bakanları eş-başkanlı bu toplantılarda iki taraf arasındaki işbirliği konusunu görüşmektedir (German Ministry of Foreign Afairs, 2018; Foreign & Europian Policy, 2017).

2003’te Amerika’nın Irak’a müdahalesi ile birlikte, Irak’ın genelinde her alanda yatı-rıma ve her çeşit ürüne ihtiyaç duyulmuştur. Nihayetinde Irak şehirleri savaştan sonra darmadağın olmuş, sınırlı sayıdaki üretim tesisleri zarar görmüş, yaşamak için en te-mel ihtiyaçlar sayılan gıda ve giyeceğe bile büyük bir ihtiyaç duyulmuştur. Ayrıca, ülke, silah üreten firmalar, özel güvenlik firmaları, danışmanlık ve yatırım firmaları için çok çekici hale gelmiştir. Daha doğrusu, ülkenin yeniden ayağa kaldırılması için dışarıdan büyük bir desteğe ihtiyaç duyulmuştur.

Irak’ta açılan bu ticari fırsatlar penceresi, birçok ülke tarafından kullanılmıştır. Özellikle Türk firmaları Irak’ta ve Kuzey Irak’ta büyük başarılara imza atmış, hatta piyasayı domine etmişlerdir. Bu rekabet ortamına Türkiye kadar güçlü giremeyen Al-manya da yarışa katılmıştır. Ancak Almanya, Kuzey Irak ile olan ilişkilerini kurumsal temellerde zamana yayarak geliştirmeye önem vermiştir. İnsani yardım, teknik destek, danışmanlık vesaire, Almanya için Irak piyasasında yer edinebilmek ve siyaseten Kürt-ler üzerinde nüfuz sahibi olabilmek için öncül adımlar olarak ortaya çıkmıştır. Zamana yayılan bu planlı çalışmalar, Kuzey Irak’ta işe yaramış ve daha sonra da anlatılacağı gibi Almanya’yı diğer ülkelerden daha farklı bir konuma taşımıştır. Ancak özellikle siyasi alanda Almanya IBKY ve Irak arasında bir denge gözetmiş ve IBKY’deki faaliyetlerinin Irak merkezi hükümeti tarafından tehdit olarak algılanmasını engellemek için elinden geleni yapmıştır.

Ancak Bağdat ve çevresinde mezhepsel ve siyasi çatışmaların sürmesi, savaş sonra-sında ekonomisi her geçen gün gelişen ve dinamik bir yapıya ve istikrarlı bir atmosfere sahip olan Kuzey Irak’ı, Irak’ın diğer bölgelerine oranla, yatırımcılar için daha cazip bir hale getirmiştir (Çil, 2010). Ülkede savaş koşullarının ve yatırıma elverişsiz ortamın devam etmesi, ilk yıllarda Irak’taki Alman yatırımlarının düşük bir seviyede kalmasına neden oldu. Buna karşın Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth3 2007’de Ku-zey Irak’a düzenlediği geziden sonra yaptığı açıklamada Almanya’nın bölgedeki ekonomik potansiyeli dikkate alması ve Kuzey Irak’a yatırım yapması gerektiğini vurguladı (Blaschke, 2007). O zamana kadar, Irak ve Kuzey Irak’ta çalışan Alman firmalarının sayısı az olmasına rağmen 2008 senesinin ortalarından itibaren Irak genelinde çatışma-ların azalması ve Alman hükümetinin de teşvikleriyle, önce Kuzey Irak’ta, daha sonra da Irak genelinde Alman firmalarının yatırımları artmaya başlamıştır (Çil, 2010).

Örneğin, 2008 yılında Almanya’nın en büyük firmalarından birisi olan ‘Siemens’, yaklaşık değeri 1,5 Milyar Avro olan elektrik santralleri ihalesini Irak Elektrik Bakanlı-ğı’ndan almıştır. Siemens yöneticisi olan Wolfgang Dehen bu ihalenin Siemens’in Orta-doğu’da aldığı en büyük ihalelerden biri olduğunu vurgulamıştır. Bu elektrik santralleri-nin Rumalia-Basra, Taza-Kerkük, Dibis-Kerkük Baiji ve Sadder-Bağdat’ta kurulması ile 2010 ve 2011 yılları içinde hizmete girmesiyle, Irak’ın içinde bulunduğu enerji ihtiyacı problemleri büyük ölçüde çözülmüştür (Çil, 2010). 2009 yılının Şubat ayında Kuzey Irak’la Almanya arasındaki ilişkilerin gelişmesine bağlı olarak Bağdat Büyükelçiliğine ek olarak Erbil’de de bir Alman Başkonsolosluğu kurulmuştur.4 Aslında bu hareketle Almanya, IBKY’ni Irak Merkezi yönetiminden ayrı gördüğünü göstermiştir. O dönem-de Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunan Frank-Walter Steinmeier Erbil’deki Alman Başkonsolosluğu açılışında bölge ekonomisinin çok hızlı geliştiğini ve Almanya’nın bu gelişimde pay sahibi olmak için yatırımlarına devam etmesi gerektiğini vurgulamıştır5.

Almanya, hali hazırda Irak’ta özellikle üç sektörde yoğun faaliyet göstermektedir. Bunlar inşaat, tarım ve sağlık sektörleridir. Irak’la olan ticari ilişkilerini geliştirmek ve düzenlemek için Almanya bir takım kurumlar kurmuş ya da görevlendirmiştir. Bun-lardan bir tanesi 2004 yılında kurulan ‘Wirtschafts platform Irak’tır.6 Alman yatı-rımcılarla Irak arasında köprü vazifesi görmekte olan bu kurum, tamamıyla Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilmektedir. Başlıca görevleri yatırımcılara Irak piyasasını tanıtmak ve genel olarak bölgede yatırım yapılacak sektörlerin durumu hak-kında bilgi vermektir. Ayrıca kurum, söz konusu sektörler hakkında ayrıntılı raporları, istatistikleri, güncel bilgileri ve haberleri, web-sayfası aracılığıyla ilgili paydaşlarla pay-laşmaktadır. Bunun yanı sıra, Irak’taki yönetim organlarıyla da bağlantı kurulmasına yardımcı olup, gelen yatırımcıların sorunlarıyla yakından ilgilenmektedir (Çil, 2010).

Yöneticiliklerini Dr. Clemens von Olfers (Bağdat) ve Volker Bildner’in (Erbil) yap-tıkları Alman Ekonomi Büroları, Irak’ta iş yapmak isteyen Alman firmalarıyla Irak’lı firmalar arasında bir köprü vazifesi görmekte ve aynı zamanda Almanya’da iş yapmak isteyen Irak firmalarına da bu konuda yardımcı olmaktadır. Irak pazarı hakkında ya-tırımcılara ayrıntılı bilgiler sunmakta ve Irak devlet kurumlarıyla olan yakın ilişkileri sayesinde de yine bölgede iş yapan firmalara kolaylıklar sağlamaktadır. Ayrıca sahip oldukları ağ sayesinde birçok sektörden firmaları bir araya getirerek ortak çalışma ve ticaret konularında tam bir köprü vazifesi görmektedir. Alman hükümeti, bakanlıkları aracılığıyla yatırımcılara Irak’ın güvenli ve gelişmekte olan bir ülke olduğunu ve Irak ekonomisinin ise istikrarlı ve kazanç getiren bir pazar olduğunu sürekli ilan etmektedir (Çil, 2010). Alman Endüstri ve Ticaret Odası’da (Deutsche Industrie-und Handel-skammer), Irak piyasası ile ilgili yoğun çalışmalar yapmakta ve Alman yatırımcıların Irak’taki sorunlarıyla yakından ilgilenmektedir. Almanlar, Türkiye’yi ise ekonomik açı-dan bölgedeki en önemli rakipleri arasında görmektedirler.

Kurumsal Ağlar

Almanya’nın, dış politika hedefleri doğrultusunda önemli gördüğü bölge ve ülke-lerde kurduğu kurumsal ağın 2009’dan itibaren IBKY’de de oluşturmaya başladığını görüyoruz. Almanya ve Kuzey Irak, eğitim alanında güçlü bir işbirliğinin içine girmiş bulunmaktadırlar. Her yıl 500 öğrenci, araştırmacı ve mezun, Alman Akademik De-ğişim Birimi (DAAD) tarafından Almanya’ya götürülerek, eğitimleri desteklemekte-dir. Ayrıca, DAAD aynı zamanda Irak ve Alman üniversiteleri arasında işbirliği ortamı oluşturmak ve güçlendirmek için çalışmalarda bulunmaktadır (German Ministry of Foreign Afairs, 2018). 2011’den beri DAAD’ın Erbil’de bir ofisi bulunmaktadır. Bunun yanında DAAD ve Irak Eğitim Bakanı Abid Thyab Al-Ajeeli arasında 19.02.2009 tari-hinde imzalanan bir anlaşmayla Almanya, Irak’ın stratejik akademik ortağı olarak ilan edilmiş ve bir Alman-Irak üniversitesi kurulması kararlaştırılmıştır7. 2009’da Erbil’de Alman başkonsolosluğunun açılması, IBKY’nın Almanya için ne denli önemli olduğu-nu göstermiştir.

Görüldüğü üzere Almanya, IBKY’yi bir ülke gibi değerlendirmekte ve mümkün olan her dış politika aracını kullanarak, Kuzey Irak’taki hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadır. Alman Arkeoloji Enstitüsü, Irak’ın kuzeyinde arkeolojik çalışmalar yapmaktadır. Tür-kiye’nin Yunus Emre Enstitüsü’nün Alman muadili Goethe Enstitüsü’nün de Erbil’de 2010 yılından itibaren bir ofisi bulunmakta (German Ministry of Foreign Afairs, 2018) ve Alman-Kürt yakınlaşmasını, Alman kültürünü Kürt bölgesinde yaygınlaştırarak sağ-lamaya çalışmaktadır. Irak’ta Almanca dilinde eğitim veren beş okul, Almanya’nın “Ge-lecek için İşbirliği İnsiyatifi Okulları” tarafından desteklenmektedir. “Erbil Alman Okulu” bu ağa 2010 yılında dahil oldu ve hali hazırda anasınıfından lise-son sınıfa kadar okulun 125 öğrencisi bulunmaktadır. BMZ ve GIZ ise Arap Baharı başladıktan hemen sonra IBKY’deki faaliyetlerini sıklaştırmış ve kalkınma ve insani yardım araçla-rıyla bölgede etkinliğini artırmıştır. Konrad Adenauer ve Frederch Albert gibi Alman vakıfları da IBKY’de sosyal, kültürel ve eğitimsel alanlarda GIZ ile işbirliği içinde faa-liyetlerde bulunmaktadır.

Mülteciler

Almanya, Ortadoğu’da devrimlerin yaşanması ve dinamiklerin değişmesiyle dış po-litikasını yeniden uyarlamış ve Ortadoğu’ya özel bir ilgi göstermeye başlamıştır. Arap baharı sonrası, Almanya iyi eğitim almış Suriyeli mültecileri kendi sistemine entegre etmek isterken, sosyo-ekonomik seviyesi düşük olan mültecileri Avrupa’nın, özellikle de Almanya’nın, dışında tutmak istemektedir. Almanya’nın uluslararası seviyede sahip olduğu güçlü ülke imajı, mülteciler için Almanya’ya göç etmeyi çok cazip hale getir-mektedir. Bu da Almanya’nın mültecileri Avrupa sınırlarının dışında tutmasını oldukça zor hale getirmektedir.

Örneğin 2017 yılında Gaziantep’te yaşayan Suriyeli sığınmacılar arasında yapılan bir araştırmada Almanya’ya göç etmek isteyen sığınmacılar % 26’lık bir oran ile en büyük grubu oluşturmakta, Almanya’nın ardından, İngiltere (% 15,47), İsveç (%14,09) ve Fransa (%10,19) gelmektedir. Sığınmacıların daha az oranlarla, yani %4-%2 seviye-lerinde göç etmek istedikleri diğer ülkelerin en önemlileri ise İtalya, İspanya, Norveç, Belçika ve Yunanistan’dan oluşmaktadır (Çıplak, Keser ve Erdurmaz, Nisan 2017).

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) 31 Ocak 2018 ta-rihli verilerine göre, Kuzey Irak’ta 247.000 Suriyeli (80.695 aile) mülteci yaşamaktadır. Bunların 91.883’ü kamplarda yaşarken, 155.496’sı ise kamp dışı yerleşim birimlerinde yaşamaktadır. Suriyeli mültecilerin büyük bir kısmı, Erbil (120.746), Duhok (86.792) ve Süleymaniye’de (23.042) bulunmaktadır. Sığınmacıların geri kalanı ise diğer yerleşim birimlerine dağılmışlardır. Her ne kadar resmi makamlarca doğrulanmasa da Kuzey Irak’ta yaşayan Suriyeli sığınmacıların büyük çoğunluğunun Kürt asıllı olduğu söylen-mektedir. Suriye’den Kuzey Irak’a Kürt sığınmacı akımı özellikle 2013 ve 2014 yılların-da The Guardian ve BBC gibi batılı yayın organları tarafından uluslar arası toplum ile paylaşılmıştı.8

Almanya, potansiyel sığınmacıların mümkünse Suriye’de fakat eğer ikinci bir ülke-de transit göçmen haline gelmişlerse de transit ülkede kalmalarını temin etmek için elinden geleni yapmaktadır.9 Almanya kurumları aracılığıyla, bu doğrultuda Suriyeli mültecilerin bulundukları ülkelerde kalifiye hale gelebilmeleri için bu ülkelerde ihtiyaç duyulan meslekler ile ilgili mesleki eğitim ve dil kursları vermektedir. Ayrıca, maddi yardımlar da bu amaca hizmet etmek için ihtiyaç sahiplerine dağıtılmaktadır. Almanya, Suriyeli sığınmacıların bulundukları ülkelere uyum sağlayabilmeleri için onların der-nekleşmelerini de desteklemekte, yeni kurulan derneklere kapasite gelişiminde bulu-nabilmeleri için fon ve teknik destek sağlamakta ve profesyonellik seviyesi daha yüksek olan Suriyeli derneklere de fon aktarımında bulunarak onların daha da güçlenmesini sağlamaktadır.

Mülteci konusunda faaliyetlerde bulunan Almanya Kalkınma Kurumuna bağlı ça-lışan GIZ gibi devlet kurumları, yerel dernekler, sığınmacıların kurduğu dernekler ve bulundukları ülke kurumları arasında bir mekanizma oluşturarak bir işbirliği ortamı ve mekanizması oluşturmaya çalışmaktadır. Böylece, sığınmacıların Almanya dışında tutulmaları sağlanmış olmakla birlikte, süreç içinde yerel dernekler, sığınmacıların kurduğu dernekler ve söz konusu devlet kurumları üzerinde de fon veren ülke hüviye-tiyle etkisini artırabilmekte ve kendi menfaati doğrultusunda bu aktörleri yönlendirme kapasitesi elde edebilmektedir. Hem Irak’ın kuzeyinde hem Türkiye’de hem de Yunanistan gibi sığınmacıların yoğun bir şekilde göç ettikleri Avrupa ülkelerinde durum böyledir. Ülke sınırını aşan ve birçok ülkeyi kapsayan faaliyetlerinden dolayı, Alman kurumları bulundukları bölgeler hakkında ciddi derecede uzmanlık geliştirerek Alman karar verme mekanizmalarına da yol göstermektedirler. Bu yardımlar ekonomik oldu-ğu kadar politik amaçlar da taşımaktadır.

GIZ, genellikle Sağlık Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı, Devlet Su İşleri, valilikler ve in-sani yardım komisyonlarıyla iş birliği içinde çalışmalar yapmaktadır. Eğitim alanındaki çalışmalarından bazıları; Üniversitelere Almanya’dan getirilen danışmanlar göndere-rek IBKY’nin eğitim sistemini geliştirme ve okullar inşa edip okul ihtiyaçlarını teda-rik etmede destek olmaktır. GIZ sağlık alanında da ciddi yatırımlara imza atmaktadır. Kuzey Irak’ta hastane inşası, medikal cihazların ve ilaçların temini, hastane personeli ve doktorların eğitimi ve maaşlarının karşılanması bu kapsamda verilebilecek güzel örneklerdir. Ayrıca, Almanya IBKY’de çeşitli tarım projeleri ile de ilgilenmektedir. Su kanalları ve kuyularının inşası ve toprağa dayalı üretimin teşviki bu kapsamda yapılan çalışmalardandır. Alman kurumları bu projeler ile mülteciler için bir geçim kayna-ğı oluşturmak yoluyla onların Avrupa’ya göç etmelerini engellemeyi hedeflemektedir. (Rasche, 2017)

Almanya’nın IBKY’de Suriyeli sığınmacılar konusunda yaptıklarını biraz daha aç-mak, Almanya’nın Kuzey Irak’taki faaliyetlerinin boyutunu göstermek için çok açık-layıcı olacaktır. Almanya sığınmacılara destek adı altında yapmış olduğu faaliyetler ile bölge üzerinde siyasi nüfuzunu artırmaktadır. Alman Dış İşleri Bakanlığı web sayfasın-da yapılan yardımlar şu şekilde anlatılmaktadır:

“Federal Hükümet krizler başladığından beri (2014-Aralık 2016) yaklaşık 273 milyon Avro tutarında mültecilere ve yerinden-edilmişlere insani yardımı da içe-ren destek çalışmaları için 713 milyon Avro sağladı. Buna ek olarak, IBKY’nin DEAŞ ile etkin bir şekilde savaşabilmesi için Federal Hükümet 31 Ağustos 2014’de IBKY’yi destekleme kararı aldı. Irak Merkezi Hükümeti ile koordinasyon içinde Federal Silahlı Güçleri Irak Kürt Bölgesi’nin silahlı güçlerini eğiten uluslararası eğitim gücüne katkıda bulunmaya devam etmektedir.”

Yukarıdaki paragrafta da açık bir şekilde görüldüğü gibi, insani yardım alanında ku-rulan ilişkiler, diğer alanlara da yansımaktadır. Almanya IBKY örneğinde de görüldüğü gibi insani yardımlar, DEAŞ karşıtı mücadele ile ilişkilendirilmektedir. Planlama, sağlık ve eğitim kapsamında bakanlıklar ile mülteciler konusunda da valilikler ile işbirliği yapılmaktadır.

Kasım 2014 den beri, Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı (BMZ) adına hareket eden GIZ (The Deutsche Gesellschaft für Internationale Zusammenar-beit) kamplarda alt yapı oluşturma çalışmaları yapmaktadır. 2015 yılına kadar BMZ Kuzey Irak’a 53 Milyon Avro aktarmıştır. Su, kanalizasyon, hijyen ve bakım onarım çalışmaları kapsamında çok sayıda mühendis eğitilmiş ve çok sayıda eleman işe alın-mıştır. Sadece 2016 yılı itibariyle GİZ tarafından 14 okul ve bir hastane inşa edilmiştir (GIZ, 2016).10 Buna ek olarak, GIZ 6 toplum merkezi inşaa etmiş, bu merkezlerde 20 bin kişiye hukuki danışmanlık vermiş, trauma geçiren hastalara destek sağlamış, okuma yazması olmayan kadınları eğitmiş ve psikolojik destek birimleri kurmuştur. Böylece yaklaşık 200 bin kişiye ulaşmıştır. Yerel hastane şartlarının iyileştirilmesi için GIZ tarafından sağlanılan destekler, mültecilere maddi destek, barınak desteği, meslek kursları imkanı ve güvenlik hizmetleri ise Almanya’nın Kuzey Irak’taki faaliyetlerinin başka bir ayağını oluşturmaktadır.

İnsani yardım, eğitim ve sağlık alanlarında yapılan çalışmalar, bir ülkenin başka bir ülke içinde en ucuz yoldan en yüksek düzeyde etki oluşturmada kullanacağı yollar-dandır. Örneğin, 1800’lü ve 1900’lü yıllarda Amerika Osmanlı toprağında çok sayıda misyoner okulu ve hastaneleri açtırmış ve bu yol ile Osmanlı tebaası üzerinde etki oluş-turarak hem Osmanlı üzerinde söz sahibi olmuş hem de ürettiği mallar için bir piyasa oluşturmuştur (Örnek, 2015; Güler, 2015). En nihayetinde o dönemlerde bir misyoner ailenin masrafı 1000 dolar civarında iken bir savaş gemisinin maliyeti 80 bin dolar ci-varındadır ve bir misyoner ailesinin oluşturduğu etki çok daha fazladır (Güler, 2015). Misyoner Amerikalı doktor tarafından iyileştirilen bir hastanın ailesi yada Amerikalı bir öğretmen tarafından başarılı bir şekilde yetiştirilen bir öğrencinin ailesi, bir misyon doğrultusunda hareket eden bu tür insanların etkilerine çok daha açık hale gelmiş-lerdir (Güler, 2015). Açık bir şekilde görülmektedir ki Amerikan misyonerlerin nüfuz oluşturma konusunda kullandıkları teknikler, günümüz itibariyle daha profesyonel bir şekilde devlet kurumları tarafından kullanılmakta ve çalıştıkları alanlarda oldukça cid-di bir etki oluşturabilmektedir.

GIZ’de çalışan ancak isminin verilmesini istemeyen bir yetkilinin açıklamaları, yu-karıdaki bahsi geçen faaliyetler yoluyla Almanya’nın IBKY üzerinde oluşturmuş olduğu nüfuzu net bir şekilde göstermektedir:

“Almanya’nın Kuzey Irak üzerinde muazzam bir etkisi var. Amerikalılar IBKY’ye daha fazla fon aktarımında bulunuyor. Güvenlik konusunda daha önemli çalışmaları var. Devlet kurumlarının birçoğunun temelleri körfez savaşının er-tesinde Amerikalılar tarafından oluşturulmuş. Ancak Kürtler Almanya’ya daha çok güveniyor. Çünkü Almanya onlara her istediğini veriyor. Örneğin geçen gün Duhok Valiliği’nde halledilmesi gereken bir iş vardı. Bir GIZ çalışanı dosyayı onaylatmak için valiliğe gitti. Üst düzey valilik yetkilisi dosyanın GIZ’den geldi-ğini görünce hiç kontrol etmeden onayladı. Bahse-konu GIZ elemanı bu durum karşısında şaşkınlığını saklayamamış ve kontrol etmeyecek misiniz diye sormuş. Çalışan da Amerikan yada İngiliz dosyası olsa control ederdim ancak Alman baş-vurusunu kontrol etmeye gerek yok demiş.11”

Sonuç olarak, Alman kurumları yerel, bölgesel ve uluslar arası kurumlarla geliş-tirdiği işbirliği çerçevesinde Kuzey Irak’ta birçok proje gerçekleştirmekte, bu projeler yoluyla IBKY kurumları ile sosyal ağlar oluşturmakta ve güven tesis etmekte, böylece Alman devletinin bölgedeki nüfuzunu artırmaktadır.

Sonuç

Almanya, Avrupa Birliği içinde sahip olduğu etkin siyasi ve ekonomik konumla ye-niden yapılanan Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IBKY) için büyük bir önem teşkil etmek-tedir. Bundan dolayı IBKY, Almanya ile olan ilişkilerine ayrı bir önem vermektedir. IBKY, Avrupa’da hem siyasal hem de ekonomik konularda destek arayışı içindedir ve bu ilişkiler üzerinden uluslararası alanda IBKY’nin meşruiyet kazanması için mücadele vermektedir. IBKY’nin bu doğrultudaki arayışları bölgede özellikle küresel ve bölgesel güçler için bir fırsatlar penceresi sunmakta ve Almanya bu fırsatları ciddi bir ölçüde değerlendirmektedir.

Almanya’nın IBKY’deki menfaatleri nettir: Siyasi nüfuz elde etmek, Alman ürünleri için yeni pazarlar oluşturmak ve mültecilerin Almanya’ya gelmelerini engellemektir. Bu doğrultuda Almanya, çok sayıda strateji geliştirmekte ve tüm kurumsal imkanlarını seferber etmektedir. BMZ, GIZ, ticari temsilcilikler, konsolosluk ve elçilikler, okullar, kültür merkezleri, bakanlık temsilcilikleri, Alman firmaları, vakıflar ve dernekler Al-manya’nın IBKY’de nüfuzunu artırmak için araçsallaştırdığı kurumlar olarak ön plana çıkmaktadır. Almanya, bu kurumlar aracılığıyla çok sayıda proje fonlamakta, burs ver-mekte, tarım, eğitim, ticaret, siyaset, bürokrasi ve kültür alanlarında etkinliğini her ge-çen gün daha da artırmaktadır. Almanya, projeler yoluyla 100 binlerce insana ulaşma-sının yanı sıra, kurumlarında başarılı Kürt gençlerini görevlendirme yoluyla, onların bilgi, birikim, tecrübe ve sosyal ve profesyonel ağlarından faydalanmaktadır. Hatta her ne kadar elimizde net bir sayı bulunmasa da Almanya’nın uluslararası misyonlarında çalışan çok sayıda Kürt genci bulunmaktadır. Sonuç olarak, Almanya IBKY’de ciddi bir nüfuz alanı inşa etmiş ve bu ilişkileri daha bir üst seviyeye çıkarmak için oldukça sistematik ve hiçbir sektörü ihmal etmeden IBKY’de yoluna devam etmektedir.

Dr. Bilal Çıplak kimdir?

Ankara Gazi Üniversitesi’nde

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde lisans eğitimini tamamladıktan sonra Amerika’da

Kent State University’de Adalet

Çalışmaları bölümünde 2009’da masterını tamamladı. Yüksek lisans eğitimi sırasında Şiddeti Engelleme Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı ve suç, göç, suç teorileri, çocuk suçluluğu, adalet mekanizma ve kurumları üzerinde uzmanlık geliştirdi.

Kaynak: Bilimevi Dış Politika Dergisi, Sayı: 4

banner53
Yorumlar (0)
11
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?